İsim:  2596.jpg
Görüntüleme: 2266
Büyüklük:  15,6 KB (Kilobyte)

Ülkemizde antibiyotikler gibi tarım ilaçları da gelişigüzel kullanılıyor. Tarım ilaçlarının özelliklerinden biri de tek başına zehirli ve parçalanarak daha da zehirli yeni maddelerin oluşmasına neden olması. Dr. Rıza Alpöz, kırsal bölgelerden kendisine başvuran çocuklarda, diş hasarlarının çok sık olarak görüldüğünü söylüyor. Hamile bir kadın ya da emziren anne, tarlada ilaç atıyor, bu ilacı serperken fazlasıyla soluyor, deri yoluyla ya da yiyeceklerle alıyor. Zehir anne karnındaki yavruya geçebiliyor.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi, Enerji Sistemleri ve Çevre Araştırma Enstitüsü, 19-21 Ekim'de ‘‘Uluslararası SECOTOX '98/Ekotoksoloji ve Çevresel Güvenlik Konferansı’’ düzenledi. Aralarında 80 yabancı bilim adamının yanı sıra Türkiye'nin çeşitli üniversite ve kuruluşlarından 70 delege de tebliğ sundu. Çevre konusunda Avrupa'da düzenlenen en önemli konferanslardan olan SECOTOX '98, çevre kirliliği konusunda çok sayıda ulusal ve uluslararası bilim adamını biraraya getirdi. Toksik maddelerin ekosistemlerdeki davranışları, etkileri, bu konularda alınması gereken önlemler tartışıldı. Konferansta ayrıca Akdeniz ve Karadeniz'deki çevre problemleri ve çözüm yolları da ele alındı.

Ege Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'ndan Dr. Rıza Alpöz, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Anabilim Dalı'ndan Dr. Necip Tosun ve Prof. Nafiz Delen'in ortak çalışması da konferansta sunuldu. Üç bilim adamı, ülkemizde yabani ot mücadelesinde kullanılan bir ilaç (herbisit) olan 2,4 Diklorofenoksi asetik asitin (2,4-D) anne sütünden geçerek diş sert dokularının oluşumunu olumsuz etkilediğini, sıçanlarda yapılan deneysel çalışmayla kanıtladı. Konuyla ilgili çalışmalar, Türkiye'nin dışında Finlandiya'da da çok titiz biçimde yapılıyor. Çünkü Finlandiya, Avrupa'da en çok tarım ilacı kullanılan ülke konumunda. Dr. Rıza Alpöz, geçtiğimiz yıl Helsinki Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde aynı konuda incelemeler yapan öğretim görevlileriyle ortak çalışma planı hazırladı. Dr. Alpöz, ‘‘2,4-D'nin mikro ve makro organizmalar üzerinde mutasyon ve kanser yapıcı etkileri olduğuna dair kanıtlar bulundu. Ülkemizde anne sütünde 2,4-D'nin hangi miktarda bulunduğuna dair somut veriler bulmaya çalışıyoruz’’ diyor. Veri bulmak için kırsal kesimde ve kentte yaşayan bebekli annelerden süt örnekleri toplandığını da ekliyor.

Ülkemizde antibiyotikler gibi tarım ilaçları da gelişigüzel ve bilinçsizce kullanılıyor. Tarım ilaçlarının özelliklerinden biri de tek başına zehirli ve parçalanarak daha da zehirli yeni maddelerin oluşmasına neden olması. Tarımla uğraşmayan, kentte yaşayan insanlar da sebze ve meyvelerle, su ve solunum yoluyla bu zehirli maddelerden alıyor. Vücudumuzun birçok uzvu gibi dişler de tarım ilaçlarından etkileniyorlar. Zaten geçirdiğimiz enfeksiyonlar, yüksek dozda antibiyotik kullanımı, dişlerimizi yeterince olumsuz etkiliyor. Çürütüyor, kırılmasına, canlılığını kaybetmesine, estetik görünümün bozulmasına yolaçıyor.

Tarım ilaçlarından dişlerimizin de olumsuz etkilenmemesi için üreticilerin mutlaka bilinçlendirilmesi gerekiyor. Dr. Rıza Alpöz, üreticinin Tarım Bakanlığı ve ziraat fakülteleri tarafından eğitilmesine yönelik çalışmalar yapılmasının şart olduğunu belirtiyor. Tarım ilaçları kullanımının acilen çok sıkı denetlenmesi de gerekiyor. Çünkü tarım ilacı, gerekmediği halde fazlasıyla ürün üzerine atılıyor.

Dr. Alpöz, kırsal bölgelerden kendisine başvuran çocuklarda, diş hasarlarının çok sık olarak görüldüğünü söylüyor. ‘‘Nedenler çok net olarak bilinmese de tarım ilaçlarının bu nedenlerden biri olma olasılığı çok yüksek. Hamile bir kadın ya da emziren anne, tarlada ilaç atıyor, bu ilacı serperken fazlasıyla soluyor, deri yoluyla ya da yiyeceklerle alıyor. Zehir anne karnındaki yavruya geçebiliyor. Emzirdiği çocukların birinci büyük azı dişlerinde bu tür hasarların oluşma riski büyük. Çünkü bu dişin kireçlenme hasarları doğumda başlıyor. Doğumdan itibaren anne sütü temel besin olduğu için anne sütüyle vücuda giren bu ilaçlar, çocuğun diş sistemini etkileyebiliyor.’’ Dr. Alpöz, çalışmalar yeni başladığını, daha detaylı çalışmalara ihtiyaç olduğunu anlatıyor.