Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Boşluk Sıvıları

  1. #1
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.857

    Standart Boşluk Sıvıları

    Boşluk Sıvıları

    Dr. Arslan MAYDA / Biyoloji

    Bir yaratılış mucizesi olan insan vücudunun her noktasında ayrı bir sanat ve mühendislik hesaplarına göre harika dizaynlar görülmektedir. Basınca maruz kalan yerlerde basıncın hafifletilmesi, sürtünmeye uğrayacak yerlerde sürtünmenin azaltılması, titreşim ve sallantıyla karşılaşılacak bölgelerde bu titreşimlerin zararsız hâle getirilmesi gibi birçok mekanik ve statik kuvvetin hergün binlerce defa uygun şekilde dengelenmesi mecburiyeti vardır. Biz farkında olmasak da, hergün aksamadan iş gören vücudumuzun birçok yerinde kullanılan değişik yoğunluklarda ve terkiplerdeki çeşitli sıvıların her birinin hususi miktarı ve bileşimi, düşünen her insanı ve fizik ilmini hayretle bırakacak mucizevî bir hadisedir.

    Bedenimizde bazı bölgelerde ara boşluklar ve bu boşluklara has sıvılar vardır. Bu boşluklara muhtevaca uygun sıvıları üreten hücreler, ihtiyaç duyulduğunda uyarılarak, salgılama olayını gerçekleştirirler.

    BOŞLUK SIVILARI

    Pleura sıvısı: Akciğeri çevreleyen iki tane zar vardır. Bu iki zar arasındaki sıvıya pleura sıvısı denir. Normalde 5–15 ml arasında değişir. Nefes alıp vermede sürtünmeyi azaltmak için konulmuştur. Hafif kaygan seroz tarzında bir sıvıdır. İçinde hyoluronik asitli protein ve fibrinojenin olması akciğer zarları arasında sürtünmeye ait yıpranmaların tamirine göre ayarlanmıştır.

    Periton sıvısı (karın zarları arasındaki sıvı): Kalp ve akciğer sıvıları gibi seroz kaygan bir sıvıdır. 100 cc’den azdır. Periton zarları, 2 m2 lik bir alana sahiptir. Karın zarının sıvıları emme özelliğinden buraya fazla sıvı koyduğunuz zaman, 100 cc’den fazlası emilime tâbi tutulur. Emilimin fazla olmasının sebebi, karın içi organlarını nemli tutmak içindir. Eğer bu sıvı göz küre sıvısı (vitreus sıvısı) gibi jel kıvamında olsaydı karın içi organları nemli olmazdı. Karın iç organlarında kan dolaşımı fazla olduğundan dış ortamlarının nemli olması gereklidir ki, nemini de karın zarları arasındaki periton sıvısından alır.
    Sakin hâlde otururken bile dakikada 13-14 kere körük gibi şişip sönen akciğerlerimizin göğüs kafesine sürtünerek aşınmaması için hususi bir sıvıyla kayganlaştırılmasına kör ve şuursuz tabiata verebilir miyiz?

    Perikard sıvısı (kalp zarları arası sıvısı): Erişkinde 50 ml civarındadır. Kaygan bir sıvıdır. Özellik olarak akciğer zarları arasındaki sıvıya benzer. Kalp zarlarının alanı, akciğer zarları alanından küçük olmasına rağmen ihtiva ettiği sıvı 3 kat daha fazladır. Bunun sebebi kalp, akciğerden sayı olarak 4 kat daha fazla çalışır. Normal kalp atımı sayısı dakikada 72 olan bir insanda solunum sayısı 13–14 civarındadır. Kalp akciğerden 4 kat daha fazla sürtünmeye uğradığı için kalp zarları arasına konulan sıvı da fazladır. Bol sıvı kalbin kasılma sırasındaki kayganlığını artırır ve kalbin sürtünmeden hareket etmesini sağlar. Bir diğer sebep de, akciğerde kas tabakasının olmaması, bunun yerine hava keselerinin mevcudiyetidir. Kalbin iş gören en önemli kısmı ise kas tabakasıdır. Kas tabakasına fazla sürtünme binerse kas dokusunda hipertrofi kabalaşma ve gücünde azalma olur. Bu yüzden kalp zarları arasındaki sıvı yüzey alanına göre en fazla olanıdır. Kalp ve akciğer zarları arasını hafif kaygan bir sıvı değil de, göz küresi içindeki gibi katı jel kıvamında bir sıvı doldurmuş olsaydı, kalp ve akciğer zarları arasında kayganlık olmayacak, hem nefes almamız zorlaşacak, hem de kalp vücudun ihtiyacı olan kanı pompalamak için bir dirence karşı çalışacak, erken yaşta kalp kası yetersizliğine ve kalbin büyümesine sebep olacaktı ki, böylece ömürler çok kısalacaktı. Her insan belki de çocuk yaşta kalp yetmezliğine yakalanacaktı. Eğer kaygan değil de ön kamera sıvısı gibi berrak bir sıvı olsaydı, yine kayganlık olmadığı için kalp zarı tahribatı ve erken yaşta kalp kası büyümeleri meydana gelecekti.

    Beyin-omurilik sıvısı: Toplam 145-150 ml kadardır. Berrak, renksiz, pıhtısız bir sıvıdır. Beyin, sıvı içersinde yüzerek ağırlığı hafifler ve dıştan gelen darbelerin tesiri daha az olur. Beynin sıcaklığını korur. Kafa içi basıncı arttığı zaman, basıncın dokular üzerinde tesirini azaltır. Göz boşluğundaki gibi jelatinöz bir sıvı olsaydı basıncı beyin hücrelerine hemen iletilecekti. Ayrıca beyin omurilik sıvısı ile kan arasındaki madde alışverişi olmayacaktı. Vestibüler ve beyin omurilik sıvılarının diğer sıvılardan ayrı özelliği vardır. Bu içinde bulundurdukları Na, K, CI iyonları vasıtasıyla sinir uyarımını ve iletimini sağlamaktır. Bu iyonlar diğer boşluk sıvılarında yoktur veya çok azdır.

    Kamera sıvısı: Renksiz berrak bir sıvıdır. 125 mikrolitredir. Bu sıvı kamera içinde önden arkaya, öne pervane gibi devridaim içerisindedir. İris dediğimiz göze rengini veren tabaka içerisindeki bezlerde üretilir. Bu sıvı önce kameranın arkasına salgılanarak boşalır, kameranın arkasında ısı fazla olduğu için kameranın önündeki az ısıya doğru hareket eder, kameranın önünde az ısıyla karşılaşınca tekrar kamera tabanına çöker ve bu devridaim sürurken devam eder. Buradaki sıvı 30’a yakın kanaldan toplardamar sistemine karışır. İçindeki elektrolitler serumdaki gibidir. Merceğinin önünde ve arkasındaki sıvı vasıtasıyla kırma gücü ¼ ‘ e iner. Eğer mercek gözden alınıp havaya bırakılırsa kırma gücü altı kat daha büyük olacaktır. Görüntünün normal olması için bu sıvı şarttır. Yoksa bütün cisimleri 6 kat daha büyük görecektik.

    Vestibüler sıvı (kulak dolambaç sıvısı): Sulfomukopalisakkarit yapısında jelatinöz maddedir. Bu sıvının özelliği, pozisyona göre dengeyi sağlamaktır. Kas, sinir, refleksler, beyincik, beyin gibi dengede rol alan organlarla müşterek ve koordinasyon içinde çalışır. Pozisyon değişimlerinde sıvının denge hücrelerini uyarması ile Na, K, CI gibi elementlerin hücredeki değişimleri ile uyarı beyne kadar gider, oradan denge sistemlerine uyarı gelir ve denge sağlanır. Böylece her pozisyonda başımız dönmeden dengede durmayı sağlarız. Sıvının jelatinöz olması pozisyonlarda akışın yavaş olması içindir. Bu sıvı, omurilik sıvısı gibi berrak, şeffaf ve akıcı olsaydı hafif baş titreşiminde bile denge sinirleri uyarılırdı.
    Eklemlerin kolayca çalışması ve aşınmaması için eklem kapsülü içine yerleştirilen hususi yoğunluktaki kaygan sıvı tıpkı kapı menteşelerinin yağlanması gibi eklemlerimizi yağlar.

    Eklem sıvıları: Eklemler içinde bulunan sıvıdır. Eklemin büyüklüğüne göre 0,5–3,5 ml’dir. Berrak soluk sarı renkte bir sıvıdır. Kıvamı yağ gibidir. Sert olan kıkırdak ve kemik yapıların birbiri üzerinden sürtünmeden kaymasına vesile olur. Tıpkı ses yapan menteşelere yağ sürdüğümüz zaman sessiz ve kolay fonksiyon gördüğü gibi, bu sıvı vasıtasıyla eklemlerdeki iki kemik birbiri üzerinde rahat ve hasarsız kayar. Bu sıvı uygun kıvamda konulmuştur. Eklem sıvısına kamera sıvısı veya beyin omurilik sıvısı gibi kaygan olmayan sıvı konulsaydı, ekleri kıkırdakları çok çabuk aşınacak uzun ömürlü olan eklemler çok kısa zamanda paslı menteşeler gibi kireçlenecekti. Yine göz boşluğu sıvısı gibi jelatinöz sıvı olsaydı eklem hareketleri için kaslara daha fazla yük binecek, hızlı ve ani hareketler olmayacaktı. Ayrıca serum-diz sıvısı arasında emilim olayı olmayacaktı.

    Boşluk sıvılarından göz boşluğu sıvısı hariç diğerlerinin kan serumu alışverişi vardır. Bu bazı hastalıklarla tersine döner, sıvı üretimi absorbsiyon (emilim)’dan olduğu zaman (bazı hastalıklarda) sıvı birikimi üzerine çıkar.Dizde hidroartoz, kulakta menier, kalpte kalp tamponantı, akciğerde plörözi, gözde göz tansiyonu, beyinde kafa içi basınç artımı olur.

    Boşluk sıvılarının hepsinin protein vardır. Protein, osmotik basıncı temin ettiği gibi boşluktaki artık ve normal maddelerin taşınmasında da görev alır. Yine hepsinde pH 6,8-7,6 arasında değerler alır ki, ortam ister asitik, ister bazik olsun her ortamda sıvılar görevini tam yapar.

    Boşluk sıvıları organların anatomik yapısına göre görevlerini eksiksiz yapabilmeleri ve korunmaları için, her organın ideal çalışma şartlarına göre miktarları, renkleri, kıvamı, muhteviyatları uygun biyokimyevi özelliklere sahip olarak ayarlanmıştır. Tıpkı ağır makinelere kalın gres yağı, kapı menteşelerine daha ince yağ, saat gibi hassas cihazlara ise çok ince yağların sürülmesi gibi, yapılacak işe göre uygun yağı nasıl biz ayarlıyorsak, vücudumuzun neresinde, hangi özellikte sıvıya ihtiyaç olacağını sonsuz ilmiyle bilen Yaratıcımız, ona göre bütün sıvılarımızı ayarlayıp yerleştirmiş. Bize ise sadece tefekkür ve şükretmek düşüyor.
    Gözümüzün ön ve arka odalarını dolduran sıvıların miktarı ve yoğunluğu uygun vasıflarda olmadığı taktirde, görme bozukluklarından baş ağrılarına kadar birçok kötü netice meydana gelebilir.

    Göz küresi sıvısı (vitreus sıvısı): Göz, içi boş küre şeklindedir. Göz küresi boşluğu iris ve mercekle iki bölüme ayrılmış ve ikisine de zıt yapıda sıvılar konulmuştur. Öndekine kamera sıvısı, arkadakine ise göz küresi sıvısı denir. Göz küresi sıvısının görevi gözü dolgun tutmaktır. Göz küresi hacminin 2/3’ünü işgal eder. Ortalama 2-4 ml’dir. Yapısı camsı, berrak jelatinimsi (pelte gibi) bir maddedir. Pelte gibi kıvamıyla gözün dolgun ve sert yapısını oluşturur. Aynı zamanda komşu dokudan göz boşluğuna dökülecek hücrelerin dökülmesini önler. Eğer pelte sertliğinde olmasaydı da ön kamera sıvısı veya beyin omurilik sıvısı gibi olsaydı, komşu dokudan hücreler dökülecek ve gözümüzün önünde hep yüzen cisimler görecektik.Mesela, bir hastanın göz yaralanması neticesi gözü delinmiş ve göz küresi sıvısı dışarı akmıştır. Kürenin içine serum fizyolojik koyarak delinen yer tamir edilmiş ve birkaç gün sonra göz önünde yüzen cisimler görülmeye başlanmış, bu cisimlerin sayısı gittikçe artmış ve sonunda göz görmez olmuştur. Göz küresi sıvısının pelte (jel) kıvamında oluşu bu dökülmeyi önlemektedir. Cam gibi berrak olmasının sebebi ise, görüntüleri orijinalinin aynısı gibi görmek içindir. Sıvı berrak değil de eklem sıvısı gibi renkli olsa idi, bütün cisimleri sarıya boyanmış gibi görecektik ve beyaz rengin varlığından bile haberimiz olmayacaktı.



    Kaynaklar
    — Harriet Lane, Handbook.
    — Prof. Dr. İzzettin Barış, Solunum Hastalıkları.
    — S. Türek, Ortopedi, cilt. 1,2.
    — Heart Disease in İnfants, Children end Adolescents (Fourth Edition,).
    — N. Bengisu, Göz Hastalıkları.
    — Guyton, Fizyoloji.

  2. #2
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.857

    Standart

    diz- sıvı kaybı


    Sıvı kaybı Türkiye de sıkça konulan teşhislerden birisi. Bilhassa diz rahatsızlıkları için hekime çıktığınızda bu tanı ile karşılaşabilirsiniz. On yılın üzerinde mesleki tecrübeye sahibiz ve Amerika, Almanya ve Türkiyede spor hekimi olarak çalışıp binlerce ortopedik vakalar ile ilgilendik ama bu zamana kadar sıvı kaybından kaynaklanan bir diz ağrısı ile karşılaşmadık. Cildiniz yaşlandıkça nasıl yağ ve sıvı kaybına uğruyorsa eklem arası sıvı kaybıda yaşlanmanın doğal bir sonucudur. Bu değişimler ani oluşmaz, yavaş yavaş gelişir ve bu değişim uzun yıllara yayılır, bundan dolayıda ekleminizin diğer unsürleri bu değişime adapte olabiliyor, yani eklemin herhangi bir parçası bu doğal değişime ağrı ile cevap vermez. Ağrının kaynağı sıvı kaybı olamaz ise o zaman neden bu teşhise başvurulur? Bir; bu alanda uzman hekimlere çıkmaz iseniz böyle yanlış teşhisler ile karşılaşmanız doğal. İki; bu alanda uzman olanlar eğitim ve bilgi yetersizliğinden dolayı ağrınızın kaynağını çözemediği an bilgisizliğini örtmek için bu teşhise başvurur. Üç; hekimlerin art niyeti, bu şarlatanlar ellerindeki pahalı sıvıları satabilmek için hastalarına gereksiz yere sıvı kaybı teşhisi koyar. Bu yazımız sayesinde ümit ediyorzki bu konu hakkında biraz daha aydınlanmış olup tedavinizi daha güvenilir ellere teslim edersiniz.
    Sıvı kaybı teşhisi koymanın önkoşulu nedir?
    Sıvı kaybı iddiasında bulunabilmeniz için eklemin içindeki normal sıvı miktarını bilip, bunda bir değişiklik olup olmadığını bir ölçer ile tespit etmelisiniz. Bir filme bakarak sıvı kaybını tespit edemezsiniz. Size sıvı kaybı teşhisi konulmadan önce ekleminizin sıvı miktarı ölçüldü mü? Birşeyin ölçümü yapılmadan onun eksik olduğunu iddia etmek sizce ne kadar mantıklı? O yüzden sıvı kaybı teşhisin önkoşulu o sıvının ölçümüdür ve onun o yaş grubu için normal sınırlar içinde olup olmadığına bakmaktır. Siz bunları yapmadan sıvı kaybı teşhisi koyarsanız kimse sizin bu teşhisinizi ciddiye almaz.
    Hekimleri yanıltan ne?
    Birincisi röntgen filmi; bu hastaların röntgen filmine baktığınızda eklem aralığındaki boş mesafenin normal değerlerin altında olduğunu yani daraldığını görürsünüz, bu bazı hekimleri sıvı kaybı teşhisine sürükleyebiliyor.
    İkincisi hastaların yaşam tarzı; eklem arasındaki sıvı eklem hareket ettikçe üretilir, hareket etmeyen bir eklemde sıvı üretimi asgari düzeye çekilir. Eğer bir hasta uzun bir dönem hareketsiz bir yaşantı sürdürüyorsa o zaman onun ekleminde sıvı kaybı varmış izlenimi alınması doğal. Böyle bir durumda bu hastalık olarak görülmez, bu sıvı azalması hareketsiz bir yaşantı tarzın doğal sonucu olarak görülür. Hastayı aktif bir yaşantıya motive ettiğiniz an o eklem hareket ettikçe eklem sıvı miktarı normal düzeylere geri döner.
    Sıvı kaybı hareketsizliğin bir sonucudur, sizi hareketsizliğe sürükleyende ağrılardır. Ağrılar sıvı kaybından önce var olduğu için ağrılarınızın kaynağı sıvı kaybı olamaz. Eğer bir hekim ağrılarınızın sıvı kaybından kaynaklandığını söylüyorsa o zaman hekiminizi değiştirin.
    Enjekte edilen sıvılar zararlı mı?
    Eklem arasına enjekte edilen sıvılar tamamıyla ticari amaç besler. Ekleme sıvı enjekte ederek eklem arası mesafeyi eski haline dönüştüremezsiniz, ekleminiz bir araba lastiği değilki havası indiğinde sıvı enjekte ederek normal seviyeye dönüşsün. Enejkte edilen sıvıların hiç mi faydası yok? Bu sorunun cevabı hayat felsefenize bağlı eğer günü birliğine yaşayan birisi iseniz o zaman o iğne gününüzü kurtarabilir ama yarınlara yatırım yapan yarınları hesaplayan birisi iseniz o zaman bu iğneler yarınlarınızı sıkıntıya sokar. Burada her iğne ile eklem enfeksiyonu riskiniz arttığı konusuna bile değinmeyeceğiz dikkatinizi çekmek istediğimiz nokta bu iğneler birincisi sıvı ölçümü yapılmadan vurulur o yüzden enjekte edilen sıvı ekleme faydası olmadan eklem tarafından geri emilip kana boşaltılır. İkincisi, ekleme sıvı enjekte ederek kendi üretiminizi durdurursunuz, buda sizi daha büyük sıkıntılara sokar. Bu iki konuyu biraz daha açalım;
    Birincisi; bizler yaşayan ve her an değişime uğrayan varlıklarız ve bedenimiz bu değişken şartlara heran adapte olabilme yeteneğine sahip. Eğer eklem arasına sıvı salgılanması gerekiyorsa, o zaman bedeniniz bunu kilonuzu, ekleminizin iç hacmini, o an maruz kaldığınız yüklenmeleri ve nice farklı faktörleri etüt ettikten sonra salgılar, kısacası sıvının dozajı çok iyi hesaplanır, sonrasında eklem içi unsürler hesaplanan miktarı üretip eklem içine boşaltır. Işde dışarıdan sıvı enjekte edildiği zaman bu hesaplamalar yapılmaz, ne ekleminizin iç basıncı, iç hacmi ölçülür nede eklemdeki mevcut sıvının miktarı. Siz bu hesaplamaları yapmadan sıvı enjekte ederseniz ne olur? İnsan bedeni belirli programlar üzerine yaratılmış ve bunlardan biriside ölçüdür. Beden ürettiği herşeyi ölçülü miktarlarda olmasını ister o yüzden herhangi birşeyi üretecekse onun hakkında bilgi toparlar, hesaplamasını yapar ve gerektiği kadarını üretip salgılar, fazla olanıda uzaklaştırır. Ekleme enjekte edilen sıvılarda yaşadığımız sıkıntıda bu, eklemdeki mevcut miktarlar hesaplanmadan ekleme sıvı enjekte edilir, bununlada herdefasında eklemin sıvı hacmi aşılır. Sayın okurlarımız arabanın benzin deposunda nasıl size kalan miktarı bildiren elektronik ölçerler varsa ekleminizde de böyle ölçerler var. Eğer eklem sıvınız belirli seviyelerde tutuluyorsa demekki eklemin daha fazlasına ihtiyacı yok, o yüzden ilave edilen her sıvı gereksiz olarak görülür ve onun geri emilmesi emredilir. Böylece büyük ümitler ile satın aldığınız sıvılar hiçbir fayda sağlamadan eklemdeki kan dolaşımı tarafından geri emilip idrarınız ile dışa atılır. Buna 100tl’lik idrar denilir. Çok paranız varsa bu idrar size dokunmaya bilir ama kısıtlı bütçe ile hareket eden birisi iseniz o zaman 100tl lik idrar satan hekimlerden uzak durun.
    Ekleme enjekte edilen sıvılarda yaşadığımız ikinci sıkıntı, bu sıvının zaten ekleminiz tarafından üretilmesidir, siz eğer ekleminize sıvı enjekte ederseniz kendi üretiminizi durdurur sunuz. Bunun en güzel örneklerinden birisi insuline bağlı diyabetik hastaları veya kortison tedavisi gören hastalar veya beyin hormonlarını etkileyen depresyon/epilepsi ilaçları. Eğer siz bedenin kendi ürettiği birşeyi dışdan verirseniz o zaman beden kendi üretimini durdurur, o yüzdende bu ilaçlar aniden kesilmez. Kesilirse ne olur? Bu ilaçları alarak kendi üretiminizi durdur duğunuzu düşünün ve bir kaç ay sonrada bu ilaçları kestiniz, şimdi bedeniniz ne kendisi o etken maddeyi örneğin eklem sıvısını üretiyor nede dışarıdan bedene veriliyor, böyle bir durumda sizin ekleminiz yağdan yoksun bir araba motoru durumuna düşer. Buda ekleminizi daha büyük sıkıntılara sokar. Ben aylarca kullanmayacağım, bir iki defa iğne vurulmakdan zarar gelmez diyorsanız o zaman şunu bilmenizde fayda var; bir iğne bile ekleminizdeki sıvı üretimini etkiler, o sıvı prodüksiyon noktaları üretimini keser ve tekrar üretime başlayıp başlamayacağı veya iğneden önceki kapasitede üretip üretemeyeceğide alınan ayrı bir risktir. Bu riski gözönüne alabilir misiniz? En güzel çözüm eklemin kendi sıvısını kendisi üretmesi, eğer ekleminizin sıvı değerlerin normalleşmesini istiyorsanız o zaman koltuğunuzdan kalkıp hareket seviyenizi artıracaksınız. Tembellik yapıp ilaç şirketlerin o sıvıyı sizin için üretmesini beklerseniz, ekleminizi çöküntüye uğratmanız kaçınılmazdır.
    Eklemin sağlığı için ekleme dikey yük binmesi şart
    Eklem sıvısı hem birbirne sürtüşen dokularda hasarı engeller (örneğin; arabanın motor yağı) hem kan dolaşımından yoksun kıkırdakları besler. Ancak eklem sıvısının bu iki görevide yerine getirebilmesi için birşey var olmak zorunda, nedir bu? Basınç. Hayatda herşey usul ve kaidesine göre yaratılmış, eklem arasında bulunan sıvının yağlama görevi yapabilmesi veya kıkırdakları besleyebilmesi içinde eklem içinde basınç olması gerekir. Bu basıncı biz nasıl elde ederiz? Bu basıncı biz ekleme dikey yük bindirerek (yürüyüşler) elde ederiz. Yürürken attığınız her adımda eklem arası basınç artar ve değişir. Bu basınç eklem sıvısının içindeki gıda maddelerini kıkırdakların içine difüse eder ve kıkırdağın içindeki atıklarıda sıvının içine boşaltır. Bu yazımızda şunu aklınıza lütfen not edin;ekleme ne kadar sıvı enjekte ederseniz edin, bu sıvıların kıkırdak tarafından emilmesi için ekleminize dikey yük binmesi gerekir.
    Şimdi dizlerinden şikayetçi yaşlı bir teyzeyi hayal edin, bu teyzecik dizlerinden müzdarip ve gününü oturarak veya uzanarak geçiriyor. Bir gün bu teyze diz ağrıları için doktora çıkar ve doktorda bu teyzenin dizlerine çok pahalı bir eklem sıvısı enjekte eder ve teyzemiz bu sıvıları vuruldukdan sonra evine döner ve koltuğunda hareketsiz bir şekilde bu sıvıların mucizevi bir şekilde dizini iyileştirmesini bekler. Eklem sıvısı hakkında şu ana kadar edindiğiniz bilgilere göre hareketsiz bir teyze, enjekte edilen bu sıvıdan fayda görür mü? Hayır. Neden? Çünkü enjekte edilen sıvının kıkırdakların içine süzülüp kıkırdakları besleyebilmesi için eklem içi basınç artması lazım buda uzanarak değil ekleme dikey yük bindirerek elde edilir. Şimdi yıllarca hareketsiz, yatalak birisini düşünün; o kişinin ne kadar sağlıksız bir kıkırdak ve sıvı yapısına sahip olduğunu hayal edebiliyor musunuz. Hareketsizliğin bir eklem için ne kadar büyük bir felaket olduğunu görebiliyor musunuz? Gününüzü oturarak veya yatarak geçiriyorsanız, o zaman enjekte edilen pahalı ilaçların hiçbir faydası olmaz ama eğer hocam ben zaten bütün gün ayaktayım, eklemime dikey yük bindiriyorum diyorsanız o zaman ekleminizin dışdan sıvı takviyesine ihtiyacı yok, merak etmeyin hareket eden eklem ne kadar sıvıya muhtaçsa o miktarı kendisi üretir. O yüzden hareketli birisi iseniz hekimlerin sıvı kaybı tuzağına düşmeyin, eğer hareket etmiyorsanız o zaman dışdan takviye yapacağınıza hareket edip kendi üertiminizi devreye sokun.
    Ama hocam eklemim zaten yağsız araba motoruna dönüşmüş diyenler
    Eğer dizinize sıvı enjekte ettirecekseniz, ilk önce eklem içi sıvı miktarını ölçtürün. Nerede bunu yaptırabiliriz derseniz, böyle bir teknoloji maalesef Türkiyede yok. Sadece tahmin üzerine herhangi bir ölçüm yaptırmadan ekleminize sıvı enjekte etmeye karar verirseniz o zaman pahalı bir idrarı ve kendi üretim merkezlerinize vereceğiniz tahribatıda hesaba katın. Sayın okurlarımız kendi kendinize bunu üretebilecek durumda iken neden yan gelip yatıyorsunuz, neden başkaların bunu sizin için üretmesini bekliyor sunuz? Bu hazırcılık anlayışı zaten Türkiye yi bu hale getirmedi mi? Eğer ekleminizde az sıvı bulunuyorsa bunun sebebi eklem hareketsizliğidir, eklem hareket ettikçe eklem kendi sıvısını üretir. Koltuğunuzdan kalkın ve hareket edin bu ekleminiz için daha sağlıklıdır ve daha kalıcı sonuçlar verir.
    Ama hocam ağrılardan hareket edemiyorum diyenler
    İyi bir hekime çıkın, iyi bir hekim size ağrı kesici veya kortizon vermeden ağrılarınızın kaynağını tespit edip tedavi edebilir. Hocam çıkmadığımız doktor kalmadı, nerede bulacağız bu iyi doktoru derseniz, o zaman kendi kendinizin doktoru olun. Nasıl? Eklemizin her noktasına, diz'in arka- orta bölgesi hariç parmaklarınız ile bastırın, diz kapağın etrafını bilhassa unutmayın. Basınç uygularken hangi noktalarda sivri ve keskin ağrı hissediyorsanız o bölgeleri işaretleyin. Bu ağrıların sizin normal eklemde hissettiğiniz ağrılara benzeyip benzemdiğine bakın, eğer benziyorsa ağrınızın kaynağını kendi kendinize tespit etmiş oldunuz. Not:parmağınız ile eklem-içi dokuları uyaramazsınız, eğer basınç sonucu bir yerde ağrı hissediyorsanız o eklem-dışı kaynaklı bir sorundur. Bu şekilde de şikayetlerinizin eklem-içi (kıkırdak yıpranımı, kireçlenme, menisküs) mi yoksa eklem-dışı mı olduğunu rahatlıkla ayırt edebilirsiniz.
    Eğer sıkıntılarınız eklem-dışı kaynaklı ise o zaman işaretlediğiniz bölgelere 15 dk. masaj uygulayın ve akabinde 15-20 dk. buz koyun ve bunu günde 4 defa yapın. Bu tarz rahatsızlıkların tedavisini buz ile yapabilirsiniz ancak buz koymadan önce o bölgeyi ısıtmalısınız, ısıtmadan buz koyarsanız ağrılarınız çoğalabilir. Eğer şikayetleriniz eklem-içi ise o zaman bacak kaslarınızı güçlendirmek için bir fitnes stüdyosuna başvurun veya evinize bir kondisyon bisikleti alın. Kaslarınız güçlenirse vücudunuzun ağırlığını daha fazla kaslar taşır buda kıkırdak gibi eklem-içi dokulara daha az yük binmesine sebep olur buda ağrılarınızın ciddi bir anlamda azalacağı anlamına gelir. Bunun yanında kilonuza dikkat edin ve egzersizlerinizi doğru ayakkabı ve doğru zeminde yapın.
    Sonuç

    Röntgen filminde eklem arası mesafe normal değerlerin altında görülüyorsa, bunu sıvı kaybı olarak değil kıkırdak yıpranması olarak yorumlamalı. Ekleme sıvı enjekte ederek bununla hem eklemin kendi üretimini iptale sürüklediğimizi hem eklemin tekerlek olmadığını, içine sıvı vey gaz pompalayarak eklem arasındaki normal mesafeyi geri getiremeyeceğimiz bilelim. Kıkırdak sağlığı için eklemin kendi üretimini tetiklemeye çalışalım ve ekleme dikey yük bindirmeyi ihmal etmeyelim. Koltuğumuzdan, yatağımızdan ayağa kalkıp kıkırdak dokularımızın sağlığı ve beslenimi için ekleme dikey yük bindirelim. Ağrılardan dolayı ekleme dikey yük bindiremiyorsanız o zaman yüzme ile egzersiz programınıza başlayın ve ağrılar azaldıkça programınızın dozajını yükseltin. Örneğin; bir sonraki aşama kondisyon bisikleti olur ve ondan sonraki aşamada da yürüyüşler ile ekleminize ihtiyaç duyduğu dikey yükü verirsiniz. Bir anda iyileşmeyi beklemeyin, en büyün hata sabırsızlıktır. Eklem yıpranımları yavaş yavaş zaman dilimi içinde gerçekleşir iyileşme sürecinide zamana bırakmalısınız. Merak etmeyin yi bir terapiste ve doktora sahipseniz eninde sonunda hedefinize ulaşırsınız.

    Ekleminizin sıvı ihtiyacını bedeninizin kendi üretimi ile karşılamasına özen gösterin, bu şekilde daha sağlıklı ve kalıcı sonuçlar elde edersiniz. Eklemlerinizin aktif olması iç organlarında yararınadır. Azalarınız bedeninizin dinamosudur, azalar ne kadar hareket ederse beynimiz ve iç organlarımız o kadar aydın yanar ve çalışır, o kadar sağlıklı ve enerji dolu olur, hareketsizlik ise bütün bedeni çöküntüye uğratır. Hareketli ve aktif bir hayat her yönüyle sizin lehinizedir lütfen aktif bir yaşantı yaşayın.

  3. #3
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.857

    Standart

    Kaç Çeşit Eklem Vardır – Eklemler Hakkında Bilgiler
    Eklemler
    Kemiklerin bağlanma yerleri olan eklemler üç grupta toplanır.

    a. Oynamaz Eklemler : Kafatası, kalça kemiği, leğen kemiği gibi iskeletin hareket etmeyen kısımlarındaki kemiklerde görülür. Eklemleşen kemikler çok sıkı bir şekilde birbirlerine testere dişi gibi girinti ve çıkıntılarla bağlanmışlardır. Eklem kapsülü ve sıvısı yoktur.
    b. Yarı Oynar Eklemler : Omurlar arasında ve göğüs kafesinde görülen eklemlerdir. Omurlar arasındaki kıkırdak diskler esneklik sağlanmasında yardımcı olur.
    c. Oynar Eklemler : Vücudun hareket işlevini üstlenmiş kemiklerde görülen, tam hareketli eklemler olup kol ve bacak kemiklerinde görülür. Eklemleri oluşturan kemiklerin uçları bağ dokusundan meydana gelmiş ortak bir kapsül ile çevrilidir. Eklem kapsülünün iç yüzeyi ince bir zar ile örtülüdür.
    Bu yapı yumurta akına benzeyen bir salgı meydana getirir. Eklem boşluğunda toplanan bu sıvı (= eklem sıvısı) eklem uçlarının kayganlığını sağlar. Eklem kemiklerinin baş kısmında bulunan kıkırdak tabakaları hareket sırasında kemiğin başlarının birbirine değerek aşınmasını önler. Eklem bölgesinde bir kemikten diğerine uzanan bağ dokusundan meydana gelmiş eklem bağı bulunur. Bütün bu yapılar ekleme sağlamlık ve hareket kolaylığı sağlar.

  4. #4
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.857

    Standart

    Giriş
    İki kemiğin karşılaştığı yere eklem denir. Eklemlerdeki kemik yüzeyleri ince bir kıkırdak tabakası ile kaplıdır. Bu kıkırdak bir örtü gibi kemik yüzeyini örter, ekleme yük bindiğinde kemiği darbelerden korur ve hasar görmesini önler. Kıkırdak aynı zamanda eklem yüzeylerinin pürüzsüz bir şekilde kaymasını sağlar. Eklem, sinoviyal zar adı verilen bir zarla çevrilidir ve bu zarın içinde kalan eklem boşluğu bir sıvı (sinoviyal sıvı) ile doludur, sağlıklı bir eklemde sinovial sıvı bir enjektörle alınamayacak kadar azdır. Bu sıvı, kıkırdak dokusunu beslerken, aynı zamanda eklem yüzeylerinin de kayganlığını sağlar. Böylece eklem hareket ederken, kıkırdak yüzeylerinin birbirine sürtünmesi önlenir. Bütün eklem, sinoviyal zarın dışında bulunan bir kapsülle çevrilidir. Bu kapsül, eklemi oluşturan kemiklerin gereğinden fazla oynamasını önler. Osteoartrit (halk dilinde kireçlenme), eklemleri tutan bir hastalıktır. Osteoartritte, eklemdeki kıkırdak tabaka düzgünlüğünü kaybeder ve incelir. Kıkırdağın altındaki kemik ise kalınlaşır ve kenarlarında osteofit (kemik çıkıntısı) adı verilen küçük kemik çıkıntıları oluşturur. Eklem içinde kıkırdaktan kopan serbest cisimler olur. Sinoviyal zar kalınlaşır ve eklem içindeki sinoviyal sıvı artar. Bu da eklemin şişmesine sebep olur. Eklem kapsülü ve kapsülün dışından geçerek eklemi kuvvetlendiren ligamentler (bağlar) kalınlaşırlar ve şişen eklemi korumak için kasılırlar. Bütün bunlar, eklemin kendisini tamir etmeye yönelik çabalarıdır. Ancak bu tamir çoğu zaman başarılı olmaz, giderek eklemde ağrı ve hareket kısıtlığı gelişir. Osteoartrit başlangıçta kıkırdak ve kıkırdağın altındaki kemiğin hastalığı iken hastalık ilerledikçe eklemle ilgili bütün oluşumları etkiler. Osteoartrit, tüm eklemleri tutabilir ancak en sık; diz, kalça, el, ayak, boyun ve bel eklemlerinde görülür. Yavaş gelişen bir hastalıktır. Hastayı rahatsız edici değişikliklerin oluşması genellikle yıllar sürer. Bazen eklemde küçük değişikliklerle sınırlı kalır ve günlük hayatı çok etkilemez. Bazen de çok ağır ve çok kısıtlayıcı olabilir. Ağır durumlarda kıkırdak iyice incelir, hatta kaybolur ve eklem içindeki kemik yüzey çıplak kalır. Korunmasız kalan bu kemik yüzeyler hareket sırasında birbirlerine sürtünürler ve aşınmaya başlarlar. Bu sırada kemikte osteofit oluşumu da artar. Sonuçta eklemde şekil bozukluğu gelişir ve eklem normal düzenini kaybeder. Osteoartritte sık görülen bir sorun da; kıkırdaktaki kalsiyum kristalleri eklem sıvısının içine dökülüp eklemde kızarıklık, sıcaklık ve şişlik gelişmesine neden olurlar. Bu duruma sinovit adı verilir. Tedavisi normal osteoartritden bazı farklılıklar gösterir.

    Osteoartritin sebepleri nelerdir?
    Osteoartrit gelişmesinde rol oynayan birçok etken vardır. Genellikle bu etkenlerden birkaçı birlikte bulunurlar. Ancak en sık görülen sebepler, eklemin aşırı yük altında kalması ile geçirilmiş eklem yaralanmalarıdır. Yaş, genetik faktörler, mesleki zorlanmalar, geçirilmiş eklem operasyonları, travmalar, duruş bozuklukları, eklemlerin kötü kullanılması osteoartrit gelişimine katkıda bulunan en önemli faktörlerdir. Hiçbir sebep olmaksızın da osteoartrit başlayabilir. Hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayan faktörler şunlardır

    Yaş: Osteoartrit genellikle 45 yaşından sonra başlar. 50’li ve 60’lı yaşlarda başlaması en sık görülen durumdur. 40 yaşından önce görülmesi ise nadirdir.

    Cinsiyet : Özellikle diz ve el eklemlerini tutan osteoartrit kadınlarda daha sık görülür.

    Şişmanlık : Birçok insanda özellikle diz ve kalçada gelişen osteoartritin en önemli sebebi şişmanlıktır. Şişmanlık nedeniyle ekleme aşırı yük binmesi, osteoartritin hızlı gelişmesine ve ağır seyretmesine sebep olur. Bu hastaların tedavisi oldukça zordur.

    Eklem yaralanmaları: Eklemin bir travma yada büyük bir ameliyat geçirmesi, yıllar sonra osteoartrit gelişmesine sebep olabilir. Doğuştan olan bazı eklem hastalıkları da ileri yaşlarda osteoartrit gelişmesine yol açabilir. Normalden fazla fiziksel egzersize maruz kalan eklemlerde de osteoartrit gelişebilir. Futbolcularda dizde gelişen osteoartrit, voleybolcularda parmak osteoartriti, güreşçilerde boyun ve omuz osteoartriti buna bir örnektir.

    Ayrıca bazı meslekler bazı eklemlerin daha fazla kullanılmasına sebep olur ve bu eklemlerde erken yıpranmalar olur.

    Kalıtım : Osteoartrit kalıtsal bir hastalık değildir, ama bazı osteoartrit tipleri ailesel geçiş gösterir. Parmaklarda görülen Heberden artrozu genetik geçişlidir. Spor yaralanmaları: Bazı sporlarda bazı osteoartrit tipleri daha sık görülür. Özellikle rekabete dayalı zorlanmalar, eklemlerde erken dönemde yıpranma ve yozlaşmalara sebep olur.

    Mesleki zorlanmalar: Ergonomik kurallara riayet edilmeden yapılan mesleki aktiviteler eklem ve bağları zorlayarak yıpranma ve yozlaşmalarına zemin hazırlar.

    Osteoartritin belirtileri nelerdir?

    Eklemde ağrı ve sertlik, en sık görülen belirtilerdir. Ağrı hareket sonrası ve akşama doğru artar. Eklem sertliği ise, dinlenme ile birkaç dakika içinde geçer. İlerlemiş hastalarda ağrı çok şiddetli ve sürekli hale gelebilir. Bu durumda ağrı dinlenmeyle yada gece azalmaz. Hatta ağrı o kadar şiddetlenir ki, tutulan ekleme göre, ayakkabı giymek gibi normal gündelik işleri yapmak bile güçleşebilir. Örneğin dizi tutan osteoartrit, merdiven inip çıkmayı ya da oturup kalkmayı, çömelmeyi zorlaştırabilir.

    Hareket kısıtlığı: Eklem eskisi gibi rahat ve normal hareket edemez. Hareket sırasında eklemde ‘çıtırtı’ duyulabilir. Eklemde şişlik: Kemikte gelişen osteofitler yada eklem içi sıvısında artış olması, eklemin şiş görünmesine sebep olabilir. Bu durumda eklem hassastır ve dokunulduğunda ağrı duyulur. Eklem sıvısı arttığında, eklemde; yumuşak, sıvı olduğu hissedilen bir şişlik ele gelir. Eklem çevresindeki kasların kullanılmamaya bağlı bağlı olarak atrofisi (erimesi) sonucu eklem olduğundan daha şiş görülür.

    Belirtiler genellikle zaman zaman hafifleyip zaman zaman artarak haftalar ve aylarca sürer. Bazı insanlarda egzersiz yapmak ve yorucu fiziksel aktivite şikayetleri artırırken, bazılarında ise yağışlı havalar ağrı ve sızılarda kötüleşmeye sebep olur.

    Osteoartritin tanısı nasıl konur?
    Belirtiler ve muayene bulguları, osteoartriti akla getirecektir. Röntgen filmleri de, osteoartrit tanısını doğrulamak için en yararlı tetkiklerdendir. Diğer romatizmal hastalıkları dışlamak için bazı kan tetkikleri (sedimantasyon, RF, CRP, alkalen fosfataz) yapmak gerekebilir. Osteoartrite bağlı omurilik kanal değişikliklerini görmek için MR ve/veya CT gibi ileri tetkikler gerekebilir.

    Osteoartritin tipleri nelerdir?
    Osteoartrit vücuttaki tüm eklemleri tutabilirse de, en sık tutulan eklemler; diz, kalça, el, ayak, boyun ve bel eklemleridir. Bu hastalıkların her biri ilgili bölümlerde anlatılacaktır.

    Dizi tutan osteoartrit
    Dizi tutan osteoartrit kadınlarda erkeklere göre daha sıktır. Daha çok 50 yaşından sonra görülür. Genellikle iki dizi birden tutar. Şişmanlık, dize gelen travmalar, geçirilmiş ameliyatlar dizde osteoartrit riskini en çok artıran etkenlerdir. Ağrı genellikle ilk belirtidir. Ağır olgularda dizde şekil bozukluğu oluşur ve diz eskisi kadar rahat açılamamaya başlar. Hasta çömelemez, merdiven inip çıkamaz hatta bazen yürümek bile imkansız hale gelebilir.

    Kalçayı tutan osteoartrit
    Kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür. Genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Bir yada iki kalça eklemini tutar. El parmaklarında osteoartrit bulunan kadınlarda kalçada da osteoartrit gelişme riski yüksektir. Doğuştan kalça eklemi hastalığı olanlar da yada çocuklukta bu eklemi tutan bir hastalık geçirmiş olanlarda ileri yaşlarda osteoartrit gelişebilir. Kalça osteoartriti genellikle sekonderdir yani herhangi bir sebebe bağlıdır.

    El eklemlerini tutan osteoartrit
    Kadınları daha sık etkileyen bu osteoartrit tipi, 40’lı ve 50’li yaşlarda, yani menopoz döneminde ortaya çıkar. Genellikle baş parmağın kökündeki eklemi ve parmakların uç eklemlerini etkiler. Hastalık ilk olarak ortaya çıktığında eklem kızarık, şiş ve ağrılıdır. Yıllar içinde yavaş, yavaş eklemlerde nodül adı verilen küçük şişlikler gelişir. Bu nodüller gelişimlerini tamamladıklarında ağrı da ortadan kaybolur. Ancak parmaklarda kalıcı şekil bozuklukları ortaya çıkar. Orta yaşlarda elde osteoartrit geliştiyse, ileri yaşlarda dizde yada başka eklemlerde de osteoartrit gelişme riski yüksek demektir. Bu tip osteoartrit kalıtımla yakın ilişkilidir ve aynı ailede birkaç kişide birden bulunabilir.

    Ayakta gelişen osteoartrit
    Sıklıkla ayak başparmağının kökündeki eklemi etkiler. Burada ağrılı şişlik oluşur ve eklem sertleşir. İleri dönemlerde yürümeyi güçleştirebilir. Buna halluks rijidus adı verilir.

    Omurgada gelişen osteoartrit
    Bel ve boyun osteoartritin en sık tuttuğu eklemlerdir. Bu durumda bel ve boyun ağrıları, kollara ve bacaklara vuran ağrılar görülür. Bel ve boyun hareketleri kısıtlıdır.

    Osteoartrit, toplumda çok sık görülen, kronik bir hastalıktır. Ancak her hastada aynı ağırlıkta seyretmez. Bazı hastalarda tek eklemde ve hafif olarak bulunurken, bazı hastalarda birkaç eklemde, daha ağrılı ve daha kısıtlayıcı seyredebilir. Yaşamın ileri derecede kısıtlandığı durumlar çok nadirdir. Doktorunuz sizde osteoartrit bulunduğunu söylüyorsa, bu mutlaka hastalığın giderek kötüleşeceği ve hayatınızı kısıtlayacağı anlamına gelmez. Ağrılı ve kısıtlı dönemleriniz olabilir, ama günümüzde osteoartritle başa çıkabileceğimiz birçok tedavi seçeneğine sahibiz. Doktorunuz sizin durumunuza en uygun tedaviyi seçecektir. Henüz osteoartriti tamamen ortadan kaldıracak tedaviye sahip değiliz. Ancak size uygun tedavi ile, şiddetli ağrı duymadan ve hiç kısıtlık yaşamadan, yada çok az kısıtlıkla, normal bir hayat sürdürebilirsiniz.




    İlgili Kelimeler Listesi: Osteoartrit Kireçlenme, eklem yozlaşması, eklem yetmezliği, sinoviyal, Osteoartrit, Osteoartritin sebepleri nelerdir, Osteoartritin belirtileri nelerdir, Dizi tutan osteoartrit,

    Not: Aşağıdaki mavi linklerden ilgili kelimeler için tek tıkla site içi arama yapabilirsinizProf.Dr. Turan USLU
    Attached Images Attached Images  

Visitors found this page by searching for:

omurlar arası sıvı kaybı bitkisel tedavi

kalca protei boslugu tedavisi

AKCİĞERİ ÇEVRELEYEN KAÇ TANE ZAR VARDIR

akciğerlerdeki kaygan sıvının adı

sürtünmeyi azalta bileceğimiz 5 örnek

menisküs sivisi gres yağı

eklem sivisinda protein miktari normal degerleri

eklem sıvısı iğnesi.adi

synoviel sıvı diz eklemimde eksik

dizde sıvı kaybi nasil olculur

dizde sıvı kaybı nasıl tedavi edilir

eklem sıvısı normal değerleri

dizdeki sivi kaybinda yapilan ignenin faydasi nedir

perikard sıvısı normal degerleri

dize sivi

vucutta dizlere sıvıyı hangi organ üretir

popodan vurulan igne nasil kana karisir

boşluk sıvıları

dize sıvı konulur mu

diz sıvılarıyla ilgili bitkisel ilaç

beyin omurilik sivisi basinç ölçüm iğnesi

vücuttaki eklem sıvısı nasıl ölçü

göz sıvısı içinde yüzen kapsül parçaları

vücut eklem sıvısı üretmesi

eklemlerdeki sıvıyı geri getiren ilaç

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
doğal tedavi, bitkisel tedavi, sağlık bilgileri, himalaya tuzu, epimediumlu macun, çay ağacı yağı, Aloevera, şifalı bitkiler, alternatif tıp, vücut sağlığı, tuz lambası, gazete haberleri

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169