İsim:  antidepresankilo.jpg
Görüntüleme: 298
Büyüklük:  16,8 KB (Kilobyte)
ANTİDEPRESANLARIN KEŞFİNDEN ÖNCE NE YAPILIYORDU?
Depresyonun ilaçla tedavisi 1950’lerden sonra gelişti. Daha önce depresyon tedavisinde kullanılan etkili bir ilaç yoktu. Çoğu zaman geleneksel yöntemler kullanılıyordu. Örneğin Çin’in bazı bölgelerinde ağır depresyonlu hastalar yüksek yamaçlardan göllere ya da nehirlere atılıyor, suyun şok etkisi ile kişiler ya depresyondan kurtuluyor ya da yüksekten düşme sonucunda ölümler olabiliyordu...

BEYNİMİZDE KİMYASAL POSTACILAR MI VAR?
Beynimizde aktif görev yapan nöron denilen 10 milyar hücre var. En az bunun 8-10 katıda nöronları destekleyen "glia hücreleri’’ denilen destek hücreleri var. Her nöronun da sayısı çok değişken, bazen binlerce olan tel tel uzantıları vardır. Bu uzantılar aracılığıyla sinyal gönderip sinyal alarak, nöronlar birbirleri ile haberleşme sağlarlar. Sinyaller gidip gelirken hücreleri birbirinden ayıran minik boşlukları aşmaları gerekir. Bir sinir hücresi, diğer bir hücre ile iletişim kurmak istediğinde bir kimyasal salgılar. Bu salgılanan kimyasal postacılara "nörotransmitter" deniliyor. Salgılanan kimsayal postacı, iki hücre arasındaki boşluğu geçer ve diğer sinir hücresine tutunur. Diğer sinir hücresine geçen kimyasal postacı ise yüklendiği koda göre ya birtakım faaliyetler başlatır veya birtakım faaliyetleri engeller. Sonraki süreçte görevini yapan kimyasal postacılar ortadan kaldırılır. İşte antidepresanlar bu mantıkla görev yaparlar. Ya depresyona neden olan faaliyetleri engellerler veya depresyonu ortadan kaldıracak (serotonin, noradrenalin gibi) birtakım kimyasalların aktivitesini artırırlar...

Dolayısıyla beyin ve vücut kimyasındaki değişimler depresyona neden olur. Beyindeki dopamin, serotonin, endorfin ve noradrenalin gibi kimyasalların bozulması kişiye depresyona sokabilir. Ancak henüz daha bilinmeyen birçok nörokimyasal mekanizma da buna neden olabilir.

DEPRESYONUN HAFTALAR SONRA GEÇİYOR OLMASI HALA BİLİNMEYEN BİR SORU!
Antidepresanların çok büyük çoğunluğu, beyindeki serotonin seviyesini yükselterek etki gösterir.

Bu ilaçların hepsinin temel özelliği sinir hücreleri arasında olabildiğince fazla serotonin yoğunluğu oluşturarak depresyonu düzeltebilmektir.

Antidepresanlarla kan serotonin düzeyi hemen yükseldiği halde, depresyonun düzelmesinin neden haftalar sonra gerçekleştiği ise şu an için bilinmeyen bir sorudur.

YAN ETKİLER NASIL OLUŞUR?
Serotoninin yüzde 98’i vücutta, yüzde ikisi ise beyinde bulunur. Antidepresan ilaçlardan oluşan yan etkilerin çoğu, beyin serotonin düzeyi yükseltilirken vücuttaki serotonin düzeylerinin de artmasından kaynaklanır. Hatta nadiren de olsa "serotonin sendromu" denen ağır klinik tablolar bile oluşabilir.

RÜYA GÖRMEYE ENGEL Mİ?
Serotonin, uykunun rüya görülen evresi olan REM döneminde en düşük seviyededir. Antidepresan ilaçlar serotonini yükselttiğinden, antidepresanlar yüksek oranda rüya görmeyi engellerler. Çünkü, başka bir nörotransmitter madde olan asetilkolinde nispi bir düşme oluştururlar. Asetilkolinin azalması ise rüya görmeyi zorlaştırır.

DEPRESYONDA TEK SEBEP SEROTONİN EKSİKLİĞİ Mİ?
Bazı antidepresanlar, sadece beyindeki noradrenalin düzeyini yükselterek etki gösterir. Bu durum depresyonun sadece serotonin eksikliği ile izah edilemeyeceğini daha karışık mekanizmaların olduğunu gösterir. Dolayısıyla sadece serotonin aktivitesinin artırılması değil, noradrenalin aktivitesinin yükseltilmesi de depresyonu düzeltebiliyor.

Dopamin, neşe, keyif ve hareketliliği sağlayan bir nöroransmitterdir. Hatta azlığında Parkinson hastalığı oluşur. Antidepresan ilaçlardan bazıları değişen düzeylerde dopamin seviyelerini de yükselterek depresyon tedavisinde rol oynarlar. Ancak bazen dopamin seviyelerinde anormal yükselmeler de olur. Bu durumda aşırı hareketlilik, sürekli konuşma, az uyuma, aşırı keyif hali, sanrılar ve çeşitli davranış bozuklukları ile karekterize hipomani veya mani hastalığı ortaya çıkabilir.

Antidepresan kullanan bir kişide, aşırı hareketlilik ve aşırı neşe halleri görüldüğünde derhal doktoruyla iletişime geçilmeli.

DOKTOR ÖNERİSİ OLMADAN KESİNLİKLE KULLANMAYIN!
Her antidepresan her kişi de aynı etkiyi ya da yan etkiyi göstermeyebilir. Antidepresanlar genellikle aylar süren uzun süreli bir kullanım gerektirir. Etkisini haftalar sonra gösterir. Bu nedenle iyileşme için sabırlı olunmalı. Ayrıca ilaç kullanımı asla doktor önerisi olmadan azaltılmamalı ya da kesilmemeli...

ANTİDEPRESANLAR KİŞİYİ UYUŞUK YAPAR MI?
Beyindeki önemli nörotransmitterlerden olan GABA, beyin uyarılabilirliliğini azaltan bir madde. Bu nedenle GABA aktivitesini artıran ilaçlar epilepsi (sara) hastalığında kullanılır. Antidepresanlar bazen GABA aktivitesini de yükselterek onları hiçbir şeye aldırmayan vurdumduymaz donuk ve uyku eğilimi olan bir kişiliğe sokabilir. Ancak birçok kişi de antidepresanlardan kaynaklanan uyuşukluk ve uyku eğilimi, bir süre sonra ortadan kalkabilir.

BEYNE ZARAR VERİRLER Mİ?
Antidepresanların alışkanlık yapmadıkları iddia edilse de, bu konu tartışmalıdır. Ancak antidepresanların, beyne kalıcı zararlar vermedikleri düşünülüyor.

ANTİDEPRESANLAR KİLO YAPAR MI?
Depresyon ile obezite arasında ciddi bir ilişki söz konusudur. Depresyonun kendisi de obeziteye sebep olabileceği gibi, depresyon ilaçları da kilo artışı yapabilir. Ancak yıllardır depresyon tedavisi yapan bir hekim olarak kişisel gözlemim; kilo alımında asıl sorumlu olan faktörün ilaç kullanımı olduğu yönündedir. Ancak antidepresanlar bazen daha nadir de olsa tam tersi kilo kaybı da yapabilirler.

DEPRESYON TEDAVİYE RAĞMEN TEKRARLAR MI?
Antidepresan ilaçların, iyileşmeyi takiben kesilmesi durumunda, depresyon tamamen geçebileceği gibi bir süre sonra depresyon tablosu geri de gelebilir. Bununla beraber depresyonun tekrarlaması durumunda yine aynı antidepresan verilerek hasta tedavi edilmeye çalışıldığında başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bunun sebebi tam olarak izah edilemiyor.

ANTİDEPRESANLAR SONUÇ VERMEZSE NE YAPILABİLİR?
Her şeye rağmen çok çeşitli antidepresan kullanılmasına rağmen iyileşmeyen depresyonlu hastaların sayısı hiç de az değildir. Böyle hastalara kliniklerde EKT uygulanmaları önerilir. Böyle ilaçlara dirençli depresyon hastalarının bir kısmı psikoterapilerden fayda görebilir. Ancak son yılların popüler tedavilerinden olan TMS, non-invazif (zararsız) bir yöntem olduğundan EKT’ye göre daha tercih edilebilir bir yöntem.

TMS tedavisinde manyetik alan beyne penetre olarak uygulama alanında yeni aksiyon potansiyelleri oluşturur. Aynı bir ses ekosu gibi nöron gövdelerinde yayılarak bir sinir hücresinden diğerine geçen manyetik uyarılar, aksayan ya da tıkanan sinir iletimini ve nörotransmitter salımını yeniden dengeye sokar. Böylece tedaviye dirençli veya tam düzelme sağlanamamış ya da antidepresan kullanması mahsurlu olan hastalarda uygulanabilir.