Alıç Forte, Ginseng Forte, Ginkgo Forte
Kapat!
Lösemi, leukemia,kan hücrelerinin kanser hastalığına yakalanması
Toplam 8 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 8 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Lösemi, leukemia,kan hücrelerinin kanser hastalığına yakalanması

  1. #1
    admin Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Mesajlar
    208

    Standart Lösemi, leukemia,kan hücrelerinin kanser hastalığına yakalanması

    Lösemi, leukemia,kan hücrelerinin kanser hastalığına yakalanması





    Lösemi, leukemia:


    Lösemi kan hücrelerinin kanser hastalığına yakalanmasıdır, Burada akyuvarlar sürekli çoğalırlar. Buda gelişim ve yayılım şekli olarak ikiye ayrılır ve bunlara kronik ve akut lösemi denir. Akut lösemide akut lenf lösemisi (ALL) ve akut miyeloid (kemik iliği hücresi) lösemi (AML) olmak üzere ikiye ayrılır. Lenfozitler lenfbezleri, kemikiliği, dalak ve karaciğerde üretilir ve bunların sadece % 5 ?i kanda bulunur, % 95?i ise bu organlarda depolanmıştır. Lenfozitlerin tam oluşmadan (olğunlaşmadan) görev yerine gönderilir, fakat olğunlaşmadığından hiç bir işe yaramaz ve immün zafiyeti ortaya çıkar. ALL genelikle çocuklarda görülen bir kan kanseri türüdür. Genelikle 4 yaşından ihtibaren ALL görülür ve 100.000 kişide bir kişide ortaya çıkmaktadır. AML kemik iliğinin hücrelerinin bir önceki yapısı olan miyelositler (myelocyte) yabancılaşması sonucu ortaya çıkan bir kanser türüdür. Akut miyeloit lösemi genelikle yetişkinlerde görülür ve yaş ilerledikce daha sık görülür. İstattisliklere göre 100.00?de 15 kişi kan kanserine yakalanır .

    Löseminin sebepleri.
    Kan kanseri ortalama 100-120 gün yaşarlar, bu nedenle sürekli üretilmesi gerekir. Kan hücreleri kemik iliği tarafından yapılır ve bu kan yapıcı hücreler kemik iliği içinde dağılmış olan ana hücreler (mastcell) ve ön anahücreler tarafından üretilirler. Lenfozit hücreleri olğunlaştıktan sonra kana geçer, lösemili kişilerde ise genetik yapı bozukluğundan lenfozitler olğunlaşmadan kana geçer. Hiçbir foksiyonu olmadan bu hücreler sağlıklı hücrelerin çalışmasıda zorlanır. Yapısı bozulan bu hastalıklı hücreler sağlıklı hücreleri tahripeder ve onların yerini alır. AML yani akut miyeloid (kemik iliği hücreleri) lösemide ise kötü huylu ilik hücreleri sağlıklı ilik hücrelerini tahrip ederek onun yerine geçer.

    Löseminin en önemli sebepleri:
    1-) Çevre kirliliği; kimyasal ilaçlar, pestizitler, herbazitler
    2-) Radiyoaktif ışınlar (atom santırallarının çevresi)
    3-) Genetik bozukluklar
    4-) Kemoterapi
    5-) Virüsler

    Löseminin belirtileri:
    1-) Aşırı dermansızlık (iş gücü kayıbı )
    2-) Düşmeyen ateş
    3-) Yorgunluk
    4-) Gece terleme
    5-) Zayiflama
    6-) Sloğunluk
    7-) Kalp çarpıntısı
    8-) Nefes darlığı
    9-) Baş dönmesi
    10-) Karaciğer-, ve dalak şişmesi
    11-) Deride döküntü ve küçük kırmızı kanama noktaları
    12-) Lenfozitlerin diğer kann hücrelerinin dışladıkları ve tahrip ettikleri için kanamalar kolay kolay durmaz.

    Löseminin teşhisi:
    Yukarıdaki belirtilerin görülmesi halinde doktor tarafından kan testi ve kemik iliğinin muayenesi gerekir. Kemik iliği punksiyonu (kemik iliğinin alınması) leğen kemiğinin arkasından bir noktadan alınır. Bu işlem sırasında yetişkinlerde lokal narkoz ve çocuklarda tam narkoz uygulanır.

    Löseminin tedavisi:
    Akut lösemide ne kadar erken teşhis konur ve ne kadar erken tedaviye başlanırsa, başarı şansıda o oranda büyük olur. Ortodoks tıp?ta kemoterapi uygulanır ve bu 4 ana blok ve 1-2 yıl korunmak için kemoterapi uygulanır. Lösemi hemen beyine ve omuriliğe ulaştığı için kafatsınıada ışın tedavisi uygulanır. Kemoterapi ile beyin ve omuriliğe kanserli hücrelerin yayılması büyük oranda önlenebilmektedir. Akut miyloidik lösemide (AML) önce giriş tedavisi, sonra ana tedavi ve nihayet korunma tedavisi uygulanır. Bütün bu tedavi yöntemleri kemoterapi ile yapılır ve en az bir yıl bu tedavi sürer. Kemik iliği veya kandan eldeedillen ana hücreler (mastcell) transplantasyonu ile sağlıklı hücrelerkazanılır. Bu sağlıklı hücrelerin çoğalması ile kanser önlenir. Kemik iliği veya ana hücre trasplantasyonu ile yapılan tedavilerde büyük başarılareldeedilmş ve yan tesileri eskisine göre azaltılmıştır. Kemotepinin yan tesirlerini azaltmak ve immün sistemini güçlendirmek için yardımcı olaralçörekotu ve ZYEpreparatları, Gökçek Tonik veya Gökçek İksiri kulanılır. Gökçek Tonik'den günde 5 defa 100-150 ml alınırsa buda sindirim sistemini güçlendirir.

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.

    Alıntı abdulcabar Nickli Üyeden Alıntı
    12 Yaşındaki kızım Handan Ankara da lösemiden kemoterapi gördü, iyileşti dediler. Aradan 6 ay geçti kızım yeniden kötüleşmeye başladı. Alternatif tıpta bir şey var mı diye araştırdım doğal tedavi sitesini gördüm ve İbrahim beyi aradım. O da Rize de Mehmet beyin kızının da aynı problemi yaşadığını ve hatta çok daha ağır hasta olduğunu söyledi. Mehmet beyi aradım kızının Üniversite kliniğinde kemoterapi gördüğünü ve bu sürecin çok ağır geçtiğini ve kızının saçlarını tamamen kaybetini bir şey yiyip içemediğini ve de aynı anda tifo ya yakaladığını söyledi. Kızının bağırsakları tifo nedeniyle yapışmış ve iki defa bağırsak amaliyatı olmuş bu seferde bağırsakları çalışmaz olmuş. Gökçek İksiri kulandık tan sonra Kızının bağırsakları bir hafta içinde yeniden çalışmaya başlamış. Torbaya bağlı olan bağırsakları üç ay sonra amaliyatla içeri alınmış ve kızının saçları yeniden gelmiş ve sağlığı tamamen düzelmiş.
    Alıntı abdulcabar Nickli Üyeden Alıntı

    Mehmet beyin bu sözleri karşısında ben hemen iksir siparişi verdim. Kızıma düzenli olarak günde 5 defa 2 yemek kaşığı iksir ve günde 1 litre Gökçek Kan çayı verdik. İzmirde son yapılan tahlillerde hiçbir rahatsızlığı kalmadı ve tamamen iyileşti dediler. Ama ben yinede kızıma 3 ay daha iksir kürü yapmayı düşünüyorum. Bu arada İbrahim beyle çok sık görüştüm sürekli ondan bilgi aldım. Hatta kendi sık sık aradı gelişmeleri sordu. Almanya da iken beni arayıp gelişmeleri sorması bilgi alamsı ve bizimle ilgilenmesi örnek bir davranış. Kendisine ne kadar teşekkür etsek az. Allahıma şükürler olsun artık kızımın yüzü morarmıyor ve gayet sağlıklı.
    Konu igokcek tarafından (01-03-2012 Saat 20:32 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart

    Normal Kan ve Kemik İliği
    Kan plazma ve çeşitleri hücrelerden oluşur. Plazma genel olarak sıvı ve birçok kimyasal maddelerden: protein (albumin), hormonlar (tiroid hormonu), mineraller (demir), vitaminler (folik asid) ve bağışıklıktan sorumlu immunglobulinlerden oluşur. Hücre elemanları ise kırmızı kan hücresi, trombosit, beyaz kan hücresinden oluşur. Kanın tüm hücreleri kemik iliğinde yapılmaktadır.

    Kırmızı kan hücresi (Eritrosit=Alyuvar)
    Kana kırmızı rengini verir, görevi vücudun iptiyacı olan oksijeni taşımaktır. Alyuvarların kandaki normal değerleri: 4.5-4.9 milyon/mm3 tür. Alyuvarlar içlerinde hemoglobin (Hb) taşırlar. Hemoglobinin normal değerleri: 12.0-14.5 g/dl, hematokritin normal değerleri:

    Trombosit
    Kanın pıhtılaşmasını sağlar. Normal koşullarda kanamayı önler. Böylece vurma, çarpma durumunda kanama durur. Trombositlerin kandaki normal değerleri: 150.000-400.000/mm3 arasındadır.

    Beyaz kan hücresi (Lökosit = Akyuvarlar = WBC)
    Enfeksiyonlar mücadelede görevlidir. Vücudun bağışıklık sisteminin bir komponentidir. Bakteri ve virüsler ile mücadelede önemli fonksiyonları vardır. Enfeksiyon durumunda akyuvar yapımı artar. Sayı çok düşükse enfeksiyonlara yatkınlık artar.
    Akyuvarlar nötrofil, lenfosit, eozinofil, bazofil ve monositlerden oluşur.

    Nötrofil
    Primer olarak bakterileri öldürür.

    Lenfosit
    İmmun cevaptan sorumludur. T ve B lenfosit alt grupları vardır.

    Eozinofil
    Allerjik ve iltihabı reaksiyonlarda rol alır.

    Monosit (makrofaj)
    İmmun cevaptan özellikle virüs, mantar, tüberküloz gibi etkenlere karşı sorumludur.

    Akyuvarların (WBC) kandaki normal değerleri
    WBC: 5.000-10.000/mm3
    Nötrofil: (WBC'nin) %50-60'ı
    Lenfosit: (WBC'nin) %25-35'i
    Eozinofil: (WBC'nin) %1-3'ü
    Bazofil: (WBC'nin) %0-1

    Kemik iliğinde kök hücresinin farklılaşması, çoğalması ve olgunlaşması sonucu yapılan tüm hücreler kanımıza salınır. Bu hücreler ancak olgun şekillerde vazifelerini yapabilir ve enfeksiyonlarla mücadele edebilirler.

    Lösemi nedir?
    Kan kanseri olarak da adlandırılan lösemi, kan hücrelerinin yapıldığı ve kemiklerin ortasını dolduran doku olan kemik iliğinin hastalığıdır. Kan hücrelerinin hatalı, başı boş, kontrolsüz yapımı sonucu oluşur. Lösemide kan hücreleri hep genç, ilkel kalır ve durmadan çoğalırlar. Bu ilkel şekildeki hücrelere blast denir.

    Blast Nedir?
    Blast hep genç, ilkel kalan ve vazifesini göremeyen beyaz kan hücresine denir.
    Löseminin cinsine göre adlandırılırlar: Lenfoblast, miyeloblast, monoblast gibi.
    İnsan yaşamında olduğu gibi kemik iliğinde de hücreler yapılır (doğar), büyür, olgunlaşır, çoğalır, kana verilir, vazifelerini görür ve ölürler. Aslında yeni doğan hücrede bir blasttır. Ancak bu blastlar kemik iliğinin 100 hücresinin 5'inden azdır ve olgunlaşmasını sürdürür. Lösemide ise hücrelerin hemen hepsi %20-%100'ü genç ve sorumsuzdur. Sayı olarak hızla ve dengesiz bir artış gösterir. Mikroskopta blastlar tipine göre farklı özel bir görünümdedir.

    Lösemi belirtileri nelerdir?
    Kemik iliğinde "lösemi blastları" ortaya çıkıp sürekli artmaya başladığında, bu artış giderek bir istilaya dönüşür. Kemik iliğinde bir yaşam kavgası başlar. Ancak bir süre sonra lösemi blastları her köşeyi kaplar. Artık kana renk ve dokulara oksijen veren kırmızı kan hücreleri, infeksiyonları önleyen beyaz kan hücreleri, kanamaları durduran trombosit hücreleri yoktur. O zaman çocukta ilk belirtiler ortaya çıkmaya başlar.
    Kansızlık: Kırmızı kan hücreleri yapılamadığından hasta soluk, halsiz, iştahsızdır. Çabuk yorulur. Çünkü kalp, beyin, kaslar oksijensiz kalmıştır.
    Kanama: Burun kanaması, dışkı-idrarda kanama, deride morluklar, kırmızı mor noktalar, çürükler gibi belirtiler olabilir. Çünkü, artık kanamayı durduran trombositler yoktur veya çok azalmıştır.
    Ateş ve infeksiyon: Olgun beyaz kan hücreleri olmadığı için vücut müdafaasız kalır ve tüm mikroplar vücudu işgal edebilir.
    Diğer organ tutulum bulguları: Hastalarda blastlar kemik iliğinden kana dökülürler. Bu hastaların kan sayımında çok yüksek sayıda beyaz kan hücresi-blast çıkabilir. Normalde 4.000-10.000/mm3 olan sayı 100.000/mm3'ü aşabilir. Bazı hastalarda ise çok az sayıda blast kana geçer. Kana karışan blastlar vücudun tüm dokularına yayılabilir. Ama beyin, testis gibi bazı yerleri de özellikle seçerler. Beynin lösemi hücreleri ile tutulumu sonucu baş ağrısı, bulantı, kusma, çeşitli sinir felçleri (yüz felci, ayaklarda felç) görülebilir. Erkeklerde yumurtalıkların tutulumu ile bu bölgede şişlik, kızarıklık, ağrı olabilir.
    Lenf bezlerinde büyüme: Lösemi hücreleri lenfatik sistemi tutar ve bu bezlerde büyüme, sertlik olur, gözle görülür ve muayenede ele gelir. Kulak arkası, çene altı, boyun, koltuk altı, kasık gibi bölgelerdeki lenf bezleri tutulur.
    Karın şişliği: Lösemik hücrelerin karaciğer, dalağı istila etmesi ile bu organlarda büyüme olur. Karın ağrısı, gerginlik, şişlik görülebilir.

    Lösemi tipleri ve sıklığı:
    Çocukta lösemi aslında çok nadirdir. Yüzbin çocuktan sadece 3-5'inde olur. Her yüz lösemili çocuktan yaklaşık %75'inde "Akut Lenfoblastik Lösemi" (ALL), %20'sinde "Akut Miyeloid Lösemi" (AML), %15'inde "Kronik Miyeloid Lösemi" (KML) vardır. Yani lösemi tek tip bir hastalık değildir. Bayaz kan hücrelerinin çeşitli alt gruplarından çıkışlarına göre isim alırlar (nötrofil, lenfosit, monosit v.b).
    Eğer hastalık birden başlar, gürültülü, hızlı bir seyir gösterirse ve hızla ilerliyorsa buna "Akut" lösemi denir. Buna karşın sinsi, yavaş ve bazen de tesadüfen ortaya çıkıyorsa, "Kronik" lösemi adını alır. Kronik lösemide kemik iliği, blastların yanında yeterli, normal hücre de üretir. Bu da kemik iliğine yayılma eğilimi gösteren lösemi hücrelerinin tespit edilmesini geciktirir.

    Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL)
    Çocuklarda en sık görülen tiptir. "Lenfosit" adını alan beyaz kan hücrelerinin genç formunun kontrolsüz çoğalması ve işgali ile oluşur. Kısaca ALL diye bilinir. Hücre tiplerine göre L1, L2, L3; yüzey işaretlerine göre de B ve T hücreli olarak ayırt edilir. Genellikle 2-8 yaşlarda olur. Ancak her yaşta da görülebilir. Bilinmeyen nedenlerle erkek çocuklarda kızlardan daha sıktır.

    Akut Miyeloid Lösemi (AML)
    Çocukluk çağı lösemilerinin %20'sini oluşturur. AML diye de adlandırılır. Nötrofil, monosit gibi beyaz kan hücrelerinin infeksiyonlarla mücadele ile görevli tiplerinden kaynaklanır. Hücre tipine göre M0, M1, M2, M3, M4, M5, M6, ve M7 olarak ayırt edilir.

    Kronik Miyeloid Lösemi (KML)
    Bu tip de çocukların değil, erişkinlerin hastalığıdır. Çocuklarda çok nadirdir. Miyeloid seri de denen beyaz kan hücrelerinin hel olgun, hem de ilkel tipleri çoğalır. Sinsi bir gidiş gösteren bu tip lösemiye genelde tesadüfen veya hızla büyüyen dalak-karaciğerin neden olduğu sorunlarla tanı konur.

    Lösemi neden gelişir?
    Löseminin kesin nedeni bilinmektedir. Ancak çeşitli faktörler lösemi gelişiminde risk oluşturabilir.

    Yüksek doz radyasyon
    Japonya'da atom bombası atıldıktan sonra lösemi insidansında belirgin bir artış oluşmuştur (normalden 20-25 kez daha fazla). Bir kişi hamilelik döneminde röntgen çektirirse bebekte lösemi gelişme riski artabilir.
    Hodgkin hastalığı nedeniyle ışın ve kemoterapi almış hastalarda 2-12 yıl içinde lösemi gelişme riski %5-10 oranında artar.
    Fanconi Anemisi, Nörofibromatoz, Ataksi-Telenjiektazi'si olanlarda artmış risk vardır.
    Kronik Miyeloid Lösemili hastaların %90'ında kromozom anomalisi (filadelfia kromozomu) bulunur. Tedavi ve kemik iliği nakli ile düzelebilir.

    Kimyasal ajanlar ve ilaçları
    Bir çok kimyasal ajan ile lösemi gelişimi arasında ilişki bulunmuştur. Bazen, gazolin ile uzun süre temas sonucu 20 kat fazla lösemi riski görülür.

    Virüsler
    Retroviruslar (RNA tümör viruslar), EBV, HLTV-1 lösemi oluşturabilir.

    Tanı (Teşhis)
    Yukarıda sıralanan (kansızlık, ateş, kanama vb.) bulgularla doktora getirilen hastaya kesin tanı için bazı testlerin yapılması gereklidir. Çünkü infeksiyöz mononükleoz (öpücük hastalığı), bademcik iltihabı, kansızlıklar, romatizma, menenjit, diğer kanserler, kedi tırmığı hastalığı gibi bazı hastalıklar lösemiyi taklit edilebilir.
    İlk yapılacak işlem "kan sayımıdır". Sıklıkla parmak ucundan, bazen damardan alınan kandaki hücre sayıları özel yöntemlerle saptanır (kırmızı kan hücresi-bunu gösteren hemoglobin ve hematokrit, beyaz kan hücresi, trombosit).
    Ayrıca bir damla kan lam denen camlara yayılıp boyanarak mikroskopla incelenir. Uzman bir doktor bu kan hücrelerini inceleyerek belli bir sonuç çıkartabilirse de esas tanı kemik iliği incelemesi ile konur.

    Kemik iliği aspirasyonu
    Kemik iliğini alma işlemi kısa ve zararsız bir olaydır. Ağrı olmasını önlemek için yapıldığı bölge özel ilaçlarla uyuşturulur veya hasta uyutulur. Hasta yüzü koyun yatırılır, kalça bölgesi uygun maddelerle temizlenir ve mikroplardan arındırılır ve uyuşturulur. Daha sonra özel bir iğne ile kalça kemiğinden çok az miktar kemik iliği (enjektör içine) emilir ve aynen kan gibi cam üzerine yayılır, boyanır ve mikroskopta incelenir. Bu incelemede hem löseminin olup olmadığı, hem de tipi belirlenir. Bazen buna ilave bazı kan ve kemik iliği, gen testleri gerekebilir.
    Ayrıca blast hücrelerinin nereleri işgal ettiğini araştırmak içinde bazı testler yapılır. Akciğer filmi, karaciğer-böbrek testleri ve bel suyundan örnek alıp bakmak anlamına gelen "lomber ponksiyon" işlemleri yapılır.

    Lomber Ponksiyon
    Beyin-omurilik sıvısının incelenmesi beyin dokosunun lösemi hücreleri ile tutulumunu gösterir. Lomber ponksiyon için hasta oturur veya yatar pozisyonda ve doktora arkası dönük olarak yerleştirilir. Bel bölgesi temizlenir, uyuşturulur ve özel bir iğne ile girilerek bel suyundan birkaç damla örnek alınır. Bu sıvıda kan gibi cama yayılır, boyanır ve mikroskopla bakılarak blast olup olmadığı araştırılır.
    Normalde hiç bir hücre yoktur. Varsa beyin-omurilik tutulumundan söz edilir.
    Yumurtalıklar (testis) doktor tarafından muayene edilmelidir.
    Şişme, renk değiştirme blastların işgaline işaret olabilir.

    Kateter Uygulaması
    Çocuklara acı veren iğne batırılarak parmak ucundan veya damardan kan alma işlemi yerine veya ilaçların, kan ve kan ürünlerinin deri-deri altı dokulara kaçmadan damar yoluyla verilebilmesi için derin damarlara kateter uygulaması (Hickman, Groschong) yararlıdır. Kateter narkoz altında göğsün sağ veya sol bölgesinden çıkış noktası bulup boyun kısmından derin damarlara yerleştirilir. Haftada 1-2 kez bakımı ve pansumanı gereklidir.

    Hastaneye yatış ve tedavi
    Bu önemli, ciddi, ancak iyileşmesi mümkün hastalıkla ilk mücadele, hastanede yapılmalıdır.
    Bu dönemin bazı özellikleri ve safhaları vardır.

    1- Lösemi tanısının aileye söylenmesi:
    Mutlaka en zor dönemlerden biridir. Kıymetli evladının özellikle adı nedeniyle çok ürkütücü olan bu hastalığa tutulduğunu öğrenmek anne/baba için zor ve kabullenmesi güç bir durumdur. Bu anı anne/babaların tümü en zor dakika olarak tanımlamaktadırlar. Ancak tanının anne/babaya uygun ve doğru bilgilerin eşliğinde aktarılması doktorun önemli görevidir. Beraberinde psikiyatrist ve psikolog, sosyal uzman ile beraber konunun uzmanı bir doktor aileye tanıyı aktarır ve hastalığı tanıtır. Ayrıca anne/babanın sorularını da cevaplayarak birlikte mücadelenin ilk adımını atar.

    2- Çocuğun hastaneye yatışı:
    Hastaneye kabülü ile çocuk yepyeni bir dünyaya adımını atar. Yepyeni insanlar, garip aletler, canını da yakan birçok işlemlerle karşılaşır. Çevresi de kendisi gibi çocuklarla doludur. Onlarla ve yeni yaşamıyla bir denge sağlamaya çalışır. Özellikle küçük ise ilk günler sürekli bir isyan halindedir. Ağlar, bağırır, hiç kimseye yakınlık göstermez. Belki yalnız annesine inanır. Daha sonra bir kabullenme ve çevreye yönelme devri başlar. Hala ağrılı işlemler onu rahatsız eder, ama çevresiyle daha ilişkilidir. Bu dönemlerde doktor, hemşire yanında psiko-sosyal ekip de çocuğa ve anne/babaya destek olmalıdır.
    Bütün çocuklar hastalıklarını da bilmek isterler. Anlayabileceği dille bilgi verilmelidir. Özellikle uzak kaldığı okulu, arkadaşları onu çok üzebilir. Yaşa göre oyun odaları veya okul dersleri ile ilişkisini sürdürebilecek bir hastane okulu çok yararlı olacaktır. Ayrıca meşguliyet eğitiminin yanında odalara özellikle mutlak izolasyon dönemlerinde konacak televizyon, bilgisayar, resim malzemesi çocuk için son derece faydalıdır. Oda meşguliyetlerinde psikososyal ekip ve anne de görev alır.
    Uzun yatak istirahatlerinin sonucunda ortaya çıkacak kas erimesini önleyebilmek için egzersizler, bisiklet kullanımı, fizyoterapistler eşliğinde uygulanmaktadır.

    Lösemi tedavisi:
    Hastalığın tedavisi mümkündür. Ancak mutlak olarak anne/baba, çocuk ile doktor/hemşire/psiko-sosyal ekibin işbirliği şarttır.

    Tedavide çeşitli yöntemler kullanılır.
    a) Kemoterapi (ilaç tedavisi)
    b) Radyoterapi (ışın tedavisi)
    c) Destekleme tedavisi
    d) Kemik iliği nakli

    Doktorunuz çocuğunuza uygulayacağı tedaviyi bir çok özelliği göz önüne alarak seçecektir: tedaviyi kaldırabilmesi, hastalığının tipine göre en uygun tedavi seçimi v.b. dikkate alınacaktır. Amaç hastalığı iyileştirmektir. Aynı tanıyı alsalar bile sizin çocuğunuz diğerlerinden farklıdır. Asla hastaları ve hastalıklarını birbirleri ile mukayese etmeyin.

    A) Kemoterapi (ilaç tedavisi)
    Lösemi tedavisinde ilaçla tedavi çok önem taşır. Her gün daha yeni ve etkili ilaçlar bulunmakta ve kullanılmaktadır. Lösemide tipi ne olursa olsun ilk hedef, lösemi, "blast"larının işgalindeki kemik iliğini, yoğun ilaç tedavileriyle temizlemektir. Bu dönemde hasta değişen sürelerde ama mutlaka hastanede tutulmalıdır. Anne-baba-çocuk bu güç dönemi beraber atlatırlar. Damardan, ağızdan alınan ve ayrıca bel iğnesi ile verilen bir çok ilaç kullanılarak blastlara karşı savaş kazanılmaya çalışır. Bu döneme "HÜCUM" dönemi (indiksiyon da) demekteyiz.
    Başarı sağlanırsa hedeflenen; kemik iliğinin uykuya sokulması "REMİSYON" ve blastlar yok edilerek yerini işe yarar iyi hücrelerin (kırmızı kan hücresi, beyaz kan hücresi, trombosit) almasıdır. ALL'li 100 çocuktan 90'ı AML'li 100 çocuktan 75'i "Remisyon"a ulaşacaktır.
    İndiksiyon dönemini tamamlayan çocuklara sağlanan uyku dönemini daha da sağlamlaştırmak için bir "SAĞLAMLAŞTIRMA" (konsolidasyon) tedavisi uygulanır. Artık hastalığa karşı ilk zafer kazanılmıştır. Ancak hastalığın blast hücreleri beyin-omurilik gibi ilaçların çok iyi ulaşamadığı yerlere saklanabilirler, hatta ilk başlangıçta bile buraları tutabilirler. İlaçlarımızı onlara ulaştırmak için "lomber ponksiyon ve bel iğnesi (intratekal)" tedavi yapılır. Direkt olarak bel suyuna ilacımızı vererek saklanmış blastlara yüz yüze mücadele yapma şansını sağlarız. Aynı amaçla ikinci bir uygulama da başa (beyine) ışın tedavisi uygulamaktır. Bu tedaviye "Radyoterapi" denir.

    Lösemide sık kullanılan ilaçlar, kullanım şekli:
    Prednizolon / damar içi, kas içi ve ağız yolu
    Vincristine / damar içi
    L-Asparaginase / deri altı, kas içi (damar içi)
    Cyclophosphamide / damar içi
    Daunorubicine / damar içi
    6-Mercaptopurine / ağız yolu
    Methotrexate / damar içi, ağız yolu, intratekal
    Aclarubicin / damar içi
    Cytosine Arabinoside / damar içi, deri altı
    Etoposide / damar içi
    Thioguanine / ağız yolu
    Mitoxantrone / damar içi
    Amsacrine / damar içi

    Lösemide kullanılan ilaçların yan etkileri:
    Lösemi tedavisi şarttır, ancak ilaçlar iki tarafı keskin kılıç gibidir. Bozuk lösemi hücrelerini yok edip öldürdükleri gibi sağlam dokulara da zarar verebilmektedir. Tedavi sırasında istenmeyen etkiler görülmektedir.

    Erken dönemde görülen yan etkiler:
    Bulantı ve kusma:
    Genellikle sitostatik ilacın verilmesinden 4 saat sonra gelişir ve 2 gün kadar sürer. Günümüzde bulantı kusmayı azaltıcı ilaçlar yararlı olabilir. Bulantı oluşumunun nedeni mide-barsaktaki hücrelerin zedelenmesi sonucu ortaya çıkan serotonin adlı hormondur.
    Serotonin hormonunun sinir sistemi uyarısı ile beyindeki bulantı kusma merkezi uyarılır ve sonuç olarak bulantı-kusma gelişir.
    Bulantı-kusma olduğunda ilaçlara ilâve olarak bazı önlemler yararlı olabilir. Besinler soğuk, ılık yenmeli, sıcak olanlardan kaçınılmalıdır. Ağır, yağlı, tatlı, tuzlu, baharatlı, karışık besin alınmamalı, limon sıkılmalı, patates, pirinçli gıdalar, elma, muz gibi meyveler tercih edilmelidir.
    Ağır kokulardan uzak durulmalı, temiz hava alınmalı, müzik, televizyon, oyunlar ile dikkat başka alanlara çekilmeli ve uyumaya çalışılmalıdır.

    Saç dökülmesi:
    Kimi hastaların saçları tamamen dökülebildiği gibi bazılarının ki daha az etkilenir. Kaşlar, kirpikler, vücudun muhtelif yerlerindeki tüyler de dökülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu durum geçicidir ve saçlar daha gür ve yumuşak olarak tekrar çıkacaktır.
    Saçlar neden dökülür? Aslında saçın kendisi canlı değildir; saçlı deride bulunan saç hücreleri bu saçları üretir. Sitostatik ilaçlardan bu saç hücreleri zarar gördüğü için saçlar dökülür. Hücreler yenilenince saçlar tekrar çıkar.
    Tedavi sırasında hastanın saçları kesilirse, dökülen saçlar etrafa saçılmaz ve rahatsızlık vermez. Ancak saçlar psikolojik nedenlerle kestirilmek istenmezse daha dikkatli bakım ister. Saçlar ılık su ile tahriş etmeyen şampuanlar ile yıkanmalı, jöle, lastikli toka v.s. kullanılmamalıdır. En iyisi bone takmaktır. Bu dönemde peruk takılabilir.

    İnfeksiyonlara artmış eğilim:
    İlaçların başlıca yan etkisi enfeksiyonlara sık ve ağır olarak yakalanmadır.
    Tedavi sırasında gerek savunma sisteminin diğer hücreleri, gerekse akyuvarlar sayıca azalacağı ve fonksiyonları da bozulacağı için vücut direnci bozulur ve solunum yolu, idrar yolu, barsak, mukoza infeksiyonları da artar. Enfeksiyon etkenleri olarak viruslar (Herpus uçuk virusu, CMV, EBV, parvovirus) mantarlar (candida ve aspergillus) ve bakteriler (Gram (+) ve Gram (-), anaerobik) sayılabilir.

    Kendimizi İnfeksiyonlardan nasıl koruyalım?
    - Besinlerimizi ihmal etmeyelim, düzenli beslenelim.
    - Kendimizi aşırı yormayalım.
    - İnfeksiyonu olan kişilerden uzak duralım. Okul, kreş, otobüs, toplantı gibi kalabalık ortamlara girmeyelim.
    - Canlı aşı uygulanmış (felç aşısı) kişilere yaklaşmayalım.
    - Durgun su kullanmayalım.
    - Temizliğe (banyo, diş, ağız, tuvalet v.s.) dikkat edelim.
    - Besinleri hep taze, her öğünde pişmiş olarak tüketelim. Sütlü gıdaları kaynatarak yiyelim. Soyulmuş muz, elma gibi meyve haricindeki sebze, meyveleri pişirip yiyelim.
    - Çiçek ve süs bitkileriyle yakın temas etmeyelim.
    - Sık sık ellerimizi yıkayalım.
    - Banyo küvetinde yıkanmak yerine duşu tercih edelim.
    - Tuvalet yaptıktan sonra o bölgemizi sabunlayalım.

    Hangi durumlarda acilen doktora, hastaneye başvuralım?
    - Ateş 38 C° dereceyi geçerse
    - Öksürük, boğaz ağrısı olursa
    - Aşırı terleme veya üşüme hissi duyulursa
    - Sık idrar ve ağrılı idrar yapma
    - Deride sivilce gibi kızarıklık, ısı artışı gelişen durumlar
    - Yanıklar
    - İshal gelişirse

    Halsizlik, Yorgunluk
    Kemoterapinin geçici yan etkilerindendir. İlaçlar kemik iliğine zarar verir ve daha az alyuvar üretebilir, daha az oksijen vücuda taşınabilir. Bu kaslarda kuvvetsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu yaratabilir.
    Yine yetersiz beslenme, azalmış uyku, ağrı, korku, sinirlenme ve psikolojik olarak etkilenme sonucu da gelişebilir.

    İştahsızlık
    Tedaviye bağlı tat alma hissinde azalma, çiğneme ve yutma güçlüğüne bağlı gelişir. Genellikle bulantı ve kusma ile birliktedir. İştahsızlığı azaltmak için besinler sık sık az miktarlarda yenmelidir.
    Kahvaltı ihmal edilmemeli, besinler özenle iştah açıcı şekillerde sunulmalıdır. A ve C vitaminlerden zengin tablet veya besinler alınmalıdır.

    İlaç Sızıntısı
    Bazı ilaçlar damara verilirken dışarı sızarlarsa yakarlar ve kötü yaralar açarlar. Bu tip ilaçlar uygulanırken dikkat edilmeli ve acı hissinde doktor, hemşire uyarılmalıdır.

    Sarılık/Böbrek Sorunları
    Nadirdir. Uygun testlerde izlenerek gerekli tedbirler alınır.

    Havale
    Nadiren hastalarda özellikle bel iğnesi ve radyoterapi esnasında görülür. Uygun ilaç değişimi ile düzene sokulur. Bazen de beyin tutulumunun işaretidir.

    Kalp ile ilgili sorunlar
    Bazı ilaçlar kalbi de etkileyebilir ve kalp kasını bozabilir. Bu durumda o ilaca devam edilmez.

    Mide ağrısı - Yanma/Kusma
    Özellikle prednol gibi kortikosteroid alanlarda olur. Uygun ilaçlarla düzeltilir.

    Kan şekeri artışı
    Bazı ilaçların yan etkisidir. Uygun diyetle ve tedavi ile düzeltilir.

    Ağızda yaralar
    Uygun ağız bakımı ve ilaçlarla düzeltilir.

    Geç dönemde görülen yan etkileri:
    Büyüme-gelişme geriliği
    Alınan yoğun tedaviler, özellikle kemik iliği nakli sonrası görülebilir. Büyüme yavaşlayabilir. Radyoterapi sonrası bazen çocuğun okul başarısı etkilenebilir. Işınlama 2 yaşın altında yapılmaz.

    Kısırlık
    Normal şartlarda çok nadirdir. Ancak yoğun tedaviler, kemik iliği nakli sonrası kaçınılmazdır.

    Graftın alıcıyı reddi
    Kemik iliği nakli sonrası deri, karaciğer sorunları ve ishale giden bir tablodur. Özel ilaçlarla korunma ve tedavisine çalışılır.

    Katarakt
    Kemik iliği nakli sonrası görülebilir. Uygun cerrahi müdahale ile düzeltilir.

    B) Radyoterapi (ışın tedavisi):
    Işın tedavisi 2-3 hafta sürer. Her hafta belli sürelerle uygulandığı "DEVAM (İDAME)" dönemi izler. Artık hasta normal yaşamına döner, okulu, arkadaşları, ailesi ile günlük uğraşlarını sürdürür. Bazı ilaçları sürekli ağzından uygularken, diğerlerini aylık ziyaretlerle hastanede alır. Bu dönem 2-3 yıl sürer ve sonuçta her şey yolunda giderse şifaya ulaşır.

    Ancak bazen her şey bu kadar düzenli gitmez ve uyuyan lösemi blastları bazen kemik iliğinde, bazen beyinde, bazen yumurtalıkta yeniden uyanır. Biz buna "TEKRARLAMA (RELAPS)" dönemi deriz. O zaman kemoterapi yanında kemik iliği nakli gibi başka yöntemlere de yönelmek genellikle gerekecektir.

    C) Destekleme tedavisi:
    Büyük bir harbe benzetebileceğimiz ve hem hasta, hem aile, hem de doktor için büyük bir mücadele dönemi olan hücum ve sağlamlaştırma dönemlerinde sorun yalnız lösemi değildir. Verilen ilaçların yan etkileri, lösemi ve tedavisi ile boşalan ve henüz gerekli hücrelerini yapamayan, hırpalanmış bir kemik iliğinin getirdikleri de problem doğurabilir. Özellikle trombositlerin yokluğu kanamalara ve beyaz kan hücrelerinin (lökosit) yokluğu da infeksiyona yol açabilir. Bunun için kan merkezlerinde trombositlerin ayrılması ile elde edilen "trombosit süspansiyonları" verilerek kanamaların oluşumu önlenebilir. Trombosit süspansiyonları hücre ayrım cihazları ile (cell seperator) sağlıklı seçilmiş vericilerden hazırlanır. Ne yazık ki aynı şey lökositler için geçerli değildir.

    Lökositlerin ayrılması ve uygulanması denenmişse de çok fazla sorun doğurduğu görülmüştür. Onun yerine hastayı enfeksiyondan korumak için beyaz kan hücreleri yükselene dek temiz, giriş-çıkışı kısıtlanmış özel odalarda tutma yoluna gidilmiştir. Bu esnada gerek anne-babalara, gerekse doktor, hemşire, sağlık personeline büyük görev düşmektedir. Şu noktalar asla ihmal edilmemelidir:
    - Odaya giren her kimse mutlaka elini en azından sabunla, daha iyisi uygun mikrop kırıcı (antiseptik) sıvılarla yıkamalıdır.
    - Ayakkabı ve giysilerle dış ortamın mikropları içeri taşınabilir. Bunun için maske, eldiven, galoş (ayakkabı üzerine giyilen lastik kılıf), önlük gibi koruyucu malzeme mutlaka kullanılmalıdır.
    - Hastaların kendi derileri, ağız-mide-barsak sistemleri de mikrop kaynağı olabilir. Onun için hasta sık sık yıkanmalı, en azından derisi silinmeli, ağız bakımı muntazam yapılmalı, doktorunuzun önereceği ilaç ve gargaralar muntazam kullanılmalıdır. Hastanın yiyecekleri ve suyu özellikle lökositleri düşükse mutlaka kaynatılmalı, pişirilmelidir.

    Eğer infeksiyon ortaya çıkarsa uygun antibiyotikler ve gerekirse mantar ilaçları ile tedavi yapılmalıdır.

    D) Kemik iliği nakli:
    Son yılların en büyük keşfi basit olarak sağlam bir kişiden alınan kemik iliğinin iyice tedavi edilmiş (kemoterapi, radyoterapi görmüş) hastaya verilerek onun hasta kemik iliğinin yerini almasını sağlamaktır. Böylece artık kemik iliğinde lösemik blastlara yer kalmaz ve hasta şifaya kavuşur. Bu yöntemle hastalığı tekrarlamış her 10 ALL'den 5'i (ALL'de ilk remisyon uyuma dönemi bozulmadan sürerse kemoterapiye devam edilir. Kemik iliği nakline gerek yoktur.) kurtulur. AML'de ise ilk remisyonda kemik iliği nakli uygun olur ve her 10 hastadan 6-7'si bu yöntemle kurtulabilir. Ancak bu işlem o kadar da kolay olmayabilir. Yaklaşık 4-6 hafta hasta tamamen mikropsuz bir ortamda korunmalıdır. Ayrıca kanama olmasın diye trombosit süspansiyonları da verilmelidir.

    Kemik iliği nakli için öncelikle, bir verici bulunmalıdır. Bu verici ideal olarak kardeştir. Ancak öncelikle "doku uygunluğu testi" yapılır. Uygun verici aranır. Bazen hastanın kendi kemik iliği de remisyonda iken alınıp, blastalardan temizlenip dondurularak saklanır ve gereğinde kullanılır. Verici çok nadiren yakın akrabalar veya dokusu uygun yabancılar da olabilir. Eğer verici hastanın kardeşleri veya yakınları ise bu tip kemik iliği nakline "allojenik" kendi kemik iliği ise "otolog" denir. Bunun yanında bazen verilen kemik iliği hastayı, bazen de hasta verilen kemik iliğini kendine uygun bulmaz. Bu da ya kemik iliğinin reddi (graft versus host hastalığı-GVHD) ya da hastanın kemik iliğini reddi ile sonlanır (rejeksiyon). Bazen de lösemi her şeye rağmen geri gelir (relaps). Yine de şifa şansı vardır. Kemik iliğini veren kişiye hiç bir zararı yoktur. Sadece 30-45 dakikalık bir anestezi ile kemik iliği alınır. Bunun dışında normal yaşamını sürdürür.

    Tedavilerini tamamlayan hasta artık yaşıtları arasına karışır. Özellikle 5 yılını doldurduğunda her şeyi geride bırakır. Geleceğe yönelir.

    3- Ailenin diğer fertleri ve kardeşleri:
    Özellikle evde kalan çocuklar çok önemli bir sorun oluşturabilir. İlk dönemde ailede bir sorun olduğunu hisseden kardeşlerde korku ve kargaşa hissi kaçınılmazdır. Kardeşlerinin hasta olduğunu anlamasalar dahi; onun yokluğunu anne-babanın huzursuz ortamı, evden uzaklaşmaları onları çok rahatsız eder. Bu aşamada onların sorunlarına ciddi ve tatmin edici cevaplar vermek, onları dinlemek gerekir. Küçük yaştakiler basit açıklamalarla yetinirken, büyük çocuklar detaylarını sorabilirler.

    Onlara löseminin ciddi ve özel ihtimam gerektiren bir hastalık olduğunu anlatmak, duygu ve düşüncelerini paylaşmak, sırdaş olarak almak çok yararlı olabilir. Kardeşlerinin tedavisinde rol oynamak onların terk edilmek ve suçluluk gibi duygulara saplanmasını da engelleyebilir. Hatta uygun şartlarda hastanede kardeşlerini ziyaret etmeleri de sağlanmalıdır. Böylece onunla olan ilişkileri daha canlı sürdürülebilir.

    4- Diğer aile sorunları:
    Anne/babanın sorunları yalnızca çocuklarının hastalığının tedavisi olmamaktadır. Lösemi tedavisi uzun, masraflı bir süreçtir. En önemli sorun bu ağır masrafların karşılanmasıdır. Özellikle SSK, Emekli Sandığı gibi bir sigorta sisteminin güvencesi altında olmayan bir ailenin işi çok zordur. Bu aileler ya sosyal güvenceli bir işe teşvik edilmeli ya da Sosyal Yardımlaşma Vakfı gibi yardımlardan yararlandırılmalıdır. İkinci önemli sorun aile içi psikolojik sorunlardır. Anne-baba-kardeşler konuyla ilgili psiko-sosyal ekibin destek tedavilerine alınmalı, grup tartışmaları ve belli aralarla yapılacak eğitim seminerleriyle sorunlarına destek olunmalı, soruları cevaplanmalıdır. Diğer bir yöntem aileler arası dayanışmanın sağlanmasıdır.

    Lösemi tedavisi sırasında sık kullanılan terimler:
    Akut: Hızlı ve kısa süreli.
    Anemi-(Kansızlık): Kırmızı kan hücrelerinin sayıca yetersizliği
    Bakteri: Hücrelerin olgun aşamaya gelmeden önceki genç, olgunlaşmamış ana şekli.
    Beyin tutulumu: Lösemide, beyin/omurilikte blast hücreleri saklanabilir ve hastalığın alevlenmesine neden olabilir. Hatta kemik iliği normal olsa dahi ilk tekrarlama buradan olabilir.
    Dalak: Lenf bezleri gibi bakteri ve kanser hücrelerini süzgeç gibi toplayan bir karın organıdır. Lösemide büyüyebilir.
    Deri altı (SC=Subkutan): Bazı kemoterapi ilaçları özellikle kolda deri altına injekte edilir.
    Destekleyici Tedavi (Supportif): Lösemi tedavisinin en önemli koludur. Kan ve kan ürünlerinin verilmesi, antibiotikler, el yıkama, özel temiz odalar, maske/galoş, önlük kullanımı bu tedavinin önemli öğeleridir.
    Devam tedavisi (İdame): Gerekli hücum ve sağlamlaştırma tedavilerini takiben 2-3 yıl süre ile sağlanan kemik iliği uyumasının (remisyon) şifaya dönüşmesi için yapılan tedavidir.
    Doku Grubu: Anne ve babadan yarı yarıya alınan ve insanın dokusal özelliklerini belirten işaretler (Kan grubu ile aynı değildir, HLA olarak da anılır).
    Eritrosit: Kırmızı kan hücresi. Hemoglobin adı verilen bölümü ile akciğerlerden dokulara oksijen taşır.
    Galoş: Ayakkabı üzerine giyilen naylon/lastik kılıf.
    Graftın Alıcıyı Reddi (Graft Versus Host Hastalığı-GVHD): Kemik iliği nakli sonrası görülen ve deri, karaciğer bulguları ve ishale giden bir yan etkidir.
    Hematokrit: Kanın taşıdığı eritrosit oranını belirleyen bir ölçüdür. %30'un altında kan verilir.
    Hematoloji: Kan ve kan yapan organlarla uğraşan bilim dalı.
    Hematolog: Eritrositlerin oksijen taşımasıyla görevli bölümü.
    Hickman kateteri: Ameliyatla damara konan ve kan alma tedavi işlerinde kullanılan özel hortum.
    Hücum tedavisi (İndüksiyon): Lösemide kemik iliğini işgal eden ve blastların yok edilmesi ve kemik iliğinin uykuya sokulması (remisyon) için yapılan tedavi bölümü.
    İmmun Sistem: Vücudun hastalıklara karşı direnmesini sağlayan lökosit ve benzeri bazı hücrelerden oluşan sistemdir.
    İnfeksiyon: Vücutta hastalık yapıcı mikroorganizmaların çoğalması ve vücudu işgali.
    İntramüsküler (İM): İlacın kas dokusu içine yapılması.
    İntratekal (İT): İlacın direkt olarak belden özel iğnelerle bel suyuna verilmesi.
    İntravenöz (İV): İlacın damara direkt verilmesi.
    Kan grubu: Kan hücreleri insandan insana değişen ve özel yöntemlerle gösterilebilen işaretleyiciler taşır. Kan naklinden önce alıcı ve vericide aynı olmaları şarttır. Başlıcaları A, B, O, AB ve Rh (+) / (-)'dir.
    Kanser: Kontrolsuz ve normal dışı hücre artışı ile giden yaklaşık 100 hastalığın ortak adıdır. Artan hücre urlar yapabilir, diğer dokuları işgal edebilir.
    Karaciğer: Hayatın devamı için gerekli birçok karmaşık işi yapan (sindirim, kan proteinleri yapımı, artıkların yok edilmesi) bir karın içi organıdır.
    Kemoterapi: Kansere karşı ilaçlarla tedavi.
    Kronik: Belirti ve bulguları uzun süren, yavaş ortaya çıkan, süregen.
    Kültür: Ateş/infeksiyon anında neden olan mikroorganizmanın (bakteri) tespiti için alınan kan, boğaz, idrar, dışkı örneklerinde yapılan ve etkili antibiotikleri de (infeksiyonlara karşı kullanılan ilaçlar) gösteren testler.
    Lenf Bezi: Tüm vücuda yayılmış, özel sistemi bulunan ve bakteri, kanser hücreleri için süzgeç görevi yapan organlar. Lösemide büyüyebilirler.
    Lökosit: Beyaz kan hücreleri.
    Lomber Ponksiyon: Bel suyunun incelenmesi veya ilaç verilmesi amacıyla yapılan, belden özel iğnelerle girilerek uygulanan tanı / tedavi yöntemi.
    Lösemi: Kemik iliğinde olgunlaşmamış, genç blast hücrelerinin kontrolsuz çoğalması ile giden ve kan kanseri adını da alan bir hastalık.
    Mantar: Tüm vücutta infeksiyon yapabilecek bir çeşit hastalık erkeni.
    Nötrofil: Beyaz kan hücrelerinin, bakteri, mantar, viruslara karşı vücut medafaasında önemli bir rol oynayan tipi. (Nötropeni: Nötrofillerin normalden az olması).
    Onkoloji: Kanserin fiziksel, kimyasal, biyolojik tüm özellikleri ile uğraşan bilim dalı.
    Onkolog: Onkoloji ile uğraşan bilim adamı.
    Oral: İlacın ağız yolu ile verilmesi.
    Patoloji/Patolog: Hastalıkların dokuda yaptığı değişiklikleri inceleyen, yorumlayan ve tanı koyan bilim dalı, bilim adamı.
    Pateşi/Ekimoz: Özellikle trombositin düşük olduğu hastalarda deri içine küçük / büyük kanamalar.
    Prognoz: Hastalığın sonucu / geleceği hakkında tahmini yaklaşım.
    Radyoterapi: Özel aletlerden çıkan ışınları kullanarak yapılan tedavi.
    Rejeksiyon: Hastanın dışarıdan verilen dokuyu (Ör. Kemik iliği) reddi.
    Relaps: Hastalığın uykuya daldıktan sonra yeniden uyanma ve bulgu vermesi.
    Remisyon: Uygun tedavilerden sonra lösemik hücrelerden temizlenmiş kemik iliğinin uykuya dalması, normal çalışması.
    Sağlamlaştırma Tedavisi (Konsolidasyon): Uygun hücum tedavisiyle remisyon sağlandıktan sonra yoğun bir tedavi ile yapılanların garantiye alınması.
    Şifa: Hastalığın kesin olarak iyileşip bir daha geri gelmemesi.
    Testis (Yumurtalık) tutulumu: Erkek çocuklarda testislere saklanan lösemi hücrelerinin çoğalması ile şişme, hassasiyet ile giden ve hastalığın tekrarına neden olan durum.
    Trombosit: Kanın pıhtılaşmayı sağlayan, zedeli damarı tıkayarak kanamayı durduran hücresi.
    Virüs: Çok küçük, ancak özel alet ve yöntemlerle saptanan kızamık / suçiçeği gibi hastalıkları yapan etken.
    Konu admin tarafından (03-03-2007 Saat 19:21 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

    Standart

    Alıntı sehzadem Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    #Lösemi,Bağırsak çürümesi perforasyon-Tifilitis#

    Aml m2 tanısıyla tedavi protokolune alınan 5 yaşındaki kızım 2.kür kemoterapi sonrası bağırsaklarında ciddi enfeksiyonlar gelişti.Bu süreçte 21 gün arayla 2 kere opere edilen kızımın bağırsakları dışarıya ağızlaştırıldı ve kolostomiye bağlandı.
    Bağırsaklarda kemoterapi sonrası gelişen sendrom tifilitis denilen ağır bir sendrom du.Lösemiyi unutmuş tali bir sorun olan bağırsak yapışıklığıyla uğraşmaya başladık.Bağırsak problemlerinden dolayı kullandıgımız Medikal ilaçlar hem yan etkili hemde kemik iliğini kötü anlamda etkileyen özellikteydi bu yüzden kullanırken de sürekli rahatsızlık hissediyordum.Kızıma Aylarca flagyl kullandıgımı bilirim.Kaldıki kullandıgım bu ilaçların hiç birisinde bir gelişme göremedim en fazla 1 hafta içinde benzer şikayetlerle acile kaldırıyorduk kızımı.
    Bir çok kişiden bu konuda görüş ve yardım aldım.Kendim bir çok ürün denedim.Bu süreç boyunca sürekli ishal ve kabızlık/yapışıklık arasında gidip gelmeler buna bağlı kusma bulantı gibi şikayetler süregeldi.Fakat uzun vadeli bir çözüm olmadı kullandıgım ürünler.Taki ibrahim hocadan gökçek iksiri aldırıp kullanana kadar.Gökçek iksirle böylece tanışmış olduk.gökçek iksirle beraber hocanın ayrıca tavsiye ettiği gökçek tonik kürüne de başladık başladıgımız ilk gunden itibaren düzelmeyi gördük.gaz atımı kolaylaştı kolostomi çalışmaya gaita normal kıvama gelmeye bşladı.gökçek iksirden sonra uzun bir süre bağırsak sorunu hiç yaşamadık.yaklaşık 1 yıl öncede kolostomisi iptal edildi kızımın ve bağırsaklar içeriye alındı o süreçtede hocanın tavsiyesiyle ameliyattan hemen sonra sarımsaklı gazozunu ihmal etmedik kızımın.Yaklaşık 8 ay hiç ara vermeden iksiri kullandık ve bu süreçte allaha hamdolsun bağırsaklarla ilgili ciddi bir problem yaşamadık.Ayrıca genel anlamda kızıma çok ciddi artıları oldu bu ürünün.
    Yakın zamanda havaların soğumasıyla birlikte benzer bağırsak problemleri yaşamaya başladık.Allaha şükür eskisi gibi bir sıkıntı yaşamadık.Kızımda varolan sorun çok ciddi bir bağırsak problemiydi.Bu anlamda havaların soğumasıyla birlikte olan çok ciddi olmayan bağırsak enfeksiyonları geçtiğimiz yıla oranla doğrusu şükrümüzü artırıyor.Şu anda bize her zaman karşılıksız yardımda bulunan bir dostumuzun kızıma gönderdiği bitkisel karışımları kullanıyoruz mevla nasip ederse bu kürden sonra nasipse tekrar gökçek iksirle bir kür yapmayı düşünüyorum.
    Bizim öğretimizde iyilik teşekkür bile beklemeden yapılanıdır.Ayrıca yine inancımız mevlanın dilerse elmadan dilerse elmanın kurdundan kişiye şifa verebileceğidir kişiye düşen çaba sarfetmek ve mevlanın şifa dağıtan elini bulmaktır tabiri caizse.
    Allaha şükür böyle ağır bir vakada çok olumlu neticeler elde ettik.

    Konu igokcek tarafından (01-03-2012 Saat 20:33 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart Kan Kanseri(Lösemi)

    KAN KANSERLERİ (LÖSEMİLER) Loserai” terimi beyaz kan, yani ak yuvarlar açısından zengin kan anlamına gelir. Kanda akyuvar sayısının artma sıyla seyreden lösemiler, kan kanserle rinin yalnızca bir bölümünü oluşturur. Bu nedenle günümüzde, kan dolaşımın da olgunlaşmamış ve tipik olmayan ak yuvarların sayıca çok ya da az olmasına göre “lösemik kan kanseri” ve “alöse-mik kan kanseri” ayrımı yapılmaktadır.

    Kan kanseri, çeşitli akyuvar hücre lerinin üretildiği dokuları etkileyen bir tümör hastalığıdır. Dolaşımdaki kam et kilediği gibi, sonuçlan çevre kanında belirgin biçimde görülmeyebilir. Has talıktan etkilenen hücreler (granülosit-ler, lenfositler, retikülohistiyositler ve plazma hücreleri) denetimden çıkarak bağımsız hareket etmeye başlar ve kan hücrelerinin üretildiği organlara, ayrıca başka organ ve dokulara yerleşip yapı sal yıkıma neden olurlar.

    Bütün tümörler gibi kan kanserlerinin nedenleri açıklığa kavuşmamıştır. Ama araştırmalar, kan kanserine ne yi olan ya da hazırlayan etkenler hak-ıda Önemli veriler sağlamıştır. Bunla-”lökomojen faktörler”, yani kan kan-rini hazırlayıcı etkenler adı verilir. ‘Bazı etkenlerin (Örneğin iyonlaştırıcı ışınım [radyasyon]) hastalığa neden ol duğu kesin bilinmekle birlikte, bazıları henüz kanıtlanmamıştır. • Irk, yaş ve cinsiyete bağlı etkenler -Yirmi dört ülkede yapılan yeni bir araş*tırmaya göre kan kanserinden ölüm ora nı 100.000′de 6′dır. Ama hastalığın gö rülme sıklığı toplumlara göre değişir; beyazlarda, Afrika ve Uzakdoğu köken lilere göre iki kat daha sık rastlanır. Kronik lenfositer lösemi Japonlar’da ve Çinliler’de hiç görülmezken, Yahudi-ler’de son derece yaygındır. Bunun ne deni tam olarak bilinmemekle birlikte ırk, kalırım ve çevre etkenlerinin rolü tartışılmaktadır.

    Hastalığın görülme sıklığı ile yaş arasındaki bağıntı çok değişkendir: Ya şamın ilk 10 yılında artan görülme sıklığı, 3-5 yaşlarında en yüksek oranda dır; hastalık 50 yaş sonrasında yemden sıklaşır ve 70-75 yaşlarında sıklığı ikin ci kez doruğa ulaşır.Yaş İle hastalığın değişik tipleri ara sında da bir bağıntı vardır. Çocuklarda akut lenfositer lösemiye sık rastlanır ken, akut miyeloit tip ender görülür. Çocukluk döneminde hastalığın kronik biçimleri hemen hemen hiç görülmez. Orta yaşlarda akut ve kronik tipler yak laşık olarak eşit orandadır, yaşlılarda ise kronik lenfositer lösemi ve akut mi yeloit lösemi oranı belirgin biçimde ar tar. Ama bütün lösemi türleri içinde, kötü gidişli akut tipler, ötekilerden da ha sık görülmektedir.

    Ayrıca hastalık, kadınlara göre er keklerde belirgin bir biçimde daha yaygın Kan kanserinde kalıtsal etkenlerin Önemi konusunda tartışmalı görüşler vardır. Ama bugüne değin kalıtsal et kenlerin önemini kanıtlayan kesin bul gular elde edilememiştir. iyonlaştırıcı ışınım – İyonlaştırıcı ışı nınım hazırlayıcı etkisi, insan ve hayvan lar üzerindeki deneylerle kanıtlanmıştır.İnsanlarda ışınıma bağlı olarak geli şen kan kanseri olguları uzun süreden beri bilinir. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından sonra sağ kalan insanlar üzerindeki yapılan araş tırmalarda, ışınımın kan kanseri sıklığım önemli Ölçüde artırdığı, aynca ışınım miktarı ile kan kanseri arasında doğru orantılı bir ilişki bulunduğu açıkça kanıtlanmıştır. Kan kanseri nin radyoloji uzmanı hekim lerde başka insanlara oranla daha sık görüldüğü de bilinen bir gerçektir.

    Kan kanserini hazırlayan başka dış etkenler – Uzun süre benzol etkisinde çalışan kişilerdeki akut miyeloit lösemi sıklığı, benzolün hastalık nedeni olduğu yolunda en kü çük bir kuşku bırakmamaktadır. Başka maddelerle ilaçlann böyle bir rol oyna yıp oynamadığı konusunda ise kesin bilgi yoktur.

    Akut ve kronik olmak üzere iki tip kan kanseri vardır. Bu biçimler de, etki lenen hücrenin tipine göre miyeloit ve lenfositer olarak kendi içinde ikiye ayrı lır. Hücre tipine göre yapılan bu sınıf landırmada, özellikle hastalığın akut bi çimlerinde daha ender olarak öteki hüc re tipleri de etkilenebilir. Böylece akut eozinofiler kan kanseri, bazofiler kan kanseri ve kloroma tabloları ortaya çı kar. Burada, akut ve kronik terimlerinin hastalığın klinik tablosuyla değil, kan özellikleriyle ilgili olduğunu vurgula mak gerekir.

    AKUT KAN KANSERLERİ
    Akut kan kanserlerinde başlangıç belir tileri çok çeşitli olduğundan, hastalık tablosunu tanımlamak oldukça güçtür. Gene de hastalığın bulgu ve belirtileri nin çoğu, kandaki değişikliklerden ve akut kan kanserinin yayılıcı özelliğin den kaynaklanır.Olguların yansından çoğunda ilk be lirti kanama eğilimindeki artıştır (kana ma diyatezi).
    Sık görülen ilk belirtiler arasında de ri ve mukozalardaki purpuralar (mo rumsu kırmızı küçük kanama odaklan) ile dişeti ve burun kanamalan sayılabi lir. Kanama, herhangi bir organda da görülebilir. Örneğin, gözün ağtabakası, içkulak, dişler, beyin, beyin-omurilik zan (meninks), böbrek ve idrarkesesi, sindirim organlan ve akciğer zannda da kanamalara rastlanabilir.Ağır bir seyir izfeyen ateş, başlangıç ta olguların üçte birinde görülürken, akut kan kanserlerinde her olguda gözlenir.

    Tipik bir belirti de ağız ile yutakta kanamalı ve doku ölümüne bağh (nekrotik) değişimlerdir. Dil ve dudaklar kuru yup çatlar; dişetlerinde şişme, kanama ve yer yer doku ölümü (nekroz) görülür; iç yanak mukozası ve damakta topluiğne başı büyüklüğünde kanama odaklan (pe-teşi) ile içi kan dolu keseciklere rastla nır; büyüyen bademcikler kanamalı, mo rumsu, gri-beyaz bir zarla kaplıdır.
    Hastalığın ileri evrelerinde her ol guda görülen kansızlık, başlangıçta belirgin olmayabilir, ama ilerleyici ni teliği nedeniyle zamanla halsizlik, baş dönmesi, kalp atışlannda hızlanma ve yorgunlukla gelen nefes darlığı yara tır.

    Hastalığın başlangıcında ya da daha çok gidişi sırasında kanserli hücreler tüm dokulara yayılarak değişik ölçüler de yıkıma yol açabilirler. En çok şu so nuçlar görülür: Özellikle çocuklarda yer yer osteoliz (bölgesel kemik erimesi), osteoporoz (kemik dokusunun yoğunlu ğunun azalması) ya da iskelet sistemin de periost (kemik dış zan) tepkimesi, et kilenen bölgeye göre değişik yerel felç lerle ortaya çıkan sinir sistemi belirtile ri, akut ya da daha çok belirtisiz başlayan beyin-omurilik zan tahrişine bağh lösemi menenjiti. Akut kan kanserinin klinik belirtileri arasında son olarak da lak, lenf düğümü ve karaciğer büyümesi dikkati çeker. Dalak büyümesi genellik le ön planda değildir, hatta olguların yüzde 40′ında hiç görülmez. Aynı bi çimde karaciğer büyümesi de belirgin değildir ve olguların önemli bir bölü münde görülmeyebilir. Öte yandan, lenf düğümü büyümesi çocukluk çağı akut lenfositer lösemilerinde baş, boyun yan ları ve göğüs bölgelerinde çok yaygın dır.

    Bunlardan da anlaşılacağı gibi akut kan kanserlerinin çok çeşitli klinik belir tileri vardır. Bu belirtilerin en azından hastalığın başlangıcında tek tek ya da birkaçının bir arada görülebileceği dik kate alınırsa, akut kan kanserinin kolay ca başka hastalıklarla (enfeksiyon hasta-hklan, romatizma hastahklan vb) kanş-tınlabüeceği ve yanlış tam koyma olası lığının yüksek olduğu anlaşılır. Akut kan kanserleri çok hafif ve değişken belirti lerle ortaya çıksa da, kan tahlili yapılma sını gerektiren bir ya da daha çok belirti mutlaka bulunur. Böylece tanıya yaklaşı lır ya da en azından kan kanseri kuşkusu sağlam bir temel üzerine oturtulur.

    İncelemeler
    • Kan-kemik iliği incelemesi – Kan
    kanserinin tanısı ve hücre tipini belirle mek açısından kaçınılmaz olarak en önemli inceleme kan ve kemik iliği in celemesidir. Günümüzde kan kanseri sınıflandırmasında çevre kanının incelenmesi yeterli görülmemektedir; çevre kanı normale yakın olabilir ya da belir siz değişiklikler gösterebilir. O yüzden kemik iliği ve lenf düğümü incelemele ri de gereklidir. Böylece kan kanserinin hücre tipi ve hücrelerin olgunluk dere celeri belirlenebilir.
    Hücre biçimine göre çeşitli akut kan kanseri tipleri ayni: edilebilir. Bu sınıf landırma klinik açıdan olanaksız görü nürse de, çeşitli tiplerin, hücre biçimine göre aynı tedaviye farklı yanıtlar ver mesiyle doğrulanmaktadır.
    Akut kan kanserlerinde en Önemli bulgu kan ve kemik iliğindeki olağan dışı hücrelerdir. Buna karşın akyuvar lar ya da kemik iliği hücrelerinde her zaman sayısal değişildik görülmeyebi lir.
    Kanserli hücrelerde çoğunlukla Au-er cisimcikleri denen oluşumlar bulu nur. Bu cisimciklerin görülmesi akut kan kanseri tanısını kesinJeştirdiği gibi, kanserin miyeloit tipte olduğunu da be lirtir.

    Gidişi
    Kan kanserlerinde hastalığın gidişi ve sonlanması akut ve kronik biçimleri ile miyeloit ve lenfositer tipler arasında bü yük değişiklik gösterir.
    Ama kan bulguları, hastanın yaşı, hastalığın evresi ve uygulanan tedavi gibi çeşitli etkenlere göre, aynı hücre ti pindeki kan kanserlerinde de gidiş ve buna bağlı olarak sonlanma çeşitlilik gösterebilir. Kana ilişkin ve kan dışı et kenlerin iyi bilinmesi yanında dikkatli bir değerlendirme, oldukça sık yapılan iki hatayı önleyebilir.
    Bunlardan ilki ve belki de en sık gö rüleni, hastalığın kan kanseri olması ne deniyle, daha başından sonucun kötü olacağını kabul etmek, ikincisi ise tam tersine hiçbir iyileşme şansı bulunma yan olgularda aşın beklentilerle hastala rı ileri uzmanlık merkezlerinde uzun ve bıktırıcı araştırmalarla oyalamaktır. Ağır gidişli ve kötü sonlanan akut kan kanserlerinde, hastalığın gelişiminin ön ceden belirlenmesine ve gerçekçi bir değerlendirmeye yardımcı olacak bazı temel verileri incelemek gerekir.

    Her şeyden Önce akut lenfositer lö semi ve akut miyeloit lösemi arasında hastalığın gidişi açısından temelde bü yük bir fark olduğu bilinmelidir. Akut lenfositer lösemilerde tam iyileşme yüzdesi (kemik iliği ve kan tablosunun normale dönmesi, tedavi ile hastalığın tüm belirtilerinin ortadan kalkması), miyeloit lösemilere göre belirgin ölçü de yüksektir. Aynı biçimde iyileşme dönemi ve beklenen yaşam süresi de akut lenfositer lösemilerde daha uzundur.

    Özellikle çocuklardaki akut lenfo siter lösemide ilaç tedavisi neredeyse yüzde 100 tam iyileşme sağlamakta dır. Geniş çaplı bir araştırmada tanı dan 5 yıl sonra bile yaşayan hastalar bildirilmiştir. Bunların yüzde 60′ında hiçbir hastalık belirtisi görülmemiş ve hastalar tanıdan 8-20 yıl sonrasına de*ğin tümüyle normal bir yaşam sür müştür. Ama 20 yıl yaşayabilen olguların oranının yüzde l’i aşmadığı gö rülür.
    Öte yandan akut miyeloit lösemiler de çağdaş tedavi yöntemleri ve yeni ilaçlara karşın olumlu sonuç alınama maktadır.

    Tedavi
    Duyarlı ve güç bir konu olan kan kan seri tedavisi, kullanıma sunulan ilaçla rın çoğalması ve uygulama alanındaki çeşitlilik nedeniyle daha da karmaşık laşmaktadır. Ama kronik biçimler dı*şında, kaderci bir tutumla hastalığın ka-bullenildiği geçmiş dönemlere göre gü nümüzde durum çok farklıdır: Artık hastalığın ilerleyişi uzun süre denetim altında tutulabilmekte ve bazen hastalık kesin olarak yenilebilmektedir. Kan kanseri tedavisi alanında tüm dünyada büyük çabalarla yeni ilaçlar bulunmak tadır. Neredeyse her yıl, tedavide az da olsa ilerleme sağlayan yeni bir ilaç kul lanıma girmektedir. Nedene yönelik te davinin henüz geliştirilemediği kan kanseri türlerinde günümüzdeki tedavi nin başlıca iki hedefi vardır: Olabildi ğince çok sayıda kanserli kan hücresini yok ederek kan tablosunu normale dön dürmek ve kan üretimindeki bozukluğu gidererek kanama, enfeksiyon gibi sık görülen komplikasyonlan önlemek.

    Bu hedefleri gerçekleştirebilmek için eldeki tedavi olanaklarıyla çeşitli kanserli hücre tipleri yok etmeye çalışılir. Ayrıca destek tedavilerle hastalığın kan yapım ve bağışıklık sisteminde yol açtığı yıkım onanlıp önlenmeye çalışı lır. Hayvanlar ve insanlar üzerindeki deneylerde kanserli hücre sayısı ile ya şama süresi arasında doğru orantı oldu ğu kanıtlandığından tedavide bu hücre leri yok etmeye yönelik çabaların bü yük önemi vardır.
    Kan kanseri tedavisine karşı duyarlı lık, hastalığın hücre tipine bağlı olarak değişir. Başlıca yöntemler fiziksel ve hormonal tedavi ile ilaç tedavisidir.

    Fiziksel tedavi – 1903′ten beri uygu lanan ve uzun süre tek tedavi yöntemi olan iyonlaştırıcı ışınım, değişik biçimleriyle (röntgen tedavisinden yüksek enerjili radyoaktif izotoplarla yapılan tedaviye kadar çok çeşitlidir) kan kan seri tedavisindeki en önemli fiziksel yöntemdir.Hastalığın daha çok kronik biçimle rinde uygulanılan iyonlaştırıcı ışınım, ancak belli koşullarda uygulanırsa olumlu sonuç verir. Bu koşullar akut kan kanseri türleri için de geçerlidir.

    İlaç tedavisi (kemoterapi) – İlaç te davisi günümüzde kan kanseri tedavisi nin temelini oluşturur. Değişik biçim lerde etki gösteren birçok ilaç kullanıl maktadır. Birden çok ilacın birlikte kul*lanılmasıyla daha çok sayıda kanserli hücreyi yok etme eğilimi, günümüzde en yaygın tedavi anlayışıdır.
    Hormon tedavisi – Kortİkosteroit grubu ilaçların kan kanseri tedavisinde önemli bir yeri vardır. Hormon kökenli bu ilaçların olumlu etkileri iki biçimde görülür. Kan kanseri hücrelerine özel bi çimde etki ederek kan yapımını uyarıcı, kılcal damarlar düzeyinde de kanamayı ve zehirlenmeyi önleyici etki gösterirler.

    KRONİK KAN KANSERLERİ
    Değişik hücre tipli akut kan kanserleri nin tersine kronik kan kanserinde lenfo-siter ve miyeloit biçimler çok değişik klinik belirtilere yol açar. Lenfositer bi-Çİmde aşın dalak büyümesi belirgindir; miyeloit biçimdeyse bütün vücuttaki derin ve yüzeysel lenf düğümlerinde aynı anda belirgin bir şişme gözlenir. • Kronik miyeloit lösemi – Kronik miyeloit lösemi bir erişkin hastalığıdır; en çok 30-60 yaş arasında görülür, 25 yaş altında çok enderdir ve çocuklarda kesinlikle ayrıksı bir durumdur. Ayrıca kadınlarda erkeklerden daha sık rastla nan tek kan kanseri biçimidir.
    Bütün kan kanseri biçimleri arasın da en belirtisiz başlayan türdür. Sıradan kan tahlili ya da check-up sırasmda rastlantıyla saptanan olgularda hastalı ğın klinik belirtilerinin, kan tablosu de*ğişikliklerinden 2-3 yıl sonra ortaya çıktığı belirlenmiştir.

    Hastalığın en temel bulgusu, belir gin ve kimi zaman aşırı boyutlara ula şabilen dalak büyümesidir. Dalak büyü mesi görülmeyen olgularda kronik mi yeloit tanısı çok kuşkuludur.En erken ve sık ortaya çıkan öteki belirtiler, karın ve sindirim sistemiyle ilgili olarak dalak büyümesinin yol açtı ğı yakınmalarıdır (sindirim güçlüğü, karında gerginlik ve dolgunluk duygu su, kimi zaman karnın sol yanında ağır lık duygusu ve ağrı). Sistemik (genel) ya da karın ve sindirim sistemine iliş kin belirtiler genellikle daha geç ortaya çıkar. Bunlarla birlikte görülen Öteki belirtiler kansızlıktan kaynaklanan ya kınmalar (halsizlik, çarpıntı, nefes dar lığı, baş dönmesi vb) ya da metaboliz manın hızlanmasına bağlı bulgulardır (örneğin hızlı kilo yitimiyle birlikte ge nel durumun bozulması). Kronik miye loit lösemide kanda ürik asit artışı da sık görülür. Bunun sonucunda böbrek lerde oluşan ürik asit taşları, ağrı nöbet lerine yol açar.

    Kan tablosu – Kronik miyeloit löse mide kan ve kemik iliğindeki en belir gin özellik genel dolaşımda granülosit dizisinden olgunlaşmamış hücrelerin görülmesidir. Bu hücrelerde belirgin bir biçimsel olağandışılık bulunur. Kemik iliğinde ise ilik hücreleri belirgin Ölçü de artmıştır. Akyuvar sayısında da önemli bir artış vardır, ama bu, çeşitli olgularda hatta aynı olguda büyük fark lılık (15.000-500.000/mm3 arasında) gösterir. Akyuvar sayısının normal ya da normalin altında olması oldukça en derdir; akyuvar sayısındaki artış hastalı ğın neredeyse değişmez bir bulgusudur. Sayıları mutlak olarak artan akyuvarlar, miyelosit ve metamiyelositlerin çoğun lukta olduğu nötrofîl granüloblastlar ve granülositlerden oluşur. Kronik miyelo-it lösemide görülen bu akyuvarlar nor mal biçimlerim bir ölçüde yitirmiş, anormal yapıda hücrelerdir. Kemik ili ğinde biçimsel anormallik gösteren gra nüloblastlar arasında genellikle miyelo-sitler ağırlıktadır. Ama genel dolaşım kanında olduğu gibi kemik iliğinde de bu hücrelerin bütün oluşum evrelerinin görülmesi nedeniyle, akut kan kanserle rinin önemli bir özelliği olan “lösemi hiatusu”na rastlanmaz. Granüloblast ar tışı bütün hastalık dönemi boyunca de ğişmeyen bir bulgudur. Öte yandan has-lalığın başlangıcına ait tipik bir bulgu olan belirgin megakaryosit artışı, hasta lık boyunca azalma eğilimi göstererek ileri evrelerde normalin altına iner. Eritroblast serisindeki bozukluk ise hastalı ğın başlangıcında görülmeyip ileri evre lerde ciddi boyutlara vanr.Kemik iliğindeki bu değişikliklerle birlikte dolaşım kanında da trombosit sayısmda giderek azalma ve ağır kan sızlık gelişir.

    Hastalık tedavi edilmediğinde kro nik bir gidiş gösterir: Tüm gelişim evre lerinde akyuvar sayısında artış ile orta ya çıkan alevlenme dönemlerini, kendi liğinden iyileşme dönemleri izler; orta lama yaşam süresi 3 yıldır. Ama yüzde 25 oranında 5-10 yıl yaşayan olgular da bildirilmiştir. Dalakta ilerleyici bir bü yüme vardır, kansızlık giderek ağırlaşır ve genel durum kaşeksiye (zafiyet) va racak ölçüde bozulur. İleri aşamada ka nama ve enfeksiyonlar da gelişebilir.
    Olguların çoğunda son evrede “akut terminal blastik kriz” adı verilen bir tab lo gelişir. Çoğunlukla ani biçimde, ba zen de yavaş ortaya çıkan ve önleneme yen bu durum, akut kan kanserlerinin klinik ve kan belirtilerini andırır.
    Günümüzdeki tedavi yöntemleriyle hastaların çoğunda normal yaşam ko şullan, çalışma etkinliği ve klinik-kan tablosunda iyileşme sağlanabilmektedir.

    Akut kan kanserlerinde olduğu gibi kronik miyeloit lösemide de gidişin önceden kestirilebilmesi için bazı özellik lerin bilinmesi gerekir. Tanı aşamasın da alyuvar sayısı normal ya da en azın dan 3.000.000/mm3′ten yüksek, trom bosit sayısı normal ve akyuvar sayısı belirgin ölçüde artmış (50.000/mm3′ten yüksek) olan hastalar genellikle daha uzun yaşar. Buna karşın kansızlığın hızlı gelişmesi, olgunlaşmamış hücre ve bazofil sayısının artması, dalak bü yümesinin giderek ilerlemesi, lenf dü ğümlerinin büyüyüp yüzeysel lenf bez lerinin şişmesi, ışın ve ilaç tedavisine direnç gelişmesi, kötü gidişe işaret eden bulgulardır.
    Kronik miyeloit lösemi tedavisi, da lağın ışınlanması ve/ya da ilaç tedavi sinden oluşur. Ayakta uygulanabilmesi ve ekonomik olması nedeniyle, ilaç te davisi günümüzde daha yaygındır. Kan kanseri tedavisinin yarattığı sorunlar dan biri de masrafların yüksekliğidir.

    Kronik lenfositer lösemi – Kronik lenfositer lösemi, öteki bütün kan kan seri tiplerinden çok farklı klinik belirtiler gösterir. Hastalık çok yavaş gidişli-dir ve uzun süre hiçbir belirti görülmez. Hastalar genellikle başka nedenlerle yitirilir. Bu hastalığı öteki kan kanserle rinden ayıran özellik, kanserli lenfosit lerin normal lenfositlerden ayırt edile-memesidir. Görülme sıklığı yaşla bir likte artan kronik lenfositer lösemi, ço cuklarda hiç görülmez ya da ayrıksı bir durumdur; 40 yaşm altında ise çok en*derdir.

    Klinik tablo – Kronik lenfositer löse minin başlıca klinik belirtileri, lenf dü ğümlerinde büyüme, dalak büyümesi, genel durumun ve kan tablosunun gide rek bozulması ve enfeksiyon biçiminde komplikasyonlardır.
    Derin ve/ya da yüzeysel lenf dü ğümleri genellikle iki yanlı olarak ve bir mandalinanın boyunu aşmayacak ölçüde büyümüştür; hareketli ve ağrı sızdır, fisrülleşme görülmez. Dalak bü yümesi kronik miyeloit lösemideki ka dar belirgin olmasa da, hemen hemen her zaman görülür.Uzun süre iyi olan genel durum ve kan tablosu, hastalığın ileri evrelerinde giderek bozulur. Kanda antikor ve nöt-rofillerin azalması sonucunda, özellikle solunum ve idrar yolları enfeksiyonları gelişir. Sık gelişen bu komplikasyonlar, hastaların ölümüne yol açan başlıca ne denlerdendir.

    Kan tablosu – Kronik lenfositer löse mide kan ve kemik iliğinin başlıca özel likleri, kanda lenfosit ağırlıklı bir akyu var artışı ve kemik iliğinde az çok belir gin lenfosit artışıdır.
    Genellikle 100.000/mm3′ü aşmayan bir akyuvar artışı ön plandadır. Ama akyuvar sayısının normal ya da norma lin altmda olduğu olgular da bilinmek tedir.

    Gene de lenfosit sayısının artarak dolaşımdaki akyuvarların yüzde 90-99′unu oluşturması tipik bir bulgudur. Bu duruma, akyuvar sayısı normal ve sağlıklı görünen kişilerde rastlanması son derece anlamlıdır. Lenfositlerin bü yük çoğunluğu olgunlaşmıştır ve biçim bakımından normal lenfositlerden çok farklı değildir.
    Kronik lenfositer lösemide lenfosit ler, görünüşte normal biçimli olmaları na karşın, işlevsel açıdan normal lenfo sitlerden farklıdır.

    Kemik iliğinde lenfosit egemenliği belirgin denebilecek ölçüdedir. Hastalık ilerledikçe lenfositler giderek çoğalır ve normal kemik iliği dokusuna tümüyle yerleşerek buradaki sağlam dokunun azalmasına neden olur. Bununla birlikte kansızlık ile genel dolaşımda granülosit ve trombosit azalması görülür.
    Hastalığın gidişi, sonlanması ve te davisi – Alevlenme ve gerileme dönem leriyle kronik bir gidiş gösteren kronik lenfositer lösemi, olguların çoğunda Çok yavaş ilerler. Hastalığın, tanı önce sinde bazen hiç belirti vermeden uzun zaman varlığını sürdürmesi ve 10-20 ya da 25 yıl yaşayan hastaların bilinmesi, kronik lenfositer löseminin sanılandan daha yavaş geliştiğini düşündürmekte*dir. Gene de hastalığın çok değişken bir gidiş gösterdiği unutulmamalıdır. Sık rastlanan ve orta şiddette seyreden has talık biçiminin yanı sıra iyi ve kötü huy lu kronik lenfositer lösemiler de bilin*mektedir.

    Genellikle ileri yaşlarda rastlanan iyi huylu kronik lenfositer lösemi, yıl larca belirtisiz seyredebilir; lenf dü ğümlerinde hafif büyüme, her zaman gözlenmeyen dalak büyümesi, genel durumun iyiliği ve lenfosit egemenli ğindeki akyuvar artışı dışında normal görünen kan tablosu, hastalığın iyi huylu biçimine Özgü bulgulardır. Kötü huylu biçimlerde ise dalak ve lenf dü ğümlerinde hızlı büyüme, ilk evreden başlayarak yüksek ateş, genel durumda hızlı bir bozulma, erken dönemde kan sızlık ve trombosit sayısmda azalma görülür. Ama bu hızlı gelişim, kötü huylu hastalığın kendisinden çok, hastalığa geç tanı konabilmiş olmasıyla açıklanabilir.
    Sonlanmanın belirlenmesinde, kan tablosuna ait bilgiler çok önemlidir. Ağır kansızlık, trombosit ve granülosit sayılannm düşmesi, dikkatle değerlen dirilmesi gereken verilerdir.Kronik lenfositer lösemi tedavisi de dalağa ışınım verme ve ilaç tedavisin den oluşur. Ayakta uygulanabilen ilaç tedavisine günümüzde daha sık başvu rulmaktadır.

    Hyelofibrol
    Kansızlık ve dalağın aşın boyutlarda büyümesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Miyeloskleroz ya da osteomiyeloskleroz adı da verilen bu hastalığın nedeni bilinmemektedir. Miyelofİbroz, başka bir ender hastalıklar grubuyla (polisitemi, tronıbositemi [dolaşımdaki trombosit-lerin mnp'te milyonlara ulaşacak ölçüde arttığı bir hastalık]) birlikte miyeloproliferatif (kemik iliğinin dokusal ya da hücresel çoğalması) hastalıkları oluşturur. Miyeloflbrozda, kemik iliği dokusu giderek ye rini bağdokusuna bırakır. Böylece kemik iliğinin hücre dokusu gide rek azalır. Bu durumda vücut, kan yapım görevini anne kanımda oldu ğu gibi dalağa yükler.

    Belirtileri – En temel ve tipik bulgu, aşın boyutlara (3-4 kg) ulaşa bilen dalak büyümesidir; ilerleyici kansızlık bulgularına ek olarak za man zaman çok şiddetli ağn da görülebilir. Tipik kan bulguları ara*sında kemik iliği biyopsisinde ilik dokusuna ve genellikle kana bile rastlanmaması önemlidir. Bu duruma “kuru ponksiyon” adı verilir. Çevre kanından hazırlanan örnekte, granülositlerin olgunlaşmamış ana hücreleri, dev trombositler ve özellikle anizopoikilositoz olgusu (alyuvarların biçim ve hacim açısından birbirinden çok farklı olması) görülür.

    Gidişi ve tedavi – Hastalık çok yavaş gidişlidrr; 10 yılı aşan olgular bildirilmiştir. Alyuvar yapımını en etkin biçimde uyarmak amacıyla yüksek dozda testosteron verilmesi ve dalağa düşük dozlarda bölüm-sel ışınım uygulanması, tedavinin temelini oluşturur. Bazı olgularda dalağın çıkartılması gerekebilir.

  5. #5
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart

    multiple miyelom (Multiple Myeloma ) nedir
    multiple miyelom (Multiple Myeloma ) çoğu kez sinsi bir şekilde başlayan, genellikle yavaş ilerleyen bir tür kan kanseridir. Plazma hücrelerinin kontrolsüz çoğalması sonucu oluşan kemik iliği tümörüne “plazmasitom (=miyelom; miyelo: ilik, om: ur), bu urların kemiklerde yaygın bir şekilde bulunması ile oluşan hastalığa da “multipl miyelom” denir. Kanserleşen plazma hücreleri, normalde kan hücrelerimizin üretildiği yer olan kemik iliğinde çoğaldıklarından hastalık “kemik iliği kanseri” olarak da adlandırılır.
    Multipl miyelom seyrek olmayarak tanının konmasında gecikilen, oysa büyük ölçüde tedavi edilebilir bir hastalıktır.Yeni tedavi yöntemleri ile çoğu hastada yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olmaktadır.MULTİPL MİYELOM NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR ?ABD’de her yıl 13.000 kişiye multipl miyelom tanısı konmaktadır. Türkiye nüfusunu ABD’nin kinin yaklaşık üçte biri olarak kabul edersek, her yıl yaklaşık 4.000 kişiye bu tanının konduğunu varsayabiliriz. Multipl miyelom meme, akciğer, prostat, mide ve barsak kanserlerine göre çok daha seyrek olarak karşımıza çıkmaktadır.MULTİPL MİYELOM KİMLERDE GÖRÜLÜR ?Genellikle ileri yaş hastalığıdır. En sık görüldüğü yaş grubu 65-70’dir. Ancak son yıllarda yaş ortalaması 50-55’e doğru kayma eğilimindedir. Çocuklarda görülmez. Erkeklerde kadınlara oranla iki kat daha sıktır. Son yıllarda hastalığın giderek daha genç kişilerde görülmesinin yanı sıra, giderek daha sık gözlendiği de bir gerçektir.MULTİPL MİYELOMUN NEDENİ BİLİNİYOR MU ?Bazı etkenlerin multipl miyelom oluşumunda rolü olduğu gösterilmişse de, bu etkenlerle karşılaşan her kişide hastalığın görülmemesi, hastalığın gelişiminde kolaylaştırıcı faktörlerin yanı sıra koruyucu (engelleyici) faktörlerin de rol oynadığını düşündürmektedir. Nedenler arasında bazı yabancı cisimlerin vücutta uzun süre bırakılmaları, çok uzun süren iltihabi durumlar, toksik kimyasal maddelere maruz kalma, diğer kan kanseri türlerinde olduğu gibi radyasyon ile temas genel kabul görenlerdir. Son yıllarda bazı virüsler etken olarak ileri sürülmüşse de kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.Özetle; hastalığın nedeni henüz tam olarak aydınlanmamıştır.Kan ile ilişkili diğer kanser türlerinde olduğu gibi, multipl miyelom da bulaşıcı değildir. Çok nadir istisnalar dışında, kalıtım yoluyla kuşaktan kuşağa geçmez..MİYELOMUN BELİRTİ VE BULGULARIHastalığın başlangıç aşamasında hiçbir belirti olmayabileceği gibi, ileri evrelerde çok gürültülü bir klinik tablo da söz konusu olabilir. Aşağıda sıralanan hastalık belirtilerinin ortaya çıkabilmesi için kanserli hücre kütlesinin belirli bir hacme ulaşması gerekir. Bu belirtisiz dönemde hekimlerin sıkça başvurdukları basit bir laboratuvar testinin (sedimantasyon hızı) anormal sonuç vermesi (sedimantasyonun hızlanması) tanıya giden yolu tesadüfen açabilir.En sık gözlenen belirtiler kemiklerde ağrı; kansızlık belirtileri; tekrarlayan üst solunum yolu ve akciğer infeksiyonları, kanda kalsiyum düzeyinin yükselmesine (hiperkalsemi) bağlı belirtiler ve böbrek bozukluğuna (üremi) ilişkin bulgulardır.Ağrı tüm kemiklerde olabileceği gibi, sadece belirli bir bölgeye de sınırlı kalabilir. Ağrı en çok sırt ve bel ağrıları şeklinde omurgayı ve göğüs kafesinde kaburgaları ilgilendirir. Ağrı dokunmakla, bası ile, hareketle artabilir. İstirahatte ise azalabilir. Kemik kırıkları ya da sinirlere bası geliştiğinde ağrı daha da şiddetlenir.Hastalar kemik ağrıları nedeniyle öncelikle romatizma, fizik tedavi ve ortopedi uzmanlarına başvurur ve bazen “bel fıtığı”, “kireçlenme”, “siyatik” gibi yanlış tanılarla bir süre tedavi görebilirler. Böyle bir yaklaşım, ne yazık ki, hastalığın ilerlemesine fırsat verir.Kanserleşen plazma hücrelerinin oluşturduğu tümörler (plazmasitom) tek (soliter) veya çok sayıda (multipl) olabilir. Kemik iliğindeki bu tümörler çevre kemik dokusunu harap ederek kemiklerin kalsiyum kaybetmelerine, böylelikle incelmelerine, zayıflamalarına, hatta kendiliğinden veya hafif bir darbe ile kırılmalarına yol açabilir. Bunlara ek olarak, bazı kemiklerde (örneğin omurlar) kırık oluştuğunda sinirlere bası sonucu şiddetli ağrılar ve bazen felçler görülebilir.Harabiyet sonucu kemiklerden açığa çıkarak kana geçen kalsiyum hiperkalsemi tablosunu yaratabilir. Hiperkalsemi bazen organizma için çok zarar verici ve hayatı tehdit edici olabilir. İştah azalması, bulantı, kusma, susuzluk hissi, idrar miktarında azalma, halsizlik, kas güçsüzlüğü, huzursuzluk ve bilinç değişiklikleri bu tablonun belirtileri arasındadır.Miyelom hücrelerinin artışına bağlı olarak kemik iliğinde normal kan hücrelerinin yapımı engellenir. Bunun sonucunda kansızlık, kanamalar, infeksiyonlara yatkınlık ortaya çıkabilir. Kansızlık durumunda hastalar halsizlik ve çabuk yorulmadan, bir iş yaptıklarında ya da yokuş, merdiven çıktıklarında çarpıntı ve nefes darlığından yakınırlar.Grip gibi basit infeksiyonların sık görülmesinin yanı sıra, zatürree, üst solunum yolu (bronşit) veya idrar yolu iltihabı gibi infeksiyonlara yatkınlığın artışı da hastalığın bir diğer önemli yönüdür.Miyelomun en çok zarar verdiği organların başında böbrekler gelir. Bu nedenle hastalığın erken tanısı çok önemlidir. Çok ilerlememişse, böbreklerde meydana gelen hasar tedavi ile geri döndürülebilir ve böbrekler tekrar normal işlevlerini kazanabilir.TANI NASIL KONUR ?Hastanın şikayetlerinin, klinik belirtilerinin öyküsü ve muayenesi hekime hastalık hakkında ilk ipuçlarını verir. Kemik filmlerinin çekilmesi, kan ve idrar testleri ve kemik iliğinin incelenmesi ile miyelom tanısına kolaylıkla ulaşılır.Kemik filmleri: Film incelemeleri, kemiklerin durumu hakkında aydınlatıcı bilgiler verir. Kırıklar veya zarar görmüş, kalsiyum yitirmiş kemikler bu yöntemle görülebilir. Ancak kemiklerde meydana gelen hasar sadece bu hastalığa özgü değildir. Hastalık tüm kemikleri eşit şekilde etkilemediğinden özellikle ağrılı bölgelerin ayrıntılı olarak röntgen veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleri ile incelenmesi gerekir. MR kemik bulgularının (özellikle omurgada) erken yakalanmasında çok duyarlı, ancak pahalı bir yöntemdir.Kan ve idrar testleri: Tanıya giderken bir diğer önemli inceleme kan ve/veya idrarda miyelom hücrelerinin yaptığı proteinin (immünglobülin) saptanmasıdır. Kanserleşerek çoğalan plazma hücreleri normal koşullarda yapmasını bildikleri immünglobülini bol miktarda üretirler (M proteini).Bu proteinler serum ve/veya idrar protein elektroforezi testleri ile ortaya konur. Elektroforezde M proteini kendini dar tabanlı, yüksek ve sivri bir tepe şeklinde gösterir (Şekilde gamma bölgesinde böyle bir tepe okla gösterilmiştir. Normalde sadece albumine ait bir sivrilik görülür). Tedaviyle kötü hücreler öldürüldükten sonra bu sivri tepe yerini alçak bir düzlüğe bırakacak ya da tamamen kaybolacaktır. Elektroforezin ardından daha duyarlı yöntemlerle (immünelektroforez, immünfiksasyon) bu proteinin tipi ve miktarı saptanır. İdrarda immünglobülinlerin sadece hafif zincir parçaları çıkar (Bence Jones proteini: okunuşu: Bens Cons). Yirmidört saatlik idrar örneklerinde hafif zincir mikarı tayin edilebilir.Bütün bu değerler hem hastalığın tanısının konmasında, hem de tedaviye yanıtın izlenmesinde büyük önem taşır. M proteinleri hastalık aktivitesinin sadık göstergeleridir. Çok az kanserde böyle bir tümör belirteci bulunur.Kemik iliğinin incelenmesi: Tanı için üçüncü yöntem kemik iliğinin incelenmesidir. Bu amaçla göğüste iman tahtasına (sternum kemiği) veya kalça kemiğinin arka kısmındaki küçük kemik çıkıntısına, bölge uyuşturulduktan (lokal anestezi) sonra özel bir iğne ile girilerek kemik iliği örneği alınır. Bu örnekler hematoloji ve/veya patoloji laboratuvarlarında mikroskopta incelenerek miyelom tanısı kesinleşir (Kemik iliği aspirasyonu ile biyopsisi için bkz. tıbbi terimler sözlüğü).Kemik iliği biyopsisi, yapılışı sırasında hastaya fazla rahatsızlık vermeyen, poliklinik koşullarında ayaktan 5-10 dakikada tamamlanan, sonradan hastada ağrı yaratmayan bir işlemdir. Hastalar kemik iliğini “omurilik” ile karıştırarak girişimden önce yersiz endişelere kapılmamalıdır.HASTALIĞIN NE DENLİ İLERLEMİŞ OLDUĞU NASIL SAPTANIR ?Hastalığın ilerleme derecesine göre üç evresi vardır. Hastalığın evresine göre uygulanacak tedavi seçenekleri değişebilir.Evre I. Kemik iliğinde tümör hücresi sayısı azdır. Kan sayımında kansızlık yoktur. Kanda kalsiyum düzeyi normal sınırlardadır. Kan ve/veya idrardaki M-protein miktarı düşüktür. Filmlerde kemik tutulumu yoktur. Bu evredeki hastalarda hastalık belirtisi görülmeyebilir.Evre II. Tümör hücresi sayısı orta derecede artmıştır. Durumları birinci ve üçüncü evreye uymayan hastalar ikinci evre olarak kabul edilir.Evre III. Hastalık iyice ilerlemiştir. Kansızlık görülebilir. Kanda kalsiyum düzeyi yükselmiş bulunabilir. Kan ve/veya idrardaki M-protein miktarı çok yüksektir. Çok sayıda kemik hastalığa yakalanmıştır.Yukardaki evrelerden herhangi birinde, birlikte böbrek yetmezliğinin de (üremi, kanda kreatinin yüksekliği) bulunması hastalığın tedavisinin daha da güç olacağına işaret eder.Tedavi öncesi hastalığın evrelendirilmesinin yanı sıra, bazı biyokimyasal (CRP, beta-2 mikroglobulin) ve genetik özelliklerin, olanak varsa, kromozomlarda meydana gelebilecek yapısal değişikliklerin saptanması, hastalığın davranışı ve tedaviye vereceği yanıtları önceden kestirmede yararlıdır. Bu incelemelerin bir bölümü her hastanede değil, ancak kan kanserleri konusunda uzmanlaşmış merkezlerde yapılabilmektedir.

  6. #6
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    1.436

    Standart

    multiple miyelom (Multiple Myeloma ) nedir
    multiple miyelom (Multiple Myeloma ) çoğu kez sinsi bir şekilde başlayan,genellikle yavaş ilerleyen bir tür kan kanseridir. Plazma hücrelerininkontrolsüz çoğalması sonucu oluşan kemik iliği tümörüne “plazmasitom (=miyelom;miyelo: ilik, om: ur), bu urların kemiklerde yaygın bir şekilde bulunması ileoluşan hastalığa da “multipl miyelom” denir. Kanserleşen plazma hücreleri,normalde kan hücrelerimizin üretildiği yer olan kemik iliğinde çoğaldıklarındanhastalık “kemik iliği kanseri” olarak da adlandırılır.Multipl miyelom seyrekolmayarak tanının konmasında gecikilen, oysa büyük ölçüde tedavi edilebilir birhastalıktır.Yeni tedavi yöntemleri ile çoğu hastada yaşam süresini uzatmak veyaşam kalitesini yükseltmek mümkün olmaktadır.
    MULTİPL MİYELOM NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR ?ABD’de her yıl 13.000kişiye multipl miyelom tanısı konmaktadır. Türkiye nüfusunu ABD’nin kininyaklaşık üçte biri olarak kabul edersek, her yıl yaklaşık 4.000 kişiye butanının konduğunu varsayabiliriz. Multipl miyelom meme, akciğer, prostat, mideve barsak kanserlerine göre çok daha seyrek olarak karşımıza çıkmaktadır.
    MULTİPL MİYELOM KİMLERDE GÖRÜLÜR ?Genellikle ileri yaşhastalığıdır. En sık görüldüğü yaş grubu 65-70’dir. Ancak son yıllarda yaşortalaması 50-55’e doğru kayma eğilimindedir. Çocuklarda görülmez. Erkeklerdekadınlara oranla iki kat daha sıktır. Son yıllarda hastalığın giderek daha gençkişilerde görülmesinin yanı sıra, giderek daha sık gözlendiği de bir gerçektir.
    MULTİPL MİYELOMUN NEDENİ BİLİNİYOR MU ?Bazı etkenlerinmultipl miyelom oluşumunda rolü olduğu gösterilmişse de, bu etkenlerlekarşılaşan her kişide hastalığın görülmemesi, hastalığın gelişimindekolaylaştırıcı faktörlerin yanı sıra koruyucu (engelleyici) faktörlerin de roloynadığını düşündürmektedir. Nedenler arasında bazı yabancı cisimlerin vücuttauzun süre bırakılmaları, çok uzun süren iltihabi durumlar, toksik kimyasalmaddelere maruz kalma, diğer kan kanseri türlerinde olduğu gibi radyasyon iletemas genel kabul görenlerdir. Son yıllarda bazı virüsler etken olarak ilerisürülmüşse de kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.Özetle; hastalığın nedeni henüztam olarak aydınlanmamıştır.Kan ile ilişkili diğer kanser türlerinde olduğugibi, multipl miyelom da bulaşıcı değildir. Çok nadir istisnalar dışında,kalıtım yoluyla kuşaktan kuşağa geçmez..
    MİYELOMUN BELİRTİ VE BULGULARIHastalığın başlangıçaşamasında hiçbir belirti olmayabileceği gibi, ileri evrelerde çok gürültülübir klinik tablo da söz konusu olabilir. Aşağıda sıralanan hastalıkbelirtilerinin ortaya çıkabilmesi için kanserli hücre kütlesinin belirli birhacme ulaşması gerekir. Bu belirtisiz dönemde hekimlerin sıkça başvurduklarıbasit bir laboratuvar testinin (sedimantasyon hızı) anormal sonuç vermesi(sedimantasyonun hızlanması) tanıya giden yolu tesadüfen açabilir.En sıkgözlenen belirtiler kemiklerde ağrı; kansızlık belirtileri; tekrarlayan üstsolunum yolu ve akciğer infeksiyonları, kanda kalsiyum düzeyinin yükselmesine(hiperkalsemi) bağlı belirtiler ve böbrek bozukluğuna (üremi) ilişkinbulgulardır.Ağrı tüm kemiklerde olabileceği gibi, sadece belirli bir bölgeye desınırlı kalabilir. Ağrı en çok sırt ve bel ağrıları şeklinde omurgayı ve göğüskafesinde kaburgaları ilgilendirir. Ağrı dokunmakla, bası ile, hareketleartabilir. İstirahatte ise azalabilir. Kemik kırıkları ya da sinirlere basıgeliştiğinde ağrı daha da şiddetlenir.Hastalar kemik ağrıları nedeniyleöncelikle romatizma, fizik tedavi ve ortopedi uzmanlarına başvurur ve bazen“bel fıtığı”, “kireçlenme”, “siyatik” gibi yanlış tanılarla bir süre tedavigörebilirler. Böyle bir yaklaşım, ne yazık ki, hastalığın ilerlemesine fırsatverir.Kanserleşen plazma hücrelerinin oluşturduğu tümörler (plazmasitom) tek(soliter) veya çok sayıda (multipl) olabilir. Kemik iliğindeki bu tümörlerçevre kemik dokusunu harap ederek kemiklerin kalsiyum kaybetmelerine,böylelikle incelmelerine, zayıflamalarına, hatta kendiliğinden veya hafif birdarbe ile kırılmalarına yol açabilir. Bunlara ek olarak, bazı kemiklerde(örneğin omurlar) kırık oluştuğunda sinirlere bası sonucu şiddetli ağrılar vebazen felçler görülebilir.Harabiyet sonucu kemiklerden açığa çıkarak kana geçenkalsiyum hiperkalsemi tablosunu yaratabilir. Hiperkalsemi bazen organizma içinçok zarar verici ve hayatı tehdit edici olabilir. İştah azalması, bulantı,kusma, susuzluk hissi, idrar miktarında azalma, halsizlik, kas güçsüzlüğü,huzursuzluk ve bilinç değişiklikleri bu tablonun belirtileriarasındadır.Miyelom hücrelerinin artışına bağlı olarak kemik iliğinde normalkan hücrelerinin yapımı engellenir. Bunun sonucunda kansızlık, kanamalar,infeksiyonlara yatkınlık ortaya çıkabilir. Kansızlık durumunda hastalarhalsizlik ve çabuk yorulmadan, bir iş yaptıklarında ya da yokuş, merdivençıktıklarında çarpıntı ve nefes darlığından yakınırlar.Grip gibi basitinfeksiyonların sık görülmesinin yanı sıra, zatürree, üst solunum yolu(bronşit) veya idrar yolu iltihabı gibi infeksiyonlara yatkınlığın artışı dahastalığın bir diğer önemli yönüdür.Miyelomun en çok zarar verdiği organlarınbaşında böbrekler gelir. Bu nedenle hastalığın erken tanısı çok önemlidir. Çokilerlememişse, böbreklerde meydana gelen hasar tedavi ile geri döndürülebilirve böbrekler tekrar normal işlevlerini kazanabilir.
    TANI NASIL KONUR ?Hastanın şikayetlerinin, klinikbelirtilerinin öyküsü ve muayenesi hekime hastalık hakkında ilk ipuçlarınıverir. Kemik filmlerinin çekilmesi, kan ve idrar testleri ve kemik iliğininincelenmesi ile miyelom tanısına kolaylıkla ulaşılır.Kemik filmleri: Filmincelemeleri, kemiklerin durumu hakkında aydınlatıcı bilgiler verir. Kırıklar veyazarar görmüş, kalsiyum yitirmiş kemikler bu yöntemle görülebilir. Ancakkemiklerde meydana gelen hasar sadece bu hastalığa özgü değildir. Hastalık tümkemikleri eşit şekilde etkilemediğinden özellikle ağrılı bölgelerin ayrıntılıolarak röntgen veya manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleri ileincelenmesi gerekir. MR kemik bulgularının (özellikle omurgada) erkenyakalanmasında çok duyarlı, ancak pahalı bir yöntemdir.Kan ve idrar testleri:Tanıya giderken bir diğer önemli inceleme kan ve/veya idrarda miyelomhücrelerinin yaptığı proteinin (immünglobülin) saptanmasıdır. Kanserleşerekçoğalan plazma hücreleri normal koşullarda yapmasını bildikleri immünglobülinibol miktarda üretirler (M proteini).Bu proteinler serum ve/veya idrar proteinelektroforezi testleri ile ortaya konur. Elektroforezde M proteini kendini dartabanlı, yüksek ve sivri bir tepe şeklinde gösterir (Şekilde gamma bölgesindeböyle bir tepe okla gösterilmiştir. Normalde sadece albumine ait bir sivrilikgörülür). Tedaviyle kötü hücreler öldürüldükten sonra bu sivri tepe yerinialçak bir düzlüğe bırakacak ya da tamamen kaybolacaktır. Elektroforezinardından daha duyarlı yöntemlerle (immünelektroforez, immünfiksasyon) buproteinin tipi ve miktarı saptanır. İdrarda immünglobülinlerin sadece hafifzincir parçaları çıkar (Bence Jones proteini: okunuşu: Bens Cons). Yirmidörtsaatlik idrar örneklerinde hafif zincir mikarı tayin edilebilir.Bütün budeğerler hem hastalığın tanısının konmasında, hem de tedaviye yanıtınizlenmesinde büyük önem taşır. M proteinleri hastalık aktivitesinin sadıkgöstergeleridir. Çok az kanserde böyle bir tümör belirteci bulunur.Kemikiliğinin incelenmesi: Tanı için üçüncü yöntem kemik iliğinin incelenmesidir. Buamaçla göğüste iman tahtasına (sternum kemiği) veya kalça kemiğinin arkakısmındaki küçük kemik çıkıntısına, bölge uyuşturulduktan (lokal anestezi)sonra özel bir iğne ile girilerek kemik iliği örneği alınır. Bu örneklerhematoloji ve/veya patoloji laboratuvarlarında mikroskopta incelenerek miyelomtanısı kesinleşir (Kemik iliği aspirasyonu ile biyopsisi için bkz. tıbbiterimler sözlüğü).Kemik iliği biyopsisi, yapılışı sırasında hastaya fazlarahatsızlık vermeyen, poliklinik koşullarında ayaktan 5-10 dakikada tamamlanan,sonradan hastada ağrı yaratmayan bir işlemdir. Hastalar kemik iliğini“omurilik” ile karıştırarak girişimden önce yersiz endişelerekapılmamalıdır.HASTALIĞIN NE DENLİ İLERLEMİŞ OLDUĞU NASIL SAPTANIR ?Hastalığınilerleme derecesine göre üç evresi vardır. Hastalığın evresine göre uygulanacaktedavi seçenekleri değişebilir.Evre I. Kemik iliğinde tümör hücresi sayısıazdır. Kan sayımında kansızlık yoktur. Kanda kalsiyum düzeyi normalsınırlardadır. Kan ve/veya idrardaki M-protein miktarı düşüktür. Filmlerdekemik tutulumu yoktur. Bu evredeki hastalarda hastalık belirtisigörülmeyebilir.Evre II. Tümör hücresi sayısı orta derecede artmıştır. Durumlarıbirinci ve üçüncü evreye uymayan hastalar ikinci evre olarak kabul edilir.EvreIII. Hastalık iyice ilerlemiştir. Kansızlık görülebilir. Kanda kalsiyum düzeyiyükselmiş bulunabilir. Kan ve/veya idrardaki M-protein miktarı çok yüksektir.Çok sayıda kemik hastalığa yakalanmıştır.Yukardaki evrelerden herhangi birinde,birlikte böbrek yetmezliğinin de (üremi, kanda kreatinin yüksekliği) bulunmasıhastalığın tedavisinin daha da güç olacağına işaret eder.Tedavi öncesihastalığın evrelendirilmesinin yanı sıra, bazı biyokimyasal (CRP, beta-2mikroglobulin) ve genetik özelliklerin, olanak varsa, kromozomlarda meydanagelebilecek yapısal değişikliklerin saptanması, hastalığın davranışı vetedaviye vereceği yanıtları önceden kestirmede yararlıdır. Bu incelemelerin birbölümü her hastanede değil, ancak kan kanserleri konusunda uzmanlaşmışmerkezlerde yapılabilmektedir.


  7. #7
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

    Standart


  8. #8
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    10.489

    Standart


Benzer Konular

  1. Cevaplar: 16
    Son Mesaj : 02-09-2012, 10:21
  2. Kanser: Uzun süreli iltihap kanser nedeni
    By maturidi in forum Kanser Hastalıkları
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 11-23-2011, 19:46
  3. Cevaplar: 1
    Son Mesaj : 11-23-2011, 19:19
  4. Cevaplar: 33
    Son Mesaj : 11-06-2011, 15:21
  5. Cevaplar: 9
    Son Mesaj : 10-05-2011, 14:52

Visitors found this page by searching for:

leukemia nedir

günümüzde kanser hastalığına yakalanan insan sayısı artışının olası sebepleri

günümüzde kanser hastalığına yakalanan insan sayısı artışının olası sebeplerinin araştırılması

kan hücreleri

Leukemia

lösemikanser hastalığına yakalanan insan sayısı artışının olası sebeplerilösemide kan değerlerikan hücrelerinin çoğalmasıgünümüzde kanser hastalığına yakalanan insan sayısının artış sebebikan kanseri hücresilösemi hücresigünümüzde kanser hastalığına yakalanan insan sayısıLÖSEMİYE YAKANILAN COCK HATALARlösemi kanseriLeukemia hastalığıkan hücresinin incelenmesiyanağın iç tarafındaki hücrelerkan hücrelerinin incelenmesigünümüzde kanser hastalığına yakalanan insan sayısının artışının olası sebepleriçinliler neden vitiligoya yakalanmazlarlenfoma kemik iliği tutulumukan hücresi kanserikan hucre şekıllerıKAN HÜCRELERİ ŞEKİLLERİ

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
doğal tedavi | bitkisel tedavi | şifalı bitkiler | tedavi yöntemleri | hemoroid | himalaya tuzu
zona hastalığı, herpes zoster, kuşak hastalığı, mesane iltihaplanması, cystitis, sistitis, sistit, basur, mayasıl hastalığı,hemoroid, hemorrhoid, basur, mayasıl hastalığı,hemoroid, hemorrhoid, vitiligo, beyaz leke hastalığı, cinsel bozukluklar, cinsel isteksizlik, erken boşalma, iktidarsızlık, kısa ilişki, ereksiyon, ülseratif kolit, kalınbağırsak ülseri, böbrek iltihaplanması, nefrit, kurdeşen, kronik ürtiker, anjiyödem, dabaz, kaşınıtlı, kabarcıklı, deri hastalığı, irritabl bağırsak sendromu (İBS), kalın bağırsak hasaslaşması, kolon hasaslaşması, yüksek tansiyon, variz, varikosis, varicose, gastrit, mide mukozası iltihaplanması, ülser, mide yarası, reflü, mide yanması, şişkinlik, kabızlık, hazımsızlık

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84