Nedeni bilinmemektedir. Genetik nedenlere bağlı olabileceğine dair bulgular vardır. Sinir
sistemi, immün ve endokrin sistemler arasındaki kompleks bir etkileşim sonucu ortaya
çıktığı düşünülmektedir. Kronik bir hastalıktır. Zaman zaman şikâyetler kendiliğinden
alevlenir ve arada iyilik halleri olur. Şikâyetler stresle artar. Daha çok 30*40 yaşlarındaki
kadınlarda (%90) ortaya çıkar. Hastalık görünür hiçbir sebep olmaksızın aniden
başlamaktadır. Tetkiklerde; idrar yollarında bir enfeksiyon veya başka bir anormallik
saptanamaz. İdrar tetkiki genellikle normal bulunur. Bazı hastalarda idrar tetkikinde az miktarda kan hücresi ve lökosit görülebilir. Ama idrar kültürlerinde herhangi bir mikrop
üremez.

İnterstisyel sistit erkeklerde; bakteriyel olmayan prostatit veya prostatodini (prostat
bezinde ağrı) ile karıştırılabilmektedir. Hastalara interstisyel sistit tanısını koymak oldukça
zordur. Hastalar çoğu zaman şikâyetleri nedeniyle birçok doktora başvurmuş olurlar.
Hastalığın teşhisi için hekimin şüpheci olması gerekir.

İnterstisyel sistit; hastanın günlük faaliyetlerini ileri derecede kısıtlar. Yaşam kalitesini son
derecede düşürür. Sürekli acil işeme isteği hastanın; çalışmasına, gezi ve arkadaş
ziyaretlerine gitmesine hatta alışverişe dahi çıkmasına engel olur. Hasta evden çıkarken
‘‘Acaba nerede tuvalet bulurum?’’ endişesi yaşar.

Başlıca şikâyetler şunlardır:

Gece ve gündüz idrara sık aralıklarla çıkma: Hastalar günde ortalama 16 kez idrara
giderler. Her seferinde bir çay bardağı kadar, ortalama 75 ml
işerler.
Acil işeme isteği*idrar sıkışıklığı: Sürekli idrar varlığını ve hemen işemesi gerektiğini
hisseder.
Ağrı: Ağrı karın alt bölümü, kasık bölgesinde olur. Bazen sırt ve uyluklara yayılabilir. İdrar
kesesi doldukça ağrı artar. İşeme ile ağrı azalır ve rahatlık hissi oluşur. Ağrı mesanede
yanma hissi gibi, mesane ya da çevresinde spazm şeklinde veya batar tarzda olabilir ya da mesanede bir basınç şeklinde hissedilebilir. Ağrı sürekli veya aralıklarla, farklı şiddetlerde
olur. Cinsel ilişkiyle de ağrı olur.

Hastalığın teşhisi genellikle bu belirtilere yol açabilecek diğer hastalıkların elenmesiyle
konur.

İnterstisyel sistit teşhisini nasıl koyabiliriz?

  • İnterstisyel sistit tanısı koyabilmek için şu kriterler bulunmamalıdır:
  • Sistometri esnasında mesanenin idrar kapasitesinin 350 ml üstünde olması
  • Mesane, dakikada 100 ml dolum hızı ile 100‐150 ml’ye kadar doldurulduğunda şiddetli idrar yapma hissinin olmaması
  • Ürodinamide mesane doldurulurken istemsiz mesane kasılmaların bulunması
  • Belirtilerin 9 aydan az bir süredir bulunması
  • Gece idrara kalkmanın olmaması
  • Şikâyetlerin antibiyotikler, antiseptikler, antikolinerjikler veya antispazmotikler ile geçmesi
  • İdrar yapma sayısının günde 8’dez az olması
  • Son 3 ay içinde bakteriyel sistit veya prostatit teşhisinin bulunması
  • Mesane veya üreter alt uç taşının bulunması
  • Hastanın 18 yaşın altında olması
  • Mesane tümörü bulunması
  • Uterus, serviks, vajen veya üretra kanseri olması
  • Vaginit, radyasyon sistiti veya tüberküloz sistiti, siklofosfamid sistiti varlığı
  • Semptomatik üretral divertikül olması
  • Aktif herpes varlığı



Olması gerekli kriterler:

Otomatik tanı kriteri

  • Sistoskopide Hunner ülseri (klasik ülser tipi) görülmesi



Pozitif Faktörler


  • Mesane dolumundaki ağrının, boşalınca rahatlaması
  • Ağrı (mesane bölgesi, pelvik, üretral, vajinal, perineal) olması
  • Endoskopide glomerülasyon denilen küçük kanama odakları görülmesi
  • Sistometride azalmış komplians ( mesaneye verilen az miktar sıvıda dahi mesane içi basıncın hemen yükselmesi)


Hastanın hikayesi: İnterstisyel sistiti düşünmede çok önemlidir. Özellikle ağrının karakteri
anahtar semptomdur. Hastalığın süresi interstisyel sistitin daha hafif formu olan urgencyfrequency
sendromundan (UFS) ayrılmasında önemlidir. Semptomların en az 6 aydır sürekli
olması durumunda interstisyel sistit tanısı daha muhtemeldir.

Hastanın muayenesi: İnterstisyel sistite has bulgu yoktur. Pelvik muayenede vajina ön
duvarında ve mesane bölgesinde aşırı hassasiyet vardır.

İdrar analizi: İdrarda bakteri olmamalıdır, çoğunda lökosit ve eritrosit görülmez. Mesane
kanseri ve insitu kanserin ayırt edilmesi için idrar sitolojisi gönderilebilir. Hematüri (idrarda
kan) olanlarda malignansileri ekarte etmek için tam genitoüriner araştırma (IVP, US,
sistoskopi, sitoloji) yapılmalıdır.

İnterstisyel sistit; mesane kanseri, mesane veya üriner sistem enfeksiyonu,
sistosel/rektosel, endometriozis, üriner sistem taşları, nörolojik bozukluklar, pelvik taban
disfonksiyonu, cinsel yolla geçen enfeksiyonlar, üretral divertikül ve vajinal
enfeksiyonlardan ayırt edilmelidir.

Ürodinami: Sistometri esnasında mesane doldurulurken 150 ml’ye kadar hastaların acil
işeme isteği hissetmeleri ve mesane kapasitesinin 350 ml’nin altında olması gerekmektedir.

Hidrodistansiyon: Glomerülasyonların görülebilmesi için hidrodistansiyon (serum ile mesanenin aşırı gerilmesi) yapılması gerekir. İşlem genel veya spinal anestezi altında
uygulanır. Mesane 80*100 cm su basıncı ile alabildiğince serum fizyolojik ile doldurulur. Bu
esnada üretra meası parmakla kapatılarak sıvı kaçışı engellenir. Sıvı akışı durduktan birkaç
dakika sonra mesane boşaltılarak hacmi ölçülür. İki hidrodilatasyon yapıldıktan sonra
glomerülasyonların (peteşial kanama odakları) mesane mukozasında yaygın olarak (her
kadranda en az 10*20 adet) olması tanı koymada önemlidir.
Normal bir kadının mesanesinin anestezi altında kapasitesi 1000 cc’yi bulurken interstisyel
sistitli hastalarda 850 ml’nin altındadır. Orta ve ileri derecedeki interstisyel sistitli
hastalarda ise mesane kapasitesi ortalama 550*650 ml’dir.
Hidrodistansiyon uygulaması hastaların %60’ında şikayetlerde gerileme sağlar. Bu işlemin
hangi mekanizma ile şikayetleri rahatlattığı bilinmemekle beraber hastaların % 90’ında
anesteziden uyandığında ağrılar daha artmıştır. Ancak 2*3 haftada azalır ve bu sürede
narkotik analjezikler vermek gerekebilir. Hastalara distansiyon sonrası uyanmadan mesane
içine %2’lik lidokain 10 ml verilmesi ve taburcu edilirken narkotik analjezikler reçete
edilmesi uygun olur



Potasyum Duyarlılık Testi (PDT): Potasyum klorür normal bir mesaneye verildiğinde
emilmez, ani sıkışma hissi ve ağrı uyandırmaz. Ancak mukoza geçirgenliğinin bozulduğuna
inanılan interstisyel sistitli hastalarda mukoza hücreleri arasına diffüze olarak sinir uçlarını
uyarır ve ciddi bir ani sıkışma hissi ve/veya ağrıya yol açar. Test için önce 100 cc steril
serum fizyolojik mesaneye verilerek ağrı değerlendirilir. Mesane boşaltıldıktan sonra 60 cc
serum fizyolojik + 40 cc potasyum klorür (1meq/ml) verilerek ağrı yeniden değerlendirilir.
Ağrıda belirgin artışta test pozitif olarak kabul edilir.



Sistoskopi: İki aşamada yapılır. Birinci aşamada ilk izlem yapılır ve gerekirse sitoloji ve tüberküloz kültürü için idrar alınır. Ülseratif olmayan interstisyel sistitte bu ilk gözlemde mesane mukozası normal görünür. İnterstisyel sistit sistoskopik bulgularına göre ülseratif (klasik) tip ve ülseratif olmayan (erken) tip şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Anestezi altında yapılan sistoskopide mesane distansiyona uğratılınca glomerülasyonlar ve/veya Hunner Ülseri (bunlar yüzeyel karsinomlara çok benzeyen kadifemsi kırmızı alanlardır) görülmelidir. Hunner ülseri klasik gruptaki hastalarda bulunur. Bunlar gerçek ülser değillerdir ve % 6*8 oranında
görülürler. Ülseratif olmayan grupta ise glomerülasyonlar daha sık olarak görülmektedir. İnterstisyel sistitli tüm hastalarda belirli derecede mesane mukozası frajilitesi mevcut olup idrarla gerilme halinde mesane mukozasında fissürler veya yırtıklar oluşur. Mukozal ayrılma ve mukozadaki gros defektler klasik interstisyel sistitte karakteristiktir.

Biyopsi: Sistoskopi esnasında saptanan şüpheli alanlardan yüzeysel ve derin biyopsiler
alınmalıdır. Biyopsi mesane kas liflerini de içermeli ve iki ayrı yerden alınmalıdır.
İnterstisyel sistite has histolojik bulgu yoktur. Bu yüzden biyopsinin tanısal değeri yoktur.
Biyopsi daha ziyade interstisyel sistiti; nonspesifik sistitler, carsinoma in situ (yüzeyel
kanser) ve tüberküloz sistiti gibi hastalıklardan ayırmak için yararlıdır.

Patoloji: Klasik interstisyel sistitte mesane dokusunda kontrol grubuna göre 10 kat fazla mast hücresi tesbit edilmektedir. Ülseratif olmayan interstisyel sistitte ise mast hücre
sayımı normal veya hafif yüksektir. Işık mikroskopisinde mukoza incedir (6*7 kat yerine 2*
4 kat ), bazı sahalarda ayrılmalar gösterir veya hiç yoktur. Bu bulgular disfonksiyone bir
epitel ile uyumludur.

Mukoza altındaki bağ dokusunda mononükleer ve kronik inflamatuar hücrelerin infiltrasyonu
(pansistitis) görülür. İnterstisyel sistit nedeniyle yapılan sistektomilerde mesanede sadece
epitelium, az sayıda kan damarları ve kas liflerinin kaldığı görülmüştür. Perivezikal yağ
dokusu da ciddi şekilde azalmıştır.

  • %50 olguda lamina propriada ml’de 30’dan fazla mast hücresi
  • %11 ürotelyumun komple kaybı (ülser)
  • %14 granülasyon
  • %17 farklı ölçülerde hemoraji izlenir.


Klasik interstisyel sistitteki ağrı, sık idrara çıkma, ödem, fibrozis ve mukoza altında yeni
damarlar oluşumu gibi pek çok semptom ve bulgu mast hücrelerinden salınan faktörlere
bağlı olabilir.

Tedavi nasıl yapılır?

Hastalığın tam tedavisi yoktur. Uygulanan tedaviler genellikle geçici bir iyileşme yaparlar.
Destekleyici tedaviler, ilaçlar, mesane instilasyonları, mesane distansiyonu, nöroelektrik
stimülasyon ve cerrahi tedaviler uygulanır.
Günümüzde mevcut olan ilaçlardan sadece iki tanesi FDA (Food and Drug Administration)
onayı alabilmiştir (oral pentosan polysulfate ve intravezikal dimethyl sulfoxide).

Destekleyici tedaviler

Bazı yiyeceklerin kısıtlanması, hijyen arttırıcı önlemler, stres ve anksiyetenin azaltılması
destekleyici tedavilerin başlıcalarındandır.
Mesane eğitimi: Seçilmiş interstisyel sistitli hastalarda zamanlı işeme, kontrollü sıvı alımı,
pelvik taban adale eğitimi ile işeme aralıkları uzatılabilmiş ve günlük işeme sayısı ortalama
9’a indirilebilmiştir.

Diyet Kısıtlaması: Sakınılması gereken geniş bir liste vardır.

  • Turunçgiller başta olmak üzere birçok meyve (kavun, karpuz, şeftali hariç)
  • Soğan ,bakla, kızartma yiyecekler
  • Yoğurt, çikolata, ekşi krema, eski peynirler
  • Çavdar ekmeği, mayalı ekmekler
  • Kuruyemişlerin birçoğu (badem ve çamfıstığı hariç)
  • Konserve, tütsülenmiş ve muamele edilmiş etler ve balıklar, havyar, tavuk ciğeri, nitrat ve nitrit içeren etler
  • Alkollü içkiler, karbonatlı içkiler, çay, kahve
  • Mayonez, ketçap, hardal, soya sosu, sirke ve baharatlı yiyecekler
  • Gıdalardaki koruyucu maddeler; sitrik asit, mono sodyum glutamat
  • Aspartat, sakarin gibi tatlandırıcılar


İlaç Tedavileri

Tedavide antibiyotiklerin etkisi yoktur. Ağrı kesiciler, pentosan polysulfate,
antihistaminikler ve antidepresanlar tedavide kullanılırlar.

Ağrı kesiciler: Ağrıyı hafifletmek amacıyla kullanılırlar. Sık kullanılan analjezikler özellikle
non*steroid antiinflamatuar olanlar hastalarca tercih edilirler. Ancak bunlar ağrıyı kesmede
çok etkili olamazlar. Zira interstisyel sistitteki ağrı visseral tip olup bu tip ilaçlara pek
cevap vermez. Şiddetli ağrısı olan interstisyel sistit hastalarında opioid’lerin (narkotik
analjezik) kullanımı pek de nadir değildir.

Antidepresanlar: Amitiriptillin ve imipramin gibi trisiklik antidepresanlarla interstisyel sistit
semptomlarında rahatlama rapor edilmiştir.

Antihistaminikler: İnterstisyel sistitte rol oynadığı düşünülen mast hücrelerinden salınan
histaminin etkisizleştirilmesi için H1 ve H2 reseptör blokörleri kullanılmıştır. Hidroxyzine
(Atarax) histamin* H1 reseptör antagonistidir, gece 25 mg ile başlanarak 50 ve hatta
75mg/gün dozuna çıkılabilir. Önemli yan etkisi sedasyon ve halsizliktir. Mesane
biyopsilerinde mast hücre infiltrasyonu tespit edilen ve allerjik bünyesi olan hastalarda
fayda görüldüğüne dair yayınlar mevcuttur.

Prostoglandin: Misoprostol bir çok immünolojik kaskadı düzenleyen bir prostoglandindir.
İnterstisyel sistitte 300 mikrogram/gün dozunda kullanılmış, olumlu sonuçlar alınmıştır.
Ancak yan etki oranı % 64 civarındadır.

L*Arginin: Nitrik asit sentezinde yer alan L*Arginin ile oral tedavi sonucunda interstisyel
sistit semptomlarında azalma rapor edilmiştir.
Kortikosteroitler: Bu hastalıkta inflamasyonun önemli rolü olduğundan kortikosteroitler
denenmiştir. Bununla ilgili hem umut verici hem de cesaret kırıcı raporlar vardır. Yan
etkilerinin fazlalığı kullanımını kısıtlamaktadır.

Gabapentin: Antiepileptik bir ajan olan gabapentin, kronik ağrıları olan interstisyel sistitli
hastalarda analjezi oluşturabilmektedir.

İmmünosüpresan( immüniteyi baskılayıcı) ajanlar: Azathioprine ile (50*100 mg/g)
hastaların yarısından çoğunda ağrı ve idrar sıklığında azalma rapor edilmiştir. Ancak yan
etkileri rapor edilmediğinden ve kontrollü çalışmalar olmadığından bu tedavinin interstisyel
sistitteki değeri net değildir. Cyclosporin ve methotrexate ile ağrı da iyi sonuçlar alınırken
ani sıkışma ve sık idrar üzerine etkisi sınırlı kalmıştır.

Suplatast Tosilat (IPD* 1151T): Yardımcı*T hücrelerince kontrol edilen alerjik olayları
baskılayan bir oral immünoregülator ajandır. Ig*E yapımını ve eosinofilik inflamasyonu
azaltır. 13’ü klasik interstisyel sistitli, 14 interstisyel sistit hastasında bir yıl 300 mg/gün
kullanılmış ve hastalarda mesane kapasitesinde belirgin artma, semptomlarda ise azalma
rapor edilmiştir. Belirgin bir yan etki olmamakla beraber karşılaştırmalı kontrollü
çalışmalara ihtiyaç vardır.

Quercetin: Antioksidan, hücre koruyucu ve antiinflamatuar aktivitelere sahiptir. Aynı
zamanda mast hücre sekresyon ve çoğalmasını da inhibe eder. İnterstisyel sistitteki ve
kronik prostatitteki gibi pelvik ağrı sendromunda kullanılmış ve belli oranda bir düzelme
sağlamıştır. Chondroidin sulphate ile quercetin kombinasyonu olan ilaç mast hücre
inhibisyonunda birbirlerinin etkilerini artırmaktadırlar. Bu kombinasyon Algonot*Plus ismi ile
patentli olup ABD’de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Sodyum pentosan polysulphate (PPS; ELMİRON): Pentosan polysulfate oral kullanılan
ilaçların içinde FDA onayı olan tek ajandır. Eksik olan GAG tabakasını kaplar. Yapılan
prospektif randomize çalışmalarda plaseboya oranla etkinliği gösterilmiştir. Ancak klinik
düzeyde fayda görebilmek için en az 6 ay süre ile kullanılması gerekmektedir. Ağrı, ani
sıkışma hissi ve sık idrara çıkmada subjektif düzelme sağlarken gece işemelerinde etkisiz
kalır. Kronik non*bakteriyel prostatitte de etkili olduğu gösterilmiştir. Klasik interstisyel
sistitte, non*ülser interstisyel sistite göre daha etkili görünmektedir. PPS’nin GAG
tabakasındaki defektin yerine geçtiği düşünülmektedir. Diğer bir hipotez ise mast hücre
aktivasyonunu inhibe ettiğidir. 100 mg X3 veya 150*200 mg günde 2 kez yemekler arası
alınır. Hafif vakalarda etki 6*10 hafta sonra ortaya çıkarken, ağır vakalarda 6*12 ayı
alabilir. Ağır interstisyel sistit vakalarında doz artırımı gerekebilir ve 200 mg X3/güne
çıkılabilir. İyi bir cevap elde etmek için 9*12 aydan önce ilaç etkisiz diyerek
bırakılmamalıdır. PPS’nin yıllar boyu sürekli kullanılması uzun süreli hastalık kontrolü
sağlar. Ciddi yan etkileri yoktur. Bulantı, kusma gibi yan etkiler olabilir ve ilacın hafif bir
yemekle alınması önerilir.

Mesane içine uygulanan tedaviler:

Bu uygulamalar hedef organ üzerinde daha az sistemik yan etki ile yüksek ilaç
konsantrasyonu sağlar.

Dimethyl sulfoxide (DMSO): Bu gruptaki ilaçların içinde FDA onayı olan tek ajandır.
DMSO'in intravezikal uygulanımının hastalarda objektif ve subjektif fayda sağladığı ve
plaseboya oranla etkin olduğu gösterilmiştir. Haftada bir kez olmak üzere 6 haftalık kürler
halinde uygulanmaktadır. Bugün bir standart tedavi olmuştur. 50 ml % 50 lik DMSO mesanede 5*10 dakika tutulur, daha uzun bırakılmaz zira hızla emilir. İyi bir klinik cevap 2*
3 ayda elde edildiğinden hastanın cevabını değerlendirmek için önce 6*8 haftalık tedavi
yapılır. Orta ve ağır vakalarda 2 haftada bir 4*6 haftalık ek süre gerekebilir. Bazı
hastalarda DMSO mesaneye verildiğinde semptomlarda alevlenme olabilir ancak bu
hastaları da DMSO oldulça etkili tedavi edebilir. Bu hastalarda 15 dakika önce mesaneye %2’lik lidokain jel verilebilir. Üriner enfeksiyon sırasında ve biyopsi sonrası erken dönemde
uygulanmamalıdır.

Sodyum pentosan polysulphate (PPS; ELMİRON): Oral kullanımda biyo yararlanımının kötü
olması nedeniyle mesane içine verilerek de kullanılmıştır. 300 mg PPS 50 ml serum

fizyolojik içinde haftada iki kez olmak üzere uygulandığında 3 ayda hastaların %40’ında, 18
ayda ise %80’inde semptomlarda rahatlama saptanmıştır.

Heparin: Mesane içi heparin interstisyel sistit tedavisinde en yaygın olarak kullanılan
tedavilerden biridir. Heparinin kaplayıcı bir ajan olarak mukozadaki GAG tabakasının
koruyucu etkisini taklit ettiği ve mesanedeki mast hücreleri üzerine inhibitör etkisi olduğu
düşünülmektedir. Doz konusunda değişik uygulamalar vardır. 10.000 ünite 10 ml serum
fizyolojik içinde haftada 3 kez uygulama ile 3 ayda hastaların yarısından çoğunda
semptomlarda rahatlama elde edilmiş ve idame tedavisi ile bir yıldan uzun süreli olumlu
cevaplar alınmıştır. Doz olarak 20.000*40.000 Ü/20 ml serum fizyolojik içinde olacak
şekilde uygulayanlar da vardır. 12 aydan önce tedavi kesilmemelidir. Zira en iyi etki 1*2
yılda ortaya çıkmaktadır. Tedaviye cevap veren orta ve şiddetli interstisyel sistit
vakalarında uzun süreli tedavi tavsiye edilmektedir. Uzun süreli tedavilerde hastalar PTZ ile
takip edilmelidir.

Hyalüronic Asit: İnterstisyel sistitli hastaların idrarlarında hyaluronic asit seviyesinin
yüksek bulunması GAG defekti yönünde yorumlanarak bu hastalara intravesikal glycose
aminoglycan sodium hyaluronate (Cystistat) uygulanmıştır. 40 mg haftada bir 4 hafta
sonucunda %56 cevap, daha sonra aylık uygulamaya geçilerek 14. haftada %70’lik cevap
elde edilmiş, ancak 6. aydan sonra cevap oranı düşmüştür.

Botox: Özellikle aşırı aktif mesane veya mesane spazmı ile birlikte olan intersitisiyel sistitli
hastalarda umut verici sonuçlar alınmıştır. Etkisi 6*9 ay sürdüğünden bu süre sonrası
tekrarlanması gerekir.

Minimal invaziv ve İnvaziv cerrahi tedaviler
Hidrodistansiyon: Mesanenin hidrodistansiyonu hastaların %30*54'ünde 6 ay kadar süre ile
semptomatik iyileşme sağlar.

Nöromodülasyon: Özellikle aşırı aktif mesane ve non*obstrüktif üriner retansiyon için FDA
onayı almış olan bu yöntem interstisyel sistitte de kullanılmaktadır. Özellikle ağrıdan ziyade
ani sıkışma ve sık idrara çıkmanın ön planda olduğu interstisyel sistit hastalarında başarılı
sonuçlar alınmıştır. Son çalışmalar ağrının ağırlıklı olduğu hastalarda da ümit vericidir.
Cerrahi Tedaviler: Mevcut tedavilere rağmen ileri evre interstisyel sistitli hastaların %10'unda cerrahi tedavi gerekebilmektedir. İnvaziv cerrahi tedavilerde mesanenin bir
kısmı veya tamamı çıkartılmaktadır. Ancak bu işlemlere en son tedavi seçeneği olarak
başvurulur. Mesanenin tamamının çıkarıldığı ve üriner diversiyon uygulanan hastalarda
daha yüksek oranlarda başarı elde edilmektedir. Ancak sistektomi işlemine rağmen
hastalarda pelvik ağrı devam edebilmektedir. Diğer taraftan intertisyel sistitli hastalarda
sistektomi (mesanenin çıkarılması) ve diversiyon işlemine bağlı komplikasyonlar diğer
hastalara oranla daha yüksek oranda görülmektedir.

Transüretral rezeksiyon ve koagülasyon: Mesanede klasik tipte görülen Hunner ülserlerinin
elektrokoterle rezeksiyonunu amaçlar. Bu işlem üretradan girilerek kapalı yöntemle yapılır.
Şikayetlerdeki rahatlama sıklıkla bir yıl içinde nükse dönüşür ve etkinlik cerrahi olmayan
yöntemlerden daha üstün değildir. TUR (kapalı operasyonlar) gibi yöntemler ülseratif
olmayan interstisyel sistitli hastalarda uygulanmaz.
Kaynak:urolojihakkinda.com