İSLAM DİNİ AÇISINDAN SPOR VE HAPKİDO

Sporun insan hayatındaki yeri ve önemi bugün herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir ve sağlıklı bir yaşam için spor ve egzersiz yapmak zorunlu görülmektedir. Modern Tıp, fizik tedavi başta olmak üzere birçok hastalıklar için artık çeşitli egzersizleri ve spor yapmayı tavsiye etmektedir.
İslam Dini insan sağlığına gereken önemi en üst seviyede gösteren bir din olarak spor yapmayı teşvik etmiştir. “İnsanların iki büyük nimetin, sağlık ve boş vaktin kıymetini bilmediklerini” (Buhari) belirten Son Peygamber A.S., “kuvvetli mü’minin zayıf mü’minden hayırlı olduğunu” (Müslim, İbn Mace) söylemiş ve bunun yollarından biri olarak da sporla uğraşmayı tavsiye etmiştir.
İslam Dini’nin ilk kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda bugünkü ifadesiyle direk olarak spordan bahseden ayetler görememekteyiz. Ancak unutulmamalıdır ki, Kur’an çağlar üstü bir kitap olduğu için her şeyi bazen ayrıntılı olarak vermeyerek onları “küllî kaideler” (genel hükümler) çerçevesinde değerlendirmekte ve hükmünü o devirde yaşayan İslam bilginlerine bırakmaktadır. Bu çerçevede Kur’an’a baktığımızda, Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde spora son derece olumlu yaklaşıldığını söylememiz gereklidir. Kaldı ki, Kur’an’ın genel hükümlerinden hareket etmeye gerek kalmaksızın İslam’ın ikinci kaynağı olan Hz.Muhammed’in hadislerinde zaten sporla ilgili ayrıntılı bilgiler bulunduğunu ve sporun teşvik edildiğini görmekteyiz. Bu yüzden önce çok kısa olarak sporla ilgili Peygamber sözlerinin bazılarından söz edeceğiz.
Her şeyden önce şunu belirtmek gereklidir ki, bugün uğraştığımız spor dallarından birçoğu Hz.Muhammed zamanında mevcut değildi. Bunların hepsinin saadet çağında olmasını beklemek zaten haksızlık olur. Ancak kılıç, mızrak, ok gibi savaş aletlerinin kullanımı ile birlikte güreş, yüzme, atıcılık, binicilik ve koşu/atletizm Peygamber A.S. zamanında bilfiil yapılan sporlar arasındaydı. Bunlardan hareketle diğer spor dalları ve özellikle bizim uğraştığımız Hapkido ile diğer uzak doğu kökenli savaş/savunma sanatları hakkında fikir yürütmemiz mümkün olabilir. Bunun için öncelikle adı geçen spor dallarıyla ilgili çeşitli hadislerden kısa örnekler sunacağız. Her hadisin sonunda parantez içinde yazılan isimler ilgili hadisin geçtiği kaynak kitapları göstermektedir.
Hz.Muhammed, öncelikle çağının gereği olarak “atıcılık” ve “binicilik” üzerinde durmuş, “Atıcılık ve binicilik öğreniniz” (Tirmizi, Ebu Davud) emri ile her çağda Müslümanları bu iki spora teşvik etmiştir. Bunun yanında “Dikkat ediniz, kuvvet atmaktır” (Ebu Davud) buyurmak suretiyle atıcılık üzerinde ısrarla durmuştur. Kendi yaşadığı çağda kullanılan “atma aracı” “ok ve mızrak” olmasına rağmen bunların adını kullanmaksızın mutlak manada “atma” kelimesini tercih etmesi, bugün kullanılan tabanca, tüfek, top, roket, füze vb. savaş aletlerine işaret olabileceği gibi, bugün kullanılmayıp gelecekte keşfedilecek olanlarına da işaret olabilir. Şüphesiz bu husus İslam Peygamberi’nin ileri görüşlüğünü gösterdiği gibi İslam Dini’nin gelişmeci, yeniliklere açık ve her devre hitap eden özelliğini de ortaya koymaktadır. Bunun yanında buradan, Hz.Peygamber zamanında ve bugün yapılan sporların ötesinde gelecekte ortaya çıkarılacak her türlü faydalı spora bir teşvik olduğu anlamını çıkarmamız da mümkündür.
Hz.Muhammed’in teşvik ve tavsiye ettiği bir diğer spor çeşidi “güreş”tir. Sevgili Peygamberimizin bizzat kendisinin de devrinin yenilmez pehlivanı Rükâne b.Abdi Yezîd ile güreştiği ve üç defa üst üste onu yendiği bilinmektedir. Bu güreş sonucunda Rükâne, Hz.Peygamberin gücünün normal bir insan gücünün çok ötesinde olduğunu görerek böylelikle onun peygamber olduğunu anlamış ve Müslüman olmuştur. (Tirmizi). Bundan sonra da bazı genç sahabilerin, savaşa katılabilecek güçte olduklarını Hz.Peygambere ispat edebilmek için Rükâne’nin önünde güreş müsabakası yaptıklarını görmekteyiz. (Beyhaki). Sahabe-i Kiram’ın da güreş tuttukları görülmekte, hatta Hz.Peygamber’in amcası Hz.Hamza’nın, atalarımız tarafından er meydanlarında “Pehlivanların Piri” olarak anıldığı bilinmektedir.
Hz.Muhammed’in teşvik ettiği bir diğer spor çeşidi “koşu/atletizm”dir. “İki hedef arasında koşan kimsenin her adımına bir sevap olduğunu belirten” (Heysemi) Sevgili Peygamberimiz, bizzat kendisi sevgili eşi Hz.Ayşe annemiz ile koşu yarışı yapmıştır. Hatta bunlardan birincisinde yarışı Hz.Ayşe kazanmış, ikincisinde ise biraz şişmanlaması sebebiyle yarışı kaybedince Hz.Peygamber öncekinin rövanşını aldığını söylemiştir. (Ebu Davud, Beyhaki).
Hz.Peygamber bütün bu sporların yanında “yüzme”yi de öğütlemiştir. “Çocuklarınıza atıcılığı ve yüzmeyi öğretiniz” (Beyhaki) ve “Çocuğun babası üzerindeki hakkı, ona yazı yazmayı, yüzmeyi ve atıcılığı öğretmesidir” (Beyhaki) buyurmuştur.
Sevgili Peygamberimizin, “halk oyunları/folklor”a da izin verdiğini görüyoruz. Kendisi, şenlik yapan Habeşli çalgıcıları dinleyip oyuncularını seyrettiği gibi (Buhari, Müslim), Habeşlilerin mescitte oynamalarına ve sevgili eşi Hz.Ayşe annemizin de onları seyretmesine izin vermiştir. (Buhari).
Sevgili Peygamberimizin, bu sporların yanında, “Cennet kılıçların gölgesi altındadır” (Buhari, Müslim) hadisi ile Allah yolunda kötülüklere karşı mücadele edilmesini teşvik etmesinin yanında “eskrim” sporuna da bir işarette bulunduğunu söylememiz mümkündür. Zaten kılıç o devirdeki en önemli savaş aletlerinin başında bulunmaktaydı. Bugün de kılıç Hapkido, Aikido ve Kendo gibi birçok uzak doğu savaş sanatında kullanılmaktadır.
Hz.Muhammed’in bir diğer hadisinden de “halter”e işaret çıkarmamız mümkündür. Buna göre Hz.Peygamber bir gün, aralarında hangisinin daha kuvvetli olduğunu anlamak için büyük bir taşı yerden kaldırmaya çalışan bir gurup insanın yanından geçmiş ve onların bu davranışına engel olmamıştır. (M.Hamidullah, İslam Peygamberi, İst.1969, II.1142).
Görüldüğü gibi Hz.Peygamber, kendi devrindeki birçok sportif uygulamayı teşvik etmiş, bazılarını bizzat kendisi de yapmış ve buradan hareketle Ashabı da bunlarla meşgul olmuştur. Hz.Peygamber, kişinin kendisinin sporla meşgul olmasını istemesinin yanında çocuklarını da teşvik etmesini öğütlemiş ve örneğin, “Çocuğun babası üzerindeki hakkı, ona yazı yazmayı, yüzmeyi ve atıcılığı öğretmesidir” (Beyhaki) buyurmuştur.
Sevgili Peygamberimiz, sporu bu kadar fazla tavsiye ve teşvik etmesinin yanında daha sonra bırakılmasını ise hiç hoş karşılamamıştır. Nitekim “Bir kimse ok atmayı öğrenir de sonra terk ederse bizden değildir” (Müslim) buyurmuştur. Bu yüzden Ashab-ı Kiram’dan bazıları bu tehditten korktukları için ihtiyarlıklarında bile atış talimi yapmaya devam etmişlerdir. (Müslim).
Hz.Peygamber, sporun bedenî faydası yanında psikolojik faydasına da dikkat çekmiştir. “Sizden birinizin, kendisine gam ve keder bastığı zaman yayını kuşanıp kederini onunla dağıtmasından başka yapacağı bir şeyi yoktur” (Taberani) buyurmuştur. Yine, “Sizden biriniz oklarıyla oynamaktan (egzersiz yapmaktan) usanmasın” (Müslim) demiştir. Bugün Tıp uzmanları da hem maddi hem de psikolojik hastalıklar için spor ve egzersiz üzerinde önemle durmaktadırlar.
Kuran’ın bütünlüğü içerisindeki genel hükümlerinden ve yukarıda adı geçen hadis-i şeriflerden, İslam Dini’ne göre, insanlara zarar vermemek kaydıyla, maddi ve manevi açıdan faydalı her türlü sporun onaylanmasının ötesinde teşvik ve tavsiye edildiğini çıkarsamamız mümkündür. Buradan hareketle Uzak Doğu sporlarının ve savunma/savaş sanatlarının da onaylanarak teşvik ve tavsiye edildiğini söylememiz yanlış olmayacaktır. Uzak Doğu Savaş Sanatı ve Çağın Sevgi Sporu Hapkido’yu da bu çerçevede düşünmek gereklidir.
Demek ki İslam Dini açısından bir “beden ve ruh eğitimi tekniği” olarak bu sporlarla uğraşmak uygun görülmüş hatta övülmüştür. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir husus daha vardır ki, o da bu sporların dini ve felsefi boyutudur. Uzak Doğu sporlarının kendi oluştukları coğrafyanın dinini ve felsefesini yansıtmaları gayet doğaldır. İşte İslam açısından meselenin bedeni ve ruhi faydası yanında bir diğer püf noktası burasıdır. Burada önemli olan bu dînî ve felsefî unsurlardan hangilerinin bizim dinimize ve kültürümüze uygun olup olmadıklarının belirlenmesidir. Örneğin; Aikido’da olduğu gibi sporcuların birbirlerine karşı secdeye benzer bir ritüeli yerine getirmelerinin İslam Dini açısından doğru olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim Hapkido’da da bulunan bu ritüelin, Türkiye Hapkido Federasyonu Başkanı ve Dünya Hapkido Federasyonu Asbaşkanı Şükrü Kınataş Hoca’nın teklifiyle Dünya Hapkido Federasyonu tarafından Türkiye gibi Müslüman bir ülkede uygulanmamasına karar verilmesi memnuniyet vericidir. İşte bu noktada yapılması gereken beden ve ruh eğitimi ile ilgili bir teknik olarak bu sporların alınması, ancak İslam inancına, kültürüne ve felsefesine aykırı olan dini ve felsefi yönlerinin İslam anlayışına uyarlanmasıdır. Bu noktada İslam Tasavvufu’ndan istifade edilecek çok fazla ve çok önemli bir dînî ve kültürel malzemeye sahip bulunmaktayız. Şüphesiz bütün bu hususlar ayrı bir makalenin konusudur. İnşallah ona da “Uzak Doğu Sporlarının Dini ve Felsefi Boyutu” isimli makalemizle cevap vermeye çalışalım. Hoşça ve sağlıcakla kalınız...
Doç. Dr. Hidayet IŞIK