Depresyon günümüz zorlanan insanının en yaygın ruhsal sorunudur.
Depresyon duygusal tepkinin ve yoğunluğunun beklenenden fazla olduğu, kendine özgü belirtileri olan, ciddi ve ciddiye alınması gereken, tedavi edilmezse aylarca hatta yıllarca sürebilen bir hastalıktır. Depresyon en sık görülen, ruhsal bozukluktur. Türkiye'de yapılan çalışmalarda yetişkinlerin %15-20'sinin yaşamlarının herhangi bir döneminde depresyona girebileceği ve psikiyatrik komplikasyonların %75'ini depresyonlu hastaların oluşturduğu bulunmuştur.
Klinik düzeydeki depresyon herkesin zaman zaman yaşayabildiği üzüntü, hayal kırıklığı, yas duygularından farklıdır ve hem tanısı hem de tedavisi için profesyonel yardım almak gereklidir. Bir kaç gün süren depresif ruh hali, günlük yaşamın normal bir parçası olup endişelenmeyi gerektirmez. Bu duygulara genelde depresyon denmesine rağmen, klinik depresyon olarak kabul edilemezler çünkü semptomlar görece daha hafif ve kısa sürelidir. Gündelik yaşam içerisinde karşılaştığımız çeşitli durumlar üzüntü, çaresizlik, gerginlik duymamıza neden olabilir. Gelişmeler olumlu yönde olmaya başladıkça düzelme gösterirler.
Klinik düzeyde depresyon yaşayan bir kişi ise duygu durum, düşünce, davranış, aktivite ve kendini algılamada belirgin değişimler yaşar. Depresif bir kişi karar vermede zorlanır, gündelik aktiviteleri yapmak için fazladan çaba harcamak zorunda kalır, kendini yorgun, bitkin ve enerjisiz hisseder. Her şey giderek daha zor gelmeye başlar, iştah ve uykuda belirgin değişimler olur, ağlamalar ve tahammülsüzlük görülür.
Burada dikkat edilmesi gereken konu, depresyonun önemli bir sağlık sorunu olduğu ve zayıflık olarak algılanmaması gerektiğidir. Depresyon herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Ama en sıklıkla 24-40 yaşları arasında görülür. Her 4 kadından biri ve her 10 erkekten biri hayatlarının bir döneminde depresyon geçirirler. İntihar riski sağlıklı topluma göre 30 kat fazladır. Depresyon yaygın oluşunun yanı sıra, yol açtığı yeti yitimi ve riskler nedeniyle de önem taşımaktadır. Depresyondaki kişilerde sağlık harcamaları ve işten uzaklaşma daha yüksektir. Yaşam kalitesi ileri düzeyde bozulabilir. Depresyonlu hastalarda iş görmezlik, sağlıklı bireylerden 5 kat fazladır.
Depresyon genel olarak biyolojik, genetik ve psikolojik faktörlerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Son dönemde yaşanan bir kayıp, temel yaşam değişiklikleri, maddi zorluklar, yas duyguları, sosyal ve ilişki problemleri, boşanma ve diğer yaşam stresleri depresif epizodun şiddetini arttırır ya da nedenini oluşturabilir. Kadınlarda depresyon bebek doğumu ile ilgili olabilir (doğum sonrası depresyonu). Bazıları için hissettikleri durumun, görülebilir bir nedeni yoktur. Depresyonu harekete geçiren durum ne olursa olsun hiçbir olay, depresyonun hafife alınmasını gerektirmez. Yapılan bazı araştırmalar uyuşturucu ve alkol kullanımının depresyona yol açtığını göstermektedir. Alkol ve uyuşturucular depresyonu maskeleyerek, sorunun daha da kötüleşmesine yol açarlar ve tedavi sürecini geciktirirler. Tüm depresif durumların tedavi edilebilir olduğunu hatırlamak çok önemlidir.
Depresyon üstesinden gelinebilir ve tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.
Depresyonun türü, hastalığın ağırlığına göre hafif, orta ve ağır tip olarak belirlenir. Bir hastada hafif bir depresyon olduğunda kendisindeki hastalık belirtilerinin sayısı azdır ve genel performansı sadece biraz azalmıştır. Diğer bir deyişle, kişi kendi işlerini normalden daha fazla çaba gerekse bile hiç olmazsa tek başına halledebilecek durumdadır. Oysa daha ağır depresyon tiplerinde çoğu zaman tüm belirtiler birden meydana gelebilir. Bu nedenle ağır bir depresyon, hastanın yaşamını çok olumsuz bir şekilde etkiler. Orta derece depresyonlar ise bu iki depresyon tipinin ortasındaki bir seviyeye sahiptir.
Depresyonu tetikleyebilen fiziksel hastalıklar; kanser, Parkinson hastalığı, kalp hastalığı, inme, Alzheimer hastalığı, artrit, diyabet ve fiziksel engellerdir. Kanserler, enfeksiyon hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, akciğer hastalıkları, merkezi sinir sistemi hastalıkları, romatolojik hastalıklar, travma, cerrahi komplikasyonlar ve organ kaybı olan hastalarda depresyon sık görülür. Ayrıca, bu hastalıkların tedavisinde kullanılan bir çok ilacın (tansiyon ilaçları, kortikosteroidler, doğum kontrol hapları, kanser, kalp hastalıkları ve tüberküloz tedavisinde kullanılan ilaçlar, vb) depresyon gelişimine neden olabileceği (farmakolojik depresyon) unutulmamalıdır.
Fiziksel hastalarda depresif hastalık tanısında yardımcı olabilecek belirti ve bulguları şöyle özetleyebiliriz
Depresif duygu durumu, üzüntü, karamsarlık
Zevk almada azalma
İştah değişikliği
Uyku düzensizliği
Enerji kaybı, bitkinlik
Huzursuzluk
Olumsuzlukları ve engellenmeleri felaketçi yorumlama
Konuşma, düşünme ve hareketlerde yavaşlama
Cinsel ilgi, istek ve etkinliklerde azalma
Sürekli kaygı
Karamsarlık, çaresizlik
Fonksiyonel bedensel yakınmalar
Başarısızlık ve cezalandırılma hissi
Depresyon riskinin arttığı durumlar
Daha önce geçirilmiş depresyon öyküsü
Ailede depresyon öyküsü, intihar girişimi
Alkol - madde kullanımı
Kadın olmak
Kronik fiziksel bir hastalık olması
Sosyal destek sistemlerinin yetersizliği
Yalnız yaşama
Başka bir psikiyatrik bozukluk olması
Zorlayıcı yaşam olayları
Zorlayıcı çocukluk dönemi
Erken dönemde anne kaybı
Fiziksel hastalıklarla birlikte görülen depresyon, önemli bir klinik durumdur. Genel popülasyonda majör depresyon görülme sıklığı %3.7 -6.7 iken, genel tıbbi hastalıkları olan hastalarda bu oran %10-14 olarak bulunmuştur.
Fiziksel hastalıklarda depresyon gelişim sıklığında etkili bir çok faktör vardır. Tıbbi hastalığın kendisi en başta gelen unsurdur. Kullanılan ilaçlar bir diğer etkendir. Hastalığa karşı psikolojik tepkiler bileşkesi önemlidir. Tıbbi hastalarda depresif semptom ve sendromlar yaygın olmakla birlikte, çoğunlukla tanınmazlar ya da tedaviye cevabını prognozu, fiziksel hastalığın seyrini, mortalite ve morbiditeyi olumsuz etkiler.
Tıbbi hastalıklarda ortaya çıkan depresyon, hastalığa tepki biçiminde ya da uyum güçlüğü şeklinde ortaya çıkan durumdan ya da normal üzüntü - matem tepkisinden niteliksel olarak farklıdır.
Çocuklar ve gençlerde depresyon tablolarında erişkinlerden farklı olarak aşırı bir tedirginlik ve huzursuzluk, öfke patlamaları, sabırsızlık, çabuk bıkma ve sıkılma, dikkat dağınıklığı, impulsivite, aşırı bir hareketlilik ve dışa dönüklük hali, düşünmeden çok sayıda amaçsız girişimde bulunmak ve kurallara karşı çıkma eğilimi ön planda olabilir. Bu nedenle ergenlerin okul ve aile yaşamlarında, arkadaş ilişkilerinde ortaya çıkabilecek sorunlara karşı uyanık olunmasında fayda vardır.
Tıpta sağlık sisteminde belirgin bir fiziksel hastalık olmadığı halde, fiziksel yakınmalarla hastanelere başvuran insanlar sıktır. Bu grup hastalar başlangıçta ruh sağlığı uzmanları dışındaki uzmanlara başvurur ve sıklıkla gereksiz tetkikler yapılır. Bu hastaların bir kısmı somatize-maskeli depresyondur. Kişi, ruhsal gereksinimini, çatışmalarını, beden dili ile algılıyor, yaşantılıyordur. Psikolojik gereksinim ya da duygusal çatışma beden dili ile ifade edilir.
Kişi kendisi ve dış dünya ile zihinsel-sözel değil beden dili ile ilişki kurmaktadır. Depresif duygulanımın beden dili ile ifadesinin ailesel ve kültüre özgü boyutları da vardır. Kişinin yetiştiği aile ortamında, aile içi ilişkilerde duygu ifadesi ketlenmiş ise, çatışmalarda beden dili kullanılmış ise, ileride depresyonun bedenselleşmesi daha sık olacaktır. Bu kişilerde muayene ve tetkiklerde bozukluk saptanmaz ancak çoğul organ sistemlerine ilişkin fiziksel yakınmalar vardır. Fiziksel hastalık olmadığı halde çökkünlük, karamsarlık ile birlikte başağrısı, bitkinlik, karında şişkinlik, bulantı, kaygı, yaygın değişken ağrılar, cinsel isteksizlik, çarpıntı, nefessizlik, baş dönmesi gibi işlevsel yakınmalar depresyon olasılığını düşündürmelidir.
Çalışmalar, çeşitli bedensel yakınmalarla hekime başvuran hastaların %20 ile %84'ü arasında değişen oranlarda, bu yakınmaları açıklayacak herhangi bir organik etkenin bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Bu gibi durumlarda yapılan muayene ve tetkiklerde hastanın yakınmalarını açıklayacak herhangi bir somut (objektif) bulgu saptanmaması, o kişinin hiçbir şeyi olmadığı anlamına gelmemelidir. Objektif olarak saptanmasa da hastanın "belirtileri" vardır. Belirtiler, sistemde bir değişiklik ya da sorun olduğunun işaretleridir. Yani normal işlevselliğin bozulmuş olduğunu gösterir.
Bedensel belirtilerin oluşmasında iç ve dış çevre, bu çevre içinde kurulmuş olan dengeler, bu dengelerin bozulmasına neden olabilecek iç ve dış etkenler (stres faktörleri), hali hazırda yaşanan ya da geçmişte yaşanmış olan travmatik olayların, sorunların (çocukluk aile sorunları, alkolik ebeveyn, aile uyumsuzluğu, evde ya da işte mevcut stresörler gibi) etkilerinin göz önünde bulundurulması gerekir. Hastalar, psikolojik ve insanlar arası ilişkide yaşadıkları sıkıntıları, tıbbi anlamda açıklanamayan somatik belirtiler şeklinde yaşantılar ve ifade ederler. Bedensel (somatik) belirtiler, kişinin bir tür kendini ifade etme aracı olarak kullanılabilir.
Fiziksel yakınmalarından söz eden bir hasta başka biçimde açıklayamadığı duygularını, iç çatışmalarını ya da içinde bulunduğu sosyal çevrede yaşamakta olduğu sorunları bu şekilde dile getiriyor olabilir. Belirtiler bir anlamda o kişinin "sözlüğü" ya da "sözcüsü" ya da "sözcüğü" ("sözleri") olarak algılanmalıdır. Açığa çıkardığı belirtilerle kendi iç bünyesinde ya da içinde yaşadığı ortamda bir sorun olduğu mesajını vermektedir.
DEPRESYONUN TEDAVİSİ
Eğer depresif durumla bağlantılı belirtiler gündelik yaşamınızı, rutininizi belirgin olarak etkiliyorsa profesyonel yardım almanız gerekmektedir. Depresyonun tedavisi için oldukça etkili tedavi yöntemleri vardır. Depresif durumların bir çoğu psikoterapi, ilaç tedavisi ya da ikisinin birleşimi ile başarılı olarak tedavi edilebilir. Bazı depresyon türleri mevsimsel döngü seyreder ve mutlaka tedavi gerektirirler.
Doktor her hastaya uygun tedavi şeklini birçok faktöre dayanarak seçecektir. Depresyon tedavisi hastalığınızın ciddiyeti, görülen semptomlar, hastalığınızın süresi, alınan diğer ilaçlar ve yaşam tarzınız göz önüne alarak yapılır. Depresyon ilaçları bağımlılık yapmazlar. Depresyon ilaçları mutlaka doktor tavsiyesiyle alınmalıdır. Antidepresan ilaçları birkaç hafta sonra etkilerini göstermeye başlar ve ilk günlerde sadece ilaçların yan etkileri hastaları rahatsız edebilir ama tedaviye devam etmek gerekir.
Eğer tedaviden dolayı normal aktivitelerde bir zorlanma hissediliyorsa doktora danışılmalıdır.
Eski antidepresanlarda sıkça görülen yan etkiler
Ağız kuruluğu,
Görme bozukluğu,
Kabızlık ve kilo alma.
Yeni antidepresanlarda görülen en yaygın yan etkiler
Mide bulantısı,
Baş ağrısı,
Uykusuzlık ve sersemlik.
Tedavinin birinci ayının sonunda hasta kendini daha iyi hissedecektir. Önemli olan tedaviye devam etmektir. Hasta kendini iyi hissetmeye başladıktan sonra eğer tedavi erken kesilirse yeniden eski depresif duruma dönüş olabilir ve bu açıdan tedaviyi yarım bırakmamak gerekir.
ÖNERİLER
İlaçlara ilave olarak düzgün beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve aile çevrenizden destek, tedaviyi olumlu etkileyecektir.
Bunlara ek olarak
Gereksiz müdahale, tetkik ve reçeteden kaçınmak,
Duygu ifadelerinin desteklenmesi,
Düşünce dilindeki yanlış genelleştirmeler, negatif yorumlar ele alınmalı,
Yeni ilgi ve uğraş, kendini ifade etme alanları sağlanması yararlı olur.
Daha aktif olmak,
Kendiniz, yaşamınız ve geleceğiniz ile ilgili düşünce biçiminizi gözden geçirmek,
Düşünceleri yeniden yapılandırmak ("Başka nasıl düşünebilirim?"),
Düşünce hatalarını yakalamaya çalışmak,
Depresyondan kurtulmak için yapılacak ilk şey günlük faaliyetleri attırmaktır. İkinci adım, yapmak istediğiniz şeyleri kaydedip, bununla ilgili günlük planlar yapmaktır.
Her akşam ertesi gün neler yapabileceğinizi düşünün.
Yapabileceklerinizin bir listesini hazırlayın.
Günün ilk saatleri için nispeten kolay şeyler planlayın.
Eğer bütün günü planlamak zor gelirse, günü parçalara bölün.
Planladığınız şeyler ne çok kolay, ne de çok zor olsun.
Planınızda hem hoşunuza gidecek işlere, hem de yapmak zorunda olduğunuz işlere yer verin. İkisini dengelemeye çalışın.
Şu günlerde yapmaktan hoşlandığınız hiçbir şey olmayabilir. Bu durumda eskiden yapmaktan zevk aldığınız işleri düşünün.
Sizi çok zorlayacak birden fazla işi aynı gün için planlamayın.
Kendinizi yüreklendirin.
Esnek olun.
Yedek faaliyetler planlayın.
Planlarınız uygulanabilir olsun.
Yaptıklarınızı gözden geçirin.
Sabırlı olun.
Düşünce biçimini gözden geçirmek önemlidir.
Olumsuz düşüncelerle mücadelede ilk adım, "nasıl düşündüğünüzü" ve bu düşüncelerin "duygularınızı nasıl etkilediğini" fark edebilmektir. Daha sonraki adım, daha gerçekçi ve alternatif düşünceler üretmeye çalışmaktır.
Olumsuz düşünceleri sorgulamayı öğrenmek önem taşır.
Düşüncenizi destekleyen kanıtlar var mı? Varsa neler?
Olaya farklı yönlerden bakmak mümkün mü? Farklı bakış açıları olabilir mi?
Düşünceler kendinizi nasıl hissetmenize yol açıyor? Sizi nasıl etkiliyor?
Bu düşüncem doğru mu, bunu destekleyen kanıtlar var mı?
Bu olaya farklı yönlerden bakmayı ihmal mi ediyorum?
Başka biri benzer bir durumda ne düşünürdü?
Kendimi iyi hissettiğim zamanlarda bu olaya nasıl bakardım?
Bu şekilde düşünmek bana yardımcı mı, yoksa engel mi oluyor?
Eğer depresyonda iseniz
Kişiliğinize, ilgi alanlarınıza yönelik uğraşılarınıza devam edin. Kendiniz için bir hobi geliştirin.
Yalnız kalmamaya, diğerleri ile iletişime özen gösterin.
Olumsuz düşüncelerinizin farkına varmaya çalışın. Gerçeğe uygunluğunu sınayın.
Alternatif düşünce tarzı geliştirmeye çalışın.
Kendinizi daha iyi hissetmeye başlayana kadar evlilik, iş ya da para konularında önemli kararlar vermekten kaçının.
Depresyonun bir hastalık olduğunu kabul edin, zayıflık ya da utanılacak bir durum olmadığını bilin ve bir uzmana danışın.
İKİ UÇLU DUYGUDURUM BOZUKLUĞU (Manik-depresif bozukluk)
Depresyonla birlikte duygudurum bozuklukları spektrumunda yer alan bir diğer bozukluk da İki uçlu duygudurum bozukluğu'dur. Toplumun en az %1'ini etkilemektedir. İki uçlu bozukluk, kadın ve erkekte benzer oranda görülür. Genellikle 30 yaşında ortaya çıkmakla birlikte, genç yaşlarda da başlayabildiğinden, ortalama başlama yaşı 30 yaşlarıdır. Kalıtımsal özelliği fazla olan bir bozukluktur.
Beyindeki bazı kimyasal maddelerin aktivitesinde artma ya da azalma ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Hastalık başlangıçta bazı üzücü yaşam olayları ile ilişkili olarak başlar gibi görülmektedir.
Hastalık, 4 çeşit hastalık tablosu (episod) ile ortaya çıkar. Yukarıda tarif edilen depresif epizod dışında, manik, hipomanik karma dönemler vardır. Manik dönem, aşırı neşe, hırçınlık, taşkınlık, kendine aşırı güvenme ve her şeyi en iyi bilir ve yapabilir olma hissi, aşırı hareketli ve aşırı konuşkan olma belirtileriyle ortaya çıkar. Diğer belirtiler ise, dikkat ve eskileri hatırlamanın artması, konsantre olamama, düşünce çağrışımının artması, yüksek sesle konuşma, fikirden fikire atlama, sonradan pişman olacağı bazı davranışları (çok para harcama, düşünmeden kadın-erkek ilişkilerine girme, riskli yatırım işlerine girme, aşırı alkol almaya başlama vb.) sonuçları düşünmeksizin yapma eğilimi, az uyuma, erken uyanma, cinsel istek artışıdır. Bunlara bazen ama her zaman değil, sesler duyma, hayaller görme, saçma düşünceler (örneğin kendinin ermiş, peygamber olduğunu düşünme ya da takip edildiği, kötülük yapılmaya çalışıldığı gibi) eklenebilir.
Hipomani dönemde yukarıda anlatılan belirtiler oldukça hafiftir. Karma episod ise, manik belirtilerin tam tersi olan depresif belirtilerle (yani hayattan zevk alamama, mutsuzluk, karamsarlık, umutsuzluk, suçluluk, yaşamak istememe, durgun ve suskun olma vb.) karışmış bir dönemin ortaya çıkmasını anlatır.
Manik dönem çeşitli ilaçlarla tam olarak tedavi edilebilir. Ancak, asıl önemli olan bu hastalığın tekrarlamasını engelleyip, o kişinin hayatını normal yaşamasını sağlayacak ilaçların bulunmuş olmasıdır. Dolayısıyla, eğer hasta ve ailesi doktorları ile çok düzenli bir tedavi ve kontrol işbirliğine girebilirse, o kişinin yaşamı kökten değişip, hastalığın ortadan kaldırıldığı bir sürece ulaşılabilir.
İ.Ü. Hasta Okulu Yayınları
|