Alıç Forte, Ginseng Forte, Ginkgo Forte
Kapat!
Himalaya Tuzu: Astım, Alerji, Yüksek tansiyon, Diyabet; www.himalayatuzu.com.tr
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
Toplam 15 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Himalaya Tuzu: Astım, Alerji, Yüksek tansiyon, Diyabet; www.himalayatuzu.com.tr

  1. #1
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

    Standart Himalaya Tuzu: Astım, Alerji, Yüksek tansiyon, Diyabet; www.himalayatuzu.com.tr



    Himalaya Tuzu: Astım, Alerji, Yüksek tansiyon, Diyabet; Himalaya Tuzu Nedir ? | Himalaya tuzu, himalaya tuz lambaları, himalaya tuz mumluk, himalaya tuzu sipariş




    Himalaya tuzu, himalaya tuz lambaları, himalaya tuz mumluk, himalaya tuzu sipariş

    Günümüzde Modern Tıpta belli başlı bazı hastalıklarda Tuz kullanımı sınırlandırılmış ya da tamamen yasaklanmıştır. Bunun yerine GERÇEK HİMALAYA TUZLARI tavsiye edilmiştir.
    HİMALAYA TUZU ile sadece tuz ihtiyacının karşılanmasının yanı sıra

    Astım, Alerji, Yüksek tansiyon, Kabızlık; Diyabet; Bağışıklık sistemi hastalıkları,Mide ekşimesi, Mide ağrıları, Göğüs ağrısı, Bel ağrısı,Eklem ağrıları,Ankiloz spondilit (eklem yangıları), Migren, Kolit ağrısı, Romatizmalı dokulardaki ağrı, Hamilelerde mide bulantısı, Obezite, Gut, Böbrek taşı, Osteoporoz (Kemik erimesi), Alkol bağımlılığında, Sigara bağımlılığında, Egzama, Akne, sivilce, Sedef hastalığı,El ve ayaklardaki mantar hastalığı, Siğil, Soğuk algınlığı,Bronşit, Deri iltihaplanması,Epilepsi,KanserGibi hastalıklar içinde yardımcı şifa kaynağı olarak gösterilmiştir. Ve gerek tarihte gerekse günümüzde birçok hastalığın tedavisinde yardımcı ürün olarak kabul görmüştür.

    IŞIK SUYU’nun (doymuş Himalaya kristal tuzlu su çözeltisi) hazırlanışı
    IŞIK SUYU’nun (doymuş Himalaya kristal tuzlu su çözeltisi) hazırlanışı
    Bu işlem, hayatın kaynağı olan su ve tuzu birbirine kavuştururken, ‘iki’yi ‘bir’ yapma süreci ile onları onurlandırma işlemidir. Bir başka deyişle, kristal tuzdaki saklı ateşi (enerjiyi) suyun evrenine teslim törenidir.
    Hazırlanışı: Cam bir kavanoz içine yumurta büyüklüğünde Himalaya kristal tuzu konulur. Üzerine iki-üç bardak temiz içme suyu ilâve edilir. Bir müddet tuzun çözünmesi için beklenir. Çözeltinin doymuş hâle geldiği, dibinde bir miktar çözünmeden kalan tuzdan anlaşılabilir. Tuzun tamamı eridiyse, doymuş çözelti için biraz daha tuz ilâve edilmelidir. Bu stok çözeltiden yemek yaparken damak tadına göre gereken miktarda kullanılabilir. Vücudun kurumasına karşı kür olarak kullanıldığında, bir bardağa yarım çay kaşığı kadar ilâve edilerek başlanabilir. Yemekleden yarım saat kadar önce, yemek esnasında ve sonrasında olmak üzere günde ortalama 10 bardak kadar alınabilir. Kademeli olarak miktar arttırılabilir.
    Günlük su ihtiyacı: 30 ml / kg
    Günlük tuz ihtiyacı: 1.10-4 g / kg (yaklaşık 5-10 g arası)
    (Himalaya kristal tuzunun kullanımında metal kullanmayınız.)

    Tuzun dışında hiçbir şey tuzun yerini tutamaz
    Tuzun dışında hiçbir şey tuzun yerini tutamaz
    Yemeklerin yapımı sırasında damak tadı ve lezzet nedeni ile ilâve edildiği düşünülen tuz, esasında doğal bir vücût ihtiyacı ile konulmaktadır. Çünkü tuzun yerini tutabilecek hiçbir madde yoktur. Vücûdu oluşturan hücrelerin içi ve hücrelerarası ortam tuzlu sudur. Anne karnındaki bebek tuzlu su ortamında gelişir; çünkü hayat tuzlu sularda başlamıştır, eksikliğinde de biter.
    Saf su elektriği iletmez; tuzlu su ise vücûtdaki elektriğin üretilmesinden ve iletilmesinden sorumludur. Hücrenin içi ile dışı arasındaki farklı tuz konsantrasyonundan oluşan ozmotik basınç farkı ile de madde alışverişi sağlanır. Vücûda bağlanan serum veya göz-burun damlaları vb. gibi dışarıdan dâhil edilen sıvıların konsantrasyonları ‘izotonik’ denilen vücût hücre sıvısı konsantrasyonuna uygun olmalıdır. Hattâ, içilen suyun bile saf su olmaması gerekir. Çünkü saf su, vücûtdaki mineralleri çözüp uzaklaştırarak vücûdu güçsüz ve zâfiyet hâlinde bırakır. Benzer şekilde, rafine edilmiş, içindeki doğanın malı ve vücûdun ihtiyacı olan minerallerden arındırılmış sofra(!)-sanayi tuzu, sözde saf tuz, vücût için çok faydalı değildir; kurumanın başlıca sebeplerinden biridir.
    Bu bakımdan, 250 milyon yıl önce, yer kabuğunun tektonik hareketleri ile, iç denizlerin kuruyarak yüksek basınç altında sıkışıp yoğunlaşması ile kristallenmiş, içinde doğal minerallerin kolloidal biçimde dağılımı ile zenginleşmiş Himalaya kristal tuzu, vücût için en ideal tuzdur. Kaya ve deniz tuzu ile kristal tuz arasındaki fark, aynı karbon atomlarından yapılmış olmasına rağmen, yüksek basınç ve sıcaklıkta kristallenmiş olmasından dolayı elmas ile bu özelliklerden yoksun şekilde oluşan linyit (kömür) arasındaki farka benzer.

    Suyun dışında hiçbir şey suyun yerini tutamaz
    Suyun dışında hiçbir şey suyun yerini tutamaz
    Ne çay, ne kahve, ne boyalı meşrubatlar, ne de sunî meyva suları suyun yerine geçemez. Aksine, enerji dönüşümü ve atıklarının uzaklaştırılmasında vücûtdaki suyu tüketirler. Bu sıvılar, su yerine kullanılırsa, beyinin su ihtiyacını bildirme şekli olan susama duygusu engellenir. Zamanla enerji ihtiyacını bildirme güdüsü olan acıkma hissi ile susama hissi birbirine karışır ve susadıkça da yemek yeme arzusu doğar. Vücûdun su eksikliği bildirilemeyince, vücût kendine zarar verme pahasına (daha değerli addettiği organları için diğerlerini fedâ etmek gibi) başka yöntemlere başvurur. Bu yöntem, acımasızca, diğer hayatî organlardan suyun tedârik edilmesidir. Vücût, su kıtlığı çektiğinde kandaki suyu kullanırsa yüksek tansiyon, omurlardakini kullanırsa bel ve boyun fıtıkları, kemiklerdekini kullanırsa gut, artrit, romatizma, akciğerlerdekini kullanırsa astım, pankreastakini kullanırsa şeker, midedekini kullanırsa ülser hastalıklarını yaratır. Oluşabilecek hastalıkların sayısı bunlarla da sınırlı kalmayıp daha birçokları sayılabilir. Hücrelerin su eksikliğinde daha da fazla zorlanması, hücre içi katı enerji tüketiminin artmasına ve dolayısı ile normalinden hızlı bölünmesine ve bu tehlikeli gidişe tepki olarak da beyinin oksijen gönderimini kesmesine sebep olur. Oksijenin kesilmesi netîcesinde, hücrenin hayatiyetini devam ettirebilmek için ilkel, yâni oksijensiz-anaerobik solunumu tercih etmesi ile de kanserleşme denilen sürece girilmiş olur.
    Bütün bunlara sebep olan, suyu azalan motorun bir süre sonra hararet yapması, suyu azalan yemeğin bir süre sonra dibinin tutması misâli, suyu azalan vücûdun da bir süre sonra ‘kuruma’ denilen asitleşme sürecine girerek hastalık ortamına hazırlanmasıdır. Oluşan ‘sağlık ve hayat’ dengesinin dışındaki bu durumun adı hastalık değil kurumadır. O hâlde, Su hayat ise, susuzluk ölümdür.

    Hayatın Vazgeçilmez Kaynakları Su ve Tuz
    Hayatın Vazgeçilmez Kaynakları : Su ve Tuz
    Kadîm bilgeliklere göre, doğayı oluşturan dört ana unsur: toprak, su, ateş ve havadır. Tuz ise bu dört unsurun hepsini içerdiği için, eskiden beri kutsal bir sembol sayılmıştır.
    Doğadaki el değmemiş pınarlardan kaynayan ve gerekli bütün mineralleri bünyesinde bulunduran lezzetli, berrak, serin suların tazeliği ve şifa gücü, şehirlerde kullanılan işlenmiş sular ile kıyaslanamaz. Aynı şekilde, doğanın kendi bünyesinde, milyonlarca yıllık özümsenme yolu ile oluşturduğu tabiî tuz, şehir hayatında kullanılan işlenmiş sofra tuzu ile karşılaştırılamaz.
    Vücûdumuzun düzgün çalışabilmesi, kaslarımızın kasılması, beynimizdeki hücrelerin birbirleriyle haberleşebilmesi, kalbimizin atması ve diğer hayatî fonksiyonlarımız için su ve tuz dengesi şarttır. İnsan vücûdunun, günlük olarak, 5 gram’dan 15 gram’a kadar değişik miktarlardaki tuz tüketimine uyum sağlayabildiği söylenmektedir. Ancak bir ortalama vermek gerekirse 70 kg’lık bir kişinin günde 7 gram kadar tuza ihtiyacı olduğu söylenebilir.
    Günümüzde, nüfusun büyük bir bölümü, çeşitli hastalıklar ile boğuşmaktadır. Hastalıklara karşı önleyici hekimlik olarak ‘dengeli beslenmek’ bir moda deyim olmasına rağmen, dengeli sulanmak veya dengeli tuzlanmak gibi kavramlar pek kullanılmamaktadır.
    Denizin ortasında kalan bir kişinin onca suya rağmen susuzluktan ölmesi çarpıcı bir örnektir. Yâni okyanusun suyu içilirse, susuzluğun giderilmesi bir yana, vücûtdaki suyu da emip uzaklaştırdığı için zamanından önce susuzluktan ölüme sebebiyet verir. Şehirlerde yaşayanlar, çeşitli boyalı meşrubatları, çayları, kahveleri içmek suretiyle, dolayısı ile vücûda suyun sahte girişi ile, benzer bir susuzluk ortamı şeklinde aynı durumu yaşayabilirler.

    Tuz Us yapar Us Ulu Us Yapar
    Tuz Us yapar, Us’da Ulu Us Yapar!
    Modern Toplum ambalajlı kimyasal, koruyucu maddeli ve rafine beslenme sistemi ile kendini her geçen gün biraz daha zehirlemektedir. Bu zehirlenme hücreleri asidik yani ekşi yapıya dönüştürür.
    Beslenme uzmanları, ayurveda, tamamlayıcı tıp bizi asidik yanı ekşiden alkaliye, yani tuzluya dönüştürmeye çalışır. Toksinleri (zehirleri) temizlemenin, yani asidik hücre yapısından alkalik yapiya geçmenin en kolay yolu, gerçek işlenmemiş tuz kullanmaktır. Tuzlar’ın en iyisi de kristal yapıda şeffaf, denizin içindeki mineralleri ve ışığı abzorbe edecek kadar sert olmalıdır. Himalaya Kristal kaya tuzu buna en iyi örnektir.
    Vücut için iletişimin kaynağı tuzlu sudur. Tuz olmadan vücud içi elektrik olmaz, hücreler arası elektrik olmadan, iletişim olmaz. Kısaca, Us yani akıl olmaz.
    • Su bilgidir, Tuz us dur.
    • Yaşam, hücre içi ve dışı Tuzlu suda gerçekleşir.
    • Tuz hayatın kaynağı, denizden gelir.
    • Hücre zarından kolaylıkla girebilidiği için, gerçek kristal
    Himalaya Tuzu vucudun mineral eksikliğini giderir.
    • Bütün yiyecekleri bozulmaktan ve çürümekten korur,
    tabiki hücreleri de korur.
    • Saf su elektriği iletmez, Tuzlu su iletir. Tuz olmadan vücudun
    elektrik sistemi çalışmaz. Yani düşünemez, kanuşamaz,
    kasları kullanamayız. Kısaca us’lu olamayız.
    • Sofra tuzu diye bilinen rafine edilmiş saf sodyum klorür, başka birşeydir.
    Vücudun doğal ihtiyacı olan hakiki kristal tuz başka birşeydir.
    • Kristal Himalaya tuzunun bağışıklık sistemini güçlendirme, vücut ısısını,
    suyunu dengeleme özelliği vardır.
    •İnsanın %75′i sudur. Geriye kalan kısmı da Hakıkı Tuz dur.
    • Tuzlu su kullanma ve tedavi metodlarını, sitemizde görebilir ve
    Kristal Himalaya tuzunu sipariş verebilirsiniz.
    Eğer vücudun % 75′i su ise geri kalanı nedir? Belki de bu sorunun yanıtı kimilerini şaşırtabilir. Aslında dikkatli bir okuyucu için bu sorunun yanıtı çoktan verilmiştir. Daha önce dedigimi gibi, canli hücre sivisi, yani stoplazma, deniz suyuyla, daha doğrusu, yaşam öncesi deniz suyuyla özdeş ise, vücudun geriye kalanını da tuz oluşturmaktadır. Biraz düşünüldüğü zaman bu yanıtın hiç şaşırtıcı olmadığını göreceksiniz. Neden? İnsan vücudunu da, üzerinde yaşadığımız gezegeni oluşturan elementler oluşturur. Başka bir deyimle insan vücudu, genel olarak canlı, dünyayı oluşturan elementlerden meydana gelmiştir. Proteinler, vitaminler, aminoasitler ya da enzimler, karmaşık molekül bağından başka bir şey degildir.
    Sadece insan vücudunun değil, bütün canlıların temel yapı malzemesi olan su ve tuz aynı zamanda her canlıda yaşamın sürekliliğini ve organizmanın doğal ve doğru çalışmasını sağlar.
    Bundan yüzyıl öncesine, Wilhelm Heinrich Schübler (1821-1898) ölüleri yakarak küllerini incelemiş ve yanan cesetlerden arta kalanın yalnızca tuz olduğunu ispatlamıştır.
    Tuz yaşamın oluşmasında ve sürekliliğinin korunmasında bu kadar önemli ise, o zaman tuz nedir? Belkide çoğumuz şimdiye kadar bu soruyu hiç sorma ihtiyaci bile duymamışızdır. Çünkü her insanın günlük tuz kullanımı o kadar azdır ki, miktar olarak yok denebilecek düzeydedir.
    Çoğumuz soframıza gelen tuzun, gerçek tuzla hiçbir ilişkisi olmadığının farkında bile değildir. Hatta yeni kuşak gerçek tuzun ne olduğunu, nasıl bir tadının olduğu nasıl oluştuğu bile bilmez. Çünkü soframıza gelen tuz gerçek tuz değildir.
    Peki, yıllardır soframızdan eksik olmayan tuz değilse nedir? Bunu anlayabilmek için önce tuzun nasıl oluştuğunu ve gerçek tuzun ne olduğunu ögrenelim.
    Doğada bulunan bütün tuzlar, denizlerin kurumasıyla, denizde bulunan minerallerin arkaya kalması sonucu oluşmuştur. Denizdeki bu minerallerin neler olduğunu ve ne miktarda olduğunu tahmin edebilmek o kadar zor değildir. Deniz suyunda, dünyada bulunan ve su ile çözülebilen bütün elementler vardır. Milyarlarca yıldır, yağmurlar aracılığıyla dünya yüzünde bulunan ve su ile çözülebilen bütün mineraller denizlere ulaşmıştır. Dolayısıyla tuz deyince, doğadaki hemen hemen bütün mineralleri içeren madde akla gelir. Tabii bu mineraller doğadaki temsil edildikleri miktarlar oranında da, deniz tuzunda vardır. Bu nedenle kimi elementler, sodyum ve klorür gibi deniz suyunda ve doğal olarak tuzda oldukça büyük miktarlarda temsil edilirken, kalium, kalsiyum, magnesyum gibi elementler miktar açısından daha azdır. Bunun yanında tuzda yaklaşık 84 element ve iz elementler mevcuttur.
    Soframızdaki yediğimiz tuzun tuz olmadığını söylerken şunu kastediyoruz. Endüstrileşme ile birlikte, özellikle ekonomik sebeplerden dolayı, en az 84 elemente sahip olan tuz, rafine edilerek sadece sodyum ve klorür elementine indirgenmiştir. Bu nedenle hemen hemen gerçek tuz elimizden alınarak yerine sodyum klorür (NaCl) ile degiştirilmiştir. Sodyum klorür ile gerçek doğal tuzun tatları aynı olmasa da birbirlerine oldukça yakındır. Bu nedenle tuzun rafine edilmesiyle elde edilen Sodyum Klorür kimse fark edememiştir.Bunun yanında, rafine edilmiş tuz, kaya tuzunun yanında olukça beyaz ve temiz göründüğü için, aynı zamanda da ucuz olduğu için, hemen herkes rafine edilmiş tuzu seçmiştir. Oysa tuz için tarihte savaşlar yapılmıştr. Altınla ölçülen tuz ile birçok ülkede askerlerin aylıkları ödenmiştir. Tuz tarihte bu kadar değerli ve pahaıi iken birden yok pahasına düşmüştür. Uğruna savaşlar yapılan tuz, durup dururken neden bu kadar ucuzlamıştır, yok fiyatına pazara sürülmüştür? Tuzun bu kadar ayaklar altına düşmesi hiç kimseye garip gelmemiştir.
    Aradan seneler geçti, dünya savaşları bitti, insanoğlu çağı deviren makineler icat etti, bilim hemen her alanda en parlak noktasına ulaşıi. Insanoğlunun bu başarılarının karşısında herkes mest olup kalırken, diğer taraftan da, dünyanın hemen her tarafında insanlar kitlesel olarak hastalanmaya başladi. Ve bilim toplumların kitlesel olara sağlıklarının bozulmasına karşı çaresiz olduğunu da inkardan gelemedi. Sağlık sistemlerinin çıkmazı bir ülkeyle kalmayıp dünyayı sardı.
    Toplumsal çıkmazın öncülüğünü tarihte her zaman sistemin dışında düşünmeyi becerebilen insanlar yapmıştır. Işte kitlelerin sağlığı durduk yerde bozulurken ve sisteme bağımlı geleneksel bilim de çaresizliğini itiraf edince, çözüm gene sistemin dışından gelmek zorunda kalmıştır. Yalnız çözümün bugünkü geleneksel sağlık sisteminin dışında gelmesi, bilimsel olmadığı anlamına gelmez. Aksine bugünkü sağlık sisteminde, sağliı sisteminde, sosyal ve ekonomik kaygılar o kadar büyük boyutlara ulaşmıştır ki, bilim de bu sistem içerisinden sadece toplumsal zenginliğinde ulaşmanın bir aracı hale gelmiştir. Bilim o kadar büyük bir çıkmazdadır ki, doğadaki çıplak gözle gözlemlenebilen en basit doğrular, en basit gerçekler bile geleneksel sağlik sistemi tarafından anlaşılamamakta, çoğunlulukla da inkardan gelinmektedir.
    Buna en basit örnek toplumun üzerine bir karabasan gibi çöken yüksek tansiyondur. Vücudun sahip oluğu su miktarını su ve tuz birlikte düzenlerler. Yaşlı insanlar bu sözü böyle ifade edemeseler bile, tuzun yaşam için önemini çok iyi bilirler. Hele ki çölde yaşayan halklar, tuzsuz çölde yaşamanın imkansız oldugu bilirler. Bugün hala daha, güney doğu Anadolu’da hayvanlara sistemli bir şekilde tuz verilir. Bu insanlar yaptıklarının bilimsel açıklamasını yapamazlar, ancak yaptıklarının ne kadar yaşamsal önemi olduğunu bilirler. Işte belki de okur yazar bile olmayan bu insanların yaşam karşısındaki bilgeliğini, geleneksel bilim, modernleşme adı altında inkardan gelmiştir. Dolayısıyla insandaki kan dolaşımının vücuttaki su miktarından derinden etkilediğini kavrayamazlar. Çünkü bilim her şeyden önce bir mantıksal değerler zinciridir. Eğer bu matematiksel mantık zincirinde halkanın bir koptu mu , diğer halkaların sebep sonuç ilişkisi de ortadan kalkar. Yani bilim temelini kaybettiğinden anlaşılmaz hale gelir.
    Bugün geleneksel sağlık sistemi, yüksek tansiyonlu insanlara, hem de büyük bir histeriyle tuzdan uzak durmalarını tembihlerler. Bu ateşin üzerine benzin dökmekle eş değerdedir. Işte sistemin bu bağnaz ve at gözlüklü çıkmazını, sadece pharma endüstrisinin kar hırsına bağlamak doğru değildir. Sağlık sisteminin bu çıkmazı, daha çok da insanın sosyal karakterinde aramak gerekir.
    “Yeni“ her zaman insana bir güvensizlik, bir korku verir. “Yeni“’ ye karşı toplumda da aynı güvensizlik ve korku olduğu için, yeniden yana olan, toplumda oldukça sert, sosyal ve ekonomik yaptırımlara uğrar. İşte bu nedenle büyük sosyal değişimler hep devrimlerle gerçekleşmek zorunda kalmıştır. İsa yeniyi söyledi, çarmıha gerdiler. Hz. Muhammed (sav) yeniyi söyledi, çöle sürdüler. Ama sonra dönüp çarmıha gerdiklerine, sürgüne gönderdiklerine tapınmaya başladılar.
    Daha sonra bu yenilikçi fikirlerin etrafında çıkar odakları toplanır, başka bir yeniye tahammül edemezler. İnsanin sosyal karakteri budur. Bugün geleneksel sağlık sistemi etrafında da bir çok çıkar grupları toplanmıştır. Bunların yeniye tahammül etmelerini beklemek boşuna olur.
    Bütün bunlar geleneksel bilimin birçok kazanımlarını, yeteneklerini inkar anlamına gelmiyor. Ancak her geçen gün geleneksel TIP, insanı iyileştirebilecek en doğal yolları terk edip, bütün çözümü ilaç sanayinin sundukları alternatiflerde aramaktadır. Bu yüzden geleneksel TIP çözümünden uzaklaşip, hatta insanı iyileştirmeyi bir yana bırakıp, insan sağlığını tehdit eden yöntemler kullanılmaktadır. Bu haliyle geleneksel TIP ilaç endüstrisinin bir uzvu haline dönüşmektedir. Eğer bilim kendini, endüstrinin kar hırsından kurtarabilir de bağımsız olarak araştırmalarını yapabilirse, tabii ki bilimin kazanımları ve yetenekleri daha da büyüyecektir. O zaman dünya bugünkünden daha sağlıklı ve daha barışçı olacaktır. Oysa insan sağlığının doğal yollardan geri kavuşturmanın tarihi hemen hemen insanlik tarihi kadar eskidir. Bunlar geleneksel TIP tarafından kocakarı ilacı olarak aşağılanmaktadır.
    Doğada tuz iki biçimde bulunmaktadır. Birincisi denizlerde çözülmüş halde, ikincisi, ise toprak altında kaya halinde. Dünyanın çeşitli yerlerinde kristal olarak görülen tuzları da önce kaya tuzu kategorisinde inceleyeceğiz, sonra kristal tuzla kaya tuzu arasındaki ayrımı anlatacağız.
    Kaya, özellikle kristal tuzların çoğunluğu, dünyanın evrimi sürecinde yaklaşik 230-250 milyon yıl önceki dünyanın evriminde “permian“ denilen dönemde oluşmuştur. Bu zamanda, dünya üzerinde sadece “pangea“ adı verilen, dört bir tarafı okyanuslarla çevrili bir kıta vardır. Dünya tarihi içerisinde bu kıta parçalanarak bugünkü yedi kıtanın oluşmasının yolunu açar.
    Bu parçalanmada, depremler, volkan püskürmeleri gibi büyük yer olayları olur. Kimi çukur yerleri deniz suları doldururken, kıtaların birbiriyle buluştuğu yerde de Himalaya dağlari gibi, koca dağlar oluşur. Bu yeni oluşan göller ne denizlere akıp gidebilmiş ne de denizlerden bu gölleri yeni sular ulaşabilmiştir. Böylelikle güneş enerjisiyle suyu kuruyan bu göllerin dibinde deniz tuzu birikmiştir.
    Dünyadaki kimi tuz yataklari, (Örmegin Pakistan’daki) Asya kıtası ile Hindistan yarımadasının birbirine yüklendiği bölgede yüksek basınç altında kristalleşir.

    Tuzun Kullanımı nasıl olmalı
    Tuz’un Kullanımı nasıl olmalı?
    Kristal tuzlu su çözeltisi nasıl hazırlanır?
    Birçok alandan kullanılmak üzere önce kristal tuzla doymuş bir çözelti hazırlanır. Bu çözelti hemen her tuzla su kullanım biçimi için temel teşkil edeceğinden, nasıl bir doymuş çözelti hazırlanır onu görelim. Hazırlayacağımız bu doymuş tuzlu suyu çok amaçlı kullanabilirsiniz. Asıl tuzlu su içme kürü için hazırlanır. Buna karşın yemek yapmada kullanabilirsiniz. Kavanozdaki su tükendiği zaman, içinde kristal tuz bulunduğu sürece, tekrar tekrar üzerine su katabilirsiniz.
    Tuzlu Su Doymuş Çözeltisi Hazırlanışı
    Temiz bir kavanozun içine birkaç parça kristal tuz koyun
    Tuzların üzerini örtebilecek kadar, kaynak suyu dökün.
    Yaklaşık iki saat sonra, eğer tuzlar tamamen erimişse, biraz daha tuz koyun
    Tuz suda ancak %26 oranında çözülür ve bu bir doymuş çözeltidir.
    Kavanozun kapağının plastik olmasına dikkat edin. Çünkü metaller elektrik ve ışık enerjisini kendi bünyesinde toplarlar ve ayrıca çok çabuk paslanır.
    Tuzlu su içme kürü nasıl yapılır ?
    Her akla gelende su içmek gereklidir, ancak bu istenilen sonuca ulaşmak için yeterli değildir. Özellikle kanser, yüksek tansiyon, astım ve aşırı kilolardan kurtulmak için değil, aynı zamanda, hastalıkları ve erken yaşlanmayı önlemek için, bir ömür boyu yapılması gerekir. Ancak böylelikle insan hastalıklardan kendini koruyabilir. Tuzlu su ile yapılacak içme kürü aşağıdaki gibidir.
    Sabahleyin alacağınız tuzlu suyun önemi şurada; vücuttaki su miktarı tuz belirler. Çünkü su alındığı zaman, natrium iyonları su ile birleşerek hücre zarından dışarı taşınır. Bu şekilde vücutta su toplanır. Eğer vücudunuza tuz almazsanız, su vücudumuza hiçbir fonksiyon üstlenmeden dışarı çıkar. Yemeklerden önce içeceğiniz su, hücrede elektrik enerjisi üretir. Böylelikle vücut gereksiz yemek yeme isteğini ortadan kaldırır. Su vücudu terk ederken zehirli atıkları dışarı taşır. Böylelikle vücudun asit – baz dengesini yeniden kurar.
    Yemeklerde içeceğiniz su ise sindirim sistemine yardımcı olur. Yiyeceklerin hidrolizini kolaylaştırarak vücuda girmesini kolaylaştırır. Şunu utmamak gerekir ki, ancak su içerisinde çözülebilen yiyecekler vücuda girebilir.
    Tuzla su içme kürünün hemen her sağlık sorusuna karşı kullanılması gerekir ve oldukça güzel su verir. Sebebi ise daha öncede söylenildiği gibi, vücudun en önemli enerji ve mineral açığını kapatır. Diğer taraftan ise vücutta yıllardir birikmiş toksinlerden kurtarır.
    Yalnız böbrek rahatsızlığı, kalp rahatsızlığı ya da kan dolaşımı sorunları olanların, yıllarca su içmeden bir günde 2,5 litreye çıkarmaları sorunlar yaratabilir. Bu nedenle, bir hafta içerisinde yavaş yavaş artırmakta fayda vardır. Böylelikle vücuda bu yeni değişmeye ayak uydurma fırsatı sağlanır.
    Tuzlu su küründe her şeyden önce suyun kalitesi ve sürekliliği önemlidir. Sadece su içmek istediğiniz zaman değil, kurala uygun olarak içmek gerekir. Özellikle yemeklerden yaklaşık yarım saat önce içilen su, vücuda en yararlı sudur.
    Tuzlu su içme kürü sadece hastalıklara karşı ya da sadece hastalık bitinceye kadar anlaşılmamalıdır. Insanın yalnızca kaybedilen sağlığın geri getirilmesi için değil, var olan sağlığımızı korumak için de tuzlu su içme kürü yapmamız gerekir.
    İnsanoğlu normal koşullarda dünyaya sağlıklı gelir. Nasıl ki dünyaya gelinceye kadar ana rahminde tuzlu su içerisinde büyürse, ölünceye kadar da bu tuzlu suya ihtiyaç duyar. Daha öncede belirttiğimiz gibi su ve tuz yaşayan canlı için en önemli besin kaynağıdır. Ne tuzu tatlandırıcı olarak nede suyu, susadığımız zaman içmemiz gereken bir madde olarak görmek gerekir. Her gün ama her gün susayalım, vücudun ihtiyacı olan suyu ve tuzu almamiz gerekir. Sağlıklı ve dengeli gelişmelerini sağlamak için, çocuklarımıza da su içmeyi ögretmemiz gerekir.
    Himalaya kristal tuzuyla, sağlığınızı korumak ya da geri kazanmak için tuzlu su kürü uygulamaya başladığınız zaman, evinizdeki rafine edilmiş tuzu da hemen mutfağınızdan uzaklaştırmanız gerekir. Yoksa bir taraftan, hazır yiyeceklerde aldığımız tuz, öbür taraftan evde kullanılan rafine edilmiş tuz, yaptığımız kürün doğru sonuçlara ulaşmasını engeller.
    Sürekli içilecek tuzlu su kürü vücutta şu değişmelere sebep olur.
    Vücudun asit ve baz dengesini olumlu etkiler.
    Vücudun elektrik yükünü olumlu etkiler.
    Dolaşım sistemini ve organlarını olumlu etkiler.
    Kan basıncının düşmesine sebep olur.
    Vücutta biriken toksinlerin ve ağır metallerin dışarı atılması sağlar.
    Kaynak: Yaşamın Gizemi Su ve Tuz, Yücel Aydemir
    Yücel Aydemir’in kitabını sitemizden sipariş edebilirsiniz.

    Tuz neden rafine edilir
    Tuz neden rafine edilir?
    Kaç çeşit tuz vardır? Tuzu, doğal tuz ve rafine edilmiş sofra tuzu olarak önce ikiye ayırmak gerekir. Gerçi doğal tuzlar da insan sağlığı açısından, mineral bileşimi ve oluşum süreci açısından iki katagoride incelemek mümkün. Ancak önce temel belirleyici olan tuzun doğal mı yoksa rafinemi edilmiş olduğunu ayırt etmemiz gerekir. Çünkü bize sofra tuzu diye belletilen bir tuz değil saf sodyumklorürdür. Ve saf sodyumklorür de vücut için oldukça agrasif bir maddedir. İşte bu nedenle herkes tuzdan uzak durun der. Bize aman tuzdan kaçının derken, gerçek tuzun ne olduğunu bildiklerinden değil, sadece rafine edilmiş tuzun zararlı etkilerini bildiklerinden söylerler. Bu temel ayırt edici özelliklere göre tuzu şöyle sıralandirabiliriz; 1. Doğal tuz a. Deniz tuzu b. Kaya tuzu c. Kiristal tuz 2. Rafine edilmiş sofra tuzu (saf Sodyumklorür) 1. Doğal tuz a. Deniz tuzu: Deniz tuzu özellikle deniz kenarlarında yapılan göletlerde, deniz suyunun kurutulması sonucu elde edlir. Ancak bugün denizlerin sanayi artıklarıyla kirlenmesinden dolayı, denizden elde edilen tuzlar da rafine edilmektedir. Bu sebepten, rafine edildikten sora, tuzun kaynağı nereden olursa olsun, hiçbir anlamı ve özelliği kalmamaktadır. Rafine edilmiş tuzun kaynağı ne olursa olsun, canlı için bir zehirdir. b.Kaya tuzu: Kaya tuzu eski denizlerin kuruması sonucu oluşmuştur. Mineral bileşimi açısından, oluştuğu denizin mineral bileşimini taşır. Kaya tuzu milyonlarca yıl yaşında olduğu için hiçbir çevre kirlenmesinin etkisi yoktur. c. Kristal tuz: Dünyanın çeşitli bölgelerinde milyonlarca yıl yüksek basınç altında kalan kaya tuzları kristalleşirler. Kristal tuzlarını kaya tuzlarından ayıran en büyük özellik, basınç altında molekül yapısı yoğunlaşarak küçülmüş olmasındadır. Bu ince molekül yapısı kristal tuz iyonlarının hücre zarından hücreye girmelerini kolaylaştırır. Dünyanın en iyi kristal tuzlarından birisi de Himalaya tuzu olarak bilinen Himalaya kristal tuzudur. 2. Rafine edilmiş sofra tuzu (NaCI) nedir? Özellikle ekonomik sebeplerden dolayı, kaya tuzları yüksek basınç ve yüksek ısı altında rafine edilir. Rafine edilirken tuzun içerisinde bulunan Sodyum ve Klorür’ün dışında, diğer bütün elementler ve iz elementleri çeşitli kimyasal ve fiziksel süreçten geçirilerek ayrıştırılırlar. Ancak bu insan vücudunun ihtiyacı olan tuz değildir. Çünkü Sodyumklorür (Sofra Tuzu) insan vücudunda da kendi başına agrasif reaksiyonlara girer. Bu da vücudun kimyasal işleyişini bozar. Bu nedenle vücut sofra tuzunu agrasif bir madde olarak algılar ve hemen vücuttan dişari atmaya çalışır. Vücut bu agrasif maddeyi yanlızca su ile dışarı atabilmektedir. Toplumun büyük bir çoğunluğu su içmeye küstüğünden, vücut bu sofra tuzunu dışarı atamamaktadır. Özellikle aşırı softra tuzu tüketimi, yüksek tansiyona, romatizmal kemik ağrılarına, mide ve bağirsak kanseri gibi birçok sağlik sorununa sebep olmaktadır. (Bak. Yaşamın Gizemi (Su ve Tuz)

    Himalaya kristal tuzu nedir?
    Himalaya kristal tuzu nedir?
    Himalaya kristal tuzu nedir? Kaya tuzlarının oluşumu yaklaşık 250 milyon yıl önceye denk gelir. Milyonlarca yıl öncesi kuruyan bu denizlerinden arta kalan tuz yataklarından bazıları uzun yıllar yüksek basınç altında kalarak kristalleşirler. Dünyada kristal tuz yataklarından en önemlisi Pakistan’da bulunan ve Himalaya kristal tuzu olarak adlandırılan tuzdur. Bu tuzların en büyük özelliği oldukça küçük molekül yapısına sahip olmalarıdır. Kristal tuzların küçük molekül yapısı, hücre zarından kolayca girip çıkmasını sağlar.

    Tuzlu Su Ne Demek
    Tuzlu Su Ne Demek ?
    Güzel bir kaynak suyuyla yapılan tuzlu su, sıvılaştırılmış yoğun enerji demektir. Bugün kaynak sularının, yeraltında olan uzun yolculuğunda yoğun bir enerji bağlarıyla donandığı bilinmektedir. Hatta bazı kaynak sularının yeryüzüne çıkıncaya kadar binlerce yıl yeraltında dolaştıkları tespit edilmiştir. Öbür taraftan kristal tuzun madde ile enerji arasında bir geçiş maddesi olduğu söylenmektedir. (Dr. Hendel, B. & Ferreira P) Özellikle de yüksek basınç altında kristalleşen tuz bir enerji kütlesidir. Tuzlu suyun iyileştirme gücü, sahip olduğu bu yoğun enerjiye ve mineral zenginliğine bağlıdır. Özellikle su kıtlığından ve aşırı rafine edilmiş tuz tüketiminden ortaya çıkan hastalıkları tuzlu suyu gerekli bir biçimde kullanarak iyileştirebiliriz.
    Genel olarak hemen yer rahatsızlığa ve ciddi sağlık sorunlarına karşı vücudun kurumasını ortadan kaldırmak için, tuzlu su içme kürü uygulanır. Bazi rahatsızlıklara karşı örneğin göz kuruması ve yanması, grip ve ya cilt hastalıklarına karşı ise bir taraftan tuzlu su kürü yaparak vücuda içerden yardım ederken, bir taraftan da gene tuzlu su ile çeşitli yöntemlerle vücudu dışarıdan yardımcı olarak insanın yeniden sağlıgına kavuşması sağlanır.
    Mineral tuz, insan vücudunun madde alışverişinde en önemli görevleri üstlenirken, aynı zamanda hücrelerin birbiriyle haberleşebilmeleri için gerekli zemini de sağlar.
    Şunu iyi bilmemiz gerekir ki, mineral tuz ile iyileşme uzun sürer ve sabırlı olmak gerekir. Çünkü ilaçla yapılan müdahale gibi, vücudun rahatsızlıkları bastırılmaz. Buna karşın vücutta eksik olan su ve tuz ile vücudun kendi iyileştirme gücü yeniden devreye sokularak sağlanır.
    Bu bölümde , bazi hastalıklara karşı kristal tuzun nasıl kullanılacağı hakkinda öneriler sunulacaktir. Bunlardan en önemlisi tuzlu su kürüdür. Tuzlu su kürü sadece hastalıklardan kurtulmak için değil, sağlıklı insanın da bir ömür boyu yemek yemek, nefes almak gibi sürekli yapması gereken bir olaydır. Böylelikle ancak bu dünyadan veda edinceye kadar, sağlıklı yaşamayı becerebilirsiniz. Sağlıklı ve her gün dinç yaşamanın yolu önce kaliteli sudan ve doğal tuzdan geçmektedir. Yaşlanmayı ve ölümü durdurmak zor, ancak böylelikle yaşlanma sürecini geciktirmek ve ölüm kapımızı çalıncaya kadar sağlıklı yaşamayı sağlamak mümkün.

    Kristal Tuz Lambası nedir
    Kristal Tuz Lambası
    Kullandığımız birçok elektrikli ev araçları çevreye yüksek frekansta elektrik yayarlar. Bu insan vücudunun doğal elektrik frekansından oldukça yüksektir. Evlerimiz bilgisayar, televizyon gibi cihazlarin yaydığı pozitif yüklü iyonlarla doludur. Özellikle saatlerce bilgisayarın karşısında çalışma ya da televizyon seyretmeden dolayı insanda sinirlerin gerilmesine ve uykusuzluklara sebep olur. Ayrıca bu yüksek düzeydeki elektrik yüklü, vücutta bazi agrasif maddelerin özgürleşmesine sebep olur. Özgürleşen bu agrasif maddeler hücrenin genetik yapısına saldırarak bozarlar ki, bu vücutta kanser oluşmasına sebep olabilir. Çevreye yayılan aşırı elektrik yükünden, çocuklari daha fazla etkilenmektedir.
    Kristal tuzun içerisindeki lamba yandığı zaman tuz hafif ısınır ve odadaki nemi lamba üzerinde toplar. Bu kristal tuzun yüzeyinin hafif ıslanmasına yol açar. Ve böylelikle Kristal tuz çevreye negatif yüklü iyonlar saçar. Negatif yüklü bu iyonlar çevrenin pozitif yüklü iyonlarıyla birleşerek ortamın nötral hale gelmesine yardımcı olur.
    Çalışma odanıza bilgisayarınızın yanına koyacağınız bir kristal tuz lambası, hem ortama rahat bir görünümün verirken, öbür taraftan da ortamın elektrik yükünü azaltır. Böylelikle aşırı baş ağrılarından stresten ve uykusuzluktan kendinizi kurtarmış olursunuz.

    Neden insanın tuza ihtiyacı vardır
    Neden insanın tuza ihtiyacı vardır?
    İnsan vücudunun neden tuza ihtiyacı vardır? Doğa da yaşam birkaç temel maddenin üzerine kurulmuştur. Bunlardan birincisi oksijendir. Oksijen olmadan 3 dakika bile yaşamamız olanaksızdır. Oksijeni herhangi bir gazla değiştiremeyiz. Bunu herkes bilir. Bilmesek de kendiliğinden nefes alıp veririz. Sadece insan yaşamını değil aynı zamanda bütün canlıların yaşamını derinden etkileyen diğer iki madde ise su ve tuzdur. İnsan vücudundaki bütün canlı olayları, su içerisinde ve suyla olmaktadır. Bunun yanında suyun insan vücudundaki en önemli görevi enerji üretmektir. Su hücre zarından içeri akın ederken bildiğimiz elektrik enerjisi üretir. Özellikle beynin ve sinir sisteminin temel enerji kaynağı budur. Suyun hücreden içeri girebilmesine ise tuz yardım eder. Vücutta bütün hücreler vücut suyu diye adlandırılan sıvının içerisinde yüzerler. Hücre suyu ile hücrenin içinde yüzdüğü vücut suyu arasında tuz yoğunluğu farkı vardır. Bu fark vücutta ozmos gücünü yaratır. Canlı hücrelerin içinde bulunduıu vücut suyu ile yaptığı madde alışverişi bu ozmos gücüne bağlıdır. Yani hücreye yaşamı veren ozmos gücüdür. Çünkü canlı hücrelerde olan bütün metabolik olayların temelini ozmos oluşturur. Ana rahminde embriyo tuzlu su içerisinde gelişir ve özellikle hamileliğin son birkaç ayında her iki günde yenilenir.

    Neden Himalaya kristal tuzu
    Neden Himalaya kristal tuzu?
    Himalaya kristal tuzu insan sağlığı için neden önemlidir? Dünyada yaşamı su ve tuza borçluyuz. Su ve tuzun kalitesi de insan sağlığını çok derinden etkiler. Eğer biz, sağlıklı yaşamak istiyorsak, su ve tuzu gerektiği miktarlarda ve kalitede almak zorundayız. Bugün ne içtiğimiz suyun ne de yediğimiz tuzun kalitesi hakkında bir bilgimiz yoktur. Oysa su ve tuz insanoğlunun en önemli, vazgeçilmez ve hiçbir maddeyle degiştirilemez bir besin kaynağıdır. İnsan su ve tuzu gerekli miktarlarda ve kalitede almadığı zaman, yaşlanmayı hızlandırarak metabolizma bozukluklarına sebep olur. Bugün dünyayı saran ve çağın hastalıkları olarak adlandırılan, yüksek tansiyon, astım, kanser ve diğer nice hastalıkların sebeblerinden biri yaşamın vazgeçilmez bu iki maddesinin gerekli miktarkarda ve kalitede alınmayışıdır. Yapılan en son bilimsel araştırmalara göre, insan sağlığı için en kaliteli tuzun Himalaya kristal tuzu olduğunu göstermiştir. Himalaya kristal tuzuyla yapılan üç aylık bir tuzlu su kürü sonucunda, insanların bütün metabolik olaylarının doğal seviyesine ulaştığı ve rahatsızlıklarına iyi geldiği görülmüştür.

    Tuzun vücuttaki görevleri
    Tuzun vücuttaki görevleri
    Su ve tuz birlikte insan vucudunun en önemli yaşamsal fonksiyonlarını düzenler.
    Gerek hücre sıvısı, gerekse hücre dışı sıvılar, yoğunlukları farklı olan tuzlu sulardır. Vücutta hiç bir sinir hücresinin, diğer organ hücreleri ile herhangi bir bağlantısı yoktur. Oysa beyin, vücudun bütün hücreleri ile iletişim içindedir. Bu ancak, hücre dışı suyun, elektrik iletkenliği özelliğinden yararlanılarak yapılır. Bilindiği gibi saf su elektrik iletemez. Yalnızca tuzlu su elektrik iletir. Böylelikle hücreler arası ve hücreler ve sinir sistemi arasında iletişim mümkün olabilir.
    Bu demektir ki tuz olmadan, insan ne düşünebilir, ne konuşabilir, ne vücudunun diğer organlarının verdiği bilgileri alıp gerektiği tepkiyi gösterebilir. Vücuttaki bütün yaşamsal olaylar hücre içi ve hücre dışı bu tuzlu suda gerçekleşmektedir.
    Gene bütün hücrelere besinler hücre dışı sıvı ile taşınır. Bu sıvıda besinler, difüzyon yolu ile dağılır. Difüzyon’un yayılma hızı sıvının termo dinamiğine bağlıdır. Isı su içerisindeki taneciklerin hareket enerjilerini arttırdığından difüzyon kolay ve hızlı olur. Genelde soğuk havalarda hasta oluşumuzun sebebi budur.
    Hücre içi ve hücre dışı madde alışverişi tuzlu su yoğunluk farkları ile gerçekleşir. Bu içerdeki tuz yoğunluğu ile dışarıdaki tuz yoğunluğunun farkından ortaya çıkan ozmos ile olur. Daha öncede söylendiği gibi, hücre dışı suyun yoğunluk oranı %94 iken, hücre içi su yoğunluğu %75 civarındadır. (yanlız bu sayıları mutlaklaştırmak doğru değildir. çünkü bu oran insandan insana değiştiği gibi kişinin su ve tuz tüketimine göre de değişir. )
    Yani kısaca tuz olmadan hiçbir canlı olayları yürümez. Peki tuz insan yaşami için bu kadar vazgeçilmez bir fonksiyona sahip iken kimi doktorların” yüksek tansinonuz varsa tuzdan uzak durunuz” açıklamalarını nasıl anlamak gerekir. Bu insanin kendi ölümünü yavaş yavaş kendisinin hazırlaması demektir. Evet tuzdan uzak durun ama hangi tuzdan. Bunun ayrımını şimdi daha doğru yapmak zorundayız. Rafine edilmiş tuz sadece yüksek tansiyon yapmaz. Aynı zamanda kansere varan birçok hastalığında oluşmasına sebep olur. Onun için ister deniz tuzu olsun, ister kaya tuzu olsun, isterse kristal tuzu olsun rafine edilmişse uzak durun.
    Tuzun vücuttaki bir diğer görevi ise potasyum-sodyum pompası ile ozmos gücünün sürekliliğini yaratarak, vücudun doğal su dengesini ayarlamasıdır. Aynı zamanda vücudu ağır metallerden ve zehirlerden arındırmasıdır.
    Bunun içindir ki en iyi tuz, kristal yapıda şeffaf (sarı, pembe ve gri değil) olandır.

    Tuz Nedir
    Tuz Nedir?
    Tuz nedir? Tuz denizden gelir. Ya kaya tuzu gibi eski denizlerin kuruması sonucu oluşmuştur, ya da deniz suları buharlaştırılarak elde edilir. O zaman denizlerden elde edilen bu tuz denize nereden gelir. Dünyada var olan ve su ile çözülebilen bütün elementlerin milyarlarca yıl boyunca yağmurlar aracılığıyla denizlere taşınması ile oluşmuş mineraller yığınıdır. Ve bu mineraller doğadaki temsil edildikleri miktarlarına eş değerlerde de tuzda temsil edilirler. Doğal bir tuzda en az seksen dört element bulunur. Dünyada var olan hemen bütün elementler tuz da da vardır. Eger biz bir damla deniz suyu dünyaya eşdeğerdedir dediğimiz zaman büyük bir yanlış yapmış olmayız.

    Kaç çeşit tuz vardır
    Kaç çeşit tuz vardır?
    Kaç çeşit tuz vardır? Tuzu, doğal tuz ve rafine edilmiş sofra tuzu olarak önce ikiye ayırmak gerekir. Gerçi doğal tuzlar da insan sağlığı açısından, mineral bileşimi ve oluşum süreci açısından da iki katagoride incelemek mümkün. Ancak önce temel belirleyici olan tuzun doğal mı yoksa rafinemi edilmiş olduğunu ayırt etmemiz gerekir. Çünkü bize sofra tuzu diye belletilen bir tuz değil saf sodyumklorürdür. Ve saf sodyumklorür de vücut için oldukça agrasif bir maddedir. İşte bu nedenle herkes tuzdan uzak durun der. Bize aman tuzdan kaçının derken, gerçek tuzun ne olduğunu bildiklerinden değil, sadece rafine edilmiş tuzun zararlı etkilerini bildiklerinden söylerler. Bu temel ayırt edici özelliklere göre tuzu şöyle sıralandırabiliriz; 1. Doğal tuz a. Deniz tuzu b. Kaya tuzu c. Kiristal tuz 2. Rafine edilmiş sofra tuzu (saf Sodyumklorür) 1. Doğal tuz a. Deniz tuzu: Deniz tuzu özellikle deniz kenarlarında yapılan göletlerde, deniz suyunun kurutulması sonucu elde edlir. Ancak bugün denizlerin sanayi artıklarıyla kirlenmesinden dolayı, denizden elde edilen tuzlar da rafine edilmektedir. Bu sebepten, rafine edildikten sonra, tuzun kaynağı nereden olursa olsun, hiçbir anlamı ve özelliği kalmamaktadır. Rafine edilmiş tuzun kaynağı ne olursa olsun, canlı için bir zehirdir. b.Kaya tuzu: Kaya tuzu eski denizlerin kuruması sonucu oluşmuştur. Mineral bileşimi açısından, oluştuğu denizin mineral bileşimini taşır. Kaya tuzu milyonlarca yıl yaşında olduğu için hiçbir çevre kirlenmesinin etkisi yoktur. c. Kristal tuz: Dünyanın çeşitli bölgelerinde milyonlarca yıl yüksek basınç altında kalan kaya tuzları kristalleşirler. Kristal tuzlarını kaya tuzlarından ayıran en büyük özellik, basınç altında molekül yapısı yoğunlaşarak küçülmüş olmasındadır. Bu ince molekül yapısı kristal tuz iyonlarının hücre zarından hücreye girmelerini kolaylaştırır. Dünyanın en iyi kristal tuzlarından birisi de Himalaya tuzu olarak bilinen Himalaya kristal tuzudur. 2. Rafine edilmiş sofra tuzu (NaCI) nedir? Özellikle ekonomik sebeplerden dolayı, kaya tuzları yüksek basınç ve yüksek isi altında rafine edilir. Rafine edilirken tuzun içerisinde bulunan Sodyum ve Klorür’ün dişinda, diğer bütün elementler ve iz elementleri çeşitli kimyasal ve fiziksel süreçten geçirilerek ayrıştırlıırlar. Ancak bu insan vücudunun ihtiyacı olan tuz değildir. Çünkü Sodyumklorür (Sofra Tuzu) insan vücudunda da kendi başına agrasif reaksiyonlara girer. Bu da vücudun kimyasal işleyişini bozar. Bu nedenle vücut sofra tuzunu agrasif bir madde olarak algılar ve hemen vücuttan dişari atmaya çalışır. Vücut bu agrasif maddeyi yanlızca su ile dışarı atabilmektedir. Toplumun büyük bir çoğunluğu su içmeye küstüğünden, vücut bu sofra tuzunu dışarı atamamaktadır. Özellikle aşırı sofra tuzu tüketimi, yüksek tansiyona, romatizmal kemik ağrılarına, mide ve bağırsak kanseri gibi birçok sağlık sorununa sebep olmaktadır. (Bak. Yaşamın Gizemi (Su ve Tuz)

    Yücel Aydemir’ DEN ALIMIŞTIR
    Konu igokcek tarafından (01-23-2012 Saat 14:47 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

    Standart


    Himalaya Tuzu ve Sofra Tuzu (Rafine Tuz) arasında ki fark
    Son 30-40 yıldır, üç büyük beyaz tehlike diye tuz, şeker ve beyaz un’dan bahsedilmektedir.Bunlardan beyaz şeker ve beyaz un hakkında söylenenler doğrudur, çünkü her ikisinin de doğal özelikleri bozulmuştur ve artık doğal değillerdir. Peygamberimiz “Ya Ali yemekten önce ve yemekten sonra bir miktar tuz seni 70 tür Hastalığa karşı korur” buyurmuştur
    Peygamber Efendimiz beyaz un mamullerini kullanmamış ve kullanımını yasaklamış.. Osmanlının son dönemine kadarda Müslümanlar beyaz un mamulleri kullanmamışlardır. Beyaz unda vitamin ve minerallerin bazıları ya tamamen yoktur veya oldukça azdır, çünkü kepekle birlikte en önem lifli kısmı hayvan yemi olarak kullanılır.
    Beyaz un:
    Kepekli un sağlıklıdır, çünkü buğdaydaki mineral, vitamin, enzim ve amino asitler kabuğundadır. Kepeğin atılması ile birlikte bütün vitamin, mineral, enzim ve aminoasitler de yok olur ve bu nedenle beyaz un besleyici değildir. (geniş bilgi için buğdaya bak.!)
    Beyaz un’la beslenen insanlarda sindirim rahatsızlıklar, deri hastalıkları, immün zafiyeti, cinsel güçsüzlük gibi birçok hastalık ortaya çıkar. Çünkü vücutta vitamin, mineral, aminoasit ve enzim yetersizliği ortaya çıkar. Bu vitamin, mineral, enzim ve amino asit yetersizliği haplarla kısa bir süre alınarak karşılanabilir, fakat uzun süre kullanılırsa bağırsaklar tembelleşir.
    Bilindiği gibi bağırsaklardaki faydalı bakteriler K ve B12-Vitaminleri gibi karmaşık vitaminler üretirler ki bilindiği gibi bunları lifli besinlerden üretirler. faydalı bakteriler kendileri için ürettikleri bu vitaminlerin çok azını kendileri kullanırlar ve geri kalanı vücut tarafından değerlendirilir. Arılarda bal kendileri için üretirler ama çok azını kendileri tüketirken asil ana kısmını insanlar tüketir.
    Beyaz şeker:
    Şekerin kullanılması ise çok yenidir. Şekerin doğal, yani birleşiminde vitamin mineral ve enzim içerdiğinden zararı pek yoktur. örneğin eskiden kullanılan Turhal şekeri veya esmer şeker normaldir. Eskiden tatlandırıcı olarak bal ve pekmez kullanılırdı. Şeker pancarından elde edilen şeker İlk zamanlar doğalken sürekli yeni metotların geliştirilmesi ile şimdi beyaz şeker hiç vitamin mineral, enzim ve amino asit içermez ve en önemli kısmı hayvan yemi yapımında kullanılır.
    Buda kandaki şekerin aniden yükselmesine sebep olur, çünkü vitamin, mineral, enzim, ve amino asit içermediğinden hızlı geçim olur. şeker kanda yükselirken bu şekeri hücreye taşıyacak olan insulini yeterince salgılanması nedeniyle zamanla şeker hastalığı ortaya çıkabilir. Bu nedenle doğal şeker kullanılmalıdır.
    Tuz nedir?
    Peygamber efendimizin tavsiye ettiği tuz doğal tuzdur, günümüzde içerizine bir çok kimyasal katkı maddesi katılan toksik madde gibi etki yapan rafie Tuz (Sofra tuzu) kastedilmemektedir.Tuz sodyum ve klor elementlerinden oluşur ve 1 gram tuzun suda çözülmesi ile 0,6 gramı klor iyonu ve 0,4 gram sodyum iyonu ortaya çıkar. Yetişkin bir insanın vücudunda 100 gram sodyum ve 77 gram klor bulunur.Normal olrak bu şekilde olması gereken Rafine tuza alimünyum ve titan gibi vücudumuz için zehirli yabancı maddeler katılmakta ve bu yabancı maddeler tuza beyaz bir renk ve kayganlık vermektedir.sodyum iyonu vücudun ozmotik (gelişen) yapısında çok önemli rol oynar. Yani hücrelere besleyici maddenin (vitamin, mineral, enzim, amino asit ve glikoz gibi) girişi ve hücrelerdeki artık maddelerin dışarı çıkarılmasında, kısaca taşınmasında rol oynar. Ayrıca sinir ve kaslarda uyarıları iletmede rol oynar. Sodyum-potasyumla birlikte hücrelere giriş ve çıkışları kontrol ederler.Fakat Tuz doğal olarak 84 çeşit diğer elementlerle birlikte değilde sadece rafine olarak alınırsa bunu vücudumuz toksik madde olarak algılar ve atmaya çalışır.
    Klor iyonunun yetersizliği kanın pH-Değerinin asitleşmesine buda asi doza sebep olur, asi dozsa çok tehlikeli bir durumdur. Asidoz böbrek zafiyeti, akciğer iltihaplanması, aşırı kusma ve ishale sebep olur. Klor bilindiği gibi şehirlerin su şebekesine katılır, (çünkü klor mikroplan öldürür. Klor aynı şekilde bağırsaklardaki zararlı bakterilere ve bunların ürettiği zehirli gaz ve zehirli alkolleri zararsız hale getirir.Rafine Tuz tansiyonu yükseltir, şayet kişi daha önce böbrek iltihaplanması geçirmiş ve bu iltihaplanma kronikleşmişse, bu ağrı vermez. Kişi kronik böbrek ağrılarını unutur, fakat böbrekler kronik iltihaplı olması nedeniyle sodyumlu birleşikleri süzemez.Böylece kanda sıvı oranı artar ve buda yüksek tansiyona sebep olur. Örneğin sodyum (Na+) ve karbonik asit (HCO3-) birleşerek sodyum hidrojen karbonat (NaHCOS) oluşur ve bu dışarı atılamaz ve yüksek tansiyon problemi çıkar.Himalaya Tuzunda böyle bir durum olmaz.
    Arteryo skleroz: Yüksek tansiyona genellikle arteriyo skleroz (damarların yağlanması, daralması ve sertleşmesi) nedeniyle ortaya çıkar. Buda genellikle aşırı et, peynir, yumurta ve mamullerini yeme, alkol ve sigara içme nedeniyle olur.Sofra Tuzu damarların sertleşmesine seebp olur himalaya tuzu bunu önler.Az tuz alındığında mineral yetersizliği nedeniyle aritmi (kalp ritim bozukluğu), yorgunluk, baş ağrısı ve bayılma gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyona karşı alınan ilaçlar (antihipertensif) üreyi artırır, trigliserid, kolesterol ve şeker metabolizmasını bozar, kan akışını yavaşlatır ve buda yüksek tansiyona sebep olur.
    Diyet tuzu: Diyet tuzu adı ile üretilen sodyumsuz yeni tuz: potasyum, magnezyum, kalsiyum ve bir düzine organik asit içermektedir. Potasyum, sodyumundan daha zararlıdır ve ayrıca acı bir tadı vardır. Potasyum besinlerde yeterince mevcut olup ayrıca ekstra almaya gerekte yoktur. Ayrıca ekstra potasyum alındığında sodyumun karşıtı (antigonistik) olduğundan hücrelerdeki transport işlemi de negatif etkilenir. Hücrelere besleyici maddeler girer ve artık maddeler dışarı çıkar ve bu sodyum-potasyum dengesi ile olur.
    Sodyum-Potasyum dengesi: Denge bozulursa hücrelerdeki artık madde dışarı atılmazsa hücreler çöp hücreye dönüşür. Bilindiği gibi psikolojisi bozuk bazı insanlar evdeki çöpü dışarı atmadığı gibi dışarıdaki çöpü evlerine çekerler ve bu çöp yığını bütün çevreye hastalık yayan mikrop yuvasına dönüşür. iste hücrelerde böyle olabilir ve o zaman kişi hemen kolay hastalanır ve hastalıklardan da kolay kolay kurtulamaz.
    Araştırmalar:
    1-) New York’tan Prof. Dr. Michael A. Aldermann Amsterdam’da yaptığı konferansta 1400 kişi üzerinde yaptığı araştırmada az tuz alanların, çok tuz alanlara göre% 20 oranında daha çok kalp krizine yakalandıklarını tespit etmişti. (Nhp. 7.2001.1072)
    2-) Dünyada en çok tuz kullanan millet olarak bilinen Japonların diğer milletlere göre daha sağlıklı ve uzun ömürlü oldukları bilinmektedir.
    3-) Prof. Dr. K. Stupe (Kassenarzt 4.1997) az tuz alan yaşlılar üzeride araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucu yaşlılarda konsantrasyon zafiyeti, algılama zafiyeti, hafıza zafiyeti görüldüğünü tespit etmişlerdir. Hatta yaz aylarında yeterince tuz ve su almayanlarda colapsüs (kan dolaşımının durması) sebep olduğunu tespit etmiştir. (Nhp. 7.2001.1072)
    4-) Gelişme çağındaki çocukların az tuz alması halinde gelişme anormallikleri, yorgunluk, baş ağrısı, okulda anlamama, zorlanmalarda nefes darlığı, deri hastalıkları ve erken yaşlarda yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara, sebep olur. (Nhp. 7.2001.1072)
    5-) Remscheid’dan Prof. Dr. H. Kaulhausen Bayreuth’e eğitim seminerinde hamile bayanların tuz ve su alımını azaltmaları halinde hamilelikleri üzerinde kötü etkilere sebep olabileceğini beyan etmiştir. (NM.10.95.44)
    6-) New York’tan Prof. Dr. A. Aldermann ve ekibi 1900 erkek ve 1000 bayan üzerinde 4 yıl süren bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda az tuz alanların çok tuz alanlara göre daha fazla kalp krizi görüldüğünü tespit etmiştir. (GM.7-8.1996.37)
    Tecrübelerim:
    Larenjit (gırtlak iltihaplanması):
    Örneğin oğlum Muhammed Şamil 3 yaşında pseudokrup’a (larenjit, gırtlak İLTİHAPLANMASI) yakalandı ve Frankfurt Üniversitesi çocuk kliniğinde Hastalığa virüsler neden oluyor bakteriler değil, bu nedenle antibiyotikler etki yapmaz sadece tuzlu su ile Enhelesyon yapabiliriz dediler. Bende evde tuzda suda yeterince var o halde çocuğu eve götürebilirim dedim ve çocuğa tuzlu su ile Enhelesyon biraz yardımcı oluyor ve birkaç saat sonra rahatsızlıkları yeniden azıyordu onu özel bir homeopatik ilaçla tedavi ettim.
    Norodermatoz:
    Ahmet beyde besin alerjisi nedeniyle iki dirsek boynunda da kaşıntılı, kabarcıklı, alerjik ekzem (Nörodermatoz) oluşmuş.Himalaya Tuz’nun faydaları ona analatım ve kullanmasını tavsiye ettim. Yemekten önce içeceği her bardak suya bir tatlı kaşığı içebilirse bir yemek kaşığı sole (250 gr.himalaya tuzu 750 ml suda çözülerek sole hazırlanır) katmasını söyledim.Ahmet beyin atopik ekzemi (Nörodermatoz) bir hafta içinde azaldı ve 4 hatta içinde iyileşti. (15.10.10)
    İbrahim Gökçek
    Himalaya Tuzu:
    Tuz’un zararlarından bahsedilirken faydasından bahsetmek kimsenin aklına gelmez. Tuz aslında çok faydalıdır. Sofra tuzu doğada, denizlerde çözünmüş halde, kaya tuzu şeklinde ve kurumuş iç denizlerin yataklarında bulunur. Ve bu ilk saf haliyle içeriğinde pek çok mineral ve faydalı elementler barındırır. Tuz, tarih boyunca tatlandırıcı ve koruyucu olarak kullanılsa da onun asıl önemi, insan bedeninin içerisindeki sıvıları dengeleyici özelliğinden kaynaklanıyor. Su vücuttaki sıvı dengesini, pH kontrolünü sağlar, sinir sistemi üzerindeki iletişimi sağlar. Gerekli miktarda su aldığımız durumlarda bile, tuz eksikliğinden dolayı vücudumuzdaki su miktarı tehlikeli bir şekilde normalin altına inebilir.Günümüzün tuzları yalnızca sodyum ve klor Tuzu zararlı hale getiren sofraya gelişine kadarki işlenme sürecidir. Tuzun formunun ne olduğu çok önemlidir. Günümüzde kullanılan sofra tuzu rafine edilerek içindeki birçok mineralden arındırılmıştır. Yani yemek tuzu, kimyada sodyum klorür (NaCl) ismiyle bilinen beyaz kristal yapılı bir bileşiktir. Bu iki mineral de tek başlarına yoğun olarak alındığında tansiyonu yükseltir ve dehidrasyon olabilir. Rafine sofra tuzlarının çok fazla işlemden geçirilmiş ve ısıyla kurutulmuş olması pek çok sağlık sorununa neden olabilir.
    ‘Tuz’un en iyileri
    Tuz için kullanılabilecek en iyi alternatifler işlenmemiş deniz ve kaya tuzlarıdır. Bunların arasında kirlenmeye uğramamış olanlar ise Himalaya tuzu ve Kelt deniz tuzudur. Bunlar denizlerin mineral kombinasyonunu taşırlar ve bu kombinasyon bedenin mineral kombinasyonuna çok yakındır. En iyi tuz alımı besinler aracılığı ile gerçekleşir.Deniz yosunu son derece iyi bir tuz kaynağıdır, içindeki birçok mineral bedenimiz tarafından kolaylıkla alınabilir.
    Ne kadar tuza ihtiyaç var?
    Erişkin bir insanın günlük tuz ihtiyacı 6-8 gram kadardır. Ancak sıcak havalarda ya da ağır fiziksel çalışma şartlarında bu miktar 10 grama kadar çıkabilir. İhtiyaç duyduğumuz tuz, günlük besinlerimizde zaten mevcuttur. Oysa yapılan araştırmalara göre bir insan günde 15 gramdan fazla tuz tüketiyor. Tuz tüketiminin düzenli olarak artması, nefrit (böbrek iltihabı), yüksek tansiyon ve damar sertliği gibi hastalıkları da beraberinde getiriyor.
    Himalaya deniz tuzunun faydaları
    Himalaya tuzu doğadaki en saf tuz olarak bilinir. 250 milyon yıl önceki denizlerin güneşttu kurumasıyla oluşmuş tuz havzalarından alınan bu tuz bedenimizde bulunan tüm elementleri içermesinin yanı sıra yeryüzünde bulunan elementlerden 84 ayrı minerali de bünyesinde barındırır. Vücut hücrelerinim iç sıvı dengesinin ve sinir sisteminin elektriksel faaliyetini destekler.
    Himalaya tuzunun fiyatına gelince piyasada 250-500 gr. paketlerde satılır 15 tl den başlar 40-50 tl ye kadar fiyatlara bulabilirsiniz.
    SÜREKLİ İÇİLEN KRİSTAL TUZLU SU KÜRÜNÜN, ŞU FAYDALARI GÖRÜLMÜŞTÜR
    ** Vücudun asit baz dengesini olumlu etkiler.
    ** Dolaşım sistemi ve organları olumlu etkiler.
    ** Kan basıncının dengelenmesine yardımcı olur.
    ** Vücutta biriken toksinlerin ve ağır metallerin dışarı atılmasına yardımcı olur.
    İNSAN NORMAL KOŞULLARDA SAĞLIKLI DOĞAR.. SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN GÜNDE 2.5 lt A KRİSTAL TUZLU SU İÇMELİDİR
    DÜZENLİ KULLANIMLA ŞU RAHATSIZLIKLARIN TEDAVİSİNDE YARDIMCI OLUR
    ** YÜKSEK TANSİYON (beyin kanaması,kalp krizi ,felç, v.s. rahatsızlıklara sebep olur.)
    ** KİLO kontrolü
    ** DEPRESYON (Lityum’la)
    ** STRES (Seretonin salgısını sağlamaya yardımcı olur.)
    ** BÖBREK TAŞLARININ ve KUMLARININ. ERİMESİNE
    ** KALP RİTMİNİ DÜZENLEME ve KALP DAMAR HASTALIKLARI
    ** MİGREN,
    ** KEMİK ERİMESİ (Osteoporoz)
    ** GUT hastalığına
    ** KİREÇLENME ve ROMATİZMAYA
    ** KANSERLİ HÜCRELERİN OLUŞUMUNU ÖNLEMEYE ve TEDAVİSİNE yardımcı olur.
    ** UYKU düzeni sağlar.
    ** DİABET (ŞEKER) hastalığına
    ** ALZHEİMER(Rafineri tuza konan Aliminyumlu katkı maddeler ALZHEİMER hastalığa yol açar.)
    ** ASTIM ve ALERJİYE (1 litre suya 2 çay kaşığı SOLE katılıp her gün 10 dakika buharında durularak tedaviye yardımcı olur. )
    ** KASLARDAKİ güç kaybına
    ** YAŞLANMAYI GECİKTİRİR.
    ** MAKSİMUM ENERJİ kaynağı olduğundan YORGUNLUĞA karşı, KRAMP ve ADELE ağrılarının giderilmesine yardımcı olur.
    ** HAFIZA, UNUTKANLIK İLE İLGİLİ SORUNLARDA
    ** SEDEF, EGZAMA, SİĞİL gibi cilt rahatsızlıklarına,
    ** AKNE ve UÇUKTA (Sole %26 lık tuzlu sudan siğil, uçuk ve akneye sürülür ve zamanla iyileşmeye yardımcı olur.)
    ** CİLT LEKELERİ ve ÇİLLERE tuzlu sudan ( SOLE ) akşam yatmadan sürüp üstüne kreminizi sürdüğünüzde zamanla pürüzsüz ve parlak bir cilt oluşumuna yardımcı olur..
    84 MİNERALLİ A KRİSTAL TUZUN KULLANILMASI
    Kristal tuz cam bir kavanoza konur, üzerini kapatacak kadar su eklenir ve bu karışım erimeyecek seviyeye geldiğinde %26 lık doymuşluğa ulaşır. Bu kristal tuzlu eriyik su=SOLE dir ve artık kullanıma hazırdır.. A KRİSTAL tuz + Su = SOLE = SIVI GÜNEŞ olarak adlanılır. ÇÜNKÜ 256 MİLYON YIL önceki temiz denizler o dönemin ekolojik koşullarının etkisi ile aşırı Güneş ışınlarıyla kurumuş ve bu güneş enerjisini içinde hapsetmiştir.
    SOLE Yİ, TUZ KULLANMANIZ GEREKEN TÜM GIDALARDA kullanabilirsiniz.
    Ayrıca tuzlukta öğüterek yemeklerinizde de gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.
    YÜKSEK TANSİYON HASTALARININ KULLANIM ŞEKLİ
    Günlük tüketmemiz gereken ortalama 2,5lt. (bünyeye göre artabilir) suya ilk hafta 1 çay kaşığı SOLE = A KRİSTAL TUZ + SU eriyik katarak içilecek. İkinci hafta 2.5 lt. içeceğiniz suya 2 çay kaşığı SOLE katılır ve düzenli içilmelidir. Vücudumuzun ihtiyacı olan SU ve MİNERALLER hücreler tarafından yeterince alındığından hücrelerin kuraklığı giderilecek ve zamanla yüksek tansiyonun tedavisine yardımcı olur.
    A Kristal tuzsuz su içildiğinde vücudun doğal minerallerini eksilterek, vücut hücrelerine girmeden süzgeçten geçer gibi vücuttan çıkıp gider. Bu nedenle kristal tuzlu su içmeliyiz.
    DİĞER SAĞLIK PROBLEMLERİNDE ve SAĞLIKLI İNSANLARDA KULLANIM ŞEKLİ :
    Günlük içmemiz gereken 2.5 lt. SUYA 1 ÇORBA KAŞIĞI SOLE katılmalıdır. Bu ENERJİ ve YAŞAM KAYNAĞI suyu sabah aç karına, yemeklerden yarım saat önce ve 1 saat sonra, 1′er bardak içmelidir. Yemeklerde kesinlikle su içmemeliyiz .Oysa 84 elementli A KRİSTAL TUZLU SU KÜRÜ insan fizyolojisinin birkaç ay gibi kısa sürede kendini toparlamasına, hücrelerin yenilenmesi, onarılması tedavisine maksimum seviyede yardımcı olur.
    A KRİSTALLİ SU KÜRÜNÜ sürekli yapmamız gerekir. Çünkü 84 mineralli A Kristali vücudumuz için gerekli olan mineralleri içerir.
    CİLT GÜZELLİĞİNE YARDIM İÇİN SÜRÜLEREK KULLANIM ŞEKLİ:
    Cilde sürülerek faydalı olmaya çalışırken İÇME KÜRÜNÜ sürekli uygulamak lazımdır.AKNE (sivilce) lerin üzerine %26lık eriyikten(SOLEDEN) karışımından sürün ve kuruduktan sonra günlük kreminizi uygulayın.
    SEDEF VE EGZAMALARDA YARDIMCI OLUR
    Her gün hasta bölgeye dayanabileceğiniz oranda bu A Kristal Tuzlu % 26 lik eriyikten(SOLEDEN) sürün. Önce haftada 2 gün küvet suyuna 0,5 – 1 kg. A Kristal Tuzu katılarak 20 dakika beklenir. İlk önce kızarıklık ve yanma olabilir. Küre devam edildikçe zamanla iyileştiği ve tamamen yok olduğu görülecektir. İyileşmeye başladıkça banyo kürü haftada 1 e indirilmelidir. Bu esnada A Kristal Tuzlu su kürünü içmeye kesinlikle devam etmelisiniz.
    SİĞİLLERDE TEDAVİYE YARDIMCI OLUR
    Su kürünü içmeye devam etmelisiniz. Aynı zamanda A Kristal Tuzlu eriyikten(SOLEDEN) her gün 2 kez sorunlu bölgeye sürülmelidir.
    CİLT LEKELERİ, ÇİLLER İÇİN TEDAVİYE YARDIMCI OLUR
    İçerek tedavi yanında %26 lık eriyikten( SOLEDEN ) çilli bölgeye günde 2 kez sabah akşam komple sürülür ve kuruduğunda günlük kullandığınız nemlendiriciden sürülür. Bu esnada güneşli günlerde yüksek faktörlü güneş kreminizi muhakkak sürmelisiniz. Birkaç ay sonra sonuca inanamayacaksınız.
    DOKTORLAR VE BİLİM ADAMLARININ GÖRÜŞLERİ
    Günün birinde bugün kapalı alanlardaki sıcaklık ve nemliliği düzenlediğimiz gibi iyon seviyesini de düzenleme ihtiyacında olacağız. (Dr.Krueger) *Eksi iyonlar havanın vitaminleridir. (Dr.E.R.Holiday) *Eksi iyonlar çok acı çeken hastaları sakinleştirdi. (Dr.Komblueh) *Eksi iyonlar yanıkları daha çabuk kurutup daha az yara iziyle daha çabuk iyileştirir. (Dr.Robert McGowan) *Eksi iyonlar hacmi daha fazla daha geniş hücre çekirdeği yaparlar ve oksijeni çekmek ve kullanmak için kapasitemizi geliştirirler. (D.R. Gualaterotti… Milan Üniversitesi) *Iyonlaştırma havada yoluyla taşınan alerjilere duyarlı olanları olumlu yönde etkiler. (Dr. Albert. P. Krueger & Dr. Richard F. Smith (Kaliforniya Üniversitesi )

    Himalaya Kristal Tuzu ile Ağız ve Diş Temizliği
    Tuz, ağız ve diş temizliği için son derece uygun bir maddedir. Diş taşı oluşumunu ve diş çürümesini önler. Diş problemlerinin çoğu ağız ve gırtlak kısmındaki fazla asitleşmeden meydana gelmektedir. Eğer diş taşı problemiyle karşı karşıya iseniz bunu SOLE ile çözümleyebilirsiniz. Tuz ile nötr bir ağız florası yapılandırılır. Ağız florasının nötrleşmesiyle birlikte mevcut hastalıklar iyileşip, ağız ve gırtlak florası da oluşabilecek hastalıklara karşı korunur ve diş minesi de tazelenir. 1098 – 1179 tarihleri arasında yaşamış Alman düşünür, yazar, besteci, doktor, başrahibe Hildegard von Bingen de o dönemlerde tuzu ağız ve diş sağlığında kullanıyordu ve tavsiye ediyordu.Tuzun ağız ve dişler için kullanımı: Her sabah dişlerinizi konsantre SOLE ile fırçalayınız. Ağza alınan SOLE dilimizin yardımıyla dişlerin arasından geçirilerek çalkalanır. Daha sonra ise gargara yapılarak tükürülür. Bu işlem yaklaşık 3 dakika kadar sürmektedir.
    Doğal deodorant
    Tuz doğal bir deodoranttır. Dezenfekte edici ve nötrleştirici özelliğiyle istenmeyen kokuları oluşturan mikrop ve bakterilerin üremesini önler. Bir tuz kristalini alıp biraz su ile ıslatın ve bedeninizin gerekli bölgelerine sürün.
    Ağır metal yüklenmeleri
    Birçok insan farkına varmadan Kurşun, Kadmiyum, Arsenik, Paladyum veya Amalgam gibi ağır metal yüklenmesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Yalnız yeryüzü ile hava bu metallerle kirli değil.Yıllarca, örneğin diş tedavisinde, Amalgam gibi toksik maddeler veya Paladyum ihtiva eden karışımlar tatbik edilmiştir.Bu zehirler organizmamızı zorlamaktadır, çünkü bunlar vücudumuz tarafından dışarı atılamamaktadır. Burada spesifik olmayan semptomlar, baş ağrısı veya çabuk yorulma, depresyon, canlılık kaybı vb. durumlar meydana gelmektedir.Himalaya Tuz Kristali (Doğal Tuz) bütün bu zehirli maddeleri vücudumuzdan atmaya yardımcı olabilir.
    Ağır metal yüklenmelerinde Tuz kullanımı
    Her sabah bir tatlı kaşığı SOLE (Sol) ü bir bardak iyi içme suyu (kaynak suyu) ile karıştırarak içiniz.Burada en önemlisi, gün boyunca bol bol iyi ve az mineralli içme suyu (kaynak suyu) içmenizdir ki vücudunuz iyonize olmuş ağır metalleri dışarı atabilsin.Yoksa içimizde olan bu ağır metaller sürekli hareket halinde olup, şikâyetlerin artmasına sebep olabilirler.
    Sindirim şikâyetleri ve metabolizma bozukluğu
    Sindirim şikâyetleri, romatizmal hastalıkların yanı sıra batı dünyasında en çok rastlanan şikâyetlerdir.Nedenleri ise çoğunlukla aynıdır: Hareket azlığı, sağlıksız yaşam ritmi, yetersiz beslenme ve su eksikliğidir. Buna bağlı olarak, mide bozuklukları, ishal, kabızlık, karaciğer ve safrakesesi rahatsızlıkları, yüksek kan yağları ve ürik asit veya diyabet (şeker hastalığı) ve çürümeler meydana gelir.Elbette esas olan, tüm bu hastalık tabloları için, sağlıklı ve dengeli beslenmenin gerekli olduğudur. Sağlıklı olmak veya sağlığını kazanmak her insan için temeldir. Esas itibariyle yiyeceklerimizin doğal ve besleyici olması gerekmektedir. Yiyeceklerin taze ve diri olmasına dikkat edilmelidir. Doğallığı bozulmuş beyaz un, tatlı ve konserve yiyeceklerden sakınılmalıdır. Bazik (alkalik) bir beslenme tercih edilmelidir.İnsanların çoğunluğu, birçok hastalığın çıkış noktası olan durumu ekşi bir metabolizma ile yaşamaktadır. Bazik (alkalik) yiyecekler arasında, meyve (yaş), sebze, salata ve kızıl buğday sayılır. Ekşilik (asit) sağlayıcılar ise, tatlıların tümü, et, salam/sosis, yumurta ve süt ürünleridir. Ceviz/Fındık ve bitkisel yağlar ise nötrdür. Yemeğinizi hazırlarken özellikle yüksek değerli soğuk pres edilmiş bitkisel yağlar tercih edilmelidir. Böylece kolesterin düzeyi dahi indirilebilir.Dengeli bir beslenme, 2/3 bazik (alkalik) yiyecekler ile 1/3’ü ekşilik (asit) sağlayıcılarından oluşur. Bu arada su içmeyi de unutmayınız. Vücudunuzun beher kilogramı için her gün 30 mililitre iyi, taze ve düşük mineralli kaynak suyu içiniz.SOLE (soley) ile uygulayacağınız bir içme kürü ile kısa zamanda, sindirim şikâyetleriniz tarih olacaktır. Bu SOLE (soley) sindirim organlarımızın Peristaltik‘ini uyarır, mide asidini dengeler, karaciğer ve pankreasın sindirim özsularını üretmelerine destek olup, büyük aptesti ve metabolizmayı düzenler ve asidik bazları uyumlu kılar.
    Kadın rahatsızlıkları (hastalıkları)
    Kadın olmak bugünlerde birçok rolü üstlenmeyi gerektirmektedir. Klasik sorumluluklarının, ev kadını, annelik ve sevgili olmanın yanı sıra evini geçindirmek ve yaşamını sürdürebilmek için mesleki hayata atılması da yükünü arttırmaktadır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi ise enerjiye mal olup, kronik yorgunluk / bitkinlik durumlarına sebep olur. Buna ilaveten, kadın bünyesinin kendine özgü tipik kadın hastalıkları eklenmektedir. Bunlar arasında adet günleri rahatsızlıkları, premenstrüel sendrom, batın ağrıları, kaşındırıcı veya yakıcı akıntılar, vajinal kuruluk, virütik, mantar veya bakteriyel enfeksiyonlar ve menopoz sayılabilir.Himalaya Kristal Tuzu ile bakteriler, mantarlar ve virüsler yok edilir, gelişmeleri önlenir.Mukoza tekrar doğal nemine kavuşup yenilenir ve kendini yeni enfeksiyonlardan daha iyi korur.
    Kadın rahatsızlıklarında (hastalıkları) Himalaya Tuz Kristali kullanımı
    Her sabah bir tatlı kaşığı SOLE (Sol) ü bir bardak iyi içme suyu (kaynak suyu) ile karıştırarak içiniz.Lokal rahatsızlıklarda, akıntı, kuru mukoza veya enfeksiyonlarda SOLE oturma banyosu tatbik edilebilir. Burada SOLE ün konsantrasyonu % 3 ila %8 olup 37 santigrat derece ısıda olmalıdır.Başlangıçta tüm vücut SOLE banyosu ise en fazla % 2 konsantrasyona sahip olmalıdır (l00 litre suya en fazla 2 Kg Tuz ilave edilir) . Burada yine suyun ısısının 37 santigrat dereceden fazla olmamasına dikkat edilmelidir.Kendinizi yenilemek ve enerji kazanmak için Himalaya Kristal Tuzlarıyla yapacağınız bir banyoya zaman ayırın.
    Kanser
    Kanser denilince ilk akla gelen, kontrolsüz, yok edici, bozulmuş (yozlaşmış) hücrelerin gelişerek büyümesidir.Bu teşhis bile kendi başına bir ölüm fermanı gibi kabul görmektedir.Kanserin manası, enerji eksikliğinden doğan vücudumuzdaki düzensizlik, kaos ‘dur. Bu eksikliğin sebepleri çok yönlü olabilir. Örneğin genetik yaradılış, yanlış beslenme ve bulunulan çevre koşulları.En önemlileri arasında psikolojik faktörler, negatif düşünce ve duygular, eşlerin birbirleri ve kendilerine karşı sevgisizlikleri, yaşam korkuları, sürekli stres veya agresif/saldırgan çevre (muhit) sayılabilir. Bütün bu sayılan durumlardan dolayı vücudumuzun frekans yapısı yok edilmektedir.Biz burada kanserin tuz ile tedavi edilebileceğini ileri sürerek hak iddia etmek istemiyoruz.Buna rağmen Himalaya Kristal Tuz terapisi ile vücudunuzun eksik olan yapısını elde edebilmesi için enerjinizi hissedilir şekilde güçlendirebilir ve tümleşik bir terapi programı içerisinde vücudunuzun kendi kendini iyileştirme güçlerini aktive edebilir ve böylece iyileşme sürecini olumlu yönde etkileyebilirsiniz.Bütün bunlarla birlikte sizin de çaba göstermeniz gerekecektir. Radikal bir şekilde düşüncelerinizi değiştirin – pozitif düşünüp, hareket edin. Sevdiğiniz ve etrafınızda olmalarından haz duyacağınız insanlar ile birlikte olun. Negatif stresten kaçının. Sağlıklı beslenin, bol taze kaynak suyu için ve vücudunuza bu tuz ile gerekli olan frekans yapısını verin ki enerjinizi ve vücudun tekrar yapılanmasını sağlayın.
    Himalaya Kristal Tuzu’nun kanserde uygulanışı
    Her sabah bir tatlı kaşığı SOLE (Sol) ü bir bardak iyi içme suyu (kaynak suyu) ile karıştırarak içiniz.Gün içerisinde en az 2 – 3 litre kadar taze, düşük mineralli, karbondioksitsiz kaynak suyu içiniz.Sağlık durumunuz el verdiği takdirde arada bir SOLE banyosu yapın. Bunun için % 1’lik konsantrasyon yeterli olup SOLE ün sıcaklığı 37 santigrat derecede olmalıdır.
    Kaynak: WASSER&SALZ
    Urquell des Lebens
    Dr. Med. Barbara Hendel / Peter Ferreira

    Yasal Uyarı:
    Bu sitede tanıtılan ürünlerle ilgili olarak verilen bilgiler tanıtım amaçlıdır; hastalıkların teşhis veya tedavi edilmesi, hastalıklardan korunma amacıyla kullanılmamalıdır.Bu sitede verilen bilgiler profesyonel tıbbi yardım veya yetkili sağlık personelinin sağlayacağı destek yerine geçmez. Sağlık durumunuzla ilgili sorularınız için ve her zaman yeni bir tedavi programına başlamadan önce doktorunuza danışınız. Bu sitede yer alan belgelerin ve bilgilerin doğrudan veya dolaylı kullanımı veya yorumu (veya hatalı kullanımı/yorumu) sonucu ortaya çıkabilecek sorunlarla ilgili olarak firmamız sorumlu tutulamaz.
    Konu igokcek tarafından (01-01-2012 Saat 15:05 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

    Standart


    Tuzun Kullanımı nasıl olmalı
    Tuz’un Kullanımı nasıl olmalı?
    Kristal tuzlu su çözeltisi nasıl hazırlanır?
    Birçok alandan kullanılmak üzere önce kristal tuzla doymuş bir çözelti hazırlanır. Bu çözelti hemen her tuzla su kullanım biçimi için temel teşkil edeceğinden, nasıl bir doymuş çözelti hazırlanır onu görelim. Hazırlayacağımız bu doymuş tuzlu suyu çok amaçlı kullanabilirsiniz. Asıl tuzlu su içme kürü için hazırlanır. Buna karşın yemek yapmada kullanabilirsiniz. Kavanozdaki su tükendiği zaman, içinde kristal tuz bulunduğu sürece, tekrar tekrar üzerine su katabilirsiniz.
    Tuzlu Su Doymuş Çözeltisi Hazırlanışı
    Temiz bir kavanozun içine birkaç parça kristal tuz koyun
    Tuzların üzerini örtebilecek kadar, kaynak suyu dökün.
    Yaklaşık iki saat sonra, eğer tuzlar tamamen erimişse, biraz daha tuz koyun
    Tuz suda ancak %26 oranında çözülür ve bu bir doymuş çözeltidir.
    Kavanozun kapağının plastik olmasına dikkat edin. Çünkü metaller elektrik ve ışık enerjisini kendi bünyesinde toplarlar ve ayrıca çok çabuk paslanır.
    Tuzlu su içme kürü nasıl yapılır ?
    Her akla gelende su içmek gereklidir, ancak bu istenilen sonuca ulaşmak için yeterli değildir. Özellikle kanser, yüksek tansiyon, astım ve aşırı kilolardan kurtulmak için değil, aynı zamanda, hastalıkları ve erken yaşlanmayı önlemek için, bir ömür boyu yapılması gerekir. Ancak böylelikle insan hastalıklardan kendini koruyabilir. Tuzlu su ile yapılacak içme kürü aşağıdaki gibidir.
    Sabahleyin alacağınız tuzlu suyun önemi şurada; vücuttaki su miktarı tuz belirler. Çünkü su alındığı zaman, natrium iyonları su ile birleşerek hücre zarından dışarı taşınır. Bu şekilde vücutta su toplanır. Eğer vücudunuza tuz almazsanız, su vücudumuza hiçbir fonksiyon üstlenmeden dışarı çıkar. Yemeklerden önce içeceğiniz su, hücrede elektrik enerjisi üretir. Böylelikle vücut gereksiz yemek yeme isteğini ortadan kaldırır. Su vücudu terk ederken zehirli atıkları dışarı taşır. Böylelikle vücudun asit – baz dengesini yeniden kurar.
    Yemeklerde içeceğiniz su ise sindirim sistemine yardımcı olur. Yiyeceklerin hidrolizini kolaylaştırarak vücuda girmesini kolaylaştırır. Şunu utmamak gerekir ki, ancak su içerisinde çözülebilen yiyecekler vücuda girebilir.
    Tuzla su içme kürünün hemen her sağlık sorusuna karşı kullanılması gerekir ve oldukça güzel su verir. Sebebi ise daha öncede söylenildiği gibi, vücudun en önemli enerji ve mineral açığını kapatır. Diğer taraftan ise vücutta yıllardir birikmiş toksinlerden kurtarır.
    Yalnız böbrek rahatsızlığı, kalp rahatsızlığı ya da kan dolaşımı sorunları olanların, yıllarca su içmeden bir günde 2,5 litreye çıkarmaları sorunlar yaratabilir. Bu nedenle, bir hafta içerisinde yavaş yavaş artırmakta fayda vardır. Böylelikle vücuda bu yeni değişmeye ayak uydurma fırsatı sağlanır.
    Tuzlu su küründe her şeyden önce suyun kalitesi ve sürekliliği önemlidir. Sadece su içmek istediğiniz zaman değil, kurala uygun olarak içmek gerekir. Özellikle yemeklerden yaklaşık yarım saat önce içilen su, vücuda en yararlı sudur.
    Tuzlu su içme kürü sadece hastalıklara karşı ya da sadece hastalık bitinceye kadar anlaşılmamalıdır. Insanın yalnızca kaybedilen sağlığın geri getirilmesi için değil, var olan sağlığımızı korumak için de tuzlu su içme kürü yapmamız gerekir.
    İnsanoğlu normal koşullarda dünyaya sağlıklı gelir. Nasıl ki dünyaya gelinceye kadar ana rahminde tuzlu su içerisinde büyürse, ölünceye kadar da bu tuzlu suya ihtiyaç duyar. Daha öncede belirttiğimiz gibi su ve tuz yaşayan canlı için en önemli besin kaynağıdır. Ne tuzu tatlandırıcı olarak nede suyu, susadığımız zaman içmemiz gereken bir madde olarak görmek gerekir. Her gün ama her gün susayalım, vücudun ihtiyacı olan suyu ve tuzu almamiz gerekir. Sağlıklı ve dengeli gelişmelerini sağlamak için, çocuklarımıza da su içmeyi ögretmemiz gerekir.
    Himalaya kristal tuzuyla, sağlığınızı korumak ya da geri kazanmak için tuzlu su kürü uygulamaya başladığınız zaman, evinizdeki rafine edilmiş tuzu da hemen mutfağınızdan uzaklaştırmanız gerekir. Yoksa bir taraftan, hazır yiyeceklerde aldığımız tuz, öbür taraftan evde kullanılan rafine edilmiş tuz, yaptığımız kürün doğru sonuçlara ulaşmasını engeller.
    Sürekli içilecek tuzlu su kürü vücutta şu değişmelere sebep olur.
    Vücudun asit ve baz dengesini olumlu etkiler.
    Vücudun elektrik yükünü olumlu etkiler.
    Dolaşım sistemini ve organlarını olumlu etkiler.
    Kan basıncının düşmesine sebep olur.
    Vücutta biriken toksinlerin ve ağır metallerin dışarı atılması sağlar.
    Kaynak: Yaşamın Gizemi Su ve Tuz, Yücel Aydemir
    Yücel Aydemir’in kitabını sitemizden sipariş edebilirsiniz.
    Konu igokcek tarafından (01-01-2012 Saat 15:04 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

  5. #5
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

  6. #6
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

  7. #7
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

  8. #8
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

  9. #9
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

  10. #10
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

Visitors found this page by searching for:

himalayatuzu.com.tr

tansiyon-diyabet

himalaya tuzu ve diyabet

yüksek tansiyonda himalaya tuzu

www.dogaltedavi.net astım

himalaya tuzu astım

astım yüksek tansiyon

forum himalaya tuzu astım

yüksek tansiyon forum

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
doğal tedavi | bitkisel tedavi | şifalı bitkiler | tedavi yöntemleri | hemoroid | himalaya tuzu
zona hastalığı, herpes zoster, kuşak hastalığı, mesane iltihaplanması, cystitis, sistitis, sistit, basur, mayasıl hastalığı,hemoroid, hemorrhoid, basur, mayasıl hastalığı,hemoroid, hemorrhoid, vitiligo, beyaz leke hastalığı, cinsel bozukluklar, cinsel isteksizlik, erken boşalma, iktidarsızlık, kısa ilişki, ereksiyon, ülseratif kolit, kalınbağırsak ülseri, böbrek iltihaplanması, nefrit, kurdeşen, kronik ürtiker, anjiyödem, dabaz, kaşınıtlı, kabarcıklı, deri hastalığı, irritabl bağırsak sendromu (İBS), kalın bağırsak hasaslaşması, kolon hasaslaşması, yüksek tansiyon, variz, varikosis, varicose, gastrit, mide mukozası iltihaplanması, ülser, mide yarası, reflü, mide yanması, şişkinlik, kabızlık, hazımsızlık

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84