online destek

Kolesterol Masalı: Tıp dünyasının 10 büyük yalanı:

Sağlık Haberleri Kategorisinde ve Kalp Damar Rahatsızlıkları Forumunda Bulunan Kolesterol Masalı: Tıp dünyasının 10 büyük yalanı: Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Batı Tıbbı Sağlığınız Altını Nasıl Oyar? Son yılların en etkileyici kitaplarından biri. Çünkü deşifre edilen yalanlar o kadar tehlikeli ki ...

Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
Toplam 15 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart Kolesterol Masalı: Tıp dünyasının 10 büyük yalanı:



    Batı Tıbbı Sağlığınız Altını Nasıl Oyar?

    Son yılların en etkileyici kitaplarından biri. Çünkü deşifre edilen yalanlar o kadar tehlikeli ki sadece ABD’de yılda 105 bin kişiyi öldürüyor, 2 milyon kişiyi hasta ve sakat bırakıyor.
    Shane Ellison’un Hayykitap’tan yayınlanan “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar?” adlı kitabı, modern tıbbın 10 büyük yalanını ifşa ediyor. İlaç tasarımında deneyim sahibi olan ve organik kimya master derecesi bulunan Shane Ellison, kitabını FDA’ya ithaf ediyor! Çabasının çoğunu sağlık yerine ilaç firmalarının para kazanması için harcayan FDA’ya…
    “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar?” son yılların en etkileyici kitaplarından biri. Çünkü deşifre edilen yalanlar o kadar tehlikeli ki sadece ABD’de yılda 105 bin kişiyi öldürüyor, 2 milyon kişiyi hasta ve sakat bırakıyor. Türkiye’de durumun çok farklı olmadığını hatırlatalım.
    Ellison’a göre gönül rahatlığıyla yuttuğumuz FDA onaylı reçeteli ilaçlar, sağlığımızı tehdit ediyor, bizleri öldürüyor. Kandırmaca ilaçların başında ise kolesterol, kalp, depresyon, hormon ve hiperaktivite ilaçları geliyor.
    Ellison bir çetenin varlığından bahsediyor. İlaç (daha doğrusu hastalık) satmak için her tür illüzyona başvurabilecek ilaç tröstleri, ilaç şirketlerinin paralarının bekçiliğini yapan Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA), bilimi terk edip farmasötik dolandırıcılığa soyunmuş doktorlar, istatistik canbazı araştırmacılar ve bunların hepsinin ajanı gibi çalışan medya… Bu ilaç diktatörlüğünün ise bir tek hedefi var: Siz ve sevdikleriniz ve hatta çocuklarınız…
    Bakın Ellison kitapta ne diyor:
    “Acil durumlarda kullanılan ilaçlar hariç, reçeteli ilaçların sağlığa faydası büyük bir kandırmacadan ibarettir. Hipnotik ilaç reklâmlarından uzak durun, birileri namına yazılan tıp dergilerini kapatın, istatistik cambazlarının egemenliğindeki araştırmaları atın ve reçeteli ilaç gerçeği ile ilgili bir hesap çıkarın: Çok az sayıda reçeteli ilacın, acil tıp dışında herhangi bir değeri vardır. Bunların yerini genellikle yaşam tarzının değiştirilmesi veya daha güvenli ve daha ucuz olan doğal tıp alabilir.”
    Öyleyse bize de tek bir söz kalıyor:
    Bu kitabı okumak bir ölüm-kalım savaşıdır…
    Yazar hakkında
    Shane Ellison:
    Shane Ellison master derecesini organik kimya konusunda yaptı. İlaç tasarımı üzerine çalıştı. Daha sonra sentetik tıptan vazgeçerek bağımsız bir araştırmacı olarak çalışmaya başladı. Terapötik beslenme konusunda uluslararası çapta bilinen bir otorite oldu. Uzun yaşam, kilo verme ve spor performansı için hassas besin takviyelerinin üretici ve dağıtımcısı olan HealthFX Nutraceuticals’ı (www.health-fx.net) kurdu.
    Biyokimya ve doğal ürünlerin ilaç olarak kullanımı alanında çok sayıda çalışmasıyla tanınan Ellison, Uluslararası Kolesterole Şüpheyle Yaklaşanlar Ağı’nın (www.thincs.org) da aktif üyesi. Ellison’ın kitaplarına ve beslenmeyle ilgili danışma servislerine www.healthmyths.net adresinden ulaşılabilir.
    Shane Ellison’un, Hayykitap’tan çıkan “Bir Masalmış Kolesterol” isimli bir kitabı daha var.
    Modern tıbbın 10 büyük yalanı


    “Batı tıbbında bilimin esamesi okunmuyor...” Bunu biz değil, Amerikalı ilaç kimyageri Shane Ellison söylüyor. Amerikalı ilaç kimyageri açıklamalarıyla herkesi şaşırtmaya devam ediyor...

    Uzun yıllar sektörün içinde bulunan Ellison, Hayykitap’tan çıkan “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar” adlı çalışmasında ilaç şirketlerinde dönen olayları, insan sağlığının nasıl paraya kurban edildiğini yılların deneyimlerine dayanarak anlatıyor. Aslında ülkemizde de zaman zaman ilaç şirketlerinin doktorlarla kurduğu ilişkiler etik dışı bulunduğu için gündeme geliyor. ‘Modern tıbbın 10 büyük yalanı” üst başlığıyla verilen kitapta Ellison, ilaç şirketlerinin uydurduğu en büyük yalanlardan biri olan kolesterol üzerinde çok duruyor. Ne yüksek kolesterol kalp krizine yol açıyor ne de ilaçlar kolesterolü düşürüyor. Peki biz ne yapıyoruz? Başımız bir küçücük ağrısa dahi, hemen ağrıkesicilere saldırıyoruz. Doktorumuzun söylediğini sıkı sıkıya uyguluyoruz. Oysaki, Ellison’a göre, doktorlar da itibarlı tıp dergileri tarafından fena halde kandırılıyor. Ellison, “Bulgularımın sonuçları: Batı tıbbı, hile üzerine inşa edilmiştir. Doyurulamayan bir paragözlülükle motive olmaktadır, sağlıkla değil.” diyor. İşte yazara göre Batı tıbbının 10 büyük yalanı!
    "Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)’nin onayladığı ilaçlar güvenli ve etkindir."
    Bu görüş Ellison’a göre büyük bir yalan. Çünkü Vioxx isimli ilaç kalp krizi ve felce neden olmasına rağmen FDA tarafından onaylandı. Aynı durum tansiyon ilacı Posicor, antidepresan Prozac, Zyprexa ve daha birçok ilaç için geçerli…
    "İlaçlar bilime dayanarak onaylanır."
    USA Today gazetesine göre FDA uzmanlarının yarıdan fazlasının, ilaç şirketleriyle doğrudan maddi ilişkisi var. İlacın piyasaya çıkıp çıkmayacağına karar veren kurulun yüzde 51’i, diğer yüzde 49’u ölümcül ilaçların güvenli ve gerekli olduğunu ikna etmek için uğraşıyor.
    "İlaç reklamları bizi bilinçlendirir."
    Pfizer’in en çok sattığı kolesterol düşürücü ilacı Lipitor’un reklamlarında kas ağrısı, kas kaybı, güçsüzlük gibi yan etkilerin görülmediğini söylüyor. Oysaki bu, diğer kolesterol düşürücü ilaçlara karşı üstünlük sağlamak için uydurulan bir yalan. Pfizer, FDA tarafından bu konuda uyarılmış ama hakkında dava açılmamış.
    "İlaçlar, yaşam kalitemizi yükseltir."
    FDA tarafından onaylanan ilaçlar her yıl yaklaşık 160 bin kişiyi öldürüyor. Yaklaşık iki milyon insan, ilaçların yol açtığı hastalıklara yakalanıyor. Obezite, kanser, böbrek yetmezliği, otizm, depresyon bu hastalıklardan bazıları.
    "Doktorlar reçeteli ilaçların tehlikeleri konusunda hassastır"
    Batıda doktorlar, reçeteli ilaçlar hakkında bilgi edinmek için tıp dergilerine başvuruyor. Çünkü en güvenilir kaynak bu dergiler. Bütün makaleler bilimsel gerçeklere dayanarak sunuluyor. Oysaki, Batı’da ‘tıbbi hayalet yazarları’ var. Bu ‘güvenilir’ makaleleri onlar yazıyor. Kim bunlar? Tabii ki, ilaç şirketleri tarafından kiralanan hekimler!
    "Besin destekleri tehlikelidir"
    İlaç şirketleri, besin destekleriyle rekabeti aza indirmek için hükümeti etkileme amaçlı bir dizi teknik kullanıyor. Bunlardan ilki, besin maddelerinin doğru kullanımıyla ilgili dersin 85 yıl önce tıp fakültelerinden kaldırılmış olması. Bir diğeri ise, ilaç endüstrisi lobisinin medyayı etkisi altına alarak, besin desteklerine karşı olumsuz bir hava estirmesi.
    "Efedra kalp krizi ve inmeye neden olur"
    Ellison’a göre kalp hastalığı için önerilen Efedra uzun yıllardır güvenle kullanılan bir ilaçtı. Ama ilaç şirketleri Efedra’ya karşı çıktı ve yasaklandı. Çünkü reçetesiz satılan birçok ilaç da Efedra’nın etkisine sahip. Mesela burun damlaları, soğuk algınlığı tabletleri, öksürük şurupları ve astımı rahatlatıcı preparatlar gibi. Efedra, diğer hastalıklara da iyi geldiği için ilaç şirketlerini zarara sokuyordu. Yasaklamadan önce Amerika’da her yıl 2 milyar dozdan fazla satılıyordu.
    "Yüksek kolesterol, kalp hastalığı için risktir"
    Bu sağlık efsanesi ABD’de çökertildi. Kalp hastalığı 35 yaşın üzerindeki tüm Amerikalılar için ilk ölüm nedeni. Yazar nedenini şöyle açıklıyor: “Kalp hastalığı riskinin, kan kolesterolü yükseldikçe arttığı doğruysa, o zaman kalp krizinden genç yaşta ölenlerin total kolesterolünün de yükselmiş olduğunu görmeliyiz. Bu doğru değildir. Kalp krizlerinin ve inmelerin yarısı kolesterolü yükselmemiş kişilerde ortaya çıkıyor.”
    "Kolesterol kötüdür"
    Amerikan Kalp Birliği’ne göre, 105 milyondan fazla Amerikalı’nın kolesterol düzeyi 200 mg/dl ya da daha yüksek seviyede. Bu, ilaç endüstrisi için potansiyel müşteri anlamına geliyor. Yazara göre yüksek kolesterol ömrü uzatıyor; yüksek kolesterolü olan erkeklerin bağışıklık sistemi daha güçlü. Ayrıca kolesterol karaciğerde safra asitlerinin üretimine yardımcı oluyor. Bu asitler vücudun artık ürünlerden temizlenmesi için gerekli.
    "Kolesterol düşürücü ilaçlar güvenli ve etkindir"
    Kolesterol düşürücü ilaçlar, bellek ve odaklanma üzerinde olumsuz etki yapıyor. Kanser riskini artırıyor, sinirlere hasar veriyor. Zaten bu ilaçların ana maddesi, kırmızı pirinç mayası diye bilinen bir mantarın izole edilmiş zehrinden başka bir şey değil.

    Konu igokcek tarafından (11-23-2011 Saat 17:36 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar?

    Son yılların en etkileyici kitaplarından biri. Çünkü deşifre edilen yalanlar o kadar tehlikeli ki sadece ABD’de yılda 105 bin kişiyi öldürüyor, 2 milyon kişiyi hasta ve sakat bırakıyor.

    Shane Ellison’un Hayykitap’tan yayınlanan “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar?” adlı kitabı, modern tıbbın 10 büyük yalanını ifşa ediyor. İlaç tasarımında deneyim sahibi olan ve organik kimya master derecesi bulunan Shane Ellison, kitabını FDA’ya ithaf ediyor! Çabasının çoğunu sağlık yerine ilaç firmalarının para kazanması için harcayan FDA’ya…
    “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar?” son yılların en etkileyici kitaplarından biri. Çünkü deşifre edilen yalanlar o kadar tehlikeli ki sadece ABD’de yılda 105 bin kişiyi öldürüyor, 2 milyon kişiyi hasta ve sakat bırakıyor. Türkiye’de durumun çok farklı olmadığını hatırlatalım.
    Ellison’a göre gönül rahatlığıyla yuttuğumuz FDA onaylı reçeteli ilaçlar, sağlığımızı tehdit ediyor, bizleri öldürüyor. Kandırmaca ilaçların başında ise kolesterol, kalp, depresyon, hormon ve hiperaktivite ilaçları geliyor.
    Ellison bir çetenin varlığından bahsediyor. İlaç (daha doğrusu hastalık) satmak için her tür illüzyona başvurabilecek ilaç tröstleri, ilaç şirketlerinin paralarının bekçiliğini yapan Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA), bilimi terk edip farmasötik dolandırıcılığa soyunmuş doktorlar, istatistik canbazı araştırmacılar ve bunların hepsinin ajanı gibi çalışan medya… Bu ilaç diktatörlüğünün ise bir tek hedefi var: Siz ve sevdikleriniz ve hatta çocuklarınız…
    Bakın Ellison kitapta ne diyor:
    “Acil durumlarda kullanılan ilaçlar hariç, reçeteli ilaçların sağlığa faydası büyük bir kandırmacadan ibarettir. Hipnotik ilaç reklâmlarından uzak durun, birileri namına yazılan tıp dergilerini kapatın, istatistik cambazlarının egemenliğindeki araştırmaları atın ve reçeteli ilaç gerçeği ile ilgili bir hesap çıkarın: Çok az sayıda reçeteli ilacın, acil tıp dışında herhangi bir değeri vardır. Bunların yerini genellikle yaşam tarzının değiştirilmesi veya daha güvenli ve daha ucuz olan doğal tıp alabilir.”
    Öyleyse bize de tek bir söz kalıyor:
    Bu kitabı okumak bir ölüm-kalım savaşıdır…


    Yazar hakkında
    Shane Ellison:
    Shane Ellison master derecesini organik kimya konusunda yaptı. İlaç tasarımı üzerine çalıştı. Daha sonra sentetik tıptan vazgeçerek bağımsız bir araştırmacı olarak çalışmaya başladı. Terapötik beslenme konusunda uluslararası çapta bilinen bir otorite oldu. Uzun yaşam, kilo verme ve spor performansı için hassas besin takviyelerinin üretici ve dağıtımcısı olan HealthFX Nutraceuticals’ı (www.health-fx.net) kurdu.
    Biyokimya ve doğal ürünlerin ilaç olarak kullanımı alanında çok sayıda çalışmasıyla tanınan Ellison, Uluslararası Kolesterole Şüpheyle Yaklaşanlar Ağı’nın (The International Network of Cholesterol Skeptics) da aktif üyesi. Ellison’ın kitaplarına ve beslenmeyle ilgili danışma servislerine www.healthmyths.net adresinden ulaşılabilir.
    Shane Ellison’un, Hayykitap’tan çıkan “Bir Masalmış Kolesterol” isimli bir kitabı daha var.

    BATI TIBBI SAĞLIĞINIZIN ALTINI NASIL OYAR?
    Teknik Özellikler:

  3. #3
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    Bir Masalmış Kolesterol-Shane Ellison
    Kolesterolüm yüksek diye endişe duyanlara,yıllardır kolesterol düşürücü ilaç kullananlara müjde…

    "Bir Masalmış Kolesterol"


    Hayykitap'tan yayınlanan ve organik kimya uzmanı Shane Ellison tarafından yazılan "Bir Masalmış Kolesterol" kitabı, senelerdir kolesterol konusunda nasıl bir aldatmacanın içinde olduğumuzu anlatıyor. Kolesterol masalının artık sona erdiğini müjdeleyen kitap, bilimsel çalışmalar ışığında yıllardır yutturulan yalanı belgeliyor.

    Ellison, kalp ve damar hastalıklarından korunmanın doğal yollarını anlattığı "Bir Masalmış Kolesterol" kitabında, hastalıkların ana kaynağı olarak işaret ettiği şişmanlık ve şeker bağımlılığından kurtulmanın da reçetesini veriyor.

    Aslında "Kolesterolü yüksek olanlar daha uzun yaşar!" Orta yaşın üzerindeki birçok insan, kolesterol seviyesi ne kadar aşağıdaysa kendini o kadar sağlıklı, yüksekse sağlıksız görüyor. Kolesterol seviyesini aşağılara çekmek içinse, her gün ilaç kullanıyor. Çünkü doktorlar, gazeteler, hastaneler devamlı yüksek kolesterolün kötü olduğunu ilan ediyorlar.

    Oysa türlü cambazlıklarla maskelenen tıbbi deneylerin gerçek sonuçları korkunç bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Kolesterol düşürücü ilaçlar kalp hastalıklarından korumuyor, ömrünüzün uzamasına katkı sağlamıyor. Tam tersine bazı hastalıklara, yan etkilere neden oluyor. Sözgelimi bağışıklık sistemini zayıflatıyor, hafıza kaybına yol açıyor.

    Ellison kitabında, kolesterol düşürme "masal"ını insanlık tarihinin en ölümcül sağlık efsanesi olarak tanımlıyor. Yazar, "Pek çok araştırma mütemadiyen, kolesterolümüz ne kadar yüksekse o kadar uzun yaşadığımızı göstermektedir. Çünkü kolesterol seviyesi ne kadar düşükse, hastalanma riski, özellikle kansere yakalanma riski o kadar yükseliyor. Yani, kolesterol seviyemiz ne kadar düşükse o kadar da kısa yaşıyoruz. Bu gerçek kamuoyundan gizlenmiş ve ilaç firmalarının samanaltı ettikleri bilgiler arasına atılmıştır." diyor.

    Kolesterol ilacı kullanmak "ağır çekim intihar"

    Bilimsel araştırmalar bu hapların bir işe yaramadığını ispatlıyor ama ilaç endüstrisinin yüksek maaşlı uşakları var güçleriyle tam tersine inanmamız için çabalıyorlar. Tıpkı bir zamanlar, akciğer kanserinden korunmak için günde bir paket sigara içilmesi gerektiğini söyledikleri gibi...

    Çünkü bu kandırmacadan büyük paralar kazanılıyor. Hem kolesterol düşürücü ilaç satışlarından para kazanılıyor, hem de diğer hastalıklara yakalanma riski yükseltilerek çok kârlı diğer bir alan olan kansere yeni hastalar "yetiştiriliyor".

    Kitabında ısrarla kolesterol ilaçlarının hiçbir şekilde kalp hastalılarından korumadığını belirten Shane Ellison, kalbin ihtiyaç duyduğu enerjiyi azaltacak şekilde düzenli kolesterol ilacı kullanmayı ise "ağır çekim intihar" olarak tanımlıyor.

    Shane Ellison
    Shane Ellison, birçok insanın faydalandığı Sağlık Efsaneleri İfşa Ediliyor (Health Myths Exposed) isimli doğal sağlık kitabının da yazarıdır. Organik kimya alanında master derecesi bulunan yazar, ilaç tasarımında deneyim sahibidir.

    Sentetik tıbbı terk etmiş, bağımsız bir araştırmacı olarak çalışmaktadır. Besin takviyeleri endüstrisine danışmanlık yapmaktadır. Güvenli Tad Sertifikası'nı geliştiren kişidir. Kalp hastalığı, uzun yaşam, kilo verme ve spor performansı için hassas besin takviyelerinin üretici ve dağıtımcısı olan Health FX Nutraceuticals (Fat Loss and Sports performance through muscle building supplements from HealthFX) şirketinin kurucularındandır.

    Shane Ellison, Uluslararası Kolesterole Şüpheyle Yaklaşanlar Ağı (The International Network of Cholesterol Skeptics) üyesi olup, bir eş ve baba olmaktan gurur duyar.

    Biyokimya ve doğal ürünlerin ilaç olarak kullanımı alanında çok sayıda çalışmasıyla sağlık endüstrisine yayılmış olan düşünce tembelliği ve vasatlığın üzerine çıkabilmiştir.



    "Bir Masalmış Kolestrol" Teknik Bilgiler

    Kitabın adı:Bir Masalmış Kolestrol
    Yazar: Shane Ellison

  4. #4
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    KOLESTEROL

    260 Kolesterol iyidir ile başladık. İlaç satışları düştükçe, sağlıklı yaşam için gerekli kolesterol miktarı da düşürüle, düşürüle 120 ye indi.
    Baktılar bu da satışları arttırmaz oldu,
    Şimdi diyorlar ki; Statinler (Kolesterol ilaçları)
    Alzaimer'i önlüyor.
    Oysa bu konuda tek bir araştırma yok.
    Unutmayın metabolizma erkeklik hormonunu kolesterolden yapar-
    Prof. Dr. Cankat Tolunay
    (05.05.2008 ATV Muhabir programı)
    **
    Statinler tüm vücudu koruyor.
    Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU
    (28.09.2005 Hürriyet)
    ***
    "Kolesterol İcat edilmiş bir hastalıktır"-
    Shane Ellison
    Kolesterolümüzün yükselmesinden çok korkuyoruz. Çünkü diyetisyenler ve hekimler, basın-yayın organlarında, kolesterolün kalp ve damar hastalıklarına neden olduğu yönünde hemen her gün bizi uyarıyor.

    Ancak sesleri diğerlerinin arasında kaybolsa da aksini iddia eden uzmanlar da var. Yüksek kolesterolün, söylendiği gibi sağlığımız için tehlike oluşturmadığını söylüyor, hatta kandırıldığımızı iddia ediyorlar. Geçtiğimiz günlerde 'Bir Masalmış Kolesterol' adlı kitabı Türkçede yayımlanan Shane Allison, aslında bir hastalık tanımlandıktan sonra onunla ilgili bir ilacın yapılması gerektiğini belirtiyor ve şöyle diyor: 'Kırmızı pirinç mayası denen mantarın, kolesterol düşürücü etkisi olduğu keşfedilince ilaç endüstrisi sırf ilacı satmak için insanları yüksek kolesterolün bir hastalık olduğuna inandırdı. Önce ilacı yaptılar, sonra hastalığı icat ettiler.' Benzer görüşleri Türkiye'de dillendirenler de var. Prof. Dr. Ahmet Aydın ve biyolog Mevlüt Durmuş bunlardan ikisi. Bu üç uzmanla kolesterol üzerine yaptığımız röportaj, hiç duymadığınız bilgi ve yorumları içeriyor.
    Kolesterolümüzün, uzmanların yaşımıza ve cinsiyetimize göre belirlediği değerlerin üzerine çıkmasından fena halde korkuyoruz. Çünkü yüksek kolesterolün damar tıkanıklıklarına ve kalp rahatsızlıklarına sebep olduğu yönünde, yayın organlarında hemen her gün bir uzman uyarısı ile karşılaşıyoruz. Sesleri, kolesterolü yükseltecek gıdalardan şiddetle kaçınmamız gerektiğini söyleyenler kadar çıkmıyor; ancak aksini iddia eden uzmanların sayısı da hızla artıyor. Kolesterolün yüksek olmasının sağlık için bir tehlike oluşturmadığını, hatta ticarileşen tıbbın, ilaç tüketimi için icat ettiği bir hastalık olduğunu söylüyorlar. Kitaplar yazıp, sanal ortamda seslerini yükseltiyorlar. Geçtiğimiz günlerde Hayy Kitap'ın 'acil serisi' dizisinden çıkan 'Bir Masalmış Kolesterol' adlı kitabı buna bir örnek. Kitapta, yükselecek diye ödümüzün koptuğu kolesterol ile ilgili ilginç iddialar öne sürüyor, organik kimya uzmanı Shane Ellison. Kitabın yayınını fırsat bilerek, sentetik tıbbı terk edip bağımsız bir araştırmacı olarak çalışan Shane Ellison ile bir söyleşi yaptık, kendisinden pratik öneriler aldık. Kolesterol ile yaygın kanıların aksine tezleri ile bilinen Prof. Dr. Ahmet Aydın'a ve biyolog Mevlüt Durmuş'a mikrofonumuzu tuttuk. İşte kolesterol ile ilgili pek sık duyamayacağınız türden açıklamalar...
    Senelerdir kolesterol ile ilgili olarak kandırıldığımızı yazıyorsunuz.
    Peki, bu 'kandırmaca' neden?
    Çünkü sadece kârlarını düşünüyorlar. 'Bir Masalmış Kolesterol' kitabımda gösterdiğim gibi, sağlık mafyası hem toplumu hem de doktorları kandırmak için istatistik cambazlığı yapıyor. Kendi yazdıkları -veya yazdırdıkları- yazılar uzmanlar tarafından yazılmış gibi gösteriliyor. Her iki taktik de kolesterol düşürücü ilaçlar ve kalp hastalığı hakkındaki gerçekleri gizliyor. Kitabımdaki gibi gerçeklerle karşılaşıldığında, ilaçlar olmadan da kalp hastalığından korunabileceğimizi görüyoruz.

    Doktorların 'kötü' dediği LDL-kolesterolün kötü olmadığını söylüyorsunuz. Kolesterol ve LDL-kolesterol nedir?
    Kolesterol vücutta en bol bulunan steroid moleküllerden biridir. Birkaç görevi vardır. Hücre zarını bir arada tutar. Miyelin kılıfını oluşturan parçalardan biri olarak beynin çalışmasına yardımcı olur. Bizi viral ve bakteriyel enfeksiyonlardan korur. Hormon seviyemizi düzenler. Tüm bu görevleri yerine getirebilmek için kolesterol 100.000 mil uzunluğundaki arterler boyunca 'lipoproteinler' tarafından taşınmalıdır. En önemli lipoproteinlerden biri de düşük-yoğunluklu-lipoprotein (LDL)'dir. Temel görevi ihtiyaç duyduğumuz kolesterolü vücudun çeşitli parçalarına dağıtmaktır. LDL-kolesterol olmasaydı ölürdük. Kitabımda da gösterdiğim gibi, LDL-kolesterol düştüğünde sağlığımız da çöküyor; fikir liderleri bize ne söylüyorlarsa tam tersi!
    Peki, dediğiniz gibi kolesterol bu kadar faydalı bir molekülse, neden uzmanlardan aksini duyuyoruz?
    Çünkü ilaç endüstrisinin kolesterolü düşürecek bir ilacı var. Kolesterol düşürücü ilaçların ortaya çıkmasından itibaren (1970 senesi civarında), insanların kafasına vura vura 'yüksek kolesterol kalp hastalığına sebep olur' mesajı verilmekte. Aslında bir hastalık tanımlandıktan sonra onunla ilgili bir ilacın yapılması beklenir. Fakat bu örnekte bunun tam tersini görüyoruz... Kırmızı pirinç mayası denilen mantarın, doğal ortamında istilacılarına zehir olarak ürettiği bir salgının kolesterol düşürücü etkisi olduğu keşfedildi. İlaç endüstrisi insanlar üzerinde de aynı etkiye sahip olduğunu gördü. Böylece bunu izole edip kendileri üretmeye başladılar. Artık, ilacı sa tmaları için yapmaları gereken tek şey insanları kolesterolün tehlikeli olduğuna, yani yüksek kolesterolün bir hastalık olduğuna inandırmaktı. Bu mesajı yeteri kadar yaydıklarında insanlar ilaçları kullanmaya başladı. Önce ilacı yaptılar, sonra hastalığı icat ettiler.

    Kolesterol ilaçlarının etkisiz olduğunu gösteren bir bilimsel kanıt var mı?
    Hem de tonlarca... Statinlerle ilgili yapılmış bilimsel araştırmalara topluca 'kolesterol düşürücü ilaç deneyleri' deniyor. Kitabımı okuyanlar, bu araştırmalarda, ilaçların faydasının görülmeyip tehlikelerinin belgelendiğini öğrenecekler. Bu gerçeklerin doktorlardan ve toplumdan nasıl saklandığını da…
    Kolesterol dediğiniz gibi suçlu değil de masum ise kalp hastalığına aslında neler sebep oluyor?
    Hareketsiz bir hayat sürmek, yeteri kadar C vitamini almamak, güneşe yeteri kadar çıkmamak, çok fazla şeker ve yapay tatlandırıcı yemek gibi alışkanlıkların tümü kalp hastalığına sebep olabilir. 'Bir Masalmış Kolesterol', kalp hastalığını önlemek için, ilaç kullanmaksızın yapabileceğimiz şeyleri de gösteriyor. Kardiyovasküler sağlığımızı korumak için en önemli şeylerden biri hareketli bir hayat sürmek. Düzenli ve hafif spor yapmak genel sağlığımızı korumak için yapabileceğimiz en iyi şey. Hareketsiz kalmak, vücudumuza, ona artık ihtiyacımız olmadığı mesajını veriyor.
    'Şeker, vücudumuzun bir numaralı düşmanı' diyorsunuz. Gerçekten bu kadar kötü mü?
    Sükroz, früktoz, yüksek früktozlu mısır şurubu (nişasta bazlı sıvı şeker) formundaki şekerler ve aspartam, sukraloz gibi yapay tatlandırıcılar en kötü şeyler arasında. Bunlar vücudumuzda obezite, diyabet, kalp hastalığı hatta kansere davetiye çıkaran bir ortam oluşturuyorlar.
    Kalp-damar hastalıklarını önlemede bize yardımcı olacak, önereceğiniz yiyecekler var mı?
    Kalp hastalığını önlemek için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri işlenmemiş, rafine edilmemiş, fabrikadan çıkmamış yiyeceklere yönelmek olmalı. 'Yiyecek bir kutudan veya ambalajdan çıkıyorsa uzak durun' diyorum kısaca. Kalbi korumak için yenebilecek en güzel gıdalar doğal ortamda otla beslenmiş dana-sığır eti, brokoli, karnabahar, yumurta (doğal ortamda yaşayan tavuk yumurtası), çilek, ahududu, böğürtlen gibi meyveler ve ıspanak...
    Yakın zamanda Türkçeye çevrilecek başka bir kitabınızın daha olduğunu duyduk,
    öğrenebilir miyiz?
    Health Myths Exposed (Sağlık Efsaneleri İfşa Ediliyor) isimli kitabım eylülde yine Hayy Kitap tarafından basılacak. Kitabın farklı bir ismi olabilir, onu şu anda net söyleyemiyorum. Bu türden kitaplar, yeni bir harekete yol açıyor. Aşırı bir şekilde artmış bulunan hastalıklardan ve tehlikeli ilaçlardan uzak durmaya çalışan insanlar var artık. Bu hareket, Türkiye'de de yayıldıkça, reçeteli ilaçlar olmadan da sağlıklı yaşamaya çalışan insanların sorularına cevap niteliğinde kitaplar da artacaktır.
    45'inden sonra kolesterol zaten yükselir
    Kolesterolün, yaygın kanının dışında zararlı olmadığı öne sürülüyor, siz ne diyorsunuz?
    Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın bilginin bir masal olduğu görüşüne katılıyorum. Şöyle ki: Size bir bardak su getirsem ve 'içindeki bileşenler zararlıdır' desem tepkiniz muhtemelen sıvının ne olduğunu anlama yönünde olurdu. İçinde ne olabilir, H2O olabilir ya da hidrojen peroksit H2O2 olabilir ki o da sıvıdır. İlki hayat verir, ikincisi öldürür. Kolesterol konusunda yapılan saçmalık, verdiğim örneğe benzer şekilde, bardakta ne olduğu söylenmeden size sıvının zararlı olduğunun söylenmesidir. Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın teoride, yöntem yanlış, matematiksel ve mantıksal değil.
    Öyleyse neden bize sürekli kolesterolden kaçınmamız gerektiğini söyleyen görüş hakim?
    Bu kaçınılmaz. Dünyadaki 8 milyar insanın 45 yaşından sonra en az yüzde 30 ila 40'ında kolesterol yükselmek zorunda. Eğer kolesterolün yüksek oluşunu bir hastalık olarak gösterip bunu düşürecek bir alternatif gösterecek olursanız, sürekli ve muazzam bir para kazanırsınız. Kardiyologlar ölüm oranları ile kolesterol yüksekliği arasındaki ilişkiye asla girmezler. Çünkü yaşlılarda kolesterol düzeyi yükseldikçe ölüm oranı azalır. Yüksek kolesterol zararlı diyen uzmanların söylediklerinin tam tersi bir durum yani.

    Kolesterolün düşük tutulması gerektiği yönündeki yaygın kanıya siz neden katılmıyorsunuz?
    Organizmada bazı moleküller yükseliyorsa bu, bir hastalıkla ilişkilidir. Mesela bir enfeksiyonda kandaki lökosit sayınız artar, ateşiniz yükselir. Doktor size 'Kandaki lökosit sayınız sizi hasta etti' demez, 'Hastalığınızdan dolayı lökosit sayınız arttı' der. Enfeksiyona neden olan bakteriyi verdiği ilaçla öldürür ve lökosit sayısı normale iner. Aynı mantık kolesterol için de geçerlidir. Kolesterolün yüksekliğini hiçbir hastalıkla ilişkilendiremediler. Bu yüzden de doğrudan kolesterolü hedef aldılar.

    İlaç tüketimine dayalı sistem işliyor

    Yaygın bir kanaat var, 'kolesterolümüz düşükse sağlıklıyız ve kalp rahatsızlıkları açısından risk altında değiliz' şeklinde. Siz bunun doğru olmadığını söylüyorsunuz, neden?
    Bir yığın araştırma var, kolesterolü ortalamadan düşük olanların başka hastalıklara çok daha fazla yakalandıkları yönünde. Ancak bunları söylemek size ticari açıdan bir şey kazandırmaz, kaybettirir. O yüzden ibre daha çok kolesterol karşıtı kampanya yürütenler lehinde çalışır.
    Tıbbın ticari bir faaliyete dönüştürülmesinden mi kaynaklanıyor bu?
    Sanayiciler artık ciddi yatırımlar yapıyorlar. Çünkü çok büyük bir rant var ortada. 1960'lara 70'lere kadar bu böyle değildi, tıp safiyane amaçlarla yapılıyordu. 40 yıldır ilaç tüketimine dayalı bir anlayış ve sistem geliştiriliyor. İlaç sanayii, hastalığı değil, belirtilerini yok edecek ilaçlara yöneldi. Mesela başınız ağrıyorsa onun gerçek nedenini bilmeyi değil, ağrısını dindiren ilaçlar vermeyi öneriyor tıp. Sebebi bilinip tedavi edilecekken migrenin 50 bin çeşidi üretilir, bunların yüzlerce ilacı çıkar. Hastalar bu ilaçları kullanır, ağrıları yıllarca devam eder. İşte ilaç sanayiinin de aradığı budur. Kolesterol ilacı da kullanmak tam bir abonelik sistemidir, 40 yıl kullanırsınız.
    Kolesterolün düşürülmesinde kullanılan 'statin'lerin zararlı olduğu iddiasına ne diyorsunuz?
    Mesela vücudunuzda enerji santralı olan bir madde vardır ve bunu bu ilaçlar tahrip eder. Bu ilaçları kullananlar zaten halsizlikten şikâyet ederler. Bütünüyle emin değiliz, ama teorik olarak baktığımızda kansere de sebep olma ihtimali var. Diyorlar ki 'madem öyle ispat edin'. Asıl siz bu ilacın zararsız olduğunu ispat etmek durumundasınız. Ve bunu ispat etmek için trilyonlar harcamanız gerekir. Kârı olmadığı için de hiçbir firma böyle bir masrafı karşılamaz. İşin kötüsü, devletlerin desteklediği, bağımsız araştırmalar yapan kurumlar kalmadı. Araştırmaların yüzde 90'ı ilaç firmaları tarafından yapılıyor ve tedaviye, önlemeye yönelik değil.
    Kolesterolümüzü düşük tutarak, birtakım risklerden uzak kalmıyor muyuz?
    Vücutta mikropsuz bir iltihap vardır. Vücut bunu kolesterol ile tamir etmeye çalıştığı için kolesterol oranını yükseltir. Kolesterol bir tamir materyalidir orada. Bu, bir yangın mahallindeki itfaiyeyi görünce 'itfaiye yangın çıkarıyor' demenize benzer. Çünkü bundan büyük paralar kazanılıyor. Tıpta bu kadar ilerleme ve kolesterollü gıdaların tüketiminde büyük bir azalma varken neden koroner kalp rahatsızlıklarında muazzam bir artış var?

  5. #5
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    Bu kadar da olmaz” diyeceksiniz belki bu söyleşiyi okuduktan sonra. “Göz göre göre insanlar bu kadar kandırılabilir mi?” diye düşüneceksiniz. Haklısınız. Bütün medya, vakıflar, dernekler kolesterolü lanetlemişken birkaç uzmanın “Durun, hata yapıyorsunuz, kolesterol suçlu değil, kolesterol düşürücü ilaçlar zararlı!” demesi insana garip geliyor. Yeni yayınlanan “Bir Masalmış Kolesterol” isimli kitap vesilesiyle kitabın çevirmeni Arzu Aygen'in görüştüğü, uzman biyolog Mevlüt Durmuş açıklamaları ile herkesi şaşırtacak!
    Karşı karşıya olduğumuz şey, insan sağlığını kârları uğruna tehlikeye atan bir “sağlık mafyası”. Bu mafyanın çok parası var. Fikir lideri denilen “yüksek rütbeli” doktorları maaşa bağlayabilecek, medyayı istediği gibi yönlendirebilecek kadar çok para… O yüzden, bugün okuyacağınız bu yazının kıymetini iyi bilin. Hiçbir yerin ücretli sözcüsü olmayan, bağımsız ve tarafsız bir bilim adamı GERÇEKLERİ açıklıyor!
    Şanslıyız ki, bu gerçekler arada bir medyada da görünür olmaya başladı. Daha geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesi “Kolesterolün fazla düşmesi kanser riskini artırıyormuş” başlıklı bir haber yayınladı. BBC, 24 Temmuz 2007 tarihli yayınında düşük kolesterol seviyesinin kanser ile ilişkili olabileceğini yazdı. Bu örnekler inşallah artacak…
    Hayykitap'tan çıkan Shane Ellison imzalı “Bir Masalmış Kolesterol” kitabı vesilesiyle görüştüğümüz Mevlüt Durmuş bir uzman biyolog. Türkiye’de kolesterol hakkındaki gerçekleri anlatmaya çalışan en önemli bilim adamlarından biri. “Kolesteroldeki Kaos” ve “Manifesto: Çarmıha Gerilen Molekül ve Modern Bilimin Kolesterol Masalları” isimleriyle kitapları çıktı.
    http://kolesterolmasallar.blogspot.com adresinden kolesterol kandırmacası hakkında basında çıkan yazıları yayınlıyor. İşte yılın kolesterol röportajı:
    “Bir Masalmış Kolesterol” kitabını okuduğum zaman şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Yüksek kolesterolün bir hastalık olmadığı, kolesterol haplarının ise boşuna kullanıldığı, hatta öldürücü olabildiği yazıyor. Yanılmıyorsam, siz de bu kitaptaki görüşleri paylaşıyorsunuz…

    Öncelikle şaşırmakta gerçekten haklısınız, çünkü günümüzde birçok insan bu konuda varolan tartışmaları bilmiyor. Kolesterole ait düşüncelerin ve kan kolesterolünü düşürmek amacıyla kullanılan ilaçların (statinlerin) son derece bilimsel ve tartışmasız gerçeklere dayandırıldığına, bu konuda hiçbir tartışma olmadığına bir şekilde insanlar inanmış ve inandırılmış! Çoğu insan (tek parametrede) yüksek kolesterole ait varolan düşüncelerin tartışmasız, bir gerçek, bilimsel kanun olduğunu düşünüyor.
    Oysa asıl gerçek göründüğünden oldukça farklı… Kolesterol ve çeşitli hastalıklarla bağlantısı bilimsel bir kanun değil sadece ispatlanmamış bir teoridir. Birçok doktor ve kolesterol yüksekliği ile hasta olarak damgalanan insanlar da maalesef bu tartışmayı bilmez.
    Bu nedenle ‘Bir Masalmış Kolesterol’ kitabını yayınlama cesaretini gösteren, bu konuda çalışan ve emek harcayan herkese teşekkür etmeliyim… Çünkü, klasik kolesterol teorisi konusunda yurtdışında yayınlanan farklı görüşleri Türk insanlarının da bilme hakkı var. Hayykitap cesaret gösterip bunu yaptı.
    Ayrıca ‘Bir Masalmış Kolesterol’ kitabı doğrudan konuyla ilgili net bilgiler ortaya koyması bakımından bence son derece önemli, konuyla ilişkili olan her bireyin mutlaka okuması gereken bir çalışma.
    Kitapta verilen kolesterol düşürücülerin (statinlerin) zararlarıyla ilgili, kolesterol ilaçlarının öldürücü olabildiği konusuna katılmamak elbette mümkün değil. Zaten kitapta da tüm açıklığı ve güzel bir Türkçe çeviriyle verilmiş, umarım mümkün olduğunca çok kişi tarafından okunması sağlanır…
    Elbette kolesterol konusunda yazarla farklı düşündüğümüz noktalar da var. Fakat Shane Ellison’la kolesterol konusuna ait bazı alanlarda farklı düşünsek bile, kolesterol düşürücülerle (statinlerle) ilgili kitapta da verilen bütün görüşlerine sonuna kadar hiç çekinmeden katılırım…
    Yüksek kolesterolün kalp hastalıklarına sebep olduğu masalı kimler tarafından ve ne zamandan beri yazılıyor? Bu kolesterol masalının kısa bir özgeçmişini alabilir miyiz?

    Bilim maskesiyle bu masalı destekleyen bazı uluslararası kurum ve kuruluşlar Shane Ellison’un kitabında geniş bir biçimde verilmiş. Güncel araştırmalarda görülen saçmalıkları Shane Ellison zaten kitapta yazmış; okuyucular mutlaka onları değerlendirecektir. Ayrıca bu konuda Uffe Ravnskov’un çabalarını ve çalışmalarını da unutmamak gerekir. Türkiye’den de birçok benzer düşünceleri olan akademisyenler var. Kendi kurmuş olduğu sitesinde görüp okuduğum Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın ‘Kolesterol günah keçisi mi’ yazısı ise dikkati bu konuya çeken özelliklerin tümüne sahip.
    Fakat ben çalışmalarıyla kolesterol konusunu açmaza sürükleyen ilk araştırmalara ve ilk araştırmacılara da değinmek istiyorum… Birbirinden habersiz çalışmalarını yapan bu kolesterol masalının kahramanlarını, aynı potada buluşturanlar ise her zaman ilaç şirketleri ve maddi çıkar grupları olmuştur. Bildiğiniz gibi kandaki yüksek olan her biyokimyasal bulgu genel anlamda bir hücre, bir doku veya bir organdaki düzensizliğin (hastalığın) genel anlamda göstergesidir.
    Örneğin karaciğer enzimlerinin (ALT, AST vb) yüksekliği genel olarak karaciğer rahatsızlığını, üre ve kreatinin gibi biyokimyasalların yüksekliği ise genel anlamda böbrek rahatsızlarını ifade eder. Fakat 1950’lerde araştırmacılar bazı insanlarda, belli bir yaştan sonra kolesterol (lipitlerin) yüksekliğini görmüşler fakat hiçbir doku veya organ rahatsızlıklarını, söz konusu kolesterol (lipit) yüksekliğine bağlayamamışlardı.
    Daha sonra yapılmaması gereken bir şey yapıldı ve günümüz kolesterol kabusunun temelleri 1953’lerde Minnesota Üniversitesi araştırmacılarından Ancel Keys tarafından ileri sürülen bir teori ile ortaya çıktı. Çeşitli ülkelerdeki yağ tüketimi ile kalp hastalıkları arasında bağlantı olduğu iddia edildi. Teori günümüzde bile hala tartışılmaktadır. Çünkü Ancel Keys elinde 22 ülkenin verileri olmasına rağmen, sadece 6 ülkenin istatistik verilerini kullanmıştı, böylelikle kolesterol ve lipitler konusunda ilk bilimsel hata ve bilimsel saptırma gerçekleşmiş oldu.
    Artık insanlar kan yağlarının yükseleceği korkusuyla yağlı besinlerden, fındıktan, cevizden, çekirdekten, tereyağından, yumurtadan uzak kalmaya çalışsa da, belli bir yaştan sonra kan yağlarının yüksekliğinden kurtulamıyordu…
    Farklı bir yerde farklı bir araştırmacı ise büyük bir heyecanla mantarlar üzerinde çalışıyor, hala günümüzde de kullanılan ‘penisilin’e karşı alternatif bir ‘antibiyotik’ bulmaya çalışıyordu. Dr. Akiro Endo ‘Penicillium citrinium’ adlı mantardan ilk kolesterol düşürücüyü (statini) elde ediyordu.
    Bunu duyan ilaç şirketleri bu alanda oluşabilecek yüksek kâr potansiyelini gördüler, bundan sonrası ise artık bir beyin yıkama kampanyasından ibaretti. Şu an günümüzde kullanılan statinler ise, Monascus rubber, Monascus purpurus, Arpergillus terreus gibi çeşitli mantarlardan elde edilir.
    Birçok okuyucu eminim merak ediyordur, kolesterol aslında nedir?

    Kolesterol ile ilgili birçok karmaşık tanımlama yapılabilir. Fakat bizce önemli ve bazı araştırmacıları kızdıracak olan tanımlamaya geçmeden önce bir şeyi çok iyi anlamak gerekiyor. Hücre içinde ve hücre yüzeyindeki kolesterol moleküllerinin fonksiyonları ile kanda çeşitli partiküller üzerinde bulunan, kanda ölçtüğümüz ve total kolesterol adını verdiğimiz moleküllerin fonksiyonları ve özellikleri aynı değildir.
    Kısaca hücresel açıdan kolesterol için, ‘hayvansal organizmaların yapısında bulunması gereken temel bir steroid molekül’ tanımı, konumuzun anlaşılması için yerinde bir tanım olacaktır. Burada “temel steroid” sözcüğünün ne anlama geldiğini biraz açıklamak gerekiyor, okuyucular için son derece önemli. Çünkü, kolesterol molekülü sentezlendikten sonra diğer farklı steroidlere dönüşümü gerçekleştirilir.
    Örneğin kadınlık hormonlarından biri olan östrojen veya erkeklik hormonlarından biri olan testosteron oluşumu hiçbir zaman doğrudan genetik mekanizma ile gerçekleşmez. Genetik olarak kolesterolün de dahil olduğu steroid moleküllerin sentezini gerçekleştiren genler birbirinden hiçbir zaman ayrılamaz. Kolesterol de dahil, steroid sentezinde görev alan bütün genler bir bütündür, birbirinden farklı değerlendirilemez.
    Steroidlere ait genlerin tümü yaklaşık 150 civarındadır. Tüm oluşum basamakları (asetil CoA’dan başlayan) ayrıca belirlenmiş östrojen veya testosteron genleriniz asla yoktur, kolesterol oluşumundan sonra söz konusu hormonları oluşturacak genleriniz devreye girer. Hücrelerde öncelikle istisnasız bir şekilde kolesterol sentezlenir daha sonra hormonlara ve farklı yaşamsal steroidlere dönüşümü sağlanır.
    Yani organizmada kullanılan aklınıza gelen bütün steroidler için kolesterol molekülü ‘hamiline yazılı çek’ gibidir. Bütün organ, doku ve hücreler kolesterol molekülünü ya doğrudan, ya da dolaylı olarak kendi ihtiyaçlarına göre dönüştürerek kullanır.
    Siz söz konusu ilaçlarla (statinlerle) kolesterol molekülünün oluşumunu hücresel aşamada engellediğinizde, aslında farkında olmadan (veya bazıları farkında olarak!) kolesterol molekülünden elde edilmesi gereken bütün steroid oluşumlarını da engelliyorsunuz; beyin hücrelerinin ihtiyaç duyduğu nörosteroidler de buna dahil!
    Bu durumu inkar edebilenlere, görmezlikten gelebilenlere veya bu durumu bildiği halde önemsemeyenlere ben artık bir biyolog olarak kızmaktan vazgeçtim, inanın onlara gülüyorum… Bu konuda kitaptan anladığım kadarıyla Shane Ellison da epeyce kızgın görünüyor.
    Yani siz tek bir genetik mekanizmadan, buna bağlı olarak aynı tek bir tip kolesterol molekülünden söz ediyorsunuz. O zaman iyi kolesterol (HDL) veya kötü kolesterol (LDL) adı verilen kolesterol nedir?

    Birçok insan bu soruyu soruyor ve birbirinden farklı iki kolesterol molekülü varmış gibi algılıyor. İki farklı kolesterol molekülü yok, hiçbir zaman da olmadı! Uzmanlar, bilim adamları ve doktorlar çok iyi bilir ki, kolesterol molekülünün evrensel moleküler yapısı tamamen bellidir: Yani iyi ya da kötü şeklinde iki tane değil, koca evrende hayvansal organizmalarda sadece bir tane kolesterol molekülü yapısı vardır.
    Peki kolesterole neye göre iyi (HDL-k), neye göre kötü (LDL-k) kolesterol diyorlar diyeceksiniz. Elbette kolesterolün kendisine giydirilen elbiseye göre (taşıyıcı proteinlere, kolesterolün yapıldığı yere göre) kolesterole iyi veya kötü diyebiliyorlar… Elbiseler farklı olsa da, elbisenin içindeki kişi, yani kolesterol molekülü yapısal olarak hiç değişmiyor... Bu konuyu her zaman hatırlamak için Nasrettin Hoca’nın ‘ye kürküm ye’ öyküsünü unutmayın yeter.
    Unutulmaması gereken en temel gerçeklik kanda kolesterol değil, lipoprotein adı verilen değişik partiküller (HDL, LDL, VLDL vs.) olduğudur. Yani kolesterolün de içinde var olduğu partikülün artık farklı bir oluşum olduğunu kabul etmek gerekir. Kolesterole ve lipitlere (H=hidrojen), taşıyıcı proteinlere (O=oksijen) diyecek olursanız, kanda dolaşan lipoproteinler (H2O=su) dur ve artık lipoprotein yapısında bulunan kolesterolü çok farklı değerlendirmeniz gerekir.

  6. #6
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    Bir basın bildirinizde, kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) T.C Sağlık Bakanlığı’nca yasaklanması gerektiğini belirtmiştiniz. Bu ilaçların gerçek etkileri nelerdir? Kanserle nasıl bir ilgisi var?

    Evet, kendi çapımda insanları ve devletin kurumlarını uyarmaya çalıştım. Tabii değer verdiğim, beni her zaman destekleyen birkaç akademisyen dışında kimsenin basın bildirisini dikkate almadığını üzülerek belirtmeliyim. Aslında hakkını teslim etmek gerekir, Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ bir ara söz konusu ilaçların (statinlerin) her reçeteye yazılmasını zorlaştırmaya çalışmıştı. Fakat dışarıdan yapılan çeşitli tıp derneklerinin ve tabipler odasının baskılarına sanırım onlar da dayanamadı. Statinsever eczacı, doktor ve uzmanların ilaç kısıtlaması için yapmış olduğu yaygaraları her birey bugün de bulup okuyabilir.
    “Bir Masalmış Kolesterol” yazarı Shane Ellison gibi birçok yerli ve yabancı uzman zaman zaman gerekli uyarıları yapmaya, yanlış anlaşılmaları gidermeye çalışıyor. Çünkü bu kolesterol düşürücülerle (statinlerle) ilgili güç ve iktidar maalesef ilaç şirketlerinin elinde. Bu oyunu bozmanın tek yolu, söz konusu ilaçları kullanmak zorunda kalan insanları uyarmak. Artık bu konularda bazı dostlarım çok yoğun çalışsa bile, akademik çevrelerin bir şeyleri değiştirmek isteyeceğini düşünmüyorum.
    Kanser ve statinler konusu ise anlaşılması zor paradokslar içeriyor. Kolesterol ilaçları (statin) kullanan insanlarda, ilaç kullanmayan gruba göre kanser vakalarında ve ölüm oranlarında elbette artış oluyor ve çok saygıdeğer kardiyoloji uzmanlarının çoğu bu durumu görmemezlikten geliyor.
    Kanser hastalıklarında artış oranları ve statin (kolesterol düşürücü) konusunu okuyuculara çok karmaşık hale getirmeden anlatmak mümkün. Statin türevi ilaçları bir an için radyoaktif röntgen ışınları gibi düşünün. Sağlıklı hücreler açısından söz konusu ışınlar ölüm ve kanserle eşdeğer olmalıdır.
    Ben sıradan bir biyolog olarak kanser hastalarının yaşamının uzamasında ve kurtarılmasında statinlerin önemli bir yer tutabileceğini şimdiden görebiliyorum, bu konuda yapılan çalışmalar hızlandı. Çünkü hayvansal bir hücrenin kolesterol üretimine dayalı steroid metabolizmasını kanserli doku ve organlarda statinlerle (kolesterol düşürücülerle) çökertebilirseniz, kanserli hücreleri ve dokuları da dolaylı olarak ortadan kaldırmış olursunuz… Burada aşılması gereken tek sorun, söz konusu ilaçları doğrudan kanserli doku ve hücrelere ulaştırabilecek mekanizmalar üzerinde biraz kafa yormak.
    Kanser ve statinler ilişkisini bu yönde değerlendirdiğinizde durum kanser hastaları için umutlu olsa da, sadece kolesterol düşürücü olarak statin kullanımının kolesterolü yüksek hastalar için ne kadar aptalca olduğu da ortaya çıkmıyor mu dersiniz! Söz konusu ilaçların hücre öldürücü özelliği (sitotoksik) inkar edilemiyorsa, normal hücrelere söz konusu ilaçların neler yaptığını sizler de tahmin edebilirsiniz.
    Kolesterol seviyesini düşürmek için kullanılan kolesterol düşürücü ilaçlar (statinler) sanıldığının tam tersi etkiler ortaya çıkarır, yani kanser vakalarında artış gözlenir, kontrolsüz bir şekilde değişik organ ve dokularda hücre ölümlerine neden olur. Sonuç olarak ortaya hormon bozuklukları, kas ölümleri, kalp kası zayıflığı, zeka geriliği, hafıza kaybı, bazı psikolojik rahatsızlıklar, erken yaşlanma gibi burada saymakla bitiremeyeceğimiz fakat “Bir Masalmış Kolesterol” yazarı Shane Ellison’un açıklamaya çalıştığı birçok rahatsızlık ortaya çıkmış olur…
    Senelerdir insanlara kolesterol seviyelerini düşürmeleri öğütleniyor. LDL kolesterole “kötü kolesterol” deniyor. Sizse dolaylı olarak kolesterolün kalp sağlığını etkilemediğini söylüyorsunuz. Buna inanmak biraz güç. Mesela Kalp Vakfı gibi dernekler dahi kolesterolümüzü düşürmemiz gerektiğini söylüyor ve margarin yememizi tavsiye ediyorlar. Kardiyologların hepsi bizi yanlış mı yönlendiriyor? Bütün doktorlar yalan mı söylüyor? Shane Ellison kitapta yüksek kolesterolün zararlı değil, aksine FAYDALI olduğunu ifade ediyor, siz de bu görüşlere katılıyor musunuz?
    Bence doktorlar ve uzmanlar bilerek ya da bilmeyerek yalan söylüyorlar. ‘Bilmeyerek insan nasıl yalan söyler’ diyeceksiniz, bunu açıklayalım: Şayet bir konuda kendi geliştirdiğiniz ve özümsediğiniz bilimsel düşünceniz yoksa, başkalarının düşüncelerini kullanıyorsanız ve kullandığınız düşünceler de yalansa, bence bilmeden yalan söylemiş olursunuz… Gerçek bilim insanları bence araştırmaları sırasında doğru soru sorabilen ve sorularına bıkmadan cevap arayan kişilerdir. Fakat burada gözden kaçırılmaması gereken çok ince bir nokta var. Şayet bir konuda gerçekten doğru cevabı bulmak istiyorsanız, mutlaka doğru soruyu da sormayı bilmeniz gerekir: Yanlış sorulmuş bir sorudan doğru cevap, doğru sonuç beklemek bence tamamıyla saçmalamaktır.
    Şu an kolesterol sorunu, ilaç şirketleri başta olmak üzere çeşitli araştırmacılar, kardiyologlar, doktorlar ve eczacıların bireysel yararına olduğu için asla doğru soruyu sorma taraftarı değillerdir. Bir sorunun çözülmesine karşıysanız ve sorunun sürekli ortada olmasını ve kullanılmasını istiyorsanız, konuyu olabildiğince karışık hale getirmeli, insanları bu konudan uzaklaştırmalı, sadece kendi görüşlerinizin tartışılmasına izin vermelisiniz ve şu yapılan da tamamıyla işte budur. Farklı düşünceler ortaya koymanız kesinlikle istenmez ve engellenirsiniz…
    İsterseniz bu ilaçların kullanılmasında ısrar edenleri bir satranç oyunununda birkaç hamlede mat edebilirsiniz. Sorulması gereken sorular: Kanda tek başına kolesterol diye bir molekül var mı dersiniz? Yoksa kanda lipoprotein adı verilen fiziksel parçacıklar mı var? Şayet kanda partiküller üzerinde yağlar varsa, dışardan besinlerle alınan çeşitli yağlar partikülleri nasıl etkiliyor? Kolesterol düşüren çeşitli besinler (ceviz, fındık vb.) partiküllerde ne gibi değişimlere neden oluyor ki, kandaki kolesterol düzeyi düşebiliyor…
    Kardiyologların bu sorulara cevap verebileceğini, vermek isteyebileceğini sanmıyorum. Çünkü onların (birçoğu) artık bu konuda soru sormayı çoktan bıraktı. Bu konudaki bilgilerin tümünü ilaç fabrikalarının kendilerine sundukları bilgilerden alıyorlar. Bu gerçekten bilim adına acı, çok acı bir durum…
    Bir de işin içine maddi çıkarlar ve ilaç şirketleri girince yapılanın artık bilim olduğunu söyleyebilmek gerçekten zordur. Bence kolesterol konusu, margarin reklamları, ilaç şirketleri bu durumun vahim örneğidir. Örneğin kanda taşıyıcı partiküler üzerinde bulunan kolesterol düzeyini ölçebilir ve ‘sizin total (=partiküler üzerindeki toplam) kolesterolünüz 190mg/dL çıktı’ diyebilirsiniz. Fakat ‘kan damarlarınızda kolesterol birikir’ diyemezsiniz. Çünkü kanda tek başına (çıplak) dolaşabilen kolesterol molekülü olmadığını, kanda değişik ve farklı kaynaklardan gelen lipoproteinler (HDL, LDL vs) olduğunu, şayet bilim yapıyorsanız mutlaka bilmek zorundasınızdır.
    Kolesterol konusunda da aynı yanlışlıklar zinciri ya bilinçli olarak maddi çıkarları korumak için, ya da bilgisiz olunduğu için uzun zamandan beri devam ettiriliyor. Yani ‘kan damarlarınızda kolesterol birikir, kolesterol kan damarlarını tıkar, kolesterol damar sertliği yapar’ deyimi tamamen evrensel bir yalandır.
    Kısaca kanda tek başına zaten kolesterol molekülünün varlığı söz konusu değilse, nasıl oluyor da (LDL) partikülleri yerine kolesterol molekülü tek başına suçlanıyor bunu anlamak mümkün değil. Kanda kolesterol yok, lipoprotein partikülleri var…
    Peki bu işten kârlı çıkanlar kimler? Normal kabul edilen kolesterol düzeyleri neden sürekli düşürülmeye çalışılıyor. İlaçları kullanan insanların zararlı çıktığı çok açık ama bazıları için de çok kârlı bir masal olmalı bu…
    Dünya üzerinde 8 milyar kadar insan varlığını düşünecek olursanız, kolesterol masalının son derece karlı bir masal olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Çünkü genel olarak kırk yaşını geçen bireylerin en az dörtte birinde kolesterol yükselme eğilimindedir. Bu da potansiyel olarak birçok insanı ‘kolesterol hastalık hastası’ yapmak için oldukça geçerli bir neden. Her sene normal kabul edilen kolesterol değerlerini biraz daha aşağı çekebilmek için güzel bir gerekçe... Şimdilik statin satışları sanırım 25-30 milyar dolar civarında. Fakat kolesterol düşürücü (statin) pazarı hala doymak bilmiyor. Ayrıca bir konu daha var, parasını verip masraflarını karşılayıp bol bol akademik yayın yaptırabiliyorlar.
    Rahat rahat tereyağı, yumurta, kırmızı et (hatta yağlı et) yiyebiliriz değil mi?

    Bence sadece kolesterol sorunu için söz konusu yiyeceklerden kaçıyorsanız bu anlamsız. Çünkü yağların kan dolaşımına katılmalarıyla, hücre içine alınmaları (depolanmaları) birbirinden oldukça farklı gelişen olaylar. En kötü ihtimal birkaç kilo fazlanız olur, fakat söz konusu yiyeceklerin ‘kan kolesterolünü’ yükseltmesi söz konusu değildir. Örneğin yumurta konusundaki gelişmelere biraz daha dikkatli bakın, aklı başında ve konuyu takip eden hiçbir kardiyolog artık size yumurtayı kolesterol içerdiği için yasaklayamaz. Hatta kolesterolünüz yüksek ise günde bir yumurta kolesterolünüzü makul seviyelere de düşürebilir!
    Doktorlar kolesterol ilacı yazarken bu ilaçlar hakkında yapılmış araştırmalardan ve etkilerinin kanıtlanmış olduğundan bahseder. Oysa kitapta bunların da çarpıtılmış sonuçlar olduğunu okuyoruz.
    Shane Ellison, birçok doktor ve kardiyologun hastalarına kolesterol ilacı verebilmek için anlattığı ‘göreceli risk azalması’ kavramındaki karmaşıklığı oldukça eğlenceli anlatmayı başarmış ve bunun karşısında ‘mutlak risk’ ve ‘toplam ölüm oranlarını’ yerleştirmiş ki, kitabı okuyan bir çok statinsever uzman, doktor ve kardiyolog bu karşılaştırmaya gerçekten bozulacaktır. Çünkü gerçekten de, statin ilaçlarının güvenli olduğunu iddia edenler ‘toplam ölüm’ olaylarına bakmak istemezler.
    İnsanlar daha uzun yaşamak için kolesterol haplarını kullanıyorlar ama sonuç tam tersi oluyor yani…
    Her zaman olmasa da genellikle tek parametrede yüksek kan kolesterol düzeyinin olumlu etkilerini gösteren, kardiyologlar inkar etse bile gerontoloji (yaşlılık bilimi) alanında yapılmış birçok çalışma, kardiyologları yalanmak için yeterlidir. Çünkü kan kolesterol düzeyi arttıkça, fazlalaştıkça yaşlılarda ölüm oranı azalmaktadır, bu konuda birçok çalışma bulmak mümkün… İnternet arama motoruna girip, hiçbir kardiyoloğun yapamayacağı bir şeyi yapabilirsiniz: Sadece iki kelime yazın ‘low cholesterol mortality’ (düşük kolesterol ölüm). Karşınıza çıkan onlarca yayından hiçbir uzmanın bahsetmiyor olması sizce şaşırtıcı değil mi! Kolesterol tamamıyla masum!
    Peki, bütün suçu üzerine yüklediğimiz kolesterol aklandığına göre, kalp hastalıkları neden oluyor?
    Burada ilginç bir zeka oyunu var ve biz bunu bildiğiniz gibi matematiksel bir denklemle ‘total lipoprotein partikül hipotezi’ olarak 2003 yılında ortaya koymuş, önceki aylarda da gerekli açıklamalarla bir manifestoyu kitap halinde ‘Çarmıha gerilen molekül’ adıyla yayınlamıştık.
    Bizim düşüncelerimize göre, zaman içinde ve yaşlandığımız sürece kanda lipoprotein partikül yapımız total olarak sürekli küçülmek zorunda kalıyor. Söz konusu lipoprotein partikülünüzü büyütebilmenin ve normal hale getirebilmenin tek yolu ise, küçülen lipoprotein parçacıklarında hangi molekülün, hangi yağ asitlerinin eksik olduğunu bulmak..
    Çünkü genel olarak bir partikül yapısı küçülüyorsa mutlaka partikülü oluşturan bazı birimler eksik demektir. Buradan da neden ısrarla statinlere karşı olduğumu ve Shane Ellison’un kolesterol düşürücü ilaçlar hakkındaki görüşlerine katılmamın bilimsel gerekçelerini anlamış oluyorsunuz.
    Partikül yapısında eksik olan moleküller ve yağ asitleri tamamlandığında ise, yüksek olan kolesterol ve trigliserid düzeyi zaten kendiliğinden normal düzeye geliyor. Umarım fındık, fıstık, ceviz, badem ve yumurta gibi besinlerin nasıl tek parametrede yüksek olan kolesterol düzeyini düşürdüğünü anlatabilmişimdir.
    Damar sertliğine bağlı kalp hastalıkları ise, küçük lipoprotein partiküllerin kanda çoğalması sırasında ortaya çıkıyor. Çünkü küçük partiküller organizma tarafından kullanılmadığı zaman makrofajlarca (savunma hücreleri) kandan mutlaka uzaklaştırılması gerekiyor. Makrofajlar söz konusu, lipit açısından eksik küçük partikülü uzaklaştırmaya çalışırken damarlarda birikip damar sertliği yapabiliyor, bizce olay bu kadar basit. Bir de kardiyologlar anlayabilse!
    Bazı gıda maddeleri de kalp sağlığımızı olumlu yönde etkileyebiliyor değil mi?

    Elbette özellikle kalp sağlığı açısından omega-3 gibi çeşitlendirilmiş yağ asitleri ve bitkisel steroidler içeren besinler yaşlanma sürecinde bence hayati bir önem taşıyor. Küçülen partikül yapıları normal durumlarına gelebiliyor. Günümüzde doktor ve uzmanların statin önerilerinin tersine, bir biyolog olarak kolesterolleri tek parametrede yüksekse, özellikle yaşlı insanların günde mutlaka bir yumurta, 1-2 ceviz ve fındık yemelerine taraftarım.
    “Bir Masalmış Kolesterol” kitabında kalp sağlığımızı korumak için “asıl” yapmamız gerekenler de yazılmış. Sigarayı bırakmak, daha hareketli bir hayat sürmek gibi tavsiyelerin yanı sıra şekeri de bırakmamız tavsiye ediliyor. Şeker bağımlılığından kurtulmanın yolları da yazılmış, şeker gerçekten bu kadar kötü mü?

    Evet gerçekten kötü. Siz şeker aldığınız sürece, alınan şeker miktarıyla orantılı insülin hormonu salgılanması gerekir. Söz konusu dengenin bozulması ya şeker hastalığı ile ya da obezite (şişmanlık) ile sonuçlanabilir.
    Sayın Mevlüt Durmuş, bu değerli bilgileri bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ediyoruz.
    Bana bu imkanı verdiğiniz için teşekkür ederim.

  7. #7
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    'Nereden-neden çıktı bu kolesterol belası? ' sorusu bir çok kişinin, özellikle otuz-kırk yaşlarından sonra erkeklerin çoğunun kendine sorduğu, olağan sorulardan biri olmakla birlikte buna hemen cevap vermeyip kendi bakışımla, 'kolesterolünüz hiç olmasaydı' ne veya neler olurdu sorusuna gelen bir kitap.
    Eldeki bilgilere göre, hücre zarının kolesterol olmadan oluşmasının mümkün olup olmadğının tartışılması, plazmada kolesterol taşınması, sıcakkanlı ve soğukkanlı canlılardaki kolesterol taşınması üzerine şüphelerimize(?) , kolesterolden köken alan steroid hormonlar, kolesterol sentezleme yeteneğine sahip organlar üzerinde bir çok teorik bilgi ve varsayımlara gelmeden; biyokimyasal açıdan lipitlerin sınıflandırılmasına, konun kavranması açısından kısaca girmek faydalı olacaktır. Farklı bakış açısı ile bu kitabı kaçırmayın.

  8. #8
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    Kolesterol tüccarları doymak bilmiyor

    Yıllardır “Kolesterol yüksekliğinin kalp krizi yaptığı" iddiası ile insanları kandıranlar, uzun zamandır bizlerin söylediği, fakat nedense tıbbi mafya tarafından yok sayılan gerçeği ağızlarından kaçırdılar. Evet geçenlerde ünlü tıp dergisi New England Jornal of Medicine’de yayınlanan ilaç firmasının desteklediği bir araştırmada “Kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısının kolesterolü yüksek değil, tam tersine kolesterolleri son derece normal” olduğu kabul ediliyor. Yani anlayacağınız kolesterolün yüksek olan da, olmayan da koroner kalp hastalığı geçiriyor! Yıllardır nasıl kandırıldığınızı anladınız mı? Ama utanmaz kolesterol lobisi bu gerçekten hareketle “kolesterol düşürücü ilaçları (statinleri) artık kullanmayın” diyeceklerine normal kolesterolü olanlar da bu ilaçları kullansın istiyorlar; çünkü bu zararlı ilaçların faydalı bir yanı da var; iltihabı azaltıyorlar. Tıbbi mafya tamamen duygusal(!) nedenlerle pahalı ve birçok yan etkisi olan bu ilaçların yerine, ucuz ve yan etkisiz iltihap azaltıcıları (balık yağı, D vitamini, baharatlar, otlar vb) hiç önermiyorlar. Evet bunlar vicdansız. Daha fazla kazanmak için bilimi de tahrif etmekten çekinmeyerek her şeyi göze alabiliyorlar.
    Konunun ayrıntısını merak edenler yazarımız Mevlut Durmuş’un yazısını kaçırmasınlar.
    Kolesterol teorisi bize göre bitti. Fakat büyük ilaç şirketlerinin para kazanmak için insanlarla olan işi henüz daha bitmedi!
    Hatta bir dostumdan aldığım haberlere (ve literatüre) göre, kolesterol düşürücü (Statin) satan ilaç şirketleri de artık normal kolesterolü olan ve kalp krizi geçiren insanlara ilaç kullandırmayı kafalarına takmış durumdalar. Çünkü uzun zamandır bizlerin söylediği, fakat bazı hekimlerce pek söylenmeyen durum yeniden dillendirilmeye başladı: Kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısının kolesterolü yüksek değil, tam tersine kolesterolleri son derece normal[1]. Bu elbette yeni bir şey değil, sadece yeni söyleniyor!
    Şimdi büyük ilaç şirketleri bu insanlarda oluşan ‘ölüm korkusunu’ nasıl paraya dönüştürürüz diye kara kara düşünüyorlar!
    Nasıl mı?
    Durun ilk baştan başlayalım…
    Damar sertliği (ateroskleroz) oluşumu konusunda kardiyoloji dünyasının en güçlü dayanağı olan ‘kolesterol teorisi’ zor durumda. Biliyorum bazıları bu ‘teori’ lafına öylesine bozuluyor ki, bana söylemedikleri laf bırakmıyorlar.
    Onlara göre kolesterol düşüncesi, kan yüksek kolesterolü bilimsel bir gerçek ve yine onlara göre damar sertliği-kolesterol ilişkisindeki bu düşünce bilimsel kanun ve asla değiştirilemez!
    Bu durum bizim düşüncelerimize göre farklı!
    Daha iyi bir düşünceniz varsa bütün teoriler, hipotezler ve kanunlar bile değişebilir veya değiştirilebilir. Hipotezler bol, isterseniz sizde bir hipotez geliştirebilirsiniz. Çünkü zaten üstünde; üzerine bir yığın yaygara yaptığımız şey zaten hipotez, bilimsel bir kanun değil. Hatta bizim de ‘total lipoprotein partikül hipotezi’ adında Türkiye’de ve Türkçe yayınlanmış bir hipotezimiz bile var ve tamamen orijinal, matematiksel denklemi bile var…
    Fakat unutulan bir şey var: Bütün hipotezler veya teoriler aksi kanıtlar ortaya çıkıncaya kadar geçerlidir, aksi kanıtlar ortaya çıktıklarında söz konusu hipotez ve teoriler geçersiz olur.
    Teori ya da hipotezlerin iddialarının yetersiz kaldığı noktalar çoğaldığı zaman bir yenisi mutlak ortaya çıkar, bilim sürecinin normal dinamikleri bunu gerektirir.
    Biliyorum genel yaklaşımda tıp uygulamaları pozitif bir bilim dalı değil, pozitif bilimlere bağlı genel bir disiplin anlayışıdır. Fakat söz konusu bu disiplin anlayışının temelinde her zaman pozitif bilim dalları (kimya, fizik, biyoloji, matematik vb) bulunur. Yani tıp insanları pozitif bilim dallarından faydalandığı sürece, gerçek tıp ortaya çıkmış olacaktır…
    Her şeyden önce, siz okuyucuların bir şeyi okuyucu olarak çok iyi anlamanız gerekir.
    Damar kireçlenmesi, damar sertliği (ateroskleroz) oluşum hipotezleri temel olarak ikiye ayrılır ve bu hipotezlerin biri genellikle ortada görünmese de, yine de hipotezler birbirini reddetmezler. Fakat nedense asla ikisi de bir arada söylenmezler. Hipotezlerden birisi lipit yani hepimizin beynini yıkadıkları ‘kolesterol teorisi’ dir. Diğeri ise ‘kronik endotel hasar hipotezi’ yani damarlarda oluşan bir tür düşük yoğunluklu kronik iltihaplanma hipotezidir.
    Hepsi olmasa da, kardiyoloji uzmanları ve ilaç şirketlerince insanlara sadece lipit-kolesterol teorisi dayatılır ve söylenir. Aman kolesterolden kaçın, karaciğer fazla kolesterol üretiyor, et, süt, yumurta, tereyağı yemeyin masalları bu nedenle uydurulmuş bilim kılıflı safsatalardır.
    Çünkü birçok kişinin işlerinin daha iyi gitmesi için şimdilik böyle olması gerekir!...
    Çoğu insanımız ateroskleroz (damar sertliği) oluşumuna ait birçok farklı görüş ve düşünce olduğunu bilmez. Yani, damar sertliği oluşum mekanizmasına ait çeşitli teoriler vardır.
    Kısaca kolesterol konusunda aslında kardiyologların size sıkça söylediği gibi ‘kolesterol’ konusunda hiçbir şey ispat edilmiş değildir, böyle olsa şu an zaten teori ve hipotezlerden söz etmezdik. İşte bu yüzden bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kolesterol yüksekliğini değil, kronik endotel hasar hipotezini gündeme getirmeye, insanlara bu durumu anlatmaya, özellikle bu konuya dikkat çekmeye[2] çalışan çok değerli akademisyen ve araştırmacılarımız vardır. Bu araştırmacıların hepsi uzun zamandan beri ‘bilim maskesiyle yapılan bazı kolesterol saçmalıklarını’ insanlara anlatmaya çalışıyorlar. Yani ‘kolesterol teorisine’ karşı bir avuç insan, milyarlarca dolarlık bütçeli ‘kolesterol tüccarlarıyla’ düşünsel bir savaş halindeler…
    Umarım dikkatinizi çekmiştir.
    Damar sertliği (ateroskleroz) hipotez ve teorilerinden söz ediyoruz!
    Bilimsel kanunlardan değil!
    Çünkü istatistiksel bulgular bilimsel kanunlar değildir!
    İstatistiksel bir bulgunun bilim olduğunu iddia edenler de, akademik kariyeri ne olursa olsun, en azından benim gözümde bilim adamı değildir, sadece ve sadece mesleki anlamda akademisyendir, bilgilidir ve kariyer sahibidir…
    Sakın yanlış anlamayın!
    İstatistik hem eğlenceli hem de bilime inanılmaz katkılar sağlayan muhteşem bir alandır.
    Fakat tek bir koşulda…
    İstatistiksel olarak bilimsel verileri gerçekten ‘anlamlı’ olarak nitelendirmenizi sağlayacak gerçek tek olgu, veriler arasında kurduğunuz mantık bağlantısıdır. Şayet istatistiksel verilerin temel mantığı ‘yüksek kolesterol’ konusunda olduğu gibi yanlış kurulmuşsa, istatistiksel olarak elde ettiğiniz anlamlılık dereceleri hiçbir şey ifade etmez.
    Yani daha önce de defalarca yazdığımız gibi[3] sadece ve sadece istatistiksel verileri dikkate alacak olursanız, en saçma sapan konularda bile ‘bilimsellik iddialarıyla dolu’ bir yığın bağlantı kurabilir ve çok anlamlı sonuçlar elde edebilirsiniz!
    Ve ortalıkta ‘bu bulgular bilimseldir’ diye bağırabilirsiniz…
    Peki, kolesterol teorisi ve kolesterol önermesi ne kadar mantıklı olabilir hiç düşündünüz mü?
    Anlamlı olarak ortaya çıkan ‘kolesterol damar sertliği’ ilişkisinde istatistiksel mantığın, sözde bilim adamlarınca nasıl kurulduğunu gerçekten biliyor musunuz?
    Durun, hemen kızmayın açıklayalım!
    Günümüzde kolesterol molekülüne ait yapılmış olan, hastalıklarla ilişkilendirilen ve bolca propagandası olan bilimsel çalışmaların sonuçlarının tümü, istatistik metotlarla elde edilen verilere dayanır ve “anlamlı” çıkan sonuçlardan bahsedilir. Fakat istatistik anlamda, bir araştırmayı doğru yapan olgu, sonuçta ortaya çıkan “anlamlı” bulgular değil, sizin ilk başta kurduğunuz mantıksal ilişkidir.
    Bu durum basit bir örnekle daha anlaşılır olacaktır. “Her sabah horozlar öttüğü için güneş doğar” şeklindeki basit bir önermenin istatistiksel çalışması, her gün önce horozların ötmesine sonra da güneşe bakılacak olursa, son derece anlamlı olan istatistik sonuçlar elde edilebilir. Fakat söz konusu çalışmanın mantıklı ve bilimsel olduğunu iddia etmeniz tamamıyla saçmalık olur.
    Kolesterol molekülü ile ilişkilendirilmiş ateroskleroza bağlı kalp krizi dâhil, birçok hastalığa bağlanan ‘yüksek kolesterol’ araştırmaları da aslında “horoz ve güneş” örneğine oldukça benzer. Hastanede yatan, ateroskleroza bağlı kalp krizi geçiren bütün hastaların kolesterol düzeyleri değerlendirilmez ve sadece yüksek kolesterolü olan hastaların sonuçları üzerinden değerlendirme yapılır, normal kolesterol düzeyine sahip fakat yine de ateroskleroza bağlı kalp krizi geçirmiş hastalar birçok araştırmada istatistiksel olarak dikkate bile alınamaz!
    Çünkü normal kolesterol düzeyinde kalp krizi geçirenleri araştırmaya dâhil edecek olurlarsa, kolesterol konusunda anlamlı sonuç alamayacaklarını, bilimsel olarak hiç bir korelasyon (yani bir ilgi) sağlayamayacaklarını bütün kardiyologlar zaten bilirler: O zaman kolesterol bir risk faktörü olmaktan çıkar.
    Aynı paradoks söz konusu araştırmalarda mutlaka oluşturulmak zorunda olan kontrol grupları için de geçerlidir: Yüksek kolesterolü olduğu halde hiç kalp krizi geçirmeyen birçok insan vardır ve bunlar da kontrol grubuna nedense alınmazlar, kolesterolü yüksek olan ve kalp krizi geçirmeyen insanlar kontrol grubuna alınsa, zaten araştırma temelinden çöker!
    Yani yüksek kolesterol ve damar sertliği bağıntısında istatistik veriler hesaplanırken hem hastaların seçiminde hem de kontrol seçiminde aslında bilim adına ‘fantezi’ ve bol bol akademik yayın yapılmaktadır, bize göre bilim değil…
    Fakat asla unutmayın, hem kolesterolü yüksek hem de düşük olan insanlarda aterom plakları aynı yapıda, aynı özellikte ve aynı oranlarda bileşenler içerirler. Ortada fiziksel-maddesel bir gerçeklik hem kolesterolü yüksek olanlarda, hem de düşük olanlarda vardır. Yıllarca yüksek kolesterolün damarlarda biriktiğine (?) inandırıldık. Peki ya normal kolesterolü olan hastalarda biriken oluşumun adı UFO değildi herhalde, orada da bir şeyler birikti, normal hastalarda oluşan da aterom plaklarıydı ama yüksek kolesterolleri yoktu, demek ki damarlarda başka bir şey birikti! Elbette hayır!
    Ve böylece bu ‘yüksek kolesterol’ fantazisiyle insanlar yıllarca kandırıldı…
    İşte bilim adına, bilim adamları kullanılarak yutturulan yüksek kolesterol-damar sertliği sahtekârlığı budur! Bu arada sadece saçmalık yutmadık, bolca da ilaç yuttuk…
    Yani, çok önceden ön yargılı olarak yapılmış sözüm ona bilimsel çalışmalarda ‘kolesterol yüksekliği, yumurta ve kalp hastalıkları’ gibi çok mantıksız konularda bile istatistiksel olarak son derece anlamlı sonuçlar bulmanız, araştırma verilerini böyle aptalca elde etmişseniz hiç şaşırtıcı değildir! Fakat gerçekler ortaya çıktıkça bütün bunların, bugün olmasa da yarın çöpe gideceği de kesindir.
    Şaşırmayın!
    Bilimi ve modern bilimin tıp anlayışını sadece istatistiksel veriler, sadece akademik yayın sayısı olarak görürseniz, bu sonuç kesinlikle kaçınılmazdır…
    ‘Tek parametrelik (yüksek) kolesterol seviyeleriyle ateroskleroz arasındaki bağ ispatlanmıştır” diyen kardiyoloji uzmanları, hipotez ve teori kavramlarına, istatistiğin ne anlama geldiğine ve söz konusu kolesterol ile ilgili çalışmalarda istatistik verilerin nasıl elde edildiğine bence bir kez daha bakmalı ve yeniden düşünmeliler…
    Yani bize göre bazıları yıllardır, ‘sözde kolesterol yüksekliği-kalp hastalıkları’ konusunda çok fena kandırıldılar, onbinlerce akademisyenle ilaç şirketleri dolaylı olarak alay etti. Çünkü kolesterol yüksekliği her şeyden önce fazla yapım, üretim sorunu değildi ki statin ilacı kolesterol düşürmek için kullanılsın! Yüksek kolesterolün fazla üretim sorunu olduğu[4] iddia edilerek insanlara boşu boşuna ilaç (statin) yutturdular…
    Kolesterol sorununun, kanda kullanılmayan partikülden kaynaklandığını, biriken partiküller kullanılmadığı için kolesterolün yüksek olduğunu insanlara göstermek istemediler. Yani kolesterol yüksekliği fazla üretim sonucu ortaya çıkmıyordu, buna rağmen hücresel kolesterolün üretim ve sentezini (statinlerle) durdurdular ve bence çok ayıp ettiler!...
    Şimdi ‘kraldan daha çok kralcı’ geçinenler gerçekten zor durumda, tutundukları yüksek kolesterol masalıyla ilgili bütün dallar tek tek kırılıyor. Yakında bu kırılan dallara ilaç şirketleri de dahil olacaklar. Fakat kırılan sadece dallar değil, insanlarımızın bilim adamlarına, akademisyenlere olan güvenleri de aynı konumda ve paramparça olmuş durumda, bu işin beni üzen tarafı da bu…
    Şimdi en başa, dostumun gönderdiği araştırmaya tekrar dönebiliriz.
    Hani söylemiştik ya, normal kolesterol düzeylerinde de insanlar ateroskleroza bağlı kalp krizi geçiriyorlar ama kolesterol ilacı satabilmek için bunlar istatistiksel çalışmaya dâhil edilmiyor ve böylece yüksek kolesterol istatistiksel araştırmalarda risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor diye...
    İlaç şirketleri kolesterolü normal olduğu halde kalp krizi geçiren grubun büyüklüğünü nasıl olduysa birden bire (?) fark edivermişler!... Yani sadece yüksek kolesterol değil, normal kolesterol düzeylerinde de kalp krizi geçirilebildiği anlaşılıvermiş birden bire.
    Şimdi ilaç şirketleri, kolesterolü yüksek olmasa da kalp krizi geçiren bu insanlara illa ki kolesterol ilacı satmak için gizliden hazırlık yapıyorlar.
    Yayının özeti şöyle: Efendim kalp krizi geçiren insanların yaklaşık yarısında kolesterol normal düzeylerdeymiş: Daha önce aklınız neredeydi, istatistik araştırmalara önceden bunları da ilave etseydiniz böylece kolesterol risk faktörü olarak karşımıza çıkmazdı değil mi?
    Kolesterol düşürücü olarak kullanılan söz konusu statin, hCRP[5] (yüksek duyarlı CRP) düzeyini de düşürüyormuş![6] Bu nedenle kalp krizi geçiren ve kolesterolü yüksek olmayan, normal kolesterollü insanlarda hCRP yi düşürmek için bu statin ilacı kullanılmalıymış falan filan..
    Pardon bu ilaçlar, kolesterolü yüksek olan insanlar için, kolesterol sentezini durdurduğu için piyasaya çıkmamış mıydı?
    Dolaylı olarak ‘hem normal kolesterol düzeylerinde, hem de yüksek kolesterol düzeylerinde kalp krizi oluyor’ demekte biraz geç kalmadınız mı?
    Ve biz her iki durumda da sizin ilaçlarınızı kullanacağız öyle mi?
    Kolesterolüm yüksek ise kolesterol düşürücü statin kullanacağım!
    Kolesterolüm normal ise yine kolesterol düşürücü statin kullanacağım!
    Pardon, kolesterolü neden düşürüyorum ki?
    Hiç kusura bakmayın!...
    Alnımızda enayi yazmıyor!
    Mevlüt Durmuş
    Uzm. Biyolog
    01 Aralık 2008


    Kaynaklar ve Dipnotlar

    1. Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.
    2. Prof. Dr Ahmet Aydın başta olmak üzere, Prof. Dr. Rasim Küçükusta, Nöroloji uzmanı Dr. Güçlü Ildız, araştırmacı Serkan Yimsel gibi birçok insan, bu konudaki medyatik yazılarıyla kamuoyunu ‘kolesterol teorisindeki’ aksaklıklar konusunda uyarmaya çalışan bilim insanlarıdır. Endotel hasar hipotezine ait kamuoyuna yansımayan birçok akademik çalışmaya da erişmek mümkündür, fakat çoğu ‘kolesterol teorisi’ni eleştirmez ve reddetmez…
    3. M. Durmuş (2007). Manifesto: Çarmıha gerilen molekül ve modern bilimin kolesterol masalları. Platin yayınları. Ankara.
    4. Bkz, http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/ Bilimin çılgın yanılgısı: karaciğer fazla kolesterol üretir.
    5. Enfeksiyon ve enflamasyonların değerlendirilmesinde kullanılır. Özellikle bakteriyel enfeksiyon tanısında değerlidir. Yüksekliği son yıllarda koroner kalp hastalığı riskinin erken bir göstergesi olarak da değerlendirilmekte olsa da bize göre tek başına bunun için yeterli bir test değildir. Çünkü sahip olduğunuz birkaç sivilce bile söz konusu testi yüksek çıkartabilir.

  9. #9
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    Kolesterol ilaçları (statinler) konusunda neden iflah olmuyoruz?


    Bu yazı kolesterol konusunda çok bilgili
    olan, bizim ‘iflah’ olmamızı
    sabırsızlıkla bekleyen
    araştırmacılara
    ve ilaçlar konusundaki
    tartışmalarda, kararsızlık
    yaşayan doktorlarımıza ithaf edilmiştir.

    Mevlüt Durmuş


    Kolesterol ilaçları (statinler) konusunda neden iflah olmuyoruz…

    İflah olmak teriminin karşılığı basit olarak düzelmek, iyileşmek olarak tanımlanabilir. Ve bazı uzmanlarımız, statin ilaçlarının çok faydalı olduğunu düşündükleri için olsa gerek, statin ilaçlarını sevmeyen, sevemeyenlere ‘iflah olmaz[1]’ diyorlar ve bence de bu konuda çok ama çok haklılar…

    Gerçekten de biz statin ilaçları karşıtları, kolesterol masumdur savunucuları iflah olmayız, daha doğrusu artık çok geç, ‘iflah olmak’ istesek bile olamayız! Fakat bu durum düşünüldüğü gibi bizim inatçılığımızdan veya ilaç karşıtlığımızdan değil, bilimsel arayışlarımızdan, cevabını bulamadığımız sorulardan ve her bilim adamında olması gereken bilimsel şüpheciliğimizden kaynaklanıyor.

    Ve bizce özellikle statin ilaçları ve kolesterol konusunda doktorlarımızın da birazcık şüpheci olması ve bazı sorulara cevap bulması gerekiyor.

    İşte size bazı sorular, bizim iflah olmamışlığımızla ilgili bazı gerekçelerimiz ve konuya temel bakış açımız:

    1. Kanda lipit taşıyan partiküllerden yani lipoproteinlerden bağımsız dolaşan kolesterol molekülleri yoktur. Bütün kolesterol molekülleri, kandaki farklı türdeki (LDL, HDL vs) partiküllere bağımlıdır.

    2. ‘Kandaki kolesterol ve lipitleri taşıyan (VLDL, LDL, HDL) lipoprotein partikülleri çoğalmadan, birim alanda partikül sayısı artmadan tek parametrede kolesterol düzeyinin yükselmesi mümkün müdür?’ sorusuna verilecek cevap öncelikli ve özellikle bu konuda tereddüt içinde olan doktorlar için son derece çok önemlidir. Çünkü bu soruya vereceğiniz cevap, kolesterol konusuna bakışınızı tümüyle değiştirecektir. Bazı uzmanların ısrarla kandaki kolesterol düzeyini, birim alandaki partikül birikiminden bağımsızmış gibi görmesi, bağımsız algılaması ve insanlara da kolesterol moleküllerini bağımsız olarak sunması bizce bilimsel saçmalıktır. Kanda birim alanda partikül sayısı (VLDL, LDL, HDL vs) artmadan tek parametrede kolesterol ve lipit değerleri hiçbir zaman yüksek olamaz. Kolesterol düşüklüğü içinde bu durumun tersi geçerlidir: Kanda birim alanda partikül sayısı azalmadan, kolesterol ve lipit değerleri azalmaz!

    3. Önceki maddelere bağlı olarak üzerinde biraz düşünülmesi gereken konu şudur: Söz konusu kolesterol düşürücü statin ilaçlar (statinler) ya kana geçen partikül miktarını azaltarak ya da kanda biriken partiküllerin kullanılmasını sağlayarak birim alandaki partikül sayısında azalmaya neden olarak kan kolesterol düzeyini düşürebilir! Yani tek başına kanda kolesterol molekülü bulunmadığına göre, birim alandaki partikül sayısı ve partikül miktarı azalmadan tek parametrede kolesterol düşmez, düşemez. Kısaca hücre içinde ilaçlarla (statinlerle) kolesterol yapımını engellediğinizde, sadece kolesterol yapımını, hücre içinde kolesterol sentezini engellemiyorsunuz, karaciğer hücrelerinde başka şeyler de oluyor. Statin türevi ilaçların partikül salınımını engellemediği yolunda bir çok yayın olsa da bu yayınlar bize göre anlamsız kalıyor. Çünkü hücre içi kolesterol sentezi engellendiğinde, aynı zamanda kana daha az lipoprotein partikülü (VLDL) veriliyor. Kısaca partikül oluşumu da engelleniyor ki, tek parametrede kolesterol miktarı azalabiliyor!

    4. Kanda partikül birikimleri ve kolesterol yükseklikleri az da olsa paraleldir. Hatta birim olarak partikül bazında yağ asitleri ve kolesterol eksik bile olabilir (small LDL). Araştırmacılar tarafından çok önceden sorgulanması gereken ve asla sorgulanmayan bir diğer önemli nokta, kandaki partikül birikimini ortaya çıkaran neden veya nedenlerdir. Teorik olarak kandaki kolesterol taşıyan lipoprotein partiküllerin birim alanda artışına metabolik açıdan sadece iki faktör etkili olabilir: Ya partiküllerin (ve kolesterolün) aşırı yapımı (anabolik sentezi) söz konusudur, ya da daha önce oluşmuş lipit taşıyan partiküllerin (lipoproteinlerin) yıkımında (katabolizmasında) çok ciddi bir sorun olmalıdır ki kanda partiküller biriksin ve kolesterol yüksek görülsün! Başka türlü kanda partikül birikimi olamaz. Bazıları tam aksini iddia etse de, bizce genel anlamda partiküllerin ve kolesterolün yıkımında (katabolizmasında) çeşitli sorunlar vardır. Yani tek parametredeki yüksek kolesterol olgusu bizim düşüncemize göre hiçbir zaman, kolesterolün hücre içinde aşırı senteziyle ortaya çıkan bir olgu değildir
    [2], kolesterol ya da partiküllerin aşırı, fazla üretimi bizce tam bir masaldır ve insanlar kandırılmaktadır! Yüksek kolesterol olgusu tamamen partikül farklılaşmalarına (small LDL, okside LDL) ve birikimine (katabolizmasına) bağlıdır, karaciğer hücrelerinde fazla partikül ya da kolesterol üretimi söz konusu değildir!

    5. Kaç kişinin, kaç uzmanın, kaç doktorun anlayacağını, konuyu anlayabileceğini gerçekten bilmiyorum ama daha basit ve kısa bir anlatım yolu bulamadım. Yayınlanmak için hazırlanmış konuyla ilgili bir kitabımız olsa da, biz şimdilik
    [3] düşüncelerimizi şöyle özetleyebiliriz: Kanda partikül (LDL vs) birikimlerine bağlı olarak ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinin metabolik yolları bellidir. Birim alanda partikül sayısı çokluğu ya fazla hücresel yapıma (anabolik) ya da düşük hücresel yıkıma (katabolizmaya) bağımlıdır. Ve ‘kolesterol yüksekliği’ adını vermiş olduğumuz olgu lipit taşıyan partiküller temelinde tamamıyla, partikül sayısına bağlı olarak ortaya çıkan rastlantısal bir zorunluluktan ibaret, üretim fazlalığı ile ilişkili olmayan ‘göreceli’ bir yüksekliktir. Kolesterol yüksekliği olarak algıladığımız, partikül sayısı artışına bağlı bu rastlantısal zorunluluk, tamamen birim alanda kullanılamayan veya farklılaşmış partiküllerin çokluğundan kaynaklanır. Farklılaşmış ve/veya kullanılmayan, biriken partiküller makrofajlar yoluyla kandan uzaklaştırılmaya çalışılırken damar sertliği (ateroskleroz), damar kireçlenmesi elbette oluşabilir, bu konular tartışılabilir! Fakat bütün bu metabolik olayların doğrudan kolesterol molekülleriyle değil, partikül birikim ve partikül farklılaşmalarıyla ilişkisi vardır. Makrofajlar sadece kolesterol moleküllerini değil, bütün bir partikülü yok etmeye çalışırlarken damarlarda kireçlenmelere neden olurlar. Fakat çoğu uzman partikül birikimleri veya partikül farklaşmalarını değil, rastlantısal zorunluluk gereği yükselen kolesterol hedef göstermektedir. Prof. Dr Ahmet Aydın’ın deyimiyle[4] kolesterol molekülleri bilim dünyasınca tam anlamıyla ‘günah keçisi’ yapılmıştır.

    6. Kullandığımız statin türevi ilaçlar, hücre içinde kolesterol sentezini durdurarak kana partikül verilmesini (salınımını) engelliyorsa, bizler partiküllere ait hücresel yapım (anabolik) fonksiyonlarını hücre içinde durdurmuş oluyoruz demektir! Moleküler veya lipit taşıyan partiküllerle ilgili metabolik bir sistemde, sistemin partiküllerin kandan uzaklaştırmasıyla ilgili bölüm (katabolizma) bozuksa ve bu bozukluğa bağlı olarak tek parametrede kolesterol yüksek oluyorsa, partikül yapımını (anabolizmayı) engelleyerek kolesterolü düşürebiliyor olmam yeterli değildir. Anabolik açıdan partikül oluşumunu engellemek organizmadaki kronikleşen katabolik bir sorunu çözebilir mi dersiniz? Bu anlayışı kabul etmek, bilim adamlarının hem kendilerini hem de insanları kandırmasından başka hiç bir işe yaramaz! Katabolik bir soruna, anabolik bir çözüm arayışı, organizma bütünlüğü içinde tedavi adıyla anılabilir mi?

    Partiküllere ait yıkım fonksiyonları (katabolizması) bozulmuş bir karaciğer hücresinin, yapım fonksiyonları (anabolizmasını) bozacak olursam hastaya iyilik mi, yoksa kötülük mü yapmış olurum? Tren kazasında bir insanın bir ayağı kopmuşsa, elbette yürümesinde çeşitli sorunlar ortaya çıkmasına rağmen az çok yürüyecek, olmadı sürenecek, zor da olsa hareket etmeye çalışacaktır. Fakat hastanın sağlam olan ikinci ayağını kesip birinci ayağın boyuna getirmek, tıp bilimleri açısından tedavi olarak tanımlanabilir mi? Doktorlarımızın bu soruyu mutlaka bana değil, kendilerine sormaları gerekir!

    Hem yapım (anabolik) hem de yıkım (katabolik) fonksiyonları bozulmuş bir lipit metabolizmasında, bütün vücudun, organizmanın yağ asitleri ve kolesterol dahil, steroid ihtiyaçları karşılanabilir mi? Şayet sizin cevabınız ‘evet, lipit metabolizmasında hem anabolizma hem de katabolizma birlikte bozulabilir ve organizma bu durumdan hiç zarar görmez’ diyebiliyorsanız çekinmeden statin ilaçlarınızı rahat rahat yazabilirsiniz. Elbette bu sizin sorumluluğunuz ve sizin tercihinizdir. Fakat bize göre, defalarca yazdığımız gibi bu sorunun cevabı artık bizce bellidir
    [5], total anlamda ve bütün organlar temelinde organizma içinde kolesterol, steroid (ve yağ asitleri) kullanımı fonksiyonel anlamda eksiktir! Ve yaşlandığımız süre içinde de eksilecektir!

    Sıradan bir biyologun düşünceleri ne kadar dikkate alınır bunu bilemem. Fakat kişisel olarak, benim kolesterol düşürmek için (statin) hiç ilaç kullanmayacağım, statin ilaçları konusunda iflah olmayacağım kesin olarak bellidir.

    Ve bizce başkalarının iflah olması gerektiğini düşündüğümüz nokta da tam burasıdır!

    Karaciğer hücrelerinin zaten partikül yıkımıyla ilgili (katabolik) fonksiyonları ya doğuştan (genetik) ya da sonradan çeşitli nedenlerle (small LDL, okside LDL) bozulmuştur. Bu durumun varlığı bilindiği halde, bu üzücü tabloya bir de karaciğer hücrelerinin partikül yapımıyla ilgili fonksiyonlarını bozarak yeni bir faktör ilave etmekle, bizim henüz kabul görmeyen düşüncemize göre büyük bir hata yapıyorsunuz!

    Hele bir de bunu hücre içinde kolesterol yapımını durdurarak ilaçlarla (statinlerle) yapıyorsanız, hatalar daha bir katmerli oluyor!…

    Ve bunun bir tek anlamı olabilir...

    Kolesterol ilaçları (statinler) bizce bu nedenle son derece sakıncalıdır! Bir ayağıyla zor da olsa sekerek, aksayarak yürümeye çalışan bir metabolizmanın, ikinci ayağını da kesmek ve ayak boylarını eşitlemeye çalışmak bizim düşüncemize göre bilim ya da bilimsellik değildir!...

    Statin ilaçlarını çok seven bir doktora sorulması gereken şudur: Karaciğerden kana partikül salınımının ilaçlarla (anabolizmanın) durdurulması, yıkımı tamamen (katabolizması) azalmış bir karaciğer hücresinin işleyişi açısından ne anlama
    [6] gelir?

    Statin ilaçlarının yan etkileri ve statin ilaçlarının zararları konusunda iflah olmayanlar, söz konusu sorunun cevabını aslında çok ama çok iyi bilirler!...

    Tabii ki metabolizma deyiminin ne anlama geldiğini hala unutmamışlarsa!...


    Mevlüt Durmuş

    Biyolog

    19 Mayıs 2009

    Not: Statin ilaçlarıyla ilgili, statin ilaçlarının sağlıksız, katabolizması bozuk bir hücrede (?) sağlıklı reseptörler (LDL-R) oluşturabileceği gibi farklı iddilar (pleitropik etkiler vs) da elbette var. Bunu farklı bir yazıda ilerleyen günlerde ele alacağız!




    Dipnot ve açıklamalar
    [1]http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11621644.asp?yazarid=95&gid=61 Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun ‘Kolesterol ilaçlarına ne zaman başlamalı’ konulu yazısı
    [2]http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=93903 Bilimin çılgın yanılgısı KOLESTEROL: Çarmıha gerilen molekül
    [3] Bu konuları detaylı olarak incelediğimiz kitap sanıyorum çok yakında (Haziran) çıkmış olacak…
    [4]http://www.beslenmebulteni.com/
    [5]http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=95365 yaşlanırken seks hormonlarımız neden azalır
    [6] Anabolizma ve Katabolizma bir alandaki metabolizma işleyişidir. Her ikisinin de yok olması, organizmanın lipit ihtiyacının hiç karşılanmaması ve/veya hücrenin ölmesi anlamındadır.

    Gönderen Mevlüt Durmuşzaman: Salı, Mayıs 19, 2009 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
    Etiketler: göreceli kolesterol yüksekliği, iktidarsızlık statinler kolesterol düşürücüler, kanser kolesterol ilaçları, karaciğer kolesterol ilişkisi, kolesterol
    25 Nisan 2009 Cumartesi

  10. #10
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.382

    Standart

    Multifaktöriyel risklerimiz ve yaşamak

    Geçirdiğiniz bir kalp krizi sonrası
    kolesterolünüz yüksek değilse, doktorunuz
    kolesterol konusunu hemen unutacak,
    sizin için özenle hazırlanmış
    mültifaktöriyel riskleri ortaya koyacaktır!
    Peki bu faktörlerin temelini


    biliyor musunuz?
    Multifaktöriyel risklerimiz ve yaşamak

    Hem kolesterol yüksekliği olan insanlar, hem de kolesterolü normal insanlar da kalp krizi geçirebiliyor. Sadece kolesterol düzeyleriniz dikkate alındığında ve damar sertliğine bağlı geçirilmiş olan kalp krizlerine bakıldığında[1], aslında kalp krizi geçirmeniz yazı tura gibi bir şey!

    Artık bu açık bir şekilde biliniyor!…

    Fakat burada bir sorun ortaya çıkıyor.

    Günümüzde çoğu uzmanımızca ‘şu kadar kolesterol düşüklüğü, sizin kalp krizi geçirmenizi, damar sertliğinizi şu kadar engeller’ şeklinde yapılan araştırmaların doğruluğu da şüpheli bir hale gelmiyor mu dersiniz?

    Madem ki, nesnel gerçeklerde kalp krizi geçiren veya damarları tıkalı olan insanların en az yarısının kolesterolü normal
    [2], kolesterolün düşük olmasının teorik avantajı sadece istatistiksel araştırmalarla sınırlı kalacak demektir. Şayet kolesterol miktarındaki düşüklükler, gerçekten kalp krizleri miktarında azalmaya yol açmış olsaydı, kalp cerrahları eminim daha az yorulacaklardı. Ameliyat, anjio veya kalp krizi geçiren hastaların tümünde, kolesterol düzeyinin belirgin bir şekilde yüksek olması aslında bu tartışmayı bitirebilirdi...

    Ameliyat masalarında birebir yaşanılan gerçeklerle, teorik ve istatistiksel çalışmalarla neden çelişir ki? Böyle bir durumda, kolesterol yüksekliği ve kalp damar hastalıkları ilişkisindeki teorik ve istatistiksel iddiaların, nesnel gerçeklerle yani geçirilmiş olan kalp krizleriyle uyuşması imkansızın çok ama çok ötesinde demektir.

    Kolesterol yüksekliğine bağlı istatistiksel iddialar, yaşanılan gerçeklerle çatıştı…

    Damar sertilğine (ateroskleroza) bağlı kalp damar hastalıklarında, sorun sadece kolesterol yüksekliği olsa, sadece yüksek kolesterolü olan insanlar kalp krizi geçirse sorunu çözmek çok ama çok daha kolaydı. Fakat görüyoruz ki, kalp krizleri ve kolesterol ilişkisinde yaşanılan gerçekler göründüğü ve insanlarımıza anlatıldığı gibi değil…


    Fakat siz yine de, yaşlılarda ölüm oranları ve kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki inceleyen, kolesterol düştükçe ölüm oranlarının arttığını söyleyen, onlarca araştırmayı unutup
    [3], ‘kolesterol düzeyinde 10 mg/dl’lik düşüş, damar sertliğine bağlı kalp krizi riskini yüzde bilmem kaç düşürür’ ısrarlarına her zaman için hazırlıklı olun! Çünkü kardiyoloji dünyasının kısa vade de kolesterol saplantısından kurtulması hem teorik, hem de pratik açıdan pek mümkün değildir. Tek parametrelik kolesterol yüksekliğinde neden- sonuç ilişkileri ilk başından bu yana sürekli yanlış kurulmuş ve böyle devam etmesi istenmiştir. Neden-sonuç ilişkileri[4] 1960’lı yıllardan bugüne yanlış kurulduğu için, kolesterol yüksekliği konusundan kolay kolay vazgeçilmeyecektir!

    Birim alanda partikül yoğunluğuna ve aynı zamanda partikül fizyolojisine bağlı kolesterol miktarı değişimleri, kardiyoloji dünyası tarafından kabul etmediği sürece insanlar bu ‘kolesterol’ kabusundan hiçbir zaman kurtulamayacaktır.

    Bir yalan, farklı bir yalanı doğurur…

    Elbette, kalp krizleri için başkaca ‘risk faktörleri’ni de biz de biliyoruz. Kolesterol dışı “multifaktöriyel risk faktörleri” denilen, fakat içeriği tam açıklanamayan kardiyoloji dünyasının çok sevdiği anlaşılması zor söylemlerden bizim de birazcık haberimiz var. İtiraf etmek gerekirse, biyoloji ve canlılıktaki bazı temel bir kuralı unuttuğumuz, sistematik düşünce sisteminden uzaklaştığımız ve boş bulunduğumuz bir anda, biz de bu multifaktöriyel risk faktörleri konusuna 3-5 ay takılıp kalmıştık….

    Unutmayın, insanlara ‘risk faktörleri’ adı altında verilen bu olgular, normal kolesterol düzeylerinde yaşanmış olan kalp krizlerinin sorgulanması sırasında devreye giriyor, bu nedenle multifaktöriyel risk faktörlerini bir vatandaş olarak anlamanız çok önemli!

    Biyolojik temellerle sistematik düşünüldüğünde, multifaktöriyel risk faktörlerini anlamak son derece basit ve anlaşılması en kolay konulardan biridir! Yani sanıldığı gibi mültifaktöriyel risk faktörlerinin anlaşılması hiçte zor değildir. Sadece detayla gerektiğinden fazla takılmayın yeter!

    Kardiyoloji dünyasının görüşlerine göre, kolesterol dışındaki kalan ‘Risk faktörleri’ öylesine karmaşıklaştırılmış bir olgu ki, sadece bu açıdan baktığınızda konunun içinden çıkmanız bir hayli zor. Şayet kolesterol düzeyiniz normal durumdayken kalp krizi geçirmişseniz, multifaktöriyel risk faktörleri mutlaka devreye girecek, böyle bir durumda kolesterolünüzün yüksek olmadığına fena halde üzüleceksiniz demektir!

    Multifaktöriyel risk faktörleri size öyle bir aktarılır ki, damarlarınızı tıkayıp sizin kalp krizi geçirmenizi sağlayan fiziksel olgu ( yani aterom plakları), damarlardaki daralma, tıkanma sanki sizde hiç oluşmamış gibi düşünürsünüz. Damarlarınızın tıkanmasına neden olan asıl fiziksel ve maddesel bulgular (aterom plakları) değil, damarlarınızı tıkayan çeşitli ‘risk faktörleri’adı verilen karmaşık olgularınızdır. Oysa damarlarınızı tıkayan aterom plaklarının fiziksel ve patolojik yapısı bellidir. Damar sertliğini oluşturan maddesel ve fiziksel gerçeklik, hem kolesterolü yüksek olanlar hem de kolesterolü normal olanlarda üç aşağı beş yukarı aynı fiziksel ve patolojik[5] özellikleri taşırlar…

    Size anlatılan, kalp krizine neden olabilecek risk faktörleriniz arasında neler yoktur ki: Genetik yatkınlık, karaciğer hastalıkları, akciğer hastalıkları, tiroid hastalıkları, böbrek hastalıkları, şeker hastalığı, sigara, şişmanlık, aşırı alkol, tansiyon, metabolik sendrom, hareketsiz yaşam şeklinde uzar gider liste.

    Listeye baktığınızda, normal şartlarda 40-60 yaşına gelmiş bir insanın kalp krizi geçirene kadar, bu hastalıkların hiç birini yaşamamış olması imkansızdır. Bu nedenle, normal kolesterol düzeyinde kalp krizine yakalanmışsanız, her zaman bir risk faktörü sizde çok kolayca bulunur ve bu riskler (şaşıracaksınız ama) gerçekten de doğrudur! Fakat uzun vadede…

    Peki geçirmiş olduğunuz damar sertliğine bağlı bir kalp krizi için, yaşam boyu geçirdiğiniz ve geçirebileceğiniz bütün hastalıklarınız neden birden bire risk faktörü olabiliyor dersiniz!....

    Bu basit olguyu gerçekten kavramanız için, yaşamın biyolojik dinamiklerini ve gizemlerini biraz daha temelden anlatmamız gerekiyor!

    ****************

    İnsan organizması, fiziksel olarak değişik ve birbirinden farklı organ, doku, hücrelerin oluşturduğu bir bütündür. Ve yaşam için önemli olan bu bütünlüğün korunmasıdır. Kısaca, hücreleriniz birleşerek dokuları, dokular birleşerek organları, organlar birleşerek canlı organizmamızı oluştururlar. Organizmanın düzenli işlemesi, bir anlamda organlarınız, dokularınızın ve hücrelerinizin birlikte düzenli ve sistematik bir şekilde işlemesine bağlıdır. Ve organlar arasında sürekli bir iletişimin, haberleşmenin varolması organizmanın ‘olmazsa olmaz’ ve asla değiştirilemez temel kuralıdır. Organizma içinde sürekli çalışan organlar arasında sağlıklı bir iletişimin doğal olarak birçok yolu vardır. Fakat organlar, dokular ve hücreler arasındaki iletişimin et etkili yollarından biri, organlarla ilişkili molekülerde ortaya çıkan moleküler değişim ve moleküler farklılaşmalardır. Moleküler değişim, moleküler farklılaşmalar ve moleküler yenilemeler olmadan organlar arasında sistematik çalışma sağlanamaz!

    Bir organla ilişkili olarak ortaya çıkan molekülerdeki çok farklı, aşırı değişim ve farklılaşma, en az iki temel gerçeği ortaya çıkarmış olur:

    1. Söz konusu moleküler farklılaşmaya, azalmaya veya yükselmeye (şeker yüksekliği vs) neden olan organınız rahatsızdır (örneğin, penkreas=şeker hastalığı). Organizma içindeki bütün moleküllerdeki değişim ve farklılaşmalar mutlaka bir organı, bir dokuyu veya hücre grubunu işaret eder

    2. Söz konusu hasta olan veya işlevsiz kalan organ nedeniyle ortaya çıkan moleküler anlamdaki değişimler, mutlaka zaman içinde diğer farklı organların düzen ve sistemli çalışmasını da etkileyecektir. Çünkü bir organın fonksiyonlarının bozulmasıyla, organizma bütünlüğü zarar görmüştür.

    Bizce, tam bu noktada, yani ikinci madde de kardiyoloji biliminin ‘risk faktörleri’ adını vermiş olduğu olgu devreye girer. Yani böbrekleriniz iyi çalışmıyorsa, akciğer hastalığı nedeniyle solunum olayında (sigara) düzensizlik yaşıyorsanız veya pankreas organı nedeniyle şekeriniz yükselmişse, söz konusu organlarda yaşanan düzensizlikler mutlaka kalp damar sisteminizi de kaçınılmaz olarak, bir şekilde etkileyecektir. Bizce biyolojik olarak bunda şaşılacak ve anlaşılmayacak bir durum yoktur.

    Hatta, bazı durumlarda bir organda ortaya çıkan rahatsızlığın, farklı organları etkilemesi, farklı organlara zarar vermesi engellenebilir. Örneğin böbreklerinizde tedavisi gerçekten zor bir sorun varsa, yükselen (üre, kreatinin gibi) bazı değerler, diyaliz cihazları yardımıyla kandan uzaklaştırılabilir. Fakat unutmayın, bu durum böbreklerdeki temel sorunun bittiğini göstermez. Burada amaç böbreklerindeki rahatsızlığın diğer organları etkilemesini engelleyebilmek (diyaliz) ve organizmanın işleyişindeki bütünlüğü devam ettirebilmektir. Böylece böbreğiniz dışında kalan farklı doku ve organların zarar görmesi az da olsa engellenmiş olursunuz.

    Şayet bu yapılamayacak olursa, kalp damar sistemi dahil bütün organ, doku ve hücreler, böbreklerde ortaya çıkan bu (üre, kreatinin yükselmesi) durumdan etkilenecek ve sonuçta organizma yaşamını bir şekilde kaybedecektir
    [6].

    Aynı olgu pankreas organı ve şeker hastalığı ilişkisi içinde geçerlidir. Yüksek tansiyon, akciğer hastalıkları ve benzeri risk faktörleri içinde bu temel biyolojik kural hiç değişmez. Organlar üzerinde ortaya çıkan her hastalık uzun veya kısa vadede, farklı organların çalışmasını ve metabolizmasını bozmak yoluyla canlıya zarar verebilir…

    ***************************************
    Multifaktöriyel risklerimiz arasında, bir de genetik faktörler konusu vardır. Sizlere sihirli bir sözcük gibi söylenmiş olsa da, genetiği mekanizmayı anlamak multifaktöriyel riskleri anlamaktan çok daha kolaydır.

    Yaşam için gizemli yolların çizildiği temel biyolojik noktalar elbette genlerde başlar ve hiç kimse tarafından genetik etkiler inkar edilemez!

    Fakat tıp bilimleri açısından unutulan durum çok farklıdır. Genlerimiz, canlı sistemler üzerindeki etkilerini mutlaka bir hücre, bir doku veya bir organ aracılığı ile ortaya çıkarmak zorundadırlar. Mutlaka genlerin etkili olduğu hücreler, dokular ve organlar vardır. Genetik etkilerin ortaya çıktığı, hücre ve organlar da, elbette hastalıklara göre çok farklı değişimler gösterirler. Örneğin şeker hastalığında, insülin yetersizliğine bağlı genetik etkiler öncelikle pankreas organına ait hücrelerde başlar! Ve bu organ ve hücrelerindeki fonksiyon bozuklukları, istenmese de diğer organları mutlaka bir biçimde etkileyecek, organizma bütünlüğü de bir şekilde zarar görecektir.

    Ayrıca tıp dünyasındaki önyargı haline gelen, ‘bu genetik bir hastalık’ hiçbir şey yapılamaz düşüncesi de, her zaman geçerli değildir. Genetik etkilerin ortaya çıkmış olduğu doku veya organ gerçekten belirliyse, söz konusu organın değişimi (transplantasyon) sağlanabiliyorsa genetik olan sorun temelden çözülmüş olur! Örneğin genetik bir kolesterol yüksekliğinden (familial hypercholesterolemia) söz ediyorsanız, karaciğer nakli, bu konudaki bütün sorunları çözecektir ve uzun zamandan beri zaten ülkemizde de yapılmaktadır!...

    ***************************************
    Bir önceki yazımızda da açıkladığımız gibi, kalp krizleri için mültifaktöriyel riskler adı altında insanlara sunulan riskler, aslında farklı hastalıklar sırasında ortaya çıktığını varsaydığımız (moleküler ve fiziksel) etkileşimlerden başka bir şey değildir.

    Bu durumda bir konu açıklığa kavuşmuş olur.

    Kalp krizleriyle ilişkilendirilen 'multifaktöriyel riskler' sizlerin önceden geçirdiği veya geçireceği bütün hastalıklar ve hastalık sonucu oluşan farklı moleküler etkileşimlerdir.

    Sonuç olarak, kalp damar hastalıkları için, önceden yaşadığınız ve yaşamakta olduğunuz bütün hastalıklar risktir sonucuna ulaşırsınız. Şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları, akciğer hastalıkları vs vs.

    İşte size multifaktöriyel riskleriniz: ‘Multi’ kelimesinin, yani Türkçesi ‘çok veya çoklu’ diyebileceğimiz kavramın yerine istediğiniz bütün organları ve hastalıklarını tek tek, ya da gruplayarak koyun. Böylece konu daha da anlaşılır olacaktır. Akciğer, karaciğer, böbrek, dalak, barsak…..

    Biyolojik ve organizma bütünlüğü açısından multifaktöriyel risk faktörlerini tartışmak anlamsızdır. Hemen hemen her hastalık ve rahatsızlık sırasında organların sistematik çalışma bütünlüğü bir şekilde zarar görür veya bozulmuştur. Yani geçirmiş ya da geçirmekte olduğunuz bütün hastalıklarınız, kardiyoloji dünyasınca kalp damar sağlığınız için ‘risk faktörü’ sayılmaktadır. Hatta kelliğiniz bile buna dahil edilebilir!

    Günümüz anlayışına göre, kalp krizi için insanlara sunulan risk faktörlerinin tümü dikkate alındığında, size anlatılmak istenen paradoks şudur:

    Sadece hiç yaşamıyor olmanız halinde kalp kriziyle ilişkili risklerden kurtulmanız mümkündür!

    Ve doğrudur!....

    Yaşamak gerçekten de büyük risktir...



    Mevlüt Durmuş
    Uzm. Biyolog
    25 Nisan 2009



    DİPNOT VE KAYNAKLAR
    [1] Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.
    [2]http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=32831 (Sayı 749) Kalp cerrahı Prof. Dr. Binnur sönmez, ameliyat ettiği hastalar için bu oranın %60 olduğunu söylüyor.
    [3] R.S. Spada et al (2007). Low total cholesterol predicts mortality in the nondemented oldest old. Archives of Gerontology and Geriatrics. Volume 44, Supplement 1, 2007, Pages 381-384
    [4] Neden-sonuç ilişkilerini ayrı bir yazıda inceleyeceğiz

    [5] %50 kalsiyum, %47 makrofaj ve hücre kalıntıları, %3 kolesterol
    [6] Bu durum her ne kadar yüksek kolesterol düzeyi içinde geçerli gibi görünse de, görünüşe lütfen aldanmayın. Çünkü kanda kolesterol değil, küçük (small LDL) ve kanda kullanılmayan partiküllerin kandan uzaklaştırılması (LDL foresis) bu sorunu çözüyor gibi görünür. Fakat bu durumda organizmanın lipit ihtiyacı karşılanmadığı için, organizma üzerinde damar sertliğinden çok farklı yıkıcı sorunlar ortaya çıkar! Bu konuyu başka bir yazıda ele alacağız.

    Gönderen Mevlüt Durmuşzaman: Cumartesi, Nisan 25, 2009 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
    Etiketler: cholesterol, cholesterol in the chaos, cholesterol lies, kolesterol, multifaktöriyel riskler kalp krizi, multifaktöriyel risklerin kökeni, Risk faktörleri, yaşamak ve kolesterol
    16 Nisan 2009 Perşembe

    Damarlardaki tehlike: Ya kolesterol değilse!

Benzer Konular

  1. Kolesterol: İyi kolesterol hayat kurtarır!
    By maturidi in forum Kalp Damar Rahatsızlıkları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 11-23-2011, 16:31
  2. Et ve Peynir Masalı vede Beyaz Un Tehlikesi
    By maturidi in forum Tehlikeli Maddeler
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 09-03-2011, 11:38
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 01-19-2011, 09:54
  4. Tıp dünyasının 10 büyük yalanı
    By maturidi in forum Genel
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 07-04-2009, 15:14
  5. Zayıflama çayı, beşi bir yerde masalı
    By igokcek in forum Duyuru
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 07-01-2008, 18:26

Visitors found this page by searching for:

kolesterol yalanı

kolesterol masalı

masallar kimler tarafından üretilir

kolesterol yalanları

kolesterol masallar

cholesterin yalani

saglık efsanelerı ıfsa edıyor

kolesterol yalanprozac zayıflatıyorhürriyet gazetesi süt şeker düşürüyormuşlipıtor 10 erkekliğeagir spor yapanla kolestrol iliskisi yuksekligikolesterolün aksi yönde taşınmasıhimalaya tuzu yalanıhastalıklar ve kollestrol masalıkolestrol yalanıkalp krizi geçiren insan kolesterol hapı kullanmalımıdırkolesterol saçmalığıtıp yalanlarınörosteroid miyelin kılıfıcolesterol dusukse ne yapar cankat tıp resimlerikolestrol denen yalankolestrol masallarıterapötik beslenme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
doğal tedavi | bitkisel tedavi | şifalı bitkiler | tedavi yöntemleri | hemoroid | himalaya tuzu
zona hastalığı, herpes zoster, kuşak hastalığı, mesane iltihaplanması, cystitis, sistitis, sistit, basur, mayasıl hastalığı,hemoroid, hemorrhoid, basur, mayasıl hastalığı,hemoroid, hemorrhoid, vitiligo, beyaz leke hastalığı, cinsel bozukluklar, cinsel isteksizlik, erken boşalma, iktidarsızlık, kısa ilişki, ereksiyon, ülseratif kolit, kalınbağırsak ülseri, böbrek iltihaplanması, nefrit, kurdeşen, kronik ürtiker, anjiyödem, dabaz, kaşınıtlı, kabarcıklı, deri hastalığı, irritabl bağırsak sendromu (İBS), kalın bağırsak hasaslaşması, kolon hasaslaşması, yüksek tansiyon, variz, varikosis, varicose, gastrit, mide mukozası iltihaplanması, ülser, mide yarası, reflü, mide yanması, şişkinlik, kabızlık, hazımsızlık

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64