Alıç Forte, Ginseng Forte, Ginkgo Forte
Kapat!
Kolesterol Masalı: Tıp dünyasının 10 büyük yalanı: - Sayfa 2
Sayfa 2 Toplam 2 Sayfadan BirinciBirinci 12
Toplam 15 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 15 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Kolesterol Masalı: Tıp dünyasının 10 büyük yalanı:

  1. #11
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart

    Damarlardaki tehlike: Ya kolesterol değilse!
    http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=32831
    Aksiyon dergisinde bu haftaki (SAYI: 749) kapak konusu kolesterol tartışmalarına ayrılmıştı. Her şeyden önce böyle bilimsel bir konuyu kapak konusu yapabilmek, bu konuda aykırı düşüncelere dikkat çekebilmek büyük bir özveri gerektirir. Bu nedenle dergiyi ve Emin Akdağ'ı iştenlikle kutlamamız gerekiyor! Çünkü 'klasik kolesterol anlayışı'nın ötesinde bir şeyleri sorgulamak gerektiğini vurgulamaktan çekinmemiş. Yazı tümüyle bizim görüşlerimizi ele almamakla birlikte, farklı düşüncelerin varlığını vurguladığı için önemli ve mutlaka okunmalı...
    Yazının bizim düşüncelerimizle ilgili bölümüne kısa bir göz attıktan daha sonra, anlaşılmayan bölümlerini açıklamak zorundayız...


    "...... Tablo bir; kolesterol değeri normal ama damar sertliği söz konusu. Tablo iki; sağlık açısından risk yok ama kolesterol yüksek. Tablolar eşliğinde Sağlık Bakanlığı'na hayati bir soru: Kim, ne zaman, hangi miktarda ve ne kadar süre kolesterol düşürücü ilaç kullanmalı?


    Bir varmış, bir yokmuş diye başlar masallar. Yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olayları anlatır hikâyeler. 2007 Temmuz'unda ilk baskısını yapan Shane Ellison'un yazdığı 'Bir Masalmış Kolesterol- Kolesterol düşürücü ilaçlar hakkında gizlenen gerçekler' başlıklı kitap, damar sertliğinin (ateroskleroz) oluşum süreci ve buna bağlı kalp hastalıklarına dair tartışmaları alevlendirmişti. Kolesterol seviyesini düşüren 'statin' grubu ilaçların, internet ortamında dolaşan metinlerle yargılanması, güç kazanarak devam ediyor. Öne sürülen dayanaklar ele gelir ve doğru. Damar sertliğinin sadece sebeplerinden biriydi kolesterol yüksekliği.

    Öte yandan, kalp krizi geçiren hastaların yaklaşık yarısında kolesterol seviyesi normaldi; kolesterolü yüksek insanların yine yüzde 50'sine yakınında ateroskleroz oluşmamıştı. O hâlde niçin her kolesterolü sınırı aşanlara ya da aşmamasına rağmen damar sertliği hastalığına yakalananlara statin ilaçları veriliyordu? Kolesterol yüksekliği, Ellison'un iddia ettiği gibi, ilaç endüstrisinin uydurduğu ve başta kardiyologların inandığı bir masal mıydı yoksa? İhtimal dâhilindeki öngörülerin kurgulandığı bir hikâye de olabilir miydi?

    Tartışmanın temel boyutlarını ve önemli ayrıntılarını araştırdık.

    İşte gerçekler…

    Hemen vurgulanmalı ki, 'bir yağ türü'; 'yağ benzeri bir madde' ve 'organik kimyasal yapı' benzeri farklı nitelemelerle tarif edilse de; kolesterol, son derece önemli fonksiyonlara sahip, vücut için vazgeçilmez unsurlardan biri. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği'nin (kolesterol-trilgiserid, yükseklikleri ve damar sertliğiyle ilgilenen) lipid masasından Prof. Dr. Ahmet Kaya, 18'inci yüzyılda ilk defa belirlendiği safra (chole) taşlarından ve steros (katı) kelimesinden alan kolesterolün görevlerini şöyle anlatıyor: "Safra asitlerinin ve estrogen, progesteron, testosteron gibi seks steroidlerinin; kortizol, aldosteron, adrenal seks steroidleri gibi böbreküstü korteksinden salınan hormonların ve D vitamininin ön maddesidir. Hücre zarının yapısına girer, başta sinir dokusu olmak üzere birçok dokuda yapı taşı gibi görev alır." Vücut kolesterol ihtiyacının çoğunu karaciğer üretiminden karşılıyor. Az bir bölümü hayvansal gıdalardan sağlanıyor. 2 gram civarındaki iç üretim bünyeye yetiyor. Aslında bebekler hariç besin yoluyla takviyeye gerek yok. Bu hayati madde vücutta ihtiyaç duyulan noktalara kanla taşınıyor. Ancak suda erimiyor. Bu yüzden eriyebilen, protein ağırlıklı bir maddeyle birleşiyor, bir bakıma paketleniyor. Bu moleküle 'lipoprotein' deniyor. Molekül ikiye ayrılıyor; düşük yoğunluklu (LDL) ve yüksek yoğunluklu (HDL). LDL' ye kötü kolesterol deniyor ve yükselmesi istenmiyor. Çünkü daha fazla yağ daha az protein içeriyor. Stabil değil, dolaşımdayken parçalanmaya, damar duvarındaki hücrelere yapışmaya ve onları parçalamaya eğilimli. Bu özelliğiyle, diğer yağ içerikli maddeleri (trigliserid), yapışkan kan pıhtısını (fibrin ve trombositler) ve beyaz kan hücrelerini âdeta mıknatıs etkisiyle üzerine çekiyor. Damarda 'plak' oluşumuna, sertliğe, tıkanmaya yani koroner hastalığa zemin hazırlıyor. 'İyi kolesterol' denen HDL'nin ise LDL'deki durumun aksine, düşmesi problem. Damar cidarına yapışmadan kanda kolayca hareket ediyor. Dolaşımda stabil. Atar damardan yüklendiği kolesterolü yıkım sürecinin başladığı karaciğere getiriyor. Karaciğerin alkol ve başka sebeplerle hasar görmesinin, bu molekülün faydalarını boşa çıkardığı bilgisini araya sıkıştırmakta fayda var.

    Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, 'hastalar kolayca kavrasın' mantığıyla bir formül geliştirmiş. İlk harflerini kodlayarak HDL'ye 'hayırlı'; LDL'ye ise 'lanetli' diyor. Riskli ve ideal değerler, dosyadaki grafiklerden incelenebilir. Kolesterol yüksekliğinde genetik faktörler de rol oynuyor. Bunu şimdilik engellemek imkânsız. Ama beslenme alışkanlıklarını ve yaşam biçimimizi yönetmek elimizde. Doymuş ve trans yağlar, sabıkasıyla meşhur. Daha sağlıklı doymamış yağların kaynağı ise bitkisel gıdalar ve sıvı yağ. Diğer bir yağ türü trigliseridlerin vazifesi, enerji temini. Et, tereyağı, süt ve süt ürünleri cinsi hayvansal gıdalar doymuş yağ bakımından hayli zengin. Transta sabıka kabarıyor. LDL'yi yükseltirken, can simidi HDL'yi düşürüyor. Gıdaların raf ömrünü uzatmada kullanılıyor. Başta patates-mısır cipsi, bütün işlenmiş çerezler, derin dondurulmuş yiyecekler, günümüzde artık dikkat edildiği ilanlarla duyurulsa da, hâlen birçok margarin çeşidinde bolca bulunuyor. Aşırı şişmanlık ve hareketsizlik de kolesterol yükselmesini kamçılıyor. Kilo kaybetmeden ve egzersiz yapmadan LDL'yi düşürmek, ilaçla dahi zor.

    Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Hastanesi Kardiyoloji Şefi Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen, "Kolesterol bir masaldır." tezini savunanlara karşı, "Hayır değildir, ciddi bir risk faktörüdür. Bunu gösteren binlerce bilimsel kanıt vardır. Aksine ciddi hiçbir kanıt ise yoktur." diyor. Tezciler soruyor: "Peki, o zaman neden kalp krizi geçirenlerin yarısından fazlasında kolesterol değerleri normal düzeydedir?" Yeşilçimen'in cevabı şöyle: "Kalp krizi ve koroner kalp hastalığı tek bir sebebe bağlı değildir. Bilinen belki bir düzine sebebi vardır ve giderek başka nedenler de ortaya çıkmaktadır. Genetik faktörler, sigara, şişmanlık, hareketsiz yaşantı… Multi-faktöryel dediğimiz çok sayıdaki nedeni, kanserden romatizmaya kadar pek çok hastalıkta görmek mümkündür. Bu sebeplerin her birinin, sonucu aynı güçte ve derecede etkilemesi gerekmez. Bu yadırganacak durum değildir. 'Mademki çok sayıda sebep var, o hâlde kolesterol dâhil hiçbirine kafa yormayalım' diyemeyiz. Her bir sebebi bilmeliyiz ki, tedavi edebilelim. Ne yazık ki bilim, bu şekilde iğne ile kuyu kazarak ilerliyor."Kardiyolog Yeşilçimen'e göre, LDL'nin 70 mg'nin altında seyretmesi, koroner vakıa adedini hatırı sayılır ölçüde düşürecektir. Pahalılığı sebebiyle, buna yönelik tedavi yüksek risk grubundakilere öneriliyor. Orta risklilerde ideal sınır 100 mg. "İngiltere'de yüksek riskli hastalarda LDL kolesterolü 70 mg altına düşüren doktorlar, sağlık harcamalarını azalttığı için, tasarruf edilen miktarın bir bölümünü ödül olarak alıyor. Türkiye'de ise LDL 160 mg altında ise ekonomik nedenlerle ilaç yazamıyoruz. Hâlbuki pahalı olduğu için kullanımı kısıtlanan bu ilaçların Uzak Doğu ülkelerindeki fiyatları sudan ucuz. Ancak patent yasası elimizi kolumuzu bağlıyor." diye yakınıyor Yeşilçimen. Statin etken maddeli kolesterol ilaçlarının yan etkileriyle alakalı tartışmalara geçmeden bir detayı irdelemeliyiz. Yeşilçimen'in, bilimin 'iğne ile kuyu kazarak ilerlediğini' belirttiği detayı. Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş, 'kandaki yüksek kolesterol değeri-damar sertliği' arasındaki ilişkinin, 'bilimsel bir kanun' olmadığını söylüyor: "Damar kireçlenmesi, sertliği oluşum hipotezleri temel olarak ikiye ayrılır ve bu hipotezlerin biri genellikle ortada görünmese de, yine de hipotezler birbirini reddetmez. Fakat nedense asla ikisi bir arada söylenmez." Damar sertliğinin sebeplerinden biri tartışılan kolesterol teorisi. Durmuş'un gizlendiğini öne sürdüğü ikinci teori ise 'kronik endotel hasar hipotezi': "Damarlarda oluşan bir tür düşük yoğunluklu kronik iltihaplanma." Şüphesiz bilimsel araştırmaların neticesi istatistiki verilere dökülmekte.

    "Kolesterol masaldır" savunucularından Durmuşda, istatistiğin 'eğlenceli tarafı'nın ve 'bilime katkısı'nın farkında. Ama 'bilimsel veriler arasında doğru mantık bağlantısı' şartıyla… Kolesterol tezindeki bağın yanlışlığına inanıyor: "Bilimi ve modern bilimin tıp anlayışını sadece istatistiksel veriler, sadece akademik yayın sayısı olarak görürseniz, bu sonuç kesinlikle kaçınılmazdır." İğne ile kuyu kazan bilim adamlarına sormanın tam zamanı: "Damar sertliğine yol açan iki ana sebep birbiriyle ilişkili mi?/Kronik iltihaplanmada kötü kolesterolün (LDL) payı söz konusu mu?/ Biriken sadece iltihapsa, salt buna dair tedavi ya da ilaç var mı?" Tabii ki iltihabın niçin ve nasıl oluştuğu da mühim.

    Yeniden Durmuş'un iddialarındayız: "Yüksek kolesterolün fazla üretim sorunu olduğu iddia edilerek insanlara boşu boşuna statin yutturdular. Kolesterol sorununun, kanda kullanılmayan partikülden kaynaklandığını, biriken partiküller kullanılmadığı için kolesterolün yüksek olduğunu insanlara göstermek istemediler. Buna rağmen statinlerle hücresel kolesterolün üretim ve sentezini durdurdular."

    Durmuş, ilaç firmalarının şimdi de, kalp krizi atlatan ama kolesterolleri düşük hastalara statin satmayı planladığını da ifade ediyor. Yüksek kolesterol teziyle çelişen bu planın gerekçesi ne ola ki? Meğer statin, yükselmesi zararlı hCRP değerini de düşürüyormuş. Bu değerin ehemmiyeti, kriz sonrası artıyormuş. Kolesterolün yükselmesi riskli, peki ya kontrolsüzce gereğinden fazla düşürülmesi? O da riskli. Düşük kolesterol düzeyleri, kanseri tetikliyor. Söz kanserden açılmışken, son zamanlarda bazı kanser türlerinin tedavisinde statinlerin denendiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Acaba, statin kanser ilacı mı olacak? Bunda rotayı, bilimsel manada tedavi edicilikteki başarı kriteri, ilaç endüstrisi cephesinden de kâr-zarar hesabı çizecek elbette. Statinin; uzun süren aşırı dozlarla kolesterol değerini istenmeyen seviyelere düşürdüğü, bazı hastaları kansere itmesinin yanı sıra, kanser tedavisindeki vücuda verilişi de kritiğe muhtaç. Kanserli hücreleri yok edebilir, ya sağlıklıları… Doğrudan kanserli hücrelere tatbikle bu risk aşılabilir belki.

    Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), güvenilen sektörel denetim kuruluşlarından biri. İlaç firmaları onay sürecinde beklemeyi pek sevmiyor. Bir gün, bazen 1-2 milyon dolara bedel. FDA süreci hızlandırmak için, ilacın hastalıktaki fonksiyonuna odaklanıyor. Hâliyle, ilacın yan etkisini araştırmak çoğunlukla üretici firmaya kalıyor. Ruhsatlandırmada artı bir güne tahammül edemeyen ilaç firmaları, bunun için ne kadar zaman ve kaynak ayırabilir ki? İlaçların yüzde 51'indeki ciddi yan etkiler piyasaya çıktıktan sonra tespit edilmiş. Bu istatistik, az önceki sorunun haklılığını ve değer katsayısını gözler önüne seriyor. 1998 tarihli JAMA istatistiğinde, FDA denetimindeki ABD'de 106 bin kişinin ilaç yan etkilerinden öldüğü bilgisi kayıtlı. Statinler, kolesterol sentezini engellerken, Co-Q10 enzimini de bloke ediyormuş. Bu enzim ATP üretimi, kas elastini ve kas kolajeni yapımında fonksiyonel. Blokesi, kas ağrıları ve krampla sonuçlanıyor. Avusturya'dan 2004 yılına ait bir istatistik: Genetik kolesterol yüksekliğini haiz 22 atletten 16'sı, kas ağrılarına dayanamayarak statin tedavisini bırakıyor. Danimarka'daki bir araştırmada da 500 bin kişi incelenmiş. Statin kullananlarda el-ayak karıncalanması, ağrıları ve yürüme aksaklıkları, kimi nörolojik bozukluklar görülmüş. Kalbin dolum aşamasında rahatsızlık ve bağışıklık sisteminde zayıflık oluşturduğuna ilişkin araştırmalar da var. Doç. Yeşilçimen uyarıyor: "Doktorunuza danışmadan sakın ilacınızı bırakmayın." Statinler 20 yıldır piyasada ve güvenli. Yan etkilerin çoğu hatalı kullanıma bağlı. LDL'yi yüzde 30'lar seviyesinde düşürerek kalp damar hastalıklarını ve irtibatlı ölümleri azaltıyor. Esas çözüm, Yeşilçimen'in şu sözlerinde saklı sanki: "Risk faktörlerini doğuran ve hastalık üreten yaşam tarzını değiştirmek yerine, etkili olduğu kesinlikle kanıtlanan bu hapları milyarlarca dolar ödeyerek ve avuç avuç yutarak, tembel ve şişman bir dünyada yaşamaya mahkûm oluyoruz. Çünkü yapılan araştırmalar, yaşam tarzını değiştirmenin yani insanlığa giydirilen bu deli gömleğini çıkarmanın mümkün olmadığını söylüyor.

    Neden acaba?
    Bilim dünyasının çözmesi gereken asıl Da Vinci'nin şifresi bu!"

    Kolesterol tartışmalarında nihai adres hiç kuşku yok ki Sağlık Bakanlığı.
    Böylesine hayati bir konu, bir an önce polemik ortamından kurtarılmaya muhtaç. Kim, ne zaman, hangi miktarda ve ne kadar uzun süre statin ilaçlarını kullanmalı?......" (yazının devamı, klasik kolesterol görüşleriyle ilgili ve bu görüşleri zaten biliyorsunuz!)


    YORUM: GÖRMEK VE BAKMAK ARASINDAKİ FARKLAR....

    Bizim konu hakkında, yorumlarımı oldukça basit olmasına rağmen, sayısız araştırmacının hala gerçek sorunu göremiyor, görmek istemiyor olması oldukça şaşırtıcı. Kandaki partikül yoğunluğu yerine uzmanların hala kolesterole takılmış olması son derece üzücü...

    1. Kalp damar sağlığındaki Multifaktöriyel risk kavramı, kolesterol suçlu diyen araştırmacıların adeta can simidi olmuş durumda. Fakat bu durumun basit bir açıklaması olduğunu sayısız uzmanımız çok kolay unutuyor. Hücre, doku ve organların oluşturmuş olduğu organizma bir bütündür. Bir organda meydana gelen bir hastalık, geri kalan bütün organ, doku ve hücrelerin işleyişinin bozulması için gerekli riski zaten kendi üzerinde doğal olarak barındırır. Yani şeker hastalığınız (insülin yetersizliği) varsa, pankreas organınız yeterli bir şekilde görevini yapamıyor demektir. Hasta olan penkreas organının insülin metabolizmasıdır, bu hatanın diğer organların çalışma düzenini aksatması, diğer organ ve dokularda hastalıklar için risk oluşturması bu açıdan kaçınılmazdır.

    Bu örnekten anlaşılacağı gibi, bir organın geçirdiği veya geçirmekte olduğu bir rahatsızlık, geride kalan bütün doku, organ, sistemler için risk oluşturur.

    Yani kalp krizleri için mültifaktöriyel riskler adı altında insanlara sunulan riskler, farklı hastalıkların oluşturduğu varsayılan (moleküler) etkileşimlerdir. Yani kalp damar hastalığındaki 'multifaktöriyel riskler' sizlerin önceden geçirdiği veya geçireceği bütün hastalıklardır sonucuna ulaşırsınız.

    Yani kalp damar hastalıkları için, bütün hastalıklar risktir sonucuna ulaşırsınız. Şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları, akciğer hastalıkları vs vs.... Bu kaçınılmazdır ve bunu tartışmak anlamsızdır. Böyle bir durumda organların bütünlüğü ve sistematik çalışma bütünlüğü bozulmuştur. Canlı üzerinde de bu durum mutlaka farklı şekillerde etkileri gösterecektir!

    Yani kalp damar hastalıkları için, bütün hastalıklarınız risktir! Uzmanların mültifaktöriyel riskler kavramıyla anlatmak istediği komedi şudur:

    Yaşamak kalp damar hastalıkları için risktir! Ve doğrudur!....

    Multifaktöriyel riskimiz gerçekten yaşamaktır...


    2. Genetik nedenler konusu, nesnel bulguların saptırılmasında kullanılmaktadır. Her şeyin genlerde başladığı elbette doğrudur. Fakat unutmayın, genler mevcut organizma etkilerini en az bir hücre, bir doku ve bir organ aracılığı ile göstermek zorundadırlar. Örneğin genetik, hiç bir şey yapılamaz denilen hastalıklarda, çoğu organ nakli genetik hastalığı ortadan kaldırır. Yani genetik kolesterol yüksekliğine hiç bir şey yapılamaz diye bir kural yoktur. Organ bulmak zor olsa da, karaciğer organını değiştirdiğiniz anda kolesterol ile ilişkilendirilen bütün sorunlar ortadan kalkacaktır!

    3. Kanda kolesterol değil, partikül birikimleri ve partikül fiziksel farklılaşmaları damar sertliğini oluşumlarında (ateroskleroz) birinci derecede etkilidir. Kolesterol yüksekliği karaciğerde üretim değil, tüketim sorunudur. Kanda birim alanda partikül sayısı artınca, kolesterol yükselecek, partikül sayısı azalınca kolesterol düşecektir. Çünkü kolesterol molekülü partiküllere bağımlı bir moleküldür ve kolesterolün partiküller üzerinde bulunması rastlantısal bir zorunluluktan ibarettir...

    Görmek ve bakmak birbirinden çok farklı kavramlardır, umarım bir gün uzmanlarımız sadece bakmayı değil, baktıkları şeyi görmeyi de başarabilirler....


    Mevlüt Durmuş
    Biyolog
    16 Nisan 2009


    Not: Kitap hazırlığı nedeniyle uzun bir süre yazamadığım için okuyucularımızdan özür dilerim.

    Gönderen Mevlüt Durmuşzaman: Perşembe, Nisan 16, 2009 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
    Etiketler: aksiyon dergisi, damarlardaki tehlike mi, kolesterol, kolesterol tehlike mi
    01 Aralık 2008 Pazartesi

  2. #12
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart

    KİRLİ OYUN: KOLESTEROLÜ NORMAL OLANLAR İLAÇ KULLANSIN!…

    KİRLİ OYUN: KOLESTEROLÜ NORMAL OLANLAR İLAÇ KULLANSIN!…

    Kolesterol teorisi bize göre bitti. Fakat büyük ilaç şirketlerinin para kazanmak için insanlarla olan işi henüz daha bitmedi!

    Kolesterol yüksekliğinin kalp krizi yaptığı" konusunda kolesterol ilaçlarını (statinleri) zaten sonuna kadar kullandılar ve kullandırdılar. ilaç şirketleri şimdi, ilaçlarını kullandırabilmek için başka yollar arıyorlar!

    Hatta bir dostumdan aldığım haberlere (ve literatüre) göre, kolesterol düşürücü (Statin) satan ilaç şirketleri de artık normal kolesterolü olan ve kalp krizi geçiren insanlara ilaç kullandırmayı kafalarına takmış durumdalar. Çünkü uzun zamandır bizlerin söylediği, fakat bazı hekimlerce pek söylenmeyen durum yeniden dillendirilmeye başladı: Kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısının kolesterolü yüksek değil, tam tersine kolesterolleri son derece normal
    [1]. Bu elbette yeni bir şey değil, sadece yeni söyleniyor!
    Şimdi büyük ilaç şirketleri bu insanlarda oluşan ‘ölüm korkusunu’ nasıl paraya dönüştürürüz diye kara kara düşünüyorlar!

    Nasıl mı?

    Durun ilk baştan başlayalım…

    -------------------------------

    Damar sertliği (ateroskleroz) oluşumu konusunda kardiyoloji dünyasının en güçlü dayanağı olan ‘kolesterol teorisi’ zor durumda. Biliyorum bazıları bu ‘teori’ lafına öylesine bozuluyor ki, bana söylemedikleri laf bırakmıyorlar.

    Onlara göre kolesterol düşüncesi, kan yüksek kolesterolü bilimsel bir gerçek ve yine onlara göre damar sertliği-kolesterol ilişkisindeki bu düşünce bilimsel kanun ve asla değiştirilemez!

    Bu durum bizim düşüncelerimize göre farklı!



    Daha iyi bir düşünceniz varsa bütün teoriler, hipotezler ve kanunlar bile değişebilir veya değiştirilebilir. Hipotezler bol, isterseniz sizde bir hipotez geliştirebilirsiniz. Çünkü zaten üstünde; üzerine bir yığın yaygara yaptığımız şey zaten hipotez, bilimsel bir kanun değil. Hatta bizim de ‘total lipoprotein partikül hipotezi’ adında Türkiye’de ve Türkçe yayınlanmış bir hipotezimiz bile var ve tamamen orijinal, matematiksel denklemi bile var

    Fakat unutulan bir şey var: Bütün hipotezler veya teoriler aksi kanıtlar ortaya çıkıncaya kadar geçerlidir, aksi kanıtlar ortaya çıktıklarında söz konusu hipotez ve teoriler geçersiz olur.

    Teori ya da hipotezlerin iddialarının yetersiz kaldığı noktalar çoğaldığı zaman bir yenisi mutlak ortaya çıkar, bilim sürecinin normal dinamikleri bunu gerektirir.



    Biliyorum genel yaklaşımda tıp uygulamaları pozitif bir bilim dalı değil, pozitif bilimlere bağlı genel bir disiplin anlayışıdır. Fakat söz konusu bu disiplin anlayışının temelinde her zaman pozitif bilim dalları (kimya, fizik, biyoloji, matematik vb) bulunur. Yani tıp insanları pozitif bilim dallarından faydalandığı sürece, gerçek tıp ortaya çıkmış olacaktır…

    Her şeyden önce, siz okuyucuların bir şeyi okuyucu olarak çok iyi anlamanız gerekir.

    Damar kireçlenmesi, damar sertliği (ateroskleroz) oluşum hipotezleri temel olarak ikiye ayrılır ve bu hipotezlerin biri genellikle ortada görünmese de, yine de hipotezler birbirini reddetmezler. Fakat nedense asla ikisi de bir arada söylenmezler. Hipotezlerden birisi lipit yani hepimizin beynini yıkadıkları ‘kolesterol teorisi’ dir. Diğeri ise ‘kronik endotel hasar hipotezi’ yani damarlarda oluşan bir tür düşük yoğunluklu kronik iltihaplanma hipotezidir.

    Hepsi olmasa da, kardiyoloji uzmanları ve ilaç şirketlerince insanlara sadece lipit-kolesterol teorisi dayatılır ve söylenir. Aman kolesterolden kaçın, karaciğer fazla kolesterol üretiyor, et, süt, yumurta, tereyağı yemeyin masalları bu nedenle uydurulmuş bilim kılıflı safsatalardır.

    Çünkü birçok kişinin işlerinin daha iyi gitmesi için şimdilik böyle olması gerekir!...

    Çoğu insanımız ateroskleroz (damar sertliği) oluşumuna ait birçok farklı görüş ve düşünce olduğunu bilmez. Yani, damar sertliği oluşum mekanizmasına ait çeşitli teoriler vardır.

    Kısaca kolesterol konusunda aslında kardiyologların size sıkça söylediği gibi ‘kolesterol’ konusunda hiçbir şey ispat edilmiş değildir, böyle olsa şu an zaten teori ve hipotezlerden söz etmezdik. İşte bu yüzden bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kolesterol yüksekliğini değil, kronik endotel hasar hipotezini gündeme getirmeye, insanlara bu durumu anlatmaya, özellikle bu konuya dikkat çekmeye
    [2] çalışan çok değerli akademisyen ve araştırmacılarımız vardır. Bu araştırmacıların hepsi uzun zamandan beri ‘bilim maskesiyle yapılan bazı kolesterol saçmalıklarını’ insanlara anlatmaya çalışıyorlar. Yani ‘kolesterol teorisine’ karşı bir avuç insan, milyarlarca dolarlık bütçeli ‘kolesterol tüccarlarıyla’ düşünsel bir savaş halindeler…

    Umarım dikkatinizi çekmiştir.


    Damar sertliği (ateroskleroz) hipotez ve teorilerinden söz ediyoruz!

    Bilimsel kanunlardan değil!

    Çünkü istatistiksel bulgular bilimsel kanunlar değildir!

    İstatistiksel bir bulgunun bilim olduğunu iddia edenler de, akademik kariyeri ne olursa olsun, en azından benim gözümde bilim adamı değildir, sadece ve sadece mesleki anlamda akademisyendir, bilgilidir ve kariyer sahibidir…

    Sakın yanlış anlamayın!

    İstatistik hem eğlenceli hem de bilime inanılmaz katkılar sağlayan muhteşem bir alandır.

    Fakat tek bir koşulda…

    İstatistiksel olarak bilimsel verileri gerçekten ‘anlamlı’ olarak nitelendirmenizi sağlayacak gerçek tek olgu, veriler arasında kurduğunuz mantık bağlantısıdır. Şayet istatistiksel verilerin temel mantığı ‘yüksek kolesterol’ konusunda olduğu gibi yanlış kurulmuşsa, istatistiksel olarak elde ettiğiniz anlamlılık dereceleri hiçbir şey ifade etmez.

    Yani daha önce de defalarca yazdığımız gibi
    [3] sadece ve sadece istatistiksel verileri dikkate alacak olursanız, en saçma sapan konularda bile ‘bilimsellik iddialarıyla dolu’ bir yığın bağlantı kurabilir ve çok anlamlı sonuçlar elde edebilirsiniz!

    Ve ortalıkta ‘bu bulgular bilimseldir’ diye bağırabilirsiniz…

    Peki, kolesterol teorisi ve kolesterol önermesi ne kadar mantıklı olabilir hiç düşündünüz mü?

    Anlamlı olarak ortaya çıkan ‘kolesterol damar sertliği’ ilişkisinde istatistiksel mantığın, sözde bilim adamlarınca nasıl kurulduğunu gerçekten biliyor musunuz?

    Durun, hemen kızmayın açıklayalım!

    Günümüzde kolesterol molekülüne ait yapılmış olan, hastalıklarla ilişkilendirilen ve bolca propagandası olan bilimsel çalışmaların sonuçlarının tümü, istatistik metotlarla elde edilen verilere dayanır ve “anlamlı” çıkan sonuçlardan bahsedilir. Fakat istatistik anlamda, bir araştırmayı doğru yapan olgu, sonuçta ortaya çıkan “anlamlı” bulgular değil, sizin ilk başta kurduğunuz mantıksal ilişkidir.

    Bu durum basit bir örnekle daha anlaşılır olacaktır. “Her sabah horozlar öttüğü için güneş doğar” şeklindeki basit bir önermenin istatistiksel çalışması, her gün önce horozların ötmesine sonra da güneşe bakılacak olursa, son derece anlamlı olan istatistik sonuçlar elde edilebilir. Fakat söz konusu çalışmanın mantıklı ve bilimsel olduğunu iddia etmeniz tamamıyla saçmalık olur. Kolesterol molekülü ile ilişkilendirilmiş ateroskleroza bağlı kalp krizi dâhil, birçok hastalığa bağlanan ‘yüksek kolesterol’ araştırmaları da aslında “horoz ve güneş” örneğine oldukça benzer. Hastanede yatan, ateroskleroza bağlı kalp krizi geçiren bütün hastaların kolesterol düzeyleri değerlendirilmez ve sadece yüksek kolesterolü olan hastaların sonuçları üzerinden değerlendirme yapılır, normal kolesterol düzeyine sahip fakat yine de ateroskleroza bağlı kalp krizi geçirmiş hastalar birçok araştırmada istatistiksel olarak dikkate bile alınamaz! Çünkü normal kolesterol düzeyinde kalp krizi geçirenleri araştırmaya dâhil edecek olurlarsa, kolesterol konusunda anlamlı sonuç alamayacaklarını, bilimsel olarak hiç bir korelasyon (yani bir ilgi) sağlayamayacaklarını bütün kardiyologlar zaten bilirler: O zaman kolesterol bir risk faktörü olmaktan çıkar.
    Aynı paradoks söz konusu araştırmalarda mutlaka oluşturulmak zorunda olan kontrol grupları için de geçerlidir: Yüksek kolesterolü olduğu halde hiç kalp krizi geçirmeyen birçok insan vardır ve bunlar da kontrol grubuna nedense alınmazlar, kolesterolü yüksek olan ve kalp krizi geçirmeyen insanlar kontrol grubuna alınsa, zaten araştırma temelinden çöker!


    Yani yüksek kolesterol ve damar sertliği bağıntısında istatistik veriler hesaplanırken hem hastaların seçiminde hem de kontrol seçiminde aslında bilim adına ‘fantezi’ ve bol bol akademik yayın yapılmaktadır, bize göre bilim değil…

    Fakat asla unutmayın, hem kolesterolü yüksek hem de düşük olan insanlarda aterom plakları aynı yapıda, aynı özellikte ve aynı oranlarda bileşenler içerirler. Ortada fiziksel-maddesel bir gerçeklik hem kolesterolü yüksek olanlarda, hem de düşük olanlarda vardır. Yıllarca yüksek kolesterolün damarlarda biriktiğine (?) inandırıldık. Peki ya normal kolesterolü olan hastalarda biriken oluşumun adı UFO değildi herhalde, orada da bir şeyler birikti, normal hastalarda oluşan da aterom plaklarıydı ama yüksek kolesterolleri yoktu, demek ki damarlarda başka bir şey birikti! Elbette hayır!

    Ve böylece bu ‘yüksek kolesterol’ fantazisiyle insanlar yıllarca kandırıldı…

    İşte bilim adına, bilim adamları kullanılarak yutturulan yüksek kolesterol-damar sertliği sahtekârlığı budur! Bu arada sadece saçmalık yutmadık, bolca da ilaç yuttuk…

    Yani, çok önceden ön yargılı olarak yapılmış sözüm ona bilimsel çalışmalarda ‘kolesterol yüksekliği, yumurta ve kalp hastalıkları’ gibi çok mantıksız konularda bile istatistiksel olarak son derece anlamlı sonuçlar bulmanız, araştırma verilerini böyle aptalca elde etmişseniz hiç şaşırtıcı değildir! Fakat gerçekler ortaya çıktıkça bütün bunların, bugün olmasa da yarın çöpe gideceği de kesindir.

    Şaşırmayın!

    Bilimi ve modern bilimin tıp anlayışını sadece istatistiksel veriler, sadece akademik yayın sayısı olarak görürseniz, bu sonuç kesinlikle kaçınılmazdır…

    ‘Tek parametrelik (yüksek) kolesterol seviyeleriyle ateroskleroz arasındaki bağ ispatlanmıştır” diyen kardiyoloji uzmanları, hipotez ve teori kavramlarına, istatistiğin ne anlama geldiğine ve söz konusu kolesterol ile ilgili çalışmalarda istatistik verilerin nasıl elde edildiğine bence bir kez daha bakmalı ve yeniden düşünmeliler…

    Yani bize göre bazıları yıllardır, ‘sözde kolesterol yüksekliği-kalp hastalıkları’ konusunda çok fena kandırıldılar, onbinlerce akademisyenle ilaç şirketleri dolaylı olarak alay etti. Çünkü kolesterol yüksekliği her şeyden önce fazla yapım, üretim sorunu değildi ki statin ilacı kolesterol düşürmek için kullanılsın! Yüksek kolesterolün fazla üretim sorunu olduğu
    [4] iddia edilerek insanlara boşu boşuna ilaç (statin) yutturdular…

    Kolesterol sorununun, kanda kullanılmayan partikülden kaynaklandığını, biriken partiküller kullanılmadığı için kolesterolün yüksek olduğunu insanlara göstermek istemediler. Yani kolesterol yüksekliği fazla üretim sonucu ortaya çıkmıyordu, buna rağmen hücresel kolesterolün üretim ve sentezini (statinlerle) durdurdular ve bence çok ayıp ettiler!...

    Şimdi ‘kraldan daha çok kralcı’ geçinenler gerçekten zor durumda, tutundukları yüksek kolesterol masalıyla ilgili bütün dallar tek tek kırılıyor. Yakında bu kırılan dallara ilaç şirketleri de dahil olacaklar. Fakat kırılan sadece dallar değil, insanlarımızın bilim adamlarına, akademisyenlere olan güvenleri de aynı konumda ve paramparça olmuş durumda, bu işin beni üzen tarafı da bu…

    ---------------------------

    Şimdi en başa, dostumun gönderdiği araştırmaya tekrar dönebiliriz.

    Hani söylemiştik ya, normal kolesterol düzeylerinde de insanlar ateroskleroza bağlı kalp krizi geçiriyorlar ama kolesterol ilacı satabilmek için bunlar istatistiksel çalışmaya dâhil edilmiyor ve böylece yüksek kolesterol istatistiksel araştırmalarda risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor diye...

    İlaç şirketleri kolesterolü normal olduğu halde kalp krizi geçiren grubun büyüklüğünü nasıl olduysa birden bire (?) fark edivermişler!... Yani sadece yüksek kolesterol değil, normal kolesterol düzeylerinde de kalp krizi geçirilebildiği anlaşılıvermiş birden bire.

    Şimdi ilaç şirketleri, kolesterolü yüksek olmasa da kalp krizi geçiren bu insanlara illa ki kolesterol ilacı satmak için gizliden hazırlık yapıyorlar.

    Yayının özeti şöyle: Efendim kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısında kolesterol normal düzeylerdeymiş: Daha önce aklınız neredeydi, istatistik araştırmalara önceden bunları da ilave etseydiniz böylece kolesterol risk faktörü olarak karşımıza çıkmazdı değil mi?

    Kolesterol düşürücü olarak kullanılan söz konusu statin, hCRP
    [5] (yüksek duyarlı CRP) düzeyini de düşürüyormuş![6] Bu nedenle kalp krizi geçiren ve kolesterolü yüksek olmayan, normal kolesterollü insanlarda hCRP yi düşürmek için bu statin ilacı kullanılmalıymış falan filan..

    Pardon bu ilaçlar, kolesterolü yüksek olan insanlar için, kolesterol sentezini durdurduğu için piyasaya çıkmamış mıydı?

    Dolaylı olarak ‘hem normal kolesterol düzeylerinde, hem de yüksek kolesterol düzeylerinde kalp krizi oluyor’ demekte biraz geç kalmadınız mı?

    Ve biz her iki durumda da sizin ilaçlarınızı kullanacağız öyle mi?

    Kolesterolüm yüksek ise kolesterol düşürücü statin kullanacağım!

    Kolesterolüm normal ise yine kolesterol düşürücü statin kullanacağım!



    Pardon, kolesterolü neden düşürüyorum ki?

    Hiç kusura bakmayın!...


    Alnımızda ‘enayi’ yazmıyor!


    Mevlüt Durmuş
    Uzm. Biyolog
    01 Aralık 2008
















    Kaynaklar ve Dipnotlar
    [1] Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.

    [2] Prof. Dr Ahmet Aydın başta olmak üzere, Prof. Dr. Rasim Küçükusta, Nöroloji uzmanı Dr Güçlü Ildız, araştırmacı Serkan Yimsel gibi birçok insan, bu konudaki medyatik yazılarıyla kamuoyunu ‘kolesterol teorisindeki’ aksaklıklar konusunda uyarmaya çalışan bilim insanlarıdır. Endotel hasar hipotezine ait kamuoyuna yansımayan birçok akademik çalışmaya da erişmek mümkündür, fakat çoğu ‘kolesterol teorisi’ni eleştirmez ve reddetmez…
    [3] M. Durmuş (2007). Manifesto: Çarmıha gerilen molekül ve modern bilimin kolesterol masalları. Platin yayınları. Ankara.
    [4] Bkz, http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/ Bilimin çılgın yanılgısı: karaciğer fazla kolesterol üretir.
    [5] Enfeksiyon ve enflamasyonların değerlendirilmesinde kullanılır. Özellikle bakteriyel enfeksiyon tanısında değerlidir. Yüksekliği son yıllarda koroner kalp hastalığı riskinin erken bir göstergesi olarak ta değerlendirilmekte olsa da bize göre tek başına bunun için yeterli bir test değildir. Çünkü sahip olduğunuz birkaç sivilce bile söz konusu testi yüksek çıkartabilir.
    [6] Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.

    Gönderen Mevlüt Durmuşzaman: Pazartesi, Aralık 01, 2008 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
    Etiketler: istatistik kolesterol, kalp krizi kolesterol, kolesterol, kolesterol ticareti
    16 Kasım 2008 Pazar

  3. #13
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart

    ŞAKA GİBİ DİYET: YUMURTA VE KOLESTEROL


    ŞAKA GİBİ DİYET: YUMURTA VE KOLESTEROL!...


    European Journal of Nutrition da Dr. Griffin, yıllardır gündemde olan fakat genellikle çoğu doktor ve uzman tarafından dikkate alınmayan yumurta konusundaki yanlışlıkları bir kez daha açıkladı[1]: Yumurta çok önceleri düşünüldüğü gibi kan kolesterol düzeyini, LDL düzeyini yükseltmiyor ve kalp hastalıklarında iddia edildiği gibi herhangi bir risk oluşturmuyor. Ayrıca yumurta yemek kilo sorunlarınızın çözülmesine de, bu güne kadar iddia edilen genel durumun tersine, yardımcı oluyor.



    Yumurta şişmanlık (obezite), kolesterol ve kalp hastalıkları ilişkisinde bu güne kadar ileri sürülen bir çok görüş Dr. Griffin’e göre de gerçek değil ve bilimsel temellere oturmuyor...



    Daha önceleri yumurta gibi kolesterol yönünden zengin besinlerin kandaki kolesterol seviyesini yükselttiği ve kalp krizi riskini arttırdığı düşünülüyordu fakat Avrupa Beslenme Alışkanlıkları Dergisi'nde yayınlanan bilimsel bir araştırma haberine göre bu tez artık çürütüldü. Günde iki adet yumurta ciddi bir diyet uygulamasıyla birlikte tüketildiğinde sadece kilo verdirmekle kalmıyor aynı zamanda kandaki kolesterol seviyesini de düşürüyor….” (Basından)



    En şaşırtıcı ve çılgın diyetle zayıflama öyküsü ise gazete haberlerimize çok kısa bir şekilde yansıdı:

    ‘Yumurtayla 25 kilo verdi. İnanılması zor ama yumurta diyetiyle 9 ayda tam 25 kilo zayıfladı…’Saatchi&Saatchi’ reklâm ajansının sahibi Saatchi`nin zayıflama öyküsünü eşi Nigella Lawson(48) basınla paylaştı. Eşinin zayıflama kararı aldıktan sonra kendisinin yaptığı yemeklerden tatmadığını belirten Lawson, `Günde sadece 9 yumurta yiyerek 9 ayda 25 kilo vermeyi başardı` dedi. Eşinin sadece haşlanmış ya da az yağda pişirilmiş yumurta tercih ettiğini söyleyen Lawson, 9 yumurtayı sabah öğle ve akşam 3`er tane yediğini kaydetti. Lawson, beslenme uzmanlarının bu diyeti nefes darlığı, bağırsak düzensizliği gibi önemli problemler yaratacağı için asla tavsiye etmediğine dikkat çekti.’ (Basından)
    Gerçekte bu haber, dış basında daha geniş bir biçimde[2] ‘Saatchi's diet’ (Saatchi’nin diyeti) şeklinde yer almıştı. Olayın gelişimi gerçektende çılgınca görünüyordu: Bütün diyetler denenmiş fakat sonuç elde edilmemişti. Daha sonra yeni bir şey denemeye karar verdiler. Ve kendilerine verilen diyet önerilerinin tam tersini ve en radikalini zayıflama diyetlerinin ana merkezine yerleştirdiler: Yumurta!
    Aykırı bir örnek olduğu için ‘Saatchi’nin diyetini’ biraz inceleyelim. Günde en az 9 adet yumurta x 200mg=1800 mg kolesterolü yumurta ile alıyorsunuz, kilo almak yerine tam tersine kilo veriyorsunuz. Kilo deyip geçmeyin, kanserden uykusuzluğa her hastalıkla şişmanlık (obezite) ilişkilendirilmiş durumda…

    Yumurta, dengeli kilo verebilmek için çok ideal besinleri içeriyormuş ve kalorisi çok düşük olduğu halde tok tutuyormuş. Bunlar elbette doğru!

    İyi güzel ama bu adam öyle ya da böyle günde 9 yumurtayla 2000 miligram kadar (yumurtayla içeriğinde) kolesterol almış, kolesterol yüksekliği yüzünden ölmemiş mi?

    Hayır ölmemiş!...

    Demek ki kolesterolün şişmanlıkla sanıldığı gibi doğrudan ilişkisi yok! Farklı besinlerden alınan, kullanılamayan enerjiyle (kalori) ilişkisi var! Yani şişmanlığın besinlerle alınan veya kandaki (obezite) yağ yüksekliği ile özellikle dışardan kolesterol alımıyla hiç alakalı bir şey değil. İşin özü kolesterol ve farklı yağlı besinler (ceviz, Antep fıstığı, fındık vs) şişmanlatmıyor, sizi tok tuttuğu için depolanmış stoklarınızdan enerji açığa çıkmasını sağlıyor…

    Ve kan kolesterolünüz yükselmiyor ve artmıyor…

    ------------------------------------------

    Ben ve bazı dostlarım yumurta-kolesterol-kalp hastalıkları ve şişmanlık (obezite) ilişkisindeki bu durumu, yani kolesterol değeri yüksek besinler ve yağlı yiyecekler alındığında
    [3] kolesterol düzeyinin artmayacağını hatta tam tersine kolesterol düzeyinin azalabileceğini de yıllardır zaten söylüyoruz.[4]

    ‘İyi ama kolesterol içeren besinlerin, kan kolesterolünü yükseltebileceğini gösteren hani binlerce akademik araştırma (randomize çalışmalar) vardı, o araştırmalar ne olacak’ diye bir şey bana sormayın, bu konuda muhatabınız bu çalışmaları yapanlar ve ‘yumurta kan kolesterolünü yükseltiyor’ diyen doktor ve akademisyenlerdir. Veya diğer bir olasılık, kimbilir bazılarına göre ‘Dr. Griffin yalancı ve sahtekârın tekidir!’ Çünkü her gün 2 (iki) adet yumurta yiyenlerin kolesterolünde bir değişiklik olmadığını, kan kolesterolünün artmadığını söylüyor.. Biliyorum diğer araştırmacılar ‘ama o çalışmada denek sayısı az’ vs vs. gibi kaçış yollarını şimdiden ayarlamışlardır, fakat inanın bu tamamen ‘minare ve kılıf’ meselesi…

    Nitekim elde edilen sonuçlar bunları da gösteriyor! Biz yıllardır organizmanın hücrelerimizin yağ depolaması ve kan kolesterol, lipit düzeyi birbirinden çok farklı şeyler olmalı diyoruz. Bizim akademisyenlerden ziyade, halka-insanlara anlatmaya çalıştığımız konulara ‘küçümseyerek’ bakan, sözüm ona bazı araştırmacılar ve bizi eleştiri yağmuruna tutan hekimlerimiz umarım söz konusu araştırmaları okuyunca az da olsa sıkılmışlar, kimbilir belki biraz yüzleri kızarmıştır: Çünkü biz bütün bunları
    [5] çok önce ve defalarca söyledik!



    İşin garip, tutarsız, anlaşılmaz ve en saçma tarafı bazı doktor, uzman ve diyetisyenlerin hala yumurtayı şişmanlık (obezite) ve kalp hastalıklarıyla (ateroskleroz) ilişkilendirmeye devam etmesidir. Söz konusu kişiler, bu konularda son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmaları ve açıklamaları görmemezlikten gelmektedir. Sağda solda anlaşılmaz bir vurdumduymazlıkla ‘yumurta kan kolesterolünü yükseltiyor’ veya ‘yumurta kilo aldırıyor’ safsatasının sürekli olarak anlatan insanları anlayamazsınız. Söyledikleri, anlattıkları her şey büyük bir bilimsel tutarsızlık gösterir. Bizce bu duruma sadece bilimsel körlük bile denilemez, bu durum körlüğün de ötesinde çok farklı bir şey...

    Köşeye sıkışan bazı bilim adamları, yumurtadaki kolesterol içeriğine ve kolesterol konusuna vurgu yapmaktan vazgeçip, kolesterolde bulunan farklı maddelerin, vitaminlerin ve minerallerin önem ve değerinden söz ediyorlar. Yumurtada bulunan bazı maddeler (lesitin, niasin vb) nedeniyle yumurtanın, kan kolesterolünü yükseltmediğini filan söylüyorlar ve sağolsunlar beni yine güldürüyorlar, bilim bazen eğlenceli de olabiliyor!...

    Sakın yanlış anlamayın söyledikleri her şey en ince ayrıntısına kadar doğrudur: Çünkü temel olarak yumurtada bir canlıyı oluşturabilecek (civciv) bütün yaşamsal öğeler zaten bulunmak zorundadır. Bunun aksini düşünmek tümüyle saflık olur. Benim gülme nedenim çok farklı, çünkü bu konuda bilimsel olduğunu iddia edenler, farklı nedenler ileri sürerek konuyu kolesterol temelinden saptırmaya çalışıyor!

    Söylediklerine bak: Yumurta masum olabilirmiş çünkü yumurta içeriğinde bulunan bazı maddeler, yumurtadaki kolesterolün emilimini ve kana karışmasını engelliyormuş!

    Yumurta iyi ama yumurta içindeki kolesterol kötü demek istiyorlar…

    Yumurta akını yiyin ama sarısını atın!

    Yumurta beyazıyla, sarısını ayıran fabrikalar yapın!

    Az kolesterollü yumurta yapan, beslenmesi değiştirilmiş tavuklar ortaya çıkarın!

    Sonra gelin, siz bu yumurtaya utanmadan yumurta deyin!

    Hiç kusura bakmayın, inanın kişisel bir şey değil: Biyolojik olarak içinden civciv çıkma olasılığı olmayan yumurtaya, ben yumurta diyemem zaten!..

    Ve işte insanları kandırmak, bilimsel anlamda hile yapmak, belden aşağılara vurmak buna denir. İşte ben aslında bunlara gülüyorum!

    Burada tartışılması gereken konu yumurta içeriğindeki kolesterol dışındaki yaşamsal maddeler değil, bir zamanlar yumurtanın suçlanmasına neden olan kolesterolün bizzat kendisidir. Bu nedenle yumurta konusunu özünden yani içerdiği kolesterolden ve kan kolesterol düzeyi ilişkisinden uzaklaştırmaya çalışmak bilimsel açıdan korkaklığın ve ikiyüzlülüğün çok ötesinde bir şeydir.

    Yıllarca içerdiği kolesterol nedeniyle yumurtayı suçlayıp sofralardan uzaklaştıracaksın, bu yanlış bilgiyle binlerce hekim yetiştireceksin, insanlara yıllarca kan kolesterolünü yumurtanın nasıl yükselttiğini sözde bilimsel (?) araştırmalar göstererek anlatacaksınız. Sonra ilaç şirketleri, yumurtayı beyazıyla sarısından ayıran fabrikalar kurulacak, yumurtadaki kolesterol miktarı azalsın diye tavukların besin tarzlarını değiştireceksiniz, kolesterolsüz damgalı bir çok ürün piyasaya çıkaracaksın!…

    Pardon, siz haklısınız!

    Gerçekçi olmak gerekir!

    Sanırım ‘kolesterol masalı bataklığına’ boğazına kadar saplandıktan sonra, kolesterolü suçlayan akademisyenlerin hiç biri kolayca ‘pardon biz yanlış yapmışız, kolesterol masummuş’ diyemez. Öyle sanıyorum ki bunu biz değil, belki torunlarımız bile göremeyecek...

    Çünkü bu konu artık bilim değil, ticaretle ilişkili...

    --------------------------------

    Fakat yumurta-kolesterol ilişkisinde tehlikeli sorularla karşılaşacaklarını, bir zamanlar ‘kolesterol suçlu’ diyen uzmanlar de artık çok iyi biliyorlar. Yumurta diyetinde olası gelişmelere karşı şimdiden bilimsel kılıflar buluyor ve eleştiriyorlar; bu tip bir diyetin sindirim sistemi ve akciğer üzerinde bazı olumsuz etkilerinin olabileceği, yumurtayla bulaşabilecek çeşitli hastalıkları, mide ve sindirim sisteminin bozulabileceği iddialarını dile getiriyorlar! Elbette bunlar olabilir, sadece yumurta ile tek yönlü beslenmenin getireceği çeşitli risk faktörlerine tabii ki katılmak mümkün, bu her zaman olasılıklar içinde zaten! Fakat yumurta diyetiyle ilgili söz konusu bütün bu riskler ‘kolesterol’ konusunda daha önceleri söylediklerinizi unutturmaya yetmez!...

    Aslında yumurta ve kolesterol diyetinde bizim dikkatimizi çeken, sizlerinde özellikle dikkatinizden kaçmamasını ve asıl görmenizi istediğimiz nokta çok farklı.

    Bizce Dr. Griffin’in söz konusu son çalışması
    [6]: ‘Kolesterol ve yumurtanın zararları, damarlara kolesterol darbesi, kalp sağlığının ardındaki sinsi düşman kolesterol’[7] gibi binlerce anlamsız söylemlerinin hepsinin boş ve gerçek dışı olduğunun açığa çıkarmış olması nedeniyle önemli! Sakın bu yazımızın temel amacı yanlış anlaşılmasın; elbette söz konusu (biraz) aşırıya kaçmış ‘Saatchi’ diyetini biz kimseye önermiyoruz! Aşırı tek yönlü kullanımda içtiğiniz su bile sizin sağlığınızı bozabilir. Bu tip tek yönlü beslenme birçok açıdan ‘Çin İşkencesi’ nden farksız zaten. Fakat yumurta-kolesterol ilişkisinde ortaya çıkan durumu mutlaka sizlerinde görmenizi istiyoruz. ‘Saatchi’ diyeti bu açıdan son derece önemli…

    Kabul edin ya da etmeyin, araştırma sonucu şu: Yumurta kilo yapmıyor, kilo verdiriyor ve kan kolesterolünü de yükseltmiyor…

    Bunca zaman kolesterol yükselir korkusuyla, yetersiz beslenerek ‘kaybeden’ durumuna geçirilen halk ve insanlar, artık bu saçma sapan kolesterol korkularını bırakmalı ve tekrar kolesterollü beslenme konusunda ‘kazanan’ olmak zorundadır.

    Yumurta ve kolesterol konusunda diyetisyenlerinize, doktorlarına mutlaka sorun, soru sormak insan olarak sizin hakkınız: Dr. Griffin ne diyormuş, Saatchi’nin diyetinde yumurta neden bu kadar zayıflatmış?

    Kolesterol mitleri tek tek çöküyor!...

    Yağlı ve kolesterollü yemekler şişmanlatırmış…

    Kırmızı et
    [8], sakatat ve yumurta kan kolesterolünü yükselttiği için kalp krizi yaparmış, bu besinler kesinlikle yasakmış…

    Özellikle beslenmemizde, kolesterol içeriğini mutlaka azaltmalıymışız, besinlerdeki kolesterol büyük risk faktörüymüş
    [9]...

    Biz almayalım beyler, kalsın!...

    Dr. Bruce Griffin’in akademik çalışmalarına dönelim. Malum bizim araştırmacılarımız bazı konuları biz kendi dilimizle yani Türkçe olarak söyleyince
    [10] anlamıyorlar, yabancı araştırmacıların diliyle söyleyince nedense daha çabuk anlıyorlar ve konuyu şaşılacak derecede ciddiye alıyorlar:
    -‘Two Eggs a Day May Cut Cholesterol, Weight’[11]

    -Kısaca; günde iki yumurta kolesterol kilo ve kolesterol sorunlarınızı çözebilir!

    Günde iki yumurta, işte yeni kolesterollü diyetimiz!…

    Afiyet olsun!...



    Mevlüt Durmuş
    Biyolog
    17 Kasım 2008

    2 Önemli Not: 1) Şeker ve beyaz ekmek kullanıyorsanız, biraz da olsa spor yapmıyorsanız hiçbir zayıflama diyeti işe yaramaz 2)Yumurta tüketimi sağlığımız için oldukça önemlidir. Doğal ortamında yetişmiş ve mümkünse horozları başında olan tavuklardan elde edilmiş, özellikle sarısı istenilen kıvamda, bol kolesterollü yumurtalar bizim öneri ve tercihimizdir.

    Kaynak ve Dipnotlar
    [1] Nicola L. Harman1, Anthony R. Leeds2 and Bruce A. Griffin (2008). Increased dietary cholesterol does not increase plasma low density lipoprotein when accompanied by an energy-restricted diet and weight loss. European Journal of Nutrition. Volume 47, Number 6 / September, 2008. 1436-6207 (Print) 1436-6215 (Online). SpringerLink - Journal Article
    [2] Charles Saatchi ends nine-eggs-a-day diet, says wife Nigella Lawson - Telegraph
    [3]http://www.yeniaktuel.com.tr/top104,99@2100.html kolesterole iftira atılmış
    [4] Modern bilimden 'kolesterol' masalları
    [5] www.kolesterolmasalları.blogspot.com
    [6] [6] Nicola L. Harman1, Anthony R. Leeds2 and Bruce A. Griffin (2008). Increased dietary cholesterol does not increase plasma low density lipoprotein when accompanied by an energy-restricted diet and weight loss. European Journal of Nutrition. Volume 47, Number 6 / September, 2008. 1436-6207 (Print) 1436-6215 (Online). SpringerLink - Journal Article
    [7] TKD|KALP HASTALIĞI SALGINININ ARDINDAKİ SİNSİ DÜŞMAN "KOLESTEROL" HAKKINDA SIK SORULAN SORULAR
    [8] Kırmızı et konusunda Prof. Dr Ahmet Aydın’ın yazısını kaçırmayın: http://beslenmebulteni.com/besin/ind...=139&Itemid=73
    [9] TKD|KALP HASTALIĞI SALGINININ ARDINDAKİ SİNSİ DÜŞMAN "KOLESTEROL" HAKKINDA SIK SORULAN SORULAR
    [10] KOLESTEROL: Çarmıha gerilen molekül
    [11]http://www.foxnews.com/story/0,2933,410509,00.html (Study: Two Eggs a Day May Cut Cholesterol, Weight)

    Gönderen Mevlüt Durmuşzaman: Pazar, Kasım 16, 2008 1 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
    Etiketler: Dr Griffin, obesite ve yumurta, yumurta kalp hastalıkları, yumurta kolesterol ilişkisi, yumurta ve şişmanlık
    05 Kasım 2008 Çarşamba

  4. #14
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart

    YAŞLANIRKEN SEKS HORMONLARIMIZ NEDEN AZALIR?....


    Seks hormonlarımız, özellikle testosteron ve
    östrojen biz yaşlandıkça azalmaya devam ederler.
    Söz konusu hormonlarımızın steroid
    moleküller olduğu da bilinir.
    Fakat kolesterol molekülünün de
    seks hormonlarını üreten bir steroid olduğu
    genellikle söylenmez!...

    Mevlüt Durmuş

    YAŞLANIRKEN SEKS HORMONLARIMIZ NEDEN AZALIR?....



    Yıllardır bilinen bir gerçek, sürekli tekrarlanarak dile getiriliyor: Andre B. Araujo ve arkadaşları
    [1] Archives of Internal Medicine’ de bir steroid hormon olan testosteron hakkında bilinen fakat dikkatlerden kaçan olguyu yeniden gündeme taşıdı. Bu makalede özellikle erkeklerde düşük testosteron seviyelerinin birçok hastalığın yanı sıra, kalp hastalıklarından sorumlu olabileceği ve özellikle yüksek ölüm oranlarında rastlanılan düşük testosteron düzeyi bir kez daha ifade edildi. Yani düşük testosteron seviyelerinde damar sertliği (ateroskleroz) dâhil her türlü hastalık, depresyon ve ölüm riskine son derece yakınız!

    Steroidopenia, yani yaşlanmada steroid azlığı konusu aslında çok yeni bir konu değil, uzun zamandan beri biliniyor fakat bir türlü kolesterolle olan paradoksal ilişkisi açıklanamıyordu.

    Sakın ha kadınlar yanılıp, bizde steroid eksikliği yok, biz rahatız diye sevinmesinler aynı steroid eksikliği belası ilerleyen yaşlarda kadınların da baş belası olmaya devam edecektir, çünkü kadınların da steroid hormonları zamanla azalır
    [2].

    --------------------------------------------------------

    Biyolojik olarak sadece insanlar değil birçok memeli canlının hayatında, yaşamının devamında steroidler yaşamsal öneme sahiptir. Çoğumuzun bilmediği, farkında olmadığı ise steroidlerin yaşamı çok daha derinlerden yönlendirdiği gerçeğidir. Daha önemlisi, söz konusu steroid hormonların kolesterol ile olan ilişkisidir.

    Kolesterol ve steroid hormonlar konusuna girmeden önce bazı şeyleri mutlaka bilmek zorundayız.

    Organizma içi detaylara elbette gireceğiz, fakat organizma dışı faaliyetlerimizde steroidlerin psikolojik dünyamızı nasıl etkilerini kısaca değinmemiz gerekiyor. Bir kadını ya da erkeği çok çekici bulmamızın, aşık olmamızın, sevmemizin altında bile farkında olmadığımız steroidlerimizin bizi etkileme ve yönlendirme gücüne sahip olduğu iddia ediliyorsa buna sakın şaşırmayın. Yani iddialara göre, geçmişteki aşk hatalarınızdan siz sorumlu olmayabilirsiniz!

    Söz konusu steroid hormonlarımızdan özellikle östrojen ve testosteron; hem kadınlar hem de erkeklerde kemik ve kas gelişimi metabolizmasında, beyin fonksiyonlarımızın düzenlenmesinde, D vitamini kullanımında, kalsiyum metabolizmasında ve daha birçok alanda büyük rol oynuyor.

    Fakat steroid hormonlar güncel ilgiyi, beyin hücrelerine olan etkilerinden ziyade seks hormonları olması nedeniyle dikkatleri üzerine çekiyor
    [3]. Her iki cinste de söz konusu hormonlar olmakla birlikte erkeklerde testosteron, kadınlarda ise östrojenin ön planda olduğunu sanırım söylemeye gerek yok…

    Çoğu zaman biz bilinçli olarak farkında olmasak ta, karşı cinsin hormon değişimlerini çeşitli duyularla algılayan beynimiz, söz konusu kişiden hoşlanmamızı ya da tam tersini (androstenon) söyleyebilir. Beynimizin duyular yoluyla gerçekleşen algılama biçimi de bizim davranış şekillerimizi etkiler ve kişiden kişiye çok farklılık gösterebilir. Cinsel isteklerimizin, tercihlerimizin, birilerinden hoşlanmamızın, karşı cins seçimlerimizin, kızgınlıklarımızın ve duygusallığımızın temelinde steroidlerin rolü bazı araştırmalara göre gerçekten de hiç kuşku götürmez
    [4].

    Kadın ve erkeklerde yaşla birlikte ortaya çıkan özellikle seks hormonlarının yapım eksikliğinden kaynaklanan steroid azalması (steroidopenia) yaşlanma bilimi yani gerontolojiyle son derece içli dışlıdır. Seks steroidleri her alanda önemlidir. Fakat ne yazık ki biz yaşlandıkça organizmadaki kullanılabilir steroidlerimiz gün geçtikçe yavaş yavaş azalır
    [5]. Kaslarımız steroid eksikliği nedeniyle kasılma, elastikiyet gücünü kaybeder, omurga hareketlerimizi sağlayan kaslarda başlar bütün karmaşa, sonra omurgamız gün geçtikçe eğilir ve bükülür: Sonra, sonrasını zaten sizler biliyorsunuz!…

    Ve tuhaftır bazı yan etkilerine rağmen, steroidlerin inanılmaz gücü ilk önce spor dünyasınca algılandığı için, ilk steroidler (sanıyorum hızlı ve güçlü olmak için) sporcular tarafından kullanılmıştır. Ben hala bilim dünyasının kas zayıflığı, kas yetersizliği olan yaşlı insanlarda bazı yasal steroidlerin doktor kontrolünde neden son ana kadar kullanılmadığını merak eder dururdum, son zamanlarda yaşlı insanların kas gelişimlerinde testosteron bazen kullanılıyor
    [6], şişmanlık azalıyor ve kas kitleri ise artıyor.

    Yaşla birlikte ortaya çıkan steroidlerimizdeki bu azalma
    [7] bilim dünyasının da gözünden kaçmamış, söz konusu hormonlar yaşlanmayı geciktirme amaçlı olarak, tümör oluşumu ve kanser gibi bazı tartışmalı risklerine rağmen tıp dünyasında kullanılmaya başlanmıştır. Hormonları dışardan enjeksiyon ya da tablet şeklinde, hormonları yerine koyma tedavisi adı altında, şimdilik tam olmasa da hiçte küçümsenmeyecek büyük bir başarı kazandırmıştır. Burada hedef yaşlanan ya da yaşlanmaya başlayan insanlarda eksik hormon düzeylerini yerine koymaya çalışmak, insanlarda yaşla birlikte ortaya çıkan steroid eksikliğini olabildiğince azaltmaya çalışmaktır.

    Çoğu insanımız da Hollywood sinemalarında güncel konu olması nedeniyle bu durumu biliriz, malum bizde bilim son sıralardadır!

    Fakat uzmanlar dışında, insanların bilmediği bir gerçek vardır.

    İnsanlara pek sık söylenmeyen steroid kolesterol gerçeği.

    Ve kolesterolün steroidlerle ilişkisi….

    Testosteron ve östrojen gibi bütün doğal organizma steroidlerinin kolesterolden yapıldığı (sentezlendiği) gerçeğini (bkz Şek 1), kolesterolünde steroid bir molekül olduğunu çoğu insan bilmez ve olumsuz kolesterol propagandası nedeniyle kolesterolü bir türlü sevemez!
    Yani doğal yollardan, organizma içinde steroid hormonlar sadece ve sadece kolesterolden elde edilebilir.
    Şekil 1. Bütün organizma steroidleri normal şartlarda kolesterol molekülüne bağımlıdır. Yani ilgili hücrelerinizde (kullanılabilir) kolesterol molekülleriniz yoksa veya sentezlenmiyorsa, kolesterole bağımlı steroidleriniz yetersizleşir ve azalır. Ve kolesterolden sentezlenen bütün biyokimyasallar: Androjenler (erkeklik) ve Estrojenler (kadınlık) hormonları yanı sıra kolesterolden sentezlenen D vitamini, minerolokortidler ve glukokortikoidlerde yaşlandıkça mutlaka azalır. Sadece kolesterolden yapılan maddelerimiz değil, kolesterol sentezi sırasında ortaya çıkması gereken bazı maddeler de (Koenzim Q10 vb maddeler de) yaşlanmayla birlikte mutlaka azalır

    Üzgünüm, insanlarda normal yollardan steroid yapımı nasıl oluyor diyorsanız size ‘sadece kolesterol molekülünüze sahip çıkın’ derim…

    Steroid hormon oluşumları için, kolesterolden başka bir yol yok!....

    -----------------------------------------------------

    Fakat kolesterolün her türlü steroid oluşturmadaki bu temel fonksiyonu genellikle göz ardı edilir!

    Kandaki kolesterol düzeyi tek parametre yüksektir, tuhaf ve anlaşılmaz bir şekilde insanların tümü, bu yüksekliğin sentez kaynaklı olduğuna ikna edilmiştir, özellikle karaciğerde fazla kolesterol yapıldığı düşüncesi insanların kafasına hiyeroglif (çivi yazısı) olarak yazılmıştır!

    Kanda yüksek kolesterol masallarından her insan bir şekilde etkilenmiştir.

    Araştırmacılar bu nedenle karşı düşünce üretmekte zorlanırlar, adeta büyülenmişlerdir.

    Yaşın ilerlemesiyle birlikte, kolesterol sentezi sırasında ortaya çıkan maddeler (Koenzim Q10 vb) ve kolesterolden yapılan bütün steroidlerin nasıl ve neden azaldığına bir türlü anlam veremezler, kara kara düşünmeye başlarlar: Çünkü kolesterol düzeyi tek parametrede (her zaman olmasa da) kanda yüksek görülebilmektedir.

    Karaciğer dışındaki farklı organların kolesterol yapımına (HDL)bakma ihtiyacı genellikle duyulmaz!

    Dolaşım sistemi, yani kandaki kolesterol düzeyine takılıp kalmışlardır ve kan dışında kalan sistemlerde, organlarda, doku ve hücrelerde kolesterol kullanımın atması ya da azalmasıyla hiç ilgilenmezler. Oysa kandaki durum dışında, kolesterol kullanımında gerçek göründüğünden çok ama çok farklıdır: Kan dışında bir de madalyonun diğer yönü vardır, kimse görmek istemez!

    Kandaki yüksek kolesterol nedeniyle, birçok bilim araştırmacısının kafası işte bu noktada tamamen karışmış durumdadır.

    Kolesterol ve steroidler konusunda, hep kaçamak, saçma sapan cevaplarla karşılarsınız. Oysa kolesterolün kendisinin de bir steroid olduğu asla bilimsel platformlarda inkâr edilemez!

    Evet, kolesterol molekülü de bir steroiddir!

    Hem de bütün steroidleri oluşmasını sağlayan temel bir steroid!

    Dokular ve hücreler açısından ‘hamiline yazılı çek’ gibi sizin anlayacağınız kolesterol molekülü. Bütün steroidler yaşla birlikte azalırken kolesterol molekülünün kendisi hücresel yapım olarak (sentez) nasıl yüksek olabilir. Steroid oluşumlarının genetik mekanizması, tıpkı organizmamız gibi bir bütündür, genetik açıdan birbirinden ayrılamazlar…

    Buna rağmen steroidler konusunda birçok sorunuza cevap bulamazsınız:

    Steroid hormonlar verilen kişilerde
    [8], kandaki kolesterol (steroid) düzeyi nasıl ve neden düşebilir?

    Steroidler partiküllere ne yapar, partikülleri (lipit taşıyan parçacıkları) nasıl kullanılabilir hale getirebilir?

    Kanda kolesterol mü, yoksa partiküller mi işlevsel öneme sahiptir?

    Hücre genetiği açısından steroid sentezi bir bütünse, organizma ihtiyacına göre doku ve organlara göre dağılım gösteriyorsa, neden kandaki temel steroidimiz kolesterol ile steroid hormonlarımız ters orantıda bulunuyor, yani kolesterol yükselirken seks hormonları azalıyor?

    Kolesterol kaynaklı steroid oluşum teorisi mi yanlış, yoksa biz mi bazı şeyleri yanlış anlıyoruz?

    Ve cevapsız binlerce soru…

    Karaciğer fazla kolesterol üretiyor masalını lütfen geçin, başkaları yese de biz şimdilik
    [9] almayalım, kalsın! Kanda görülebilen kolesterol fazlılığı bizce zaten üretimden (sentezden) kaynaklanmıyor ki!...

    Günümüzün aptalca ve mantıksız (yüksek) kolesterol teorisinde, kolesterolün sentez yoluyla çoğaldığını bilimsel temel alırsanız, literatürler (bilimsel yayınlar) arasına saplanır kalırsınız, eliniz kolunuz her aşamada bağlanır ve hiçbir bilimsel düşünce üretemezsiniz, steroid kolesterol ilişkisinde hiçbir soruya cevap veremezsiniz!

    Bilimsel yayınlar bu konuda hep birbiriyle çelişirler, çoğunlukla net bir sonuç göremezsiniz! Bol bol akademik yayın yapar, bilim yapıyorum diye kendinizi kandırırsınız, sadece o kadar. Kolesterol dahil steroidlere ait sorulara karşı verdiğiniz cevaplarınızdaki bilimsel tutarsızlık karşınızda pis pis sırıtır. Bilimsel söylemlere sıkıştırılmış ‘kıvırma hareketleri’ sizi ister istemez rahatsız eder, kulaklarınızı acımasızca tırmalar ve yorar…

    Karmaşa gibi görününen bu ortamda, aslında çözüm son derece basittir. Bu basitliği kavramak ve kabul etmek bazılarına zor gelse bile sonuç kaçınılmazdır.

    Hücresel sentez aşamasında, fazla kolesterol yapımı (sentezi) diye bir şey yoktur ve olmamalıdır! Bütün doku ve organlar, kolesterol üretimini yaşla beraber kısarlarken (HDL düşüklüğü) karaciğer bunun dışında kalamaz…

    Bu nedenle bilim dünyası kanda görülen kolesterol yüksekliğinin bir yapım sorunu (anabolik) değil genetik
    [10] ya da sonradan ortaya çıkan bir yıkım sorunu (katabolik) olduğunu[11] mutlaka görmelidir ve günün birinde görecektir.

    Yüksek kolesterol sorunu, kanda partiküllerin birikim sorunudur: Kolesterolün kandaki yüksekliğine bakarak, kolesterol yüksekliğin bir hücresel sentez sorunu olduğu sonucuna ulaşmak, bilimsel açıdan hiçte mantıklı (!) olmadığı gibi bize göre saçmalıktır! Tabii günümüz biliminde mantığın bir parça önemi ve değeri varsa!

    Kolesterol sentezi değil, kanda genetik (Apo B–100 veya LDL reseptörleri) ya da çevresel (small LDL, okside LDL vs) nedenlerle lipoprotein birimi olduğunu kabul ederseniz işler çok ama çok kolaylaşacak, yaşla ortaya çıkan steroid azalması dâhil her şey daha anlaşılır hale gelecek ve taşlar yerlerine oturacak, bilimsel çatışmalar ortadan kalkacaktır…

    Kanda biriken partiküller kullanılmadığı için kolesterol çoğunlukla tek parametrede yüksektir, fazla sentezlendiği için değil!

    Dolayısıyla bu konuda kolesterol düşürmek için kullandığınız ilaçların ne kadar saçma (?) ve anlamsız olduğu artık sizler düşünün!

    ---------------------------------------------

    Bilim dünyası çok yakın bir zamanda, kanda partikül birikiminin doğurduğu bu sorunu görecek, bu noktaya bir gün (!) mutlaka gelecektir.

    Genetik ya da çevresel partikül yıkım hatalarına bağlı olan partikül birikimlerinin farklı nedenleri (!) elbette konuşulabilir! Kullanılmayan kanda varolan, biriken partiküllerin (small, okside LDL) ateroskleroz veya damar sertliği çeşitli riskler oluşturabileceği elbette tartışılabilir!...

    Fakat bu tartışma bütünüyle partiküller üzerinden, partiküllerin birim alanda çoğalması üzerinden olacaktır.

    Şu anda kardiyoloji dünyasında yapıldığı gibi kolesterol üzerinden asla değil!…

    -----------------------------------

    Madalyonun her iki yönünü de birlikte görmelisiniz!

    Kolesterol üzerinden tartışmak, gerçek yaşamsal sorunlarımızın çözülmesinde yeterli değildir.

    Tek sorun kullanılmayan partiküllerin (small, okside LDL vs) oluşturduğu çeşitli nedenlerle damarlar üzerinde oluşturduğu (ateroskleroz, damar sertliği vb) hastalıklar da değildir!

    Ortada ihmal edilen, yok sayılan ve önemsenmeyen bir başka bir sorun vardır ve kardiyologların hepsi olmasa çoğu bu soruna kulaklarını tıkamış ve sorunu görmemezlikten gelmektedir. Sağda solda ‘yüksek kolesterolün zararları, katil kolesterol’ nutuklarını atmaya devam etmektedirler…

    Kusura bakmasınlar, ben sıradan bir biyologum bilim adına benim düşüncem önemli mi bilinmez fakat ben bilim adına inanılmaz derecede utanıyor ve sıkılıyorum.

    Kullanılmayan partiküllerin birikmesinin çok farklı bir başka anlamı daha vardır: Şayet kandaki partiküller (small, okside LDL) kullanılamıyorsa kolesterol (ve yağ asitleri) ihtiyacı karşılanmayan doku ve organlarında mutlaka olması gerekir! Bunu kavrayabilmek için dahi olmaya hiç gerek yok…

    Göreceli olarak ortaya çıkan, kanda partikül birikim kaynaklı kolesterol yüksekliği, organizmanın steroid (ve kolesterol) ihtiyacının karşılanacağı veya her zaman karşılandığı anlamına gelmez. Daha doğru bir deyimle, kullanılmayan lipoprotein (LDL) partikülleriyle zaten organizmanın steroid ihtiyacı karşılamaz. Kullanılmayan partüküllerle organizmanın steroid ihtiyacının karşılanmasını beklemek, deveyi hendekten değil, hendeği deveden atlatmak anlamına gelir ki bu imkansızdır!...

    Yani partikül birikim ve biriken partiküllerin kandan uzaklaştırılmasıyla kardiyoloji bilimi ilgilenebilir bizce bunun hiç bir sakıncası yok, buyursun ilgilensinler! Fakat gerontoloji, endokrinoloji vb bilim dallarının lipit, kolesterol ihtiyacı karşılanmayan organları ve dokuları mutlaka incelemeye alması, günümüzde geçerli olan saçma sapan ‘kolesterol teorisini’ temelden reddetmesi gerekir…

    Kolesterol yüksekliği sentez, başka bir deyişle yapım kaynaklı bir sorun değildir!.

    Bu gerçeğin insanlar tarafından anlaşılması şu an için geciktirilse bile, bir gün ortaya çıkması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu sonucun süreci; ilaç şirketlerinin ve kardiyoloji alanının kolesterol sorununu daha ne kadar süreyle yapım sorunu (anabolik) olarak göreceği ve devam ettirebileceğine bağlıdır! Bize göre ilaç şirketlerinden daha önemlisi kardiyologların ve doktorların davranışlarının ne yolda olacağıdır, bu sonucun sürecini çok net bir şekilde belirleyecektir!

    İlaç şirketleri elbette kolesterol sorununun yapımla ilgili (anabolik) olduğunu iddia edecektir. Onlar bu durumu kendilerince (anabolik) olduğunu savunmaya çalışacaklar, bu yöndeki yayınlara destek verecekler, partikülleri değil de tek parametrede kolesterol düzeyini dikkate alacak ve öyle devam etmesi için her şeyi yapacaklardır.

    Kapitalizm ve gerçek bilim düşüncesi bizce kendi iç dinamikleri test etmektedir.

    Bilim kapitalizme, ilaç şirketlerine teslim mi olacak, yoksa kendi yolunda mı gidecektir?

    Kolesterol sorunu bu yüzden önemlidir.

    Ve sorun sağlık ve araştırma alanında olan uzmanların kendilerini bilimin neresinde gördüğü ile ilgilidir.

    Günümüz araştırmacıları ve doktorları tarafından, kandaki yüksek kolesterol sorunu bir yapım yani anabolik bir sorun olarak görülmeye devam ederse, ilaç şirketleri çok ama çok mutlu olacaktır.

    Fakat böyle bir durum, uzmanlar ve araştırmacılar açısından, kanda steroid azlığı ile ilgili bilimsel sorunların çözülmesi değil, tam tersine karmaşıklaşması anlamında, kolesterol tartışmaları çok uzun süre devam edecektir.

    ------------------------

    Aslında çözüm çok kolay ve basit!

    Kolesterol yüksekliği sorunu bizim görüşlerimize göre ele alındığında, yani yüksek kolesterolün anabolik(yapım) değil katabolik (yıkımla ilgili) bir sorun olduğu görüldüğünde her şey göründüğünden çok farklı olacak, bu alandaki çalışmalar hız kazanacak ve farklı bir paradigma ortaya çıkmış olacaktır.

    Fakat çok önemli sorunumuz var: Yeni paradigmalar kolayca kabul edilmezler. Bilim baronları buna pek izin vermezler! Bilim tarihi boyunca bu hep böyle olmuştur…

    Hatta test edilmeye araştırmaya dahi gerek görülmeden, türlü akademik gerekçeler ileri sürülerek, yeni paradigmalar bir kenara itilirler. Fakat paradigmaların hiçbiri unutulmaz, biri mutlaka bulur ve yeni paradigmayı tekrar ortaya çıkarır! Buda bilimin paradoksal gelişimi içinde ‘normal bir durum’ olarak değerlendirilmelidir.

    Birkaç dostum hariç, kimsenin görmediği sorun da buradadır.

    Kolesterol ve faydalı yağ asitlerini taşıyan lipoprotein parçacıklarının, organizmada kullanılıp kullanılmadığı sorunu tamamen organizmanın yaşlanmasıyla, steroidlerle ve yaşamın muhteşem gizli dinamikleriyle ilgilidir.

    Testosteron düzeyleri kalp kriziyle ilişkiliymiş!

    Düşük hormon düzeylerinde ölüm riski artıyormuş!

    Başka ne bekliyordunuz ki!...

    Hücre, doku ve organlarınız kolesterolü zaten istese de kullanamıyor!



    Steroidler, özellikle testosteron ve östrojen de zamanla azalıyor!

    Hep birlikte yaşlanıp gidiyoruz işte.

    Daha ne olsun!…






    Mevlüt Durmuş
    Biyolog
    05 Kasım 2008

    Önemli Not: Partikül yıkım hatalarına neden olan genetik (LDL reseptör, apoB100 mutasyonları) yanısıra, karaciğerin partikül yapımındaki eksikliklerde (small LDL) partikül birikim ve kullanılmaması sonucunu doğurur. Eksik bileşenle (kolesterol, yağ asitleri vs) bu durum anabolik bir sorunu oluşturur.
    http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/10/bilimin-lgn-yanlgs-karacier-fazla.html

    Partikül birikimi, katabolik ve anabolik nedenlerle ortaya çıkabilir.

    KAYNAK VE DİPNOTLAR

    [1] Andre B. Araujo et al (2007). Sex Steroids and All-Cause and Cause-Specific Mortality in Men. Arch Intern Med. 2007;167(12):1252-1260.
    [2] M. Panjari and Susan R. Davis (2007). DHEA therapy for women: effect on sexual function and wellbeing. Human Reproduction Update 2007 13(3):239-248. DHEA therapy for women: effect on sexual function and wellbeing -- Panjari and Davis 13 (3): 239 -- Human Reproduction Update
    [3] Christian Meier et al (2008). Endogenous Sex Hormones and Incident Fracture Risk in Older Men. The Dubbo Osteoporosis Epidemiology Study. Arch Intern Med. 2008;168(1):47-54. Arch Intern Med -- Abstract: Endogenous Sex Hormones and Incident Fracture Risk in Older Men: The Dubbo Osteoporosis Epidemiology Study, January 14, 2008, Meier et al. 168 (1): 47
    [4] Pause BM (2004). Are androgen steroids acting as pheromones in humans? Physiol Behav. 2004 Oct 30;83(1):21-9. (Abst)
    [5] Marcello Maggio et al (2007). Relationship Between Low Levels of Anabolic Hormones and 6-Year Mortality in Older Men. The Aging in the Chianti Area (InCHIANTI) Study. Arch Intern Med. 2007;167(20):2249-2254.
    (
    http://archinte.ama-assn.org/cgi/content/abstract/167/20/2249)
    [6] C. A. Allan et al (2007). Testosterone Therapy Prevents Gain in Visceral Adipose Tissue and Loss of Skeletal Muscle in Nonobese Aging Men. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism Vol. 93, No. 1 139-146. Testosterone Therapy Prevents Gain in Visceral Adipose Tissue and Loss of Skeletal Muscle in Nonobese Aging Men -- Allan et al. 93 (1): 139 -- Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism
    [7] Marybeth Brown (2008). Skeletal muscle and bone: effect of sex steroids and aging. Advan. Physiol. Edu. 32: 120-126, 2008; doi:10.1152/advan.90111.2008. (Abst). Skeletal muscle and bone: effect of sex steroids and aging -- Brown 32 (2): 120 -- Advances in Physiology Education
    [8] Judith Hsia et al (2008). Lipoprotein Particle Concentrations May Explain the Absence of Coronary Protection in the Women’s Health Initiative Hormone Trials. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology. 2008;28:1666.
    [9]http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/ da ‘Bilimin çılgın yanılgısı’ konulu yazıda bu konudaki düşüncelerimizi açıkladık.
    [10] Fernando Civeira et al (2008). Frequency of Low-Density Lipoprotein Receptor Gene Mutations in Patients With a Clinical Diagnosis of Familial Combined Hyperlipidemia in a Clinical Setting. J Am Coll Cardiol, 2008; 52:1546-1553, doi:10.1016/j.jacc.2008.06.050.(Abst). Frequency of Low-Density Lipoprotein Receptor Gene Mutations in Patients With a Clinical Diagnosis of Familial Combined Hyperlipidemia in a Clinical Setting -- Civeira et al. 52 (19): 1546 -- Journal of the American College of Cardiology
    [11]http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=93903 ve kolesterolmasallar.blogspot.com
    Gönderen Mevlüt Durmuşzaman: Çarşamba, Kasım 05, 2008 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
    Etiketler: hormon eksikliği, hormon tedavisi, kalp hastalıkları, kolesterol, kolesterol seks, kolesterol seks hormonları, kolesterol steroidler, rolativ kolesterol yüksekliği












































  5. #15
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart

    Bebekler, çocuklar ve kolesterol…..


    İlginç ve güzel hazırlanmış gazetelerde çok sık göremediğimiz sıradışı bir haberdi. Fakat gündem yoğunluğu nedeniyle gözden kaçtı. Umarım annelerin dikkatinden kaçmamıştır. Çünkü yetişkin insanlar kendi beslenme tarzını ister istemez çok sık olarak çocuklarına da yansıtıyorlar. Kendileri hiç yumurta yemediği için, çocuklar da dolaylı olarak bu beslenme tarzına yavaş yavaş alışıyorlar.

    Haber özetle şöyle diyordu: "….Kolesterol bebeklerin beyin gelişimi için son derece gereklidir. Kolesterolden kaçmak erişkinler için uygun bir beslenme tarzı olsa da bebekler için bu durum geçerli değildir. Kolesterol beyin dokusunun oluşumunda temel yapıtaşlarından birini oluşturur. DHA kolesterol ve anne sütünde bulunan diğer yağlar sinir liflerinin çevresini saran ve bu hücrelerin fonksiyonunda çok önemli rol oynayan "myelin" adı verilen maddenin sentezlenmesinde önemli rol oynar. Myelin sinir hücreleri arasındaki iletişimin ve bilgininin taşınmasında temel rol oynar. Emzirenlerin diyetlerinde bu tür gıdaları bulundurması gereklidir. Hayatın ilk 2 yılında beyin gelişimi büyük ölçüde tamamlanır. Bu dönemde sinir hücreleri birbiriyle 'sinaps' adı verilen bağlantılar kurarlar. Bu bağlantıların sayısı zeka seviyesiyle yakın olarak ilişkilidir.Bebeğin çevresiyle kurduğu iletişim arttıkça sinaps oluşumu artar. Emen bebeklerde bu iletişim biberonla beslenenlere göre çok daha fazladır. Bu da sinaps oluşumunu arttırarak zeka seviyesini etkileyen başka bir faktör olarak kabul edilir…..”
    [1]

    Zeka sinir sistemi ve sinir oluşumu elbette çocuklarda önemlidir. Fakat sinir sisteminin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için de kolesterol gereklidir. Çünkü bir organizmada bulunan her kolesterol molekülü, beyin hücreleri ve sinir sistemi hücreleri dahil, beş (5) yıl içinde yenisiyle değiştirilmek zorundadır. Bu nedenle çocuklarınızı kolesterolden uzaklaştırmayın. Çocuklarımızı biz yetişkinlerin kolesterol
    [2] fantezilerinden mutlaka uzak tutun.

    Kolesterolün çok önemli bir görevi daha vardır ve bilim adamlarınca sizlere söylenmez. Kolesterol aynı zamanda uzun zincirli yağ asitlerini (esterleşerek) taşımak zorundadır. Yani bir anlamda kolesterolünüz yoksa, kanda trigliserit oluşmuyorsa faydalı yağ asitleriniz kanda dolaşamaz. Yazıda belirtilen çok faydalı yağ asitleri (DHA, omega3, omega 6 vs) öncelikle kolesterol esterleri (kolesterol+yağ asidi) ve trigliserit (3 yağ asidi) ve daha sonra da lipit taşıyan partiküllerle (lipoproteinlerle) birleşip taşınmak zorundadır. Araştırmacılar ve doktorlar faydalı bu yağ asitlerinin kolesterol ve trigliseritlerle taşındığını hiçbir zaman söylemezler
    Kolesterol yüzünden zaten biz yetişkinlerin sinir hücrelerimizdeki myelinleri, sinaps bağlantılarımızı bozdular bari çocuklarımızın ki sağlam kalsın, bozulmasın…


    Yaşlandıkça refleks, sinir sistemi, myelin ve sinapslar zayıflar, bence her insan kolesterol içeren besinler yemeli. Fakat şu anki (yağlı) korkularınız nedeniyle “hiçbir şekilde ben bunları yemem, çok yağlı deyip, çocuklarımıza da kolesterolden uzaklaştırmayın! Siz yemek istemiyorsun yemeyin, siz bilirsiniz: Fakat her gün mutlaka bir yumurta, birkaç ceviz ve fındığı çocuğunuzdan esirgemeyin…

    Mevlüt Durmuş
    29 Ekim Çarşamba
    [1] Takvim - Error
    [2] http://beslenmebulteni.com/besin/ind...=194&Itemid=73








Benzer Konular

  1. Et ve Peynir Masalı vede Beyaz Un Tehlikesi
    By maturidi in forum Tehlikeli Maddeler
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj : 02-27-2012, 08:06
  2. Kolesterol: İyi kolesterol hayat kurtarır!
    By maturidi in forum Kalp Damar Rahatsızlıkları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 11-23-2011, 15:31
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 01-19-2011, 08:54
  4. Tıp dünyasının 10 büyük yalanı
    By maturidi in forum Genel
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 07-04-2009, 14:14
  5. Zayıflama çayı, beşi bir yerde masalı
    By igokcek in forum Duyuru
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 07-01-2008, 17:26

Visitors found this page by searching for:

kolesterol yalanı

kolesterol masalı

kolesterol yalanları

masallar kimler tarafından üretilir

cholesterin yalani

kolesterol masallar

saglık efsanelerı ıfsa edıyor

kolesterolün aksi yönde taşınmasıprozac zayıflatıyorkolesterol yalankolestrol yalanıhastalıklar ve kollestrol masalıagir spor yapanla kolestrol iliskisi yuksekligilipıtor 10 erkekliğehimalaya tuzu yalanıhürriyet gazetesi süt şeker düşürüyormuşcolesterol dusukse ne yapar kolestro masallarkolestrol denen yalankolesterol ve sexmasallar kimler tarafından üretilmiştırcholesterin-yalanikolesterol masallarıcankat tolunay vicdansızlar kitap yurdudoğal kolesterol düşürücüler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
doğal tedavi | bitkisel tedavi | şifalı bitkiler | tedavi yöntemleri | hemoroid | himalaya tuzu
zona hastalığı, herpes zoster, kuşak hastalığı, mesane iltihaplanması, cystitis, sistitis, sistit, basur, mayasıl hastalığı,hemoroid, hemorrhoid, basur, mayasıl hastalığı,hemoroid, hemorrhoid, vitiligo, beyaz leke hastalığı, cinsel bozukluklar, cinsel isteksizlik, erken boşalma, iktidarsızlık, kısa ilişki, ereksiyon, ülseratif kolit, kalınbağırsak ülseri, böbrek iltihaplanması, nefrit, kurdeşen, kronik ürtiker, anjiyödem, dabaz, kaşınıtlı, kabarcıklı, deri hastalığı, irritabl bağırsak sendromu (İBS), kalın bağırsak hasaslaşması, kolon hasaslaşması, yüksek tansiyon, variz, varikosis, varicose, gastrit, mide mukozası iltihaplanması, ülser, mide yarası, reflü, mide yanması, şişkinlik, kabızlık, hazımsızlık

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84