Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 25 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Osteoporoz, kemik erimesi: osteopeni osteoporoz tedavisi osteoporoz belirtileri osteo

  1. #1
    igokcek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    igokcek Çevrimd??? İbrahim GÖKÇEK
    Üyelik tarihi
    Jun 2005
    Bulunduğu yer
    istanbul fatih
    Mesajlar
    22.945

    Post Osteoporoz, kemik erimesi: osteopeni osteoporoz tedavisi osteoporoz belirtileri osteo

    Osteoporoz, kemik erimesi: osteopeni osteoporoz tedavisi osteoporoz belirtileri osteo






    Osteoporoz, osteoprosis, kemik erimesi:

    Osteoporoz kemeik ağırlığının, şeklinin ve foksiyonunun azalması nedeniyle ağrılı ve mekanik olarak dayanıklı olmayan iskelet yapısı oluşur. Buda kemik kırılması tehlikesini doğurur. Osteoporozun bilinen iki önemli türü vardır ve bunlar menopoz devresinde ortaya çıkan kemik erimesi ve yaşlılık nedeniyle kemik erimesini gösterebiliriz.

    Kemik hücreleri sürekli yenilenir ve burada oluşan kemikle, çözülen kemik arasındaki denge bozulursa o zaman osteoporoz ortaya çıkar. Bununda en önemli belirtisi kemiklerin ağrımasıdır. Ayrıca kemik yoğunluğunun azalması kemik kırılması ve kemiğin aşınması nedeniyle kişinin boyunda küçülme ve duruş bozuklukları görülür. Osteoporozun mutlaka tedavisi gerekir, aksi halde bakıma muhtaç duruma düşülebilinir.

    Açıklama:
    Osteoporoz kemik yoğunluğunun yaşlanma veya menopoz nedeniyle azalmasıdır. Kemik yoğunluğunun azalması ile birlikte fonksiyon yapı bozukluğu ve ağrılar görülürse buda kemik kırılmasına sebep olur. Osteoporoz sadece bazı kemiklerde görülebildiği gibi bütün iskelettede görülebilir. Şayet menopoz devresinden sonra osteoporoz görülürse, buna primer (birincil, doğrudan) osteoporoz denir ve yaşlanma nedeniyle osteoporoz görülürse bunada sekonderi (ikinci, dolaylı ) osteoporoz denir. Sekonderi osteoporoz genelikle hormon anormalikleri veya metabolik bozukluklar nedeniyle ortaya çıkar.

    Osteoporozun sebepleri:
    Kemiklerin gelişimi ve yoğunluğu 40 yaşına kadar sürekli yavaş yavaş artar. 40 yaşından sonra ise yavaş yavaş her yıl yoğunluğu azalmaya başlar ve bu kemik yoğunluğunun yılda % 0,5-1,5 oranında azalması normaldır. Şayet kemik yoğunluğu yılda % 1,5 oranından fazla erimeye başlarsa o zaman osteoporozdan bahsedilir. Tabiki burada kemik yoğunluğunun 40 yaşına kadar tam olğunlaşmasıda çok önemli bir faktördür.

    Kemik yoğunluğunun yeterince oluşmamasının sebepleri:
    1-) Yeterince hareketetmeme
    2-) Yeterince kasiyum ve D-Vitamini alamama
    3-) Genç kızlarda görülen östrojen yetersizliği veya ergenlik çağına geç girme
    4-) Genetik problemler

    Menopoz nedeniyle ortaya çıkan osteoporoz:
    Bayanlarda menopozun görülmesi ile birlikte ösrojen hormonuda azalır. Bu hormon azalması ile birlikte osteoporozda hızlanır. Osteoporozun % 90 oranında kadınlarda menopoz devresinin başlaması ile birlikte osteoporoz ortaya çıkar ve genelikle omur kemikleri bundan etkilenir. Menopozla birlikte yumurtalıkların yeterince östrojen salğılamaması nedniyle kadınlarda bir çok metabolik değişimlerde anormalikler görülür ve bunların başında mide ve bağırsaklar kaslsiyum absorbsiyonunun (alımı ) azalırken, böbreklerde kasiyum atışını artırır. Almanyada 4 milyon osteoporoz, yani kadınların % 20?sinde görülmektedir.

    Osteoporozun belirtileri:
    Kemik erimesi çok hafifse rahasızlıklara sebep olur. Eğer kemik erimesi aşırı ise o zaman kemik aşınması nedniyle aşırı ağrılar görülür.Bunların başında kalça kemiğinin boyun kısmndan kırılması veya deforme olması nedeniyle amaliyatla sunni eklem takılır. Aynı şekilde omurlardaki kalsiyumun azalması nedeniyle omurların şekli bozulur ve bel fıtıkları ortaya çıkar. Osteoporoz nedeniyle kimyasal ilaç özeliklede ösrojen hormon alınırsa bir çok hastalık daha ortaya çıkar.

    Teşhis:
    Röntgen ile kemiğin yoğunluğu anlaşılır, fakat kemik yoğunluğunun % 30?dan fazlasını kaybederse ancak o zaman osteoporoz olup, olmadığı anlaşılır. Omur disklerindeki yıpranma ve bozulma röntgende açıkca beli olur. Menopozla birlikte ortaya çıkan osteoporozla birlikte başka faktörler nedeniylede osteoporozda görülebilir. Bu nedenle kan testi yapılması gerekebilir.

    Tedavi:
    Menopoz nedeniyle ortaya çıkan osteoporoza karşıçörekotu-, ışıldak-, hayıt-, ve kadınkökü preparatları, Gökçek Tonik veya Gökçek İksiri ile tedavi yapılabilir. Kalsiyum içeren besinler almak gerekir. Peynirin çok kalsiyum içerdiği ve çok peynir yenmesinin tavsiye edilmesi pek geçerli ve akıllıca değildir, çünkü peynir yenince böbreklerde o oranda daha çok kalsiyum ve asidi dışarı atar. Bu nedenle fazla peynir yenirse kemiklerde kalsiyum oranı artar görüşü yanlıştır. (Ehk 10.02.716) Doğru olan bol sebze ve meyve yemektir.

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.
    www.bitkiseltedavi.com

  2. #2
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.831

    Standart Osteoporoz hastalarına "tedavi"

    Osteoporoz hastalarına "tedavi" uyarısı

    İSTANBUL (İHA) - Osteoporoz hastalarının yarıya yakınının, haftalık tedavisini sürdürmediği için ciddi kemik kırılması riskiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

    Bu durumun, halihazırda mali sıkıntı içindeki sağlık sistemleri üzerindeki yükü artırdığını belirten uzmanlar, Osteoporoz hastalığına yakalananların sayısının, yaşlanan küresel nüfus artışına paralel olarak önümüzdeki yıllarda yükseleceğine dikkat çekerek, hastalara kemik güçlendirici tedavi yöntemlerini önerdi. Uluslararası Osteoporoz Vakfı'nın (IOF) hazırladığı rapor, kadınların Osteoporoz tedavisini yarıda bırakmasının doğurduğu küresel sonuçlar ve bu durumun hasta, toplum ve ekonomi üzerindeki maliyetlerine dikkat çekiyor.

    Rapora göre, Osteoporoz hastalarının yarıya yakını haftalık tedavisini sürdürmediği için ciddi kemik kırılması riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bu durum, halihazırda mali sıkıntı içindeki sağlık sistemleri üzerindeki yükü de artırıyor. Hazırlanan rapor, IOF'nin, tedaviye devam edilmemesinin getirdiği gerçek yüke dikkat çekmeyi amaçlayan, "Kalıcı Olma Gücü: Osteoporoz Tedavisinde Sürekliliği Sağlamak" başlıklı kampanyasının da ilk adımını oluşturuyor. Çok yönlü kampanya, dünyanın her yerindeki kadınları, doktorları ve hasta gruplarını, hastalara tedavilerini sürdürmelerinde yardımcı olmaya ve onları zayıf duruma düşüren, gereksiz kemik kırılması riskini azaltmaya yönelik çalışmalarda birlikte hareket etmeye çağırıyor.

    Tedaviyi sürdürme konusunun önemli olmasının bir sebebi de kemik kırığı vakası geçiren hastaların başka kemik kırılmaları yaşama riskini artırması. Osteoporoz hastalığının yakalananların sayısı, yaşlanan küresel nüfus artışına paralel olarak önümüzdeki yıllarda yükseleceğini belirten uzmanlara göre, bu durum, hastalara ancak uzun vadede yarar sağlayacak, kemik güçlendirici tedaviler görmelerini daha da önemli hale getiriyor. Kadınların tedavilerini yarıda bırakmalarının yol açtığı sosyal ve ekonomik maliyetlerin sürdürülemez bir hal aldığını ifade eden uzmanlar, "Doktorlar, kadınlar ve hasta gruplarının bu durumla mücadele etmek için birlikte çalışması gerekiyor. Osteoporoz tedavilerinin hastalar açısından daha rahat olmasını sağlamak son derece önemli. Bugün, daha az sıklıkla verilen dozajlar gibi, yararı dokunabilecek, yeni seçenekler de mevcut" açıklamasında bulundu.

    Osteoporoz, her 3 kadından ve her 5 erkekten 1'ini etkileyen, yaygın bir rahatsızlık. Tedavi edilebilir olmasına karşın, birçok hastanın tavsiye edilen uzun tedavi süresi boyunca ilaçları kullanmayı zor bulması nedeniyle tedavide sürekliliğin sağlanması büyük bir sorun halini alıyor. Bu devamsızlık, Osteoporoz hastaları için önemli sonuçlar doğuruyor. Zira, kadın hastaların üçte birden azında kemik kırıkları tam olarak iyileşirken, üçte birden fazlası sürekli bakıma ihtiyaç duyuyor. Bu ihmal beraberinde önemli finansal riskleri de getiriyor. Sadece Avrupa'da, Osteoporoz'un bugün getirdiği hastane bakımı maliyeti 4,8 milyar Euro'yu aşıyor. Kemik kırığı oranlarının düşürülmemesi durumunda, bu maliyetlerin daha da yükseleceği tahmin ediliyor. 45 yaşın üzerindeki kadınların Osteoporoz yüzünden hastanede geçirdikleri süre, diyabet, kalp krizi ve göğüs kanseri gibi diğer birçok rahatsızlığı aşıyor.

    IOF raporuna göre; 2050 yılına kadar, hastalığın küresel maliyeti en az 106 milyar Euro olarak tahmin ediliyor. İngiltere'de, Osteoporoz'dan kaynaklanan kırıkların yıllık maliyeti 2.2 ila 2.6 milyar Euro arasında değişiyor. İspanya'da, her yıl meydana gelen 25 bin kırık vakası doğrudan 126 milyon Euro'luk maliyete yol açarken, 420 milyon Euro'luk da dolaylı maliyet getiriyor. 2001-2002 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde görülen 2.39 milyon Osteoporoz kaynaklı kırık vakasının kamu sağlık sigorta sistemine maliyeti ise 10 milyar Euro olarak gerçekleşti.

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.
    Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.
    www.bitkiseltedavi.com

  3. #3
    sehzade Çevrimd??? Acemi
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    1

    Standart

    Osteoporz nedir?

    Halk arasinda kemik erimesi dedigimiz bir hastaliktir. Osteoporoz dedigimiz kemik erimesinde sanildigi gibi kemik erimez, kemigin icindeki destek dokusu zayiflar. Belli yaslarda eger önlem alinmassa vücuda binen yükler sonucunda spontan kiriklar meydana gelebilir.

    Osteoporoz nasil oluyor?

    Kemik devamli yapilan ve yikilan, kendini yenileyen bir organdir. Genclerde kemik yapimi, yikimina esittir. Yas ilerledikce giderek yikim, yapimdan daha fazla olur ve kemik kitlesi azalir. Kadinlarda estrojen denkilen hormon kemiklerin yikimini önlemektedir. Adet kesimiyle (menopoz), bu hormon azaldigindan kemik yikimi artar. Cocuk ve genc eriskin, yeterli kalsiyum almiyor, günes isinlarina yeteri kadar maruz kalmiyorsa, kemik kitlesi azdir. Menopoz sonrasinda kolaylikla kaybedilir. Osteoporoz icin bir yatkinlik da vardir.

    Menopozun hangi devresi osteoporoz icin önemlidir?

    Kemik kaybi ilk bes yilinda en fazladir. Sonraki yillarda azalarak devam eder.

    Osteoporoz belirtileri nelerdir?

    Genelde kiriklar ortaya cikincaya kadar herhangi bir belarti ve agri olmaz. Ancak bazi kisilerde ileri yaslarda romatizma zannedilen kemik agrilarina neden olabilmektedir.

    Bu hastaligin giziksel özellikleri:

    Ø Osteoporozun ilk belirtisi kücük bir düsme sonucu meydana gelen kalca, omurga ve el bilegi kirigidir. El kemigi kiriklarina daha cok ellili yaslardaki kadinlar ve erkeklerde rastlanir; daha yasli olanlar kalca kirigina egilimlidir.
    Ø Omurgadaki kemikler zayifsa omurlar ezilebilir ve bunun boyunuzun kisalmasina sebep olur; eger cok sayida ezilme varsa omurga egilir. Baslangicta siddetli sirt agrilari cekebilirsiniz ve daha sonra bu agrilar kronik olarak devam edebilir. Boy kaybi oldugundada biraz yada agri cekmezsiniz. Veya siritinizda bir kamburluk ortaya cikabilir.
    Ø Omurganiz iyice egilirse kaburgalrinizin altindaki busluk azalir ve siz bu nedenden dolayi soluk almada güclük cekebilirsiniz. Idrar tutmama probleminiz olabilir cünkü boy kaybi diger organlarin mesane üzerine baski yapmsina yol acabilir.

    Kimler risk gurubundadir?

    · Menopoz dönemindeki kadinlar 50 yasini gecen erkekler
    · Düzensiz beslenen her ys gurubundakiler
    · Günes isigindan yetersizce faydalanlar
    · Asiri cay ve kahve icenler
    · Aile icinde birinde kemik erimesi olan kisilerde
    · Kaliyumdan fakir beslenenler
    · Cesitli nedenlerle uzun süre asiri haraketsiz yasayanlar

    Osteoporoz Nasil Engellenir?
    Kemik sagliginizi korumak için yapmaniz gerekenler zor seyler degildir. Genel sagliginiz için de gerekli olan sigara ve içki aliskanliklarini birakmak ve hareketli olmak bunlarin başında gelir. 65 yasina kadar her gün 1000 mg kalsiyum almaniz gerekir. 65 yasindan sonra da günlük kalsiyum miktari 1500 mg'a çikarilmalidir. Yine kalsiyumla birlikte çok gerekli olan, ayrica kalsiyumun ince bagirsaktan emiliminde rol alan D vitaminini de günde en az 10 dakika güneslenerek alabilirsiniz. Eger herhangi bir nedenle günes isigindan mahrumsaniz, günlük D vitamininizi yiyeceklerden saglamalisiniz. Bu da en az 400 iü en çok 800 iü olmalidir. Bir bardak sütten ya da hazir vitamin tabletlerinden yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini alinabilir. Fakat istatistiklere göre süt ve süt ürünlerinin tüketimi gerekli olan oranin yarisindan bile azdir. Süt sevmeyenler için yogurt, peynir, ve dondurma, koyu yesil yaprakli bitkiler, deniz ürünleri, tofu ve badem gibi yiyecekler de gerekli kalsiyum miktarini karsilamada yardimci olacaktir. Spor yapmak da yine kaslari ve kemikleri güçlendirir. Bunlar arasinda yokus yukari yapilan yürüyüs, merdiven inip çikma, takim sporlari ve agirlik kaldirma gibi sporlar dayanikligi arttirdigi için yararlidir.
    Saglikli bir yasam ve özellikle saglikli bir yaslilik dönemi geçirmek için yeterli kalsiyum miktarini almak gerekir. Bunun için de süt ürünlerini tüketme aliskanligi edinmek icinde bir davranistir

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.
    Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.
    www.bitkiseltedavi.com

  4. #4
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.831

    Standart

    Kemik Kaybı Olan Yaşlılarda Sekonder Hiperparatiroidizm ve Kemik Döngüsü - Orijinal Araştırma
    Nurdan Peker, Demet Tekdöş, Metin Erbil, Betül Kaya, Çağlayan Dere


    Özet

    Kemik kaybı ilerleyen yaşla beraber sık görülen bir durumdur. Kan kalsiyum düzeyini ayarlayan parathormon (PTH), kalsitonin ve D vitamini metabolitleri gibi sistemik hormonların iskelet üzerine çeşitli etkileri vardır. Bu çalışmanın amacı kemik kaybı olan yaşlılarda sekonder hiperparatiroidizm (HPTH) sıklığının ve kemik döngüsü hızının araştırılması idi.
    Çalışma grubu 65 yaş ve üzerindeki, kemik kaybı olan 55 kişiden (9 erkek, 46 kadın) oluşuyordu. Kemik yoğunluğu dual enerji x-ışını absorpsiyometri (DXA) ile PA lomber vertebra (L1-4) ve sağ proksimal femur bölgelerinden yapıldı. Her iki bölgeden birinde T skorları <-1.5 olan kişiler çalışmaya alındı. Hastaların kırık öyküsü, yaz aylarında güneşlenme süresi ve yürüme aktivitesi sorgulandı. Vertebra kırığı lateral torakal ve lomber vertebra grafileri ile araştırıldı.Rutin kan incelemeleri yanında serum osteokalsin (OC) ve C-telopeptit tip 1 çapraz bağ (CTX) düzeylerine bakıldı. Hastaların %70.9'unda HPTH saptandı. HPTH olan grupta, PTH düzeyi normal olan gruba göre femur boyun T skorları ile total femur KMY değerleri anlamlı olarak düşüktü (p=0.05, p=0.03). Serum OC ve CTX düzeyleri hem HPTH hem de PTH normal olan grupta yüksek idi. Femur boyun KMY değerleri ile CTX arasında negatif korelasyon vardı (r=0.321, p=0.017).
    Serum PTH düzeyleri ve lomber vertebra ve proksimal femur KMY değerleri arasında bir ilişki yoktu. Serum PTH düzeyleri ile alkalen fosfataz düzeyleri arasında anlamlı pozitif ilişki bulunuyordu.
    Sonuç olarak kemik kaybı olan yaşlı kişilerde sekonder HPTH ve artmış kemik döngüsü sık görülmektedir. Bu grupta yeterli kalsiyum ve D vitamini alımının sağlanması önemlidir. (Osteoporoz Dünyasından 2006; 12: 70-3)
    Anahtar kelimeler: Parathormon, kemik döngüsü, dual enerji x-ışını absorpsiyometri, osteokalsin, C-telopeptit tip 1 kollajen


    Summary

    Bone loss is common in the elderly. Parathyroid hormone (PTH), which regulates serum calcium levels,calcitonin and vitamin D metabolites have various effects on skeletal system. The aim of this study was to assess secondary hyperparathyroidism (HPTH) and bone turnover in elderly with bone loss.
    Fifty-five patients (9 men,46 women) older than 65 years with bone loss were included in the study. Bone mineral density was measured by dual energy x-ray absorptiomety (DXA) at L1-4 vertebrae and proximal femur regions. Patients with T scores <-1.5 at one of the measurement sites were included in the study. Study subjects were assessed in terms of fracture history, sunbathing and walking activity. Routine biochemical tests, serum osteocalcin (OC) and C-telopeptide type 1 collagen (CTX) and lateral thoracal and lumbar vertebrae radyographic evaluation was performed. Our results showed that 70.9% of the patients had HPTH. Total femur BMD values and femur neck T scores were significantly lower in HPTH group than PTH normal one (p=0.05, p=0.03). Serum OC and CTX levels were higher in both groups. There was a negative correlation with femur neck BMD and CTX (r=0,321).
    There was no correlation between serum PTH levels and lumbar vertebrae and proximal femur BMD values. Serum PTH and alkaline phosphatase levels showed a significant positive correlation.
    In conclusion secondary HPTH and increased bone turnover is common elderly with bone loss. Adequate calcium and vitamin D intake is important the older people. (Osteoporoz Dünyasından 2006; 12: 70-3)
    Key words: Parathormone, bone turnover, dual energy x ray absorbsiometry, osteocalcin, C-telopeptide type 1 collagen

    Giriş

    Toplumda sık görülen bir durum olan osteoporozun patogenezinde, kalsiyum metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynayan hormonların önemli bir rolü vardır. Parathormon (PTH), kalsitriol ve daha az olarak da kalsitonin kemiğin yeniden yapılanmasında etkili olur (1). Parathormon (PTH), kalsitonin ve D vitamini metabolitleri kemiğin yeniden yapılanmasında etkilidir (1). Parathormonun kemikler üzerinde hem anabolizan hem de katabolizan etkileri vardır (2). 20. yüzyılın başlangıcından hemen önce başlayan PTH ile ilgili ilk araştırmaları takiben, hormonun aşırı salınımının kemik kaybıyla ilişkisi incelenmiştir (3). Günümüzde D vitamininin bağırsaktan kalsiyum emilimini düzenlediği, düşük serum kalsiyum düzeyi olan kişilerde PTH salınımının uyarıldığı bilinmektedir.
    Yerleşmiş vertebral osteoporozu olan 421 postmenopozal kadında yapılan bir çalışmada D vitamini eksikliği oranı %39, bu kişilerde sekonder hiperparatiroidizm (HPTH) görülme oranı ise yaklaşık 1/3 olarak bildirilmiştir (4).
    D vitamini eksikliği ve buna bağlı olarak gelişen sekonder HPTH kemik döngüsünde artışa ve kemik kaybına neden olmaktadır(4). Ancak olması gereken ideal serum D vitamini düzeyi kesin olarak bilinmemektedir (5).
    Bu çalışmada lomber vertebra veya proksimal femur bölgesinde kemik kaybı olan yaşlılarda sekonder hiperparatiroidizm oranının ve bu kişilerdeki kemik döngüsü hızının araştırılması amaçlanmıştır

    Materyal ve Metod

    Çalışmamıza 30.08.2005-27.02.2006 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran ve kemik kaybı olan 65 yaş ve üzerindeki 55 kişi ( 9 erkek, 46 kadın) alındı. Çalışmaya katılanların tümü evde yaşayan ve günlük yaşam aktivitelerini kendileri yapabilen yaşlılardı. Daha önce osteoporoz tanısı konmuş olanlar, karaciğer, böbrek veya bağırsak hastalığı olanlar, kemik metabolizmasını etkileyen ilaç kullananlar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların tamamında lomber vertebra (L1-4) veya proksimal femur bölgesinde (femur boyun veya total femur), Dünya Sağlık Örgütünün osteopeni ve osteoporoz tanımına göre T skorları <-1.5 idi. Kemik yoğunluğu DXA (Lunar model Dpx, Lunar corp, Madison, WI) ile ölçüldü. Hergün 20 dakika süre ile düzenli yürüyüş yapma, yaz aylarında 1 aydan fazla güneşlenme, düşme ve geçirilmiş kırık öyküsü sorgulandı. Kanda kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz seviyeleri ve diğer rutin biyokimyasal incelemeler yapıldı. Serum osteokalsin (OC) ve C- terminal telopeptit tip 1 kollajen (CTX) düzeyleri mikro ELISA yöntemi ile aynı laboratuvarda ölçüldü. Kan örnekleri sabah aç karnına saat 8.00-9.00 arasında alındı. PTH düzeyi ölçümü radioimmunoassay yöntemiyle yapıldı. Hastalarda kırık öyküsü sorgulandı. Vertebra kırıkları, lateral torakal ve lomber grafiler ile araştırıldı.
    Bu çalışma hastane etik kurulu tarafından onaylanmıştır.
    İstatistik analiz için SPSS 11.5 programı kullanıldı. Tanımlayıcı analizlerde Pearson korelasyon testi ve student t testi kullanıldı. P<.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

    Bulgular

    Hastalara ait klinik özellikler Tablo 1'de gösterilmiştir. Çalışma grubumuzun yaklaşık 2/3?ünde hiperparatiroidizm (>50 ng/L) vardı. HPTH olan grupta serum PTH düzeyi 94.43 ± 33.5 ng/L, PTH normal olan grupta ise
    34.16 ± 13.9 ng/L idi.
    HPTH olan ve olmayan gruplardaki L1-4, femur boyun ve total femur kemik mineral yoğunluğu (KMY) değerleri ve T skorları Tablo 2'de özetlenmiştir. HPTH olan grupta, PTH normal olan gruba göre femur boyun
    T skorları ve total femur KMY değerleri anlamlı olarak düşüktü (p=0.05, p=0.03).
    Çalışma gruplarına ait serum kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, OC ve CTX değerleri Tablo 3'de gösterilmiştir. Serum kalsiyum, fosfor ve ALP düzeyleri normal sınırlar içindeydi. HPTH olan grupta hastaların %46.2'sinde artmış kemik yıkımı (CTX>0.75 ng/ml), %56.4'ünde artmış kemik yapımı (OC> 20 ng/ml) vardı. PTH normal olan gruptaki kemik yıkımı artışı %43.7, kemik yapımı artışı ise %50 idi (Tablo 4).
    Çalışmamızda serum PTH düzeyleri ile lomber bölge ve proksimal femur KMY değerleri arasında ilişki bulunamamıştır. PTH ile OC ve CTX arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Buna karşılık serum PTH düzeyi ile ALP arasında anlamlı bir pozitif ilişki saptanmıştır.
    Femur boyun KMY değerleri ile serum CTX arasında negatif bir ilişki bulunuyordu (r=0.321, p=0.017). L1-4 KMY değerleri ile kemik döngüsü göstergeleri arasında bir ilişki yoktu.
    PTH ile vertebra, geçirilmiş periferal kırık ve düşme sıklığı arasında ilişki yoktu.
    Düzenli yürüyüş yapan kişilerde serum PTH düzeyleri, yürüyüş yapmayanlara göre anlamlı olarak düşük bulundu (p=0.02). Yürüyüş yapan yaşlılarda femur boyun KMY değerleri, yürümeyenlere göre daha yüksekti (p=0.04). Düzenli yürüyüşün serum OC, CTX, kalsiyum, fosfor ve ALP düzeyleri ile ilişkisi bulunamadı.
    Yılda 1 aydan fazla güneşlenen kişilerde total femur KMY değerleri, güneşlenmeyenlere göre daha yüksekti (p=0.04). Güneşlenmenin serum PTH, kemik döngüsü belirteçleri, kalsiyum, fosfor ve ALP üzerine etkisi bulunamamıştır.

    Tartışma

    Bu çalşmanın sonuçları, kemik kaybı olan yaşlılarda sekonder HPTH prevalansının yüksek olduğunu (%69.1) göstermiştir. Daha önce yapılan bir çalışmada yaşlı evlerinde yaşayan, düşük gelirli 64 yaş ve üzerindeki kişilerde sekonder HPTH görülme sıklığı %30.2 olarak bildirilmiştir (6). Bizim çalışma grubumuzdaki osteopeni ve osteoporozu olan yaşlılardaki HPTH oranı daha yüksek bulunmuştur. Sahota ve ark. evde yaşayan, aktif durumdaki yaşlılarda, D vitamini eksikliğinin sık görüldüğünü, ancak bunların hepsinde sekonder HPTH gelişmediğini bildirmişlerdir (4). D vitamini eksikliğinin sekonder HPTH'ye yol açtığı, serum 25OHD seviyesi düşük olan kişilerde PTH konsantrasyonunun yaklaşık %30 kadar yükseldiği bildirilmiştir (7). Serum 25OHD düzeyi düşük olan yaşlıların yaklaşık %30-50'sinde sekonder HPTH görülmektedir (4,8). Ülkemizde yapılan bir çalışmada osteoporozu olan 60 yaş civarındaki kişilerde D vitamini eksikliğinin ve yetersizliğinin yaklaşık %57.8 oranında görüldüğü bildirilmiştir (9).
    Çalışmamızın ilgi çekici sonuçlarından biri de HPTH olan grupta, PTH normal olan gruba göre total femur KMY değerleri ile femur boyun T skorlarının düşük olmasıydı. Bu durum sekonder HPTH ile birlikte kemik kaybı olan yaşlı kişilerde artmış kalça kırığı riskine işaret etmektedir. Sakuma ve ark.nın yaptığı çalışmada yerleşmiş osteoporozu olmayan 70 yaşın üzerinde kalça kırığı geçiren hastalardaki serum 25OHD düzeyleri kontrollere göre düşük, intakt PTH düzeyi ise yüksek bulunmuştur (10).
    Çalışma gruplarımızın her ikisinde de kemik yapım ve yıkım göstergelerinde artış saptanmıştır. EPIDOS çalışmasında da yaşlı kadınlarda kemik yapım ve yıkım göstergeleri sağlıklı premenopozal kadınlardan daha yüksek bulunmuştur (11). Garnero ve ark.nın çalışmasında yaşlı kadınlarda menopozdan sonra geçen süre uzadıkça kemik döngüsü hızının kemik kitlesinin göstergesi olarak önem kazandığını bildirilmiştir (12).
    Çalışmamızda serum PTH düzeyleri ile lomber bölge ve femur KMY değerleri ve kemik döngüsü göstergeleri arasında bir ilişki bulunmamıştır. PTH ile ALP arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Yaşlı kadınlarda serum D vitamini seviyesinin azalmasına bağlı olarak sekonder HPTH gelişimi sebebiyle kemik döngüsünün hızlandığı bildirilmiştir (12).
    Çalışma sonuçlarımız femur boyun KMY değerleri ile kemik yıkım göstergesi arasında negatif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Önceki bir çalışmada kalça kırığı geçirmiş olan kadınlarda üriner CTX düzeyinin yüksek bulunması bizim sonuçlarımızı desteklemektedir (11). Sonuçlarımıza göre serum PTH düzeyi ile düşme ve kırık arasında bir ilişki olmadığı gösterilmiştir.
    Çalışmamızda düzenli yürüyüş yapan kişilerde serum PTH düzeyleri düzenli olarak yürüyüş yapmayanlara göre daha düşük olarak belirlenmiştir. Yürüyenlerde femur boyun KMY değerleri de yürümeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur. Palombaro tarafından yapılan bir meta-analizde 50 yaş ve üzerindeki kadın ve erkeklerde yürümenin tek başına tüm iskelet bölgelerinde kemik kaybını önlemediği, ancak lomber bölge kemik yoğunluğu üzerine olumlu etkisi olduğu bildirilmiştir (13). Kohrt ve ark.nın 60-74 yaşları arasındaki 39 kadın hastada yaptığı bir çalışmada bir gruba 11 ay süreli yer tepkimesi kuvvet egzersizleri (yürüme, jogging gibi), diğer gruba eklem tepkimesi kuvvet egzersizleri (ağırlık kaldırma gibi) verilerek, kontrol grubu ile karşılaştırılmış ve sonuçta her iki egzersiz grubunda da kemik yoğunluğunda artma olduğu, femur boyun kemik yoğunluğunun yürüme gibi yer tepkime kuvvet egzersizlerine cevap verdiği bildirilmiştir (14).
    Çalışma sonuçlarımız yaz aylarında güneşlenen kişilerde total femur KMY değerlerinin güneşlenmeyenlere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Melin ve ark.nın yaptığı çalışmada yaz aylarında hergün düzenli olarak güneş ışınına maruz kalmanın kan kalsiyum dengesine olumlu etkisi bildirilmiştir (15).
    Sonuç olarak 65 yaş ve üzerindeki osteopenik ve osteoporotik kişilerde PTH ve kemik yapım ve yıkım göstergelerinin yüksek olması kemik kaybı ile sekonder HPTH arasındaki ilişkinin önemini göstermiştir. HPTH olan grupta total femur KMY değerlerinin düşük olması bu kişilerde artmış kalça kırığı riskine dikkat çekmektedir. Düzenli yapılan yürüyüşün femur boyun KMY değerlerine, güneşlenmenin de total femur KMY değerlerine olumlu etkisi görülmüştür. Yaşlılarda düzenli egzersiz ile beraber yeterli kalsiyum ve D vitamini alımının sağlanması kemik kaybının önlenmesi açısından yararlı olacaktır.

    Yazışma Adresi: Dr. Nurdan Paker, İstanbul 70. Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon,
    Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bahçelievler, İstanbul, Türkiye
    Tel.: 0212 442 22 00 E-mail: nurdanpaker@hotmail.com

    Kaynaklar

    1. Biberoğlu S.Osteoporoz patogenezi. Gökçe Kutsal Y (ed). Osteoporoz. Güneş Kitabevi Ankara 2005:37-60.
    2. Malluche HH, Koszewski N, Monier-Faugere MC et al . Influence of the parathyroid glands on bone metabolism. Eur J Clin Invest 2006;36:23-33.
    3. Potts J. Parathyroid hormone: past and present. J Endocrinol 2005; 187:311-25.
    4. Sahota O, Gaynor K, Harwood RH et al. Hypovitaminosis D and functional hypoparathyroidism-the NONOF (Nottingham Neck of Femur) study. Age & Ageing 2001;30:467-72.
    5. von Muhlen DG, Greendale GA, Garland CF et al.Vitamin D, parathyroid hormone levels and bone mineral density in community-dwelling older women: the Rancho Bernardo Study. Osteoporos Int 2005;16:1721-6.
    6. Harris SS, Soteriades E, Dawson-Hughes B. Secondary hyperparathyroidism and bone turnover in elderly blacks and whites. J Clin Endocrinol Metab 2001;86:3801-4.
    7. Lips P, Duong T, Oleksik A et al. A global study of vitamin D status and parathyroid function in postmenopausal women with osteoporosis: Baseline data from the multipl outcomes of raloxifene evaluation clinical trial. J Clin Endocrinol Metab 2001;86:1212-21.
    8. Sahota O, Mundey MK, San P et al. The relationship between vitamin D and parathyroid hormone: calcium homeostasis, bone turnover, and bone mineral density in postmenopausal women with established osteoporosis. Bone 2004;35:312-9.
    9. Başaran S, Güzel R, Benlidayı İC ve ark .Osteoporozda vitamin D düzeyinin yaşam kalitesi üzerine etkisi. Osteoporoz Dünyasından 2006;12:35-8.
    10. Sakuma M, Endo N, Oinuma T et al. Vitamin D and intact PTH status in patients with hip fracture. Osteoporos Int 2006;
    11. Garnero P, Hausherr E, Chapuy MC et al. Markers of bone resorption predict hip fracture in elderly women: The EPIDOS prospective study. J Bone Miner Res 1996;11:1531-8.
    12. Garnero P, Sornay-Rendu E, Chapuy MC et al. Increased bone turnover in late post-menopausal women is a major determinant of osteoporosis. J Bone Miner Res 1996;11:337-49.
    13. Palombaro KM. Effects of walking-only interventions on bone mineral density at various sites: a meta-analysis. J Geriatr Phys Ther 2005;28:102-7.
    14. Kohrt WM, Ehsani AA, Birge SJ Jr. Effects of exercise involving predominantly either joint-reaction or ground-reaction forces on bone mineral density in older women. J Bone Miner Res 1997;12:1253-61.
    15. Melin A, Wilske J, Ringertz H et al.Seasonal variations in serum levels of 25-hydroxyvitamin D and parathyroid hormone but no detectable change in femoral neck bone mineral density in an older population with regular outdoor exposure. J Am Geriatr Soc. 2001 ;49:1190-6.
    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.
    Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.
    www.bitkiseltedavi.com

  5. #5
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.831

    Standart

    OSTEOPOROZ (KEMİK ERİMESİ)

    Menopoz insan hayatında önemli değişkliklerin meydana gelmesine neden olur. Hem ruhsal hem de fiziksel bu değişiklikler temel olarak vücutta yumurtalıklardan salgılanan östrojenin azalması nedeniyle ortaya çıkar. Menopozla birlikte özellikle aşağıda anlatılacak olan risk faktörleri olanlarda kemik dokusu da kısa zamanda kalitesinden ödün vermeye başlayabilir. Menopozda olan kadınlar yaşamlarının geri kalan kısımlarında osteoporoza bağlı %50'lik bir kemik kırığı riski ile karşı karşıyadırlar.

    Osteoporoz insan ömrünün giderek uzamasıyla birlikte ülkemizde de önemli bir sorun haline gelmiştir.

    Osteoporoz nedir?

    Osteoporoz, ya da daha çok bilinen adıyla "kemik erimesi", kemiğin mineral içeriğinin azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir. Vücutta kortikal kemik ve trabeküler kemik olmak üzere iki ayrı kemik türü vardır. Kortikal kemik tüm vücut kemiklerinin %80'ini oluştururken, trabeküler kemik, bir arıpeteği yapısında olan ve yüzey alanı daha geniş bir kemik türüdür. Trabeküler kemik omurgalarda ve uzun kemiklerin uç kısımlarında yeralır ve osteoporoza bağlı kırıklara en hassas bölgeler de buralarıdır. Kemikler sürekli olarak yapım-yıkım olaylarının ardarda devam etmesiyle yenilenen canlı dokulardır. Trabeküler kemiğin yapım-yıkım hızının kortikal kemiğe göre 4-8 kat daha hızlı olması bu kemikleri kırıklara daha hassas hale getirmektedir.

    Kadınlarda 40 yaşına kadar yapım-yıkım olayı dengeli bir şekilde devam ederken, bu yaştan itibaren yıllık %0.5'lik bir oranda geri dönüşümsüz bir kemik kaybı olur. Bu, özellikle menopozdan itibaren daha da hızlanır ve menopozda olan bir kadın her yıl trabeküler kemiklerinin %5'ini ve tüm vücut kemik dokusunun %1-1.5'luk bir kısmını kaybeder. Bu kayıpılar 10-15 yıllık hızlı bir dönemden sonra oldukça azalır. İşte bu aşamaya kadar kaybedilen kemik dokusu miktarı kadının ileride kemik kırığıyla karşılaşıp karşılaşmayacağını belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Zira bu süre içerisinde trabeküler kemiğin %50'si kortikal kemiğin ise %30'u kadar bir miktarı kaybedilmiş olabilir.

    Osteoporoz hangi kemikleri etkiler?

    Osteoporoz en sık vücudun yükünü taşıyan ve trabeküler yapıda olan omurları etkiler. Tüm osteoporoz olgularının %47'si omurlarda, %20'si kalçada (uyluk kemiğinin baş kısmında), %13'ü bileklerde ve %20'si diğer kemiklerde görülür.

    Bunun sonucunda özellikle ileri yaşlarda omurlardaki çökme kırıklarına bağlı olarak boyda kısalma olabileceği gibi (bir kadının ileri yaşlarda boyu 15-20 cm'ye kadar kısalabilir!), hafif düşmeler sonucunda ya da kendiliğinden, başta kalçada olmak üzere diğer kemiklerde hayatı tehdid eden kırıklar meydana gelebilir.

    Osteoporoz kimlerde daha sık görülür?

    Osteoporoz riski yaşla birlikte artar ve özellikle kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. İnce kemik yapısı olanlarda, ailesinde ve özellikle ailesindeki kadınlardan birinde kemik kırığı öyküsü ya da boyunda kısalma öyküsü bulunan kadınlarda, 45 yaşından önce kendiliğinden ya da ameliyatla yumurtalıkların alınması neticesinde menopoza giren kadınlarda, uzun süreli adet görememe şeklinde adet düzensizliği olan kadınlarda, gıdalarının kalsiyum içeriği az olan kadınlarda (en önemli kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir), yaşamlarında egzersize yer vermeyen, sigara içen, aşırı alkol kullanan kadınlarda, kortizon ve diğer bazı ilaçları kullanmak zorunda olanlarda ve başta hipertiroidi (tiroid hormonlarının yüksek olması) olmak üzere çeşitli hormonal hastalıklarda osteoporoz riski artmıştır.

    70 yaşın üzerinde olan kadınların %21'inde hiçbir belirti olmasa da radyolojik olarak kırık yönünde değişiklikler gözlenir. Kalça kemiği kırıklarının riski menopozdan 10-15 yıl sonra artmaya başlar ve 90 yaşında bir kadının kalça kemiği geçirmiş olma olasılığı %20'dir. Bu kalça kırıklarının yaklaşık %15'i ilk üç ayda ölümle sonuçlanacak kadar ağırdır. Özellikle kalça kırıkları %50 kadında sakatlıkla sonuçlanır.

    Osteoporoz tanısı nasıl konur?

    Klasik radyolojik yöntemlerle (düz röntgen filmleriyle) osteoporoz tanısı koymak hatalıdır. Bunun yerine DEXA adı verilen özel yöntemle ve kemik tomografisi yöntemiyle vücudun en hassas kemikleri olan uyluk başı bölgesi, omurlar ve kol kemiklerinin incelemesi yapılır ve hassas bir şekilde tanı konabilir. Raporda "normal", "osteopeni" (osteoporoz başlangıcı), "osteoporoz" ve "ileri derecede osteoporoz" olmak üzere farklı ifadeler kullanılabilir.

    Hiç bir şikayeti olmayan kadınlarda bile menopoza girdiklerinde bir kez ve daha sonra beşer yıllık aralıklarla kemik ölçümü önerilmektedir.

    Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

    Başlamış bir osteoporoz süreci sonucu kaybedilen kemiği yerine geri getirmek zordur. Ancak süreç bazı tedavilerle büyük oranda durdurulabilir. Bunun sonucunda ileri derecede osteoporoz olguları hariç, kırık oluşma riski de önemli derecede azalmış olur.

    Östrojen tedavisinin süreci yavaşlattığı artık kesinlikle kanıtlanmıştır. Östrojen tedavisi alanlarda kol ve kalça kırıklarında %50-60 oranında azalma, beraberinde kalsiyum alımı da sağlandığında (kalsiyumdan zengin gıdalar alınması ve gerekli durumlarda ilaç şeklinde kalsiyum tedavisi) omurga kemiği kırıklarında %80'lik bir azalma beklenebilir. Bu, özellikle en az 5 yıllık bir tedavi sonrası etkili olur.

    Östrojen tedavisinin etkili olabilmesi için tedavi devam etmelidir. Tedavi bırakıldığında osteoporoz süreci tedaviden önceki eski hızıyla devam eder. Progesteron tedavisi de kalsiyum metabolizması üzerindeki olumlu etkileriyle osteoporozun önlenmesine katkıda bulunur.

    Kalsiyum emilimi yaşla birlikte azalır ve özellikle menopoz sonrası azalma daha belirgin olur. Kalsiyum dengesinin sağlanması osteoporoz engellenmesinde en önemli basamaklardan biridir. Ancak östrojenin az olduğu durumlarda kalsiyum ne kadar alınırsa alınsın etkili olmayabilir. Bu yüzden östrojen tedavisine ek olarak vücuda gıdalarla ya da ilaç verilmesi yoluyla günlük 1000 gram kalsiyum girişinin sağlanması önemlidir.

    Östrojen tedavisinin sakıncalı olduğu durumlarda ise kalsitonin adlı ilaçtan faydalanılır.

    İlaç tedavisi dışında osteoporozun önlenmesi ya da ilerlemesinin durdurulması için yaşam tarzında da bazı değişiklikler yapılmalıdır. Günde en az 30 dakika olmak üzere, haftada 3 kez vücudu zorlamayan sporlar yapılması menopoz döneminde kemiğin mineral miktarını önemli ölçüde iyileştirir. Sigara ve alkol bırakılmalıdır. Dengeli bir diyetle yeterli kalsiyum alınması için gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

    Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
    Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

    Dr. Kağan Kocatepe
    www.bitkiseltedavi.com

  6. #6
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.831

    Standart

    Kemik-eklem veremi
    Koch basilinin kemiklerde yerleşmesi ne bağlıdır. Bir zamanlar çok yaygın bir hastalıkken (akciğer dışında vere min en sık yerleştiği doku kemiktir), günümüzde yaşam koşullarının iyileş mesi ve antibiyotik kullanımıyla gide rek azalmaktadır. Verem, özellikle ek lemleri etkiler, ikinci olarak alttaki ke mik uçlarına yayılır. Bu nedenle kemik-eklem veremi terimi kullanılır. Hasta lık, en çok gençlik döneminde (10-30 yaş arası) görülür. Zengin damarlı süngersi dokudan oluşan epifizler (kemik ucu), kemiklerde en çok etkilenen böl gedir. Hastalık, kemiklerin sürekli basınç altında kalan bölümlerini daha ko lay etkiler. Koch basili, kan dolaşımıyla kemiklere ulaşır, hastalık bu nedenle belirtisiz geçirilmiş bile olsa, kemik ve eklemler, iç organları etkileyen bir ve rem enfeksiyonunun ikincil yayılma odağı olurlar. En çok etkilenen kemik ler omurga, kalça, diz, ayak; çok ender olarak da sağn-böğür kemik eklemi, kaburgalar, dirsek eklemi ve eldir. Ve rem kemik ile sinovya zarım birlikte etkiler. Bütün enfeksiyonlarda olduğu gibi, veremde de ilk savunmayı çok parçalı akyuvarlar (nötrofiller) üstlenir. Ama kısa zamanda bu hücrelerin yerini monosit denen akyuvarlar alır. Bunlar bir yandan ortamdaki başka akyuvar kalıntılarını, bir yandan da tüberkül ba sillerini yutarak sindirmeye çalışırlar ve bu aşamada epiteloit hücre olarak adlandırılırlar. Bu hücreler merkezi bö lümde kaynaşarak Langhans hücreleri ni oluşturur. Orta bölümde ise ölü taba ka oluşur. Bu iltihap dokusunun bütü nü “tüberkül” adı verilen küçük dü ğümcükleri meydana getirir. Tüberkül-ler birleşerek eklem kıkırdağını yıkıma uğratan bir “örtü” dokusu oluşturur. Bu arada eksüda sıvısı eklemi doldurmaya başlar. Kemik ve sinovyayı da yıkıma uğratan tüberküloz dokusu, apse oluş turarak doku ölümüne ve doku yıkımı na neden olur. Verem apselerine “so ğuk apse” adı verilir, bunun nedeni öte ki irin yapıcı mikropların yul açtığı apselerdeki gibi kızarıklık, sıcaklık vb akut belirtilerin görülmemesi, çok gev şek kıvamlı, bulanık, kokusuz, saman rengi ya da yeşil bir sıvı oluşmasıdır. İltihaplı dokudan gelişen tüberküller apse duvarı çevresindeki sağlıklı doku ları yıkıma uğratmayı sürdürür. Böyle ce apse, en uygun anatomik yolları iz leyerek ve kütle çekiminden de yararla narak kaynaklandığı odaktan “göç eder”. Bu göçün etkisiyle ilk oluştuğu dokudan çok uzak bir yerde de ortaya çıkabilir. Fistül oluşturarak dışa açılır sa iyileşmesi çok zorlaşır.

    Belirtileri

    Başlangıçta genellikle dikkat çekici bir belirti yoktur. Ama genel durum bozul muştur; hafif ateş, yorgunluk, iştahsız lık ve zayıflama görülür. Ağrı. enfeksi-, yonun ekleme yayılmasıyla başlar, kemiğin çalışması ve üstüne yük binmesi ağrıyı artırır. Eklem şişer, deride mekik biçiminde, sıcak ama kızarmamış bir şişlik ortaya çıkar. Çevresindeki kaslar da başlayan koruyucu kasılmanın da et*kisiyle eklemin işlevi giderek sınırlanır-Eklem başlarındaki ilerleyici doku yıkı mı ankiloz (eklem donması) gelişimine neden olur. Hareket sınırlanması, kol ya da bacak kaslarında belirgin bîr gelişme geriliğine yol açar ve bu da eklemdeki şişliği iyice belirginleştirir. Çekilen filmlerde Önce eklem başlarında belir gin bir osteoporoz (kemik dokusunun yoğunluğunun azalması), daha sonra ek lem aralığında giderek darlaşma ve dü-zensizleşme yapan doku değişikliği göz lenir. Eklemin sertleştiği aşamada ke narları belirgin ya da belirsiz kemik aşınmaları, eklem başında az ya da çok kaba doku yıkımı belirtileri görülür. Ke-mik-eklem veremi kronik gidişlidir; te davi edilmezse apse ve fistül gelişimiyle komplikasyon yaratıp ankiloz biçiminde kalıcı eklem bozukluklarına neden olur.

    En sık yerleştiği kemikler şunlardır:

    • Omurga veremi (Pott hastalığı). Göğüs, bel ve daha ender olarak boyun omurlarını etkiler. Her zaman omur gövdesine yerleşerek iki bitişik omuru birlikte etkiler ve aradaki diski de önle nemez biçimde yıkıma uğratır. Kronik iltihap etkisiyle zayıflayan omur gövde leri, vücudun yükü altında çökerek dar açılı bir kamburluk yaratır. Oluşan so ğuk apse omurga çevresindeki kaslar boyunca yayılarak kasıkta, kalçada ya da belde ortaya çıkabilir. Pott hastalığı nın en ağır komplikasyonlan, omurga dan çıkan sinir köklerini ve omuriliği etkiler. Bu sinirsel oluşumlar iltihap kit lesinin basmcına uğrar ya da zedelenir se, bacaklarda tam ya da kısmi kasüma-lı bir felce yol açabilirler.
    • Kalça veremi. Kalça, ke mik-eklem vereminin en sık yerleştiği yerlerdendir. Düzensiz ağrılar ve kalça kaslarında hareketleri sınırlayan kasıl malarla başlar. Yük bindikçe eklemin yıkıma uğraması kolaylaşır ve eklem başlarının birbiriyle ilişkisi tümüyle ko-pabilir. Kalçanın duruş bozukluğu gide rek artar, eklemin işlevi azalır ve hasta da yürüyüş ile duruş yeteneğinin ileri derecede bozulmasıyla birlikte kusurlu bir duruşun kalıcı olduğu ankiloz tablo su gelişebilir.
    • Diz veremi. Hastalık, kamış kemiği ya da uyluk kemiği ucundan ya da daha sık olarak sinovya zarından başlayabi lir. Diz şiş ve sıcaktır, ama kızarmamış-tır (beyaz tümör); bu Özellik eklem içinde sıvı bulunmasına ve sinovya za rının kalınlaşmasına bağlıdır. Arka kas ların kasılmasına karşı hasta, ağrıyı ha fifletici bir savunma davranışı geliştire rek dizini bükülü tutar. Doku yıkımının şiddetli olduğu ağır biçimlerde, biçim bozulduğunun İlerlemesiyle kısmi çıkık (sublüksasyon) gelişebilir. Erken tanı ve doğru tedavi, eklem hareketinde azalma olmaksızın iyileşme sağlar. Te davi edilmeyen biçimler genellikle hız la ankiloza dönüşür.

    TEDAVİ

    Eskiden kemik-eklem veremi, ancak ge lişmiş hastanelerde uzun süreli tedavi gerektiren ağır enfeksiyonlar arasınday dı. Hastalar yıllarca alçıya alınıp hare ketsiz tutulur ve böylece iyi gidişli olgu larda ankiloz (eklem donması) gelişmesi sağlanırdı. Eklem başlarının kaynaşması (fBzyon) iyileşme belirtisi kabul edilir, tüm cerrahi ya da ortopedik girişimlerde bu sonuç hedeflenirdi. Günümüzde streptomisin ve vereme karşı başka ilaç ların bulunmasıyla hastalığın tedavi tek niği ve gidişi bütünüyle değişmiştir.
    Kemik vereminin tedavisinde sağ lıklı dağ ya da deniz ortamında uzun süre iklim tedavisi, ayrıca güçlü bir beslenme ve kalsiyum – vitamin içeren ilaçlar hastanın genel durumunda dü zelme sağladığı gibi, vücudun var olan kemik-eklem enfeksiyonuna daha iyi karşı koymasına yardımcı olur. Özgül tıbbi tedaviler, verem odağını ilaç eriyikleriyle yıkayarak ya da doğrudan odağa ilaç vererek yerel ve genel yol lardan uygulanır. Ortopedik önlemler ise akut aşamada eklemde geri dönüş süz yıkıma yol açan eklem hareketlerini ve yükü ortadan kaldırmayı amaçlar. Bu önlemler, kapalı ya da kapaklı açık alçılı aygıtlar, ortopedik koruyucular, eklemi yükten korumak için üzengi bi çiminde aygıtlar kullanılmasını içerir; bunların temel işlevi, hasta bacağa ağır lık vermeden hastayı ayakta tutmaktır. Ankiloz oluşmasını önlemek ve eklem hareketlerini korumak için, iltihaplı ek lemin hareketsiz kalması olabildiğince Önlenmelidir. Günümüzde, hastalığın yayılma tehlikesini ortadan kaldıran antibiyotikler ve başka ilaçlar kullanıl dığından, tedavide cerrahi yöntemlere özgü geniş yer verilmektedir. Girişim lerin büyük bölümünde, verem odağı erken bir aşamada açılarak irin ve ölü doku parçacıkları boşaltılır; bırakılan yapay drenler aracılığıyla ilaçların doğ rudan hastalıklı dokuya etki etmesi sağ lanır. Ayrıca özgül verem ilaçları da sistemik olarak kullanılır. Böylece iyi leşme süreci hızlandırılır ve sonraki aşamalarda önlenmesi çok güç olan ya yılma engellenir. Eklem işlevlerinin dü zeltilemez bir biçimde bozulup eklem başlarının ağır derecede yıkıma uğra ması durumunda, cerrahi girişimle de ğişime uğramış sinovya ve sağlıklı ke mik dokusuna ulaşana kadar eklemin kıkırdak yüzeyleri çıkarılır. Daha sonra eklemin uygun konumda kaynaşması sağlanır

  7. #7
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.831

    Standart Kemikleşme

    Kemikleşme Nedir

    Kemik ya doku içinde gelişir (fibröz kemikleşme) veya bir kıkırdak taslağından meydana gelir (enkondral kemikleşme).

    1) Bağ doku kemikleşmesi; Kafa ve yüz kemiklerinin kemikleşmesi bu gruptan olup, Embriyonal hayatta kemik leşme noktaları bu kemiklerde doğrudan doğruya bir bağ doku içinden başlar.
    2) Kıkırdak kemikleşmesi (Enkondral kemikleşme); Vücudun baş ve yüz kemiklerinden gayrısında kemikleşme noktaları bir kıkırdak taslağı üzerinden başlar ve zamanla, bütün kıkırdak kemikleştiği halde yalnız eklem yüzlerini örten ince bir tabaka kıkırdak kemikleşmeden kalır.

    Bu kıkırdak taslaklar üzerinde ilk görünen kemikleşme noktaları ilkel (primitif) kemikleşme noktaları adı alır. Sonradan görünen diğer noktaların çoğu kemik çıkıntılarını meydana getirmekte olup ikincil kemikleşme noktaları adı alır.

    Uzun kemiklerde ilkel kemikleşme noktaları diafiz ortalarında, ikincil kemikleşme noktaları ise epifizlerdedir.

    Epifizlerdeki birleştirme kıkırdakları; Uzun kemiklerde diafizle epifiz arasında kemiklerin gelişmesi çağlarında görülen kıkırdak kısımlar bu adı alır.

    Periostik kemikleşme; Kemiklerin gelişmesi esnasında diafizdeki enkondral kemikleşme olurken, kıkırdağın çevresindeki perikondr denilen konjonktival zar periost karakterini alır. İç yüzündeki osteogenesiz ile kemikleşmede kemiğin kalınlaşmasına yardım eder.

    ilik kanalının meydana gelişi; Uzun kemik lerin cismi bir yandan, perikondral bir kemikleşme ile kalınlaşırken bir yandan da cismin ortasında bir erime ve emilme olayı görülür.

    Enkondral kemik, diafiz içinde kaybolur ve böylece diafiz ortasında ilik kanalı denen bir boşluk meydana gelir.

    Taze bir kemikte ilik kanalı içinde kemik iliği vardır.

    Kemik iliği yumuşak pelte kıvamında olarak kemik dokusunun hem ilik kanalı içinde hem de sünger doku boşluklarında bulunur. Kemik iliğinin hematopoezis işinde önemli rolü vardır.
    Kemik iliği; sarı, kırmızı, jelatinöz olabilir.

    Kırmızı ilik; koyu kırmızı renkte olup fetus ve küçük yaştaki çocuklarda kemik boşluklarında bulunur. Yalnız yetişkinlerde omur cismi, kafa tabanı kemikleri, kaburgalar, sternum gibi bazı kemiklerin sünger dokusu içinde de bulunmaktadır.

    Jelatinsi ilik; kıvamının katı ve yarı şeffaf olmasından dolayı bu adı almıştır. Bu ilik bazen ve nadir olarak yetişkinlerde yassı kemiklerin ve özel olarak, yüz ve kafa kemiklerinin sünger dokusunda bulunur.

    Koru kemik, uzun zaman bozulmadan saklanmak üzere teknik metodlarla kurutulan veya toprak altında kuruyan kemiklerdir. İskeletler üzerindeki kemikler kuru kemiklerdir, bunlarda kemiklerin yumuşak kısımları yoktur.

    Yaş kemik, piyeslerde bulunan ve onlardan taze çıkan kemikler olup bunlarda kuru kemiklerde olmayan :

    1) Periost
    2) Sünger doku ve ilik kanalı içindeki ilik
    3) Eklem yüzlerindeki kıkırdak bulunmaktadır.

  8. #8
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.831

    Standart Kemik İltihapı

    Genellikle çocuklarda görülen ve tıpta osteomiyelit olarak bilinen bir kemik hastalığı. 12 yaşından sonra az görülür. Yine de vak’aların yüzde on ikisi, 12 yaşından sonra görülür. Her hastalıkta olduğu gibi kemik iltihabının da “had” ve “müzmin” şekilleri vardır.
    Had kemik iltihapları: Kısa sürede gelişen ve çok şiddetli belirtilerle kendisini gösteren bu şeklin amili yüzde doksan stafilokok denen mikroplardır. Bu mikropların kemiğin içine kadar girmeleri umumiyetle derinin iltihabi hastalıkları seyrinde vuku bulur. Yeni doğan bebeklerde ise göbekbağı iltihapları Ünlüdur. Farenjit, sinüzit ve zatürre gibi iltihabi hastalıkların tedavisiz kalmaları neticesinde de kemik iltihapları başgösterebilir. Çeşitli silahlarla olan yaralanmalar, ameliyat ve enjeksiyon yollarıyla da kemik iltihabı teşekkül edebilir. Kemik yaralanmaları haricinde diğer bütün iltihabi durumlarda mikroplar kan yoluyla kemiğe ulaşırlar ve Özellikle vücuttaki uzun kemiklerin enlemesine büyümesini sağlayan metafiz ile uzunlamasına büyümeyi temin eden epifizin birleşme yerlerinde köşelerde çoğalarak iltihabı başlatırlar. Bunun sebebi bu bölgelerde kan akımının çok yavaş ve hatta bazı bölgelerde hemen hemen durgun olması, bu bölge hücrelerinin mikropları yutma kabiliyetlerinin pek bulunmaması olarak kabul edilir.
    Hastalığın belirtileri arasında en göze çarpanı, yüksek ateştir. Fakat yeni doğan bebeklerde yüksek ateş bulunmayabilir. Diğer mühim belirtiler, o bölgenin şişmesi, çok ağrılı olması, kızarık ve sıcak olması ve yakın mafsalın hareketinin çok kısıtlanmış olmasıdır. Hasta çocuksa; çok huysuz, ağlayan ve hareketsiz bir durumdadır. Yetişkinlerde ise ağrı ilk günlerde çok belirgin olmayabilir. Fakat bunlarda iltihabın mafsala geçmesi daha kolay olduğundan mafsal iltihabı da gelişebilir, bu zamanda ağrı çok şiddetlenir ve hareket çok kısıtlanır. Teşhis daha ziyade klinik muayene ile konulur. Çünkü ilk bir haftada röntgende bir şey görülmez.
    Tedavisinde yatak istirahati birinci şarttır. İkincisi iltihaplı kemiğin bir üst ve alt mafsalını içine alacak şekilde alçıya alınmasıdır. Hastalığın gidişini takip edebilmek için alçıya bir pencere açılır. Üçüncü şart ise yüksek doz antibiyotik vermektir. Bu genellikle penisilindir. Hastanın durumunda birkaç gün içinde bir düzelme olmazsa antibiyotik değiştirilir.
    Müzmin kemik iltihapları: Had kemik iltihaplarının iyi tedavi edilmemesi müzmin kemik iltihaplarına yol açabildiği gibi özel olarak müzmin kemik iltihapları da vardır. Brodie apsesi, sklerozan osteomiyelit ve plazma hücreli osteomiyelit böyle hastalıklardır. Bunların ortaya çıkışları umumiyetle yavaştır ve başlıca şikayetleri belli belirsiz kemik ağrılarıdır. Romatizma diye uzun zaman tedavi edilmelerine rağmen fayda görmeyince çekilen kemik filmlerinde iltihap odaklarının görülmesi teşhisi koydurur. Tedavilerinde cerrahi olarak iltihabın boşaltılmasını temin etmek yanında kuvvetli antibiyotikler vermek gerekir. Fakat müzminleşen kemik iltihabının tedavisi oldukça zordur. Yıllarca devam ederler ve genellikle deriye açılıp iltihabi akıntıya yol açarlar. Müzmin kemik iltihabında organlarda, amiloit denen madde birikimi de sözkonusu olabilir ve neticede böbrek yetmezliği de yerleşebilir.

  9. #9
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.831

    Standart Kemik Tümörleri

    KEMİK TÜMÖRLERİ
    Kemik dokusundan kaynaklanan bi rincil iskelet tümörleri bütün tümörler gibi iyi ya da kötü huylu olabilir; ikincil tümörler ise başka organ ve dokulardaki .tümörlerin yayılması sonucu gelişir.
    Kötü huylu tümörün özellikleri şun lardır: Büyüme ve gelişmesi sınırsızdır, vücudun bir bölgesinden cerrahi giri şimle çıkarılsa bile yeniden ortaya çıka bilir, kan ve lenf dolaşımıyla başka or ganlara yayılıp metastaz yapar, yerleşti ği dokuyu yıkıma uğratır, hücreleri nor mal vücut hücrelerinin hiçbirine benzemez, yerleştiği organın işlevine engel olsa bile gelişimini sürdürür.
    İyi huylu tümörler bu özelliklerin hiçbirine sahip olmadığından kolayca ayırt edilebilir. Sağlıklı hücreleri andı ran ve ait olduğu doku türüne uygun olarak farklılaşmış hücrelerden oluşur, yerleştikleri organın işlevini engelleye cek ölçüde büyümezler. Yineleme ve yayılma eğilimleri az olmakla birlikte, anevrizmal kemik kisti gibi bazı iyi huylu tümörlerin yineleme oranı yüksektir. Dev hücreli tümör gibi bazı iyi huylu tümörler de, sınırlı da olsa çevre lokuya yayılırlar, ama uzak dokulara sıçramazlar.

    BİRİNCİL TÜMÖRLER

    İnsanda rastlanan tüm tümörlerin yüzde 5′ini oluşturan birincil kemik tümörleri sıklık açısından sindirim sistemi ve üre me organı tümörlerinden sonra gelir.
    Tümörü oluşturan hücreler genellik le tümörün kaynaklandığı sağlıklı doku nun yapısındadır. Bağdoku, kıkırdak ve kemikten türeyen kötü huylu birincil tü mörlerin hemen tümü sarkom olarak ad landırılır ve sıklıkla 40 yaşından önce ortaya çıkar İyi huylu birincil tümörler – Kemik yapısının bütünlüğünü bozduğunda ve mekanik direncini azalttığında bu tü mörler cerrahi girişimle çıkartılabilir; yerine aym hastadan alman ya da önce den başka bir canlıdan alınıp korunan kemik grefleri yerleştirilebilir. Tedavi de amaç kemiğin bütünlüğünün yeni den kazandırılmasıdır. İyi huylu kemik tümörlerinin başlıcalan, genellikle el ve ayaklardaki uzun kemiklere yerleşen kondrom ya da enkondromlardır. Ke mik duvarının incelmesi nedeniyle ko layca oluşan kırıklarla ortaya çıkan kondromlar kiste benzese de, içinde sı vı yerine ekmek içine benzer bir madde vardır. Cerrahi girişimle dikkatle alın dıktan sonra ortaya çıkan boşluk başka bir kemikten alınan gref ile kapatılır.
    İyi huylu kemik tümörleri arasında, sıklıkla büyüme çağında, uzun kemikle rin metafizlerinde (kemiğin uca doğru genişleyen bölümü) çıkan ve kıkırdak yapısındaki bir kabukla kaplı olan egzos-tozlar önem taşır. Bunlar tek başına ya da birden çok olabilir; sıklıkla erkeklerde görülür. Birden çok olanların kalıtsal ol duğu ileri sürülmektedir. Vücutta yaygın olarak yer alan çok sayıdaki egzostozun öteki organları sıkıştırması Önemli bo zukluklara yol açabilir. Birden fazla eg-zostoz genellikle küçük yaşlarda görülür ve tek kol ya da bacakta biçim bozuklu ğuna ve kısalığa neden olabilir. Rahatsız lık veren bütün egzostozlar, cerrahi giri şimle çıkarılmalıdır. Kemik fıbromu ke miğin korteks adı verilen en dış bölü münde ya da bunun hemen altında bağdokudan kaynaklanan iyi huylu bir tü mördür. Büyürken kemiğin kuılganlaş-masına neden olduğundan mutlaka çıkar tılması gerekir. Diz kemiklerinin metafi-zinde çıkanlar genellikle kendiliğinden geriler. Kemik kisti gerçek bir tümör de ğildir ve 20 yaşından önce, özellikle kol kemiği ve uyluk kemiğinde ortaya çıkar.
    Büyürken kemiğin mekanik direncini azalttığından basit darbeler bile kemik kı-nklanna neden olabilir. İçindeki kan ve serum içeren sıvı boşaltıldıktan sonra ka-an boşluk aynı hastadan alman kemikle kapatılır. Kimi zaman bu işlemin birkaç kez yinelenmesi gerekirse de, kesin iyi line sağlanır. Devhücreli tümör yavaş [İerler; içerdiği hücrelerin tipik görünümüyle ayırt edilir. Epifiz (kemik ucu) kı kırdağında, eklemlerin yakınında çıkar; vakit kaybetmeden çıkarılıp yerine sağ lıklı bir kemik konması gerekir.
    Kötü huylu birincil tümörler – Bu tü mörler şöyle sıralanabilir: Osteosar-kom, kondrosarkom, fibrosarkom, dev hucreli sarkom, miksosarkom, Ewing tümörü, retikülosarkom, anjiyosarkom, lenfosarkom, liposarkom, plazmositom, kötü huylu lenfogranülom, kötü huylu nörinom.
    Hastalığın ilerleyişi kaynaklandığı dokuya (bağdokusu, kıkırdak, kemik vb) göre değiştiğinden, olguların tü münde farklı tedavi uygulanır. Bu ne denle, başarılı tedavi için tümörün yapı sının iyi belirlenmesi ve doğru tam konması gerekir.
    Tanı tek bir veriye dayanarak değil, aşağıdaki verilerin tümü birlikte değer lendirildikten sonra konmalıdır:
    • Muayeneyle elde edilen veriler;
    • laboratuvar bulgular;
    • dıştan görünüm;
    • tümörün mikroskopla incelenmesiyle elde edilen bulguları.
    Bu verilerin tümü, olguların yüzde 100′ünde kesin tanı konmasını sağlayabi lir.
    Tanının doğru olması en az üç ne denle büyük önem taşır:
    1) Tedavide kol ya da bacağın kesilmesi ya da kesilmemesi bu verilere bağlıdır;
    2) aile bireylerine hastalığın gidişine ilişkin bir görüş vermeye yarar;
    3) kötü huylu tümörlerdeki tek iyileş me olasılığı doğru ve erken tanı ile bu nu izleyen uygun ve hızlı bir tedavi sü recidir.

    TÜMÖR METASTAZLARI

    Başka organlarda gelişen kötü huylu tü mörlerin hemen hemen tümü, iskelet sis teminde yayılarak ikincil tümörler oluş turabilir. İskelette metastaz yapan tü mörler genellikle epitel hücrelerinden oluşan karsinomlardır; bunlar organları oluşturan hücrelerin (meme, prostat, ak ciğer, bağırsak, dölyatağı, tiroit vb) yapı ve özelliklerini korurlar. Kılcal damar larda oluşan küçük embolıler halinde kan yoluyla kemik dokusuna ulaşan tü mör hücreleri gelişmeye başlar ve ikin cil tümörü oluşturur. Bu kütlenin varlığı ancak kemiğin yapısını zayıflatıp patolo jik kırıklara neden olduğunda fark edilir.

    TEDAVİ

    Kötü huylu tümör tanısının konması her zaman idam fermam anlamına gelmez. Tümörü olan hasta karşısında ya pılabilecek en kötü şey, eldeki tedavi yöntemlerinin etkisinden kuşkuya dü şerek karamsarlığa kapılmaktır. Daha önce de vurgulandığı gibi, erken tanı uygun tedaviye olanak tanır; bu da ba zen iyileşmeyi sağlayabilir. Kötü huylu tümör tedavisinde var olan tüm yön temler kullanıldığında yaşam süresi uzatılır, hastanın genel durumu düzelir ve sıkıntısı hafifler; bütün bunlar hasta ya hastalığın tüm olanak ve araçlarla tedavi edildiği duygusunu verir. Kötü huylu kemik tümörü tanısı konduktan sonra uygulanan tedavi yöntemleri şun lardır:
    • Tümörün bulunduğu kemiğin blok ha linde çıkartılmasından sonra anatomik özelliklerine olabildiğince yakın akrilik ya da metal protezler ya da hastanın kendisinden alman (otojen) sağlıklı ke mik grefleri, başka bir insanın kemikle rinden hazırlanan (homojen) ya da baş ka hayvan türlerinin kemiklerinden ha zırlanan (heterojen) grefler yerleştirilir. Bu girişim genellikle yalnız kötü huylu tümörlerde uygulanır. Son yıllarda tü mör nedeniyle kemiğin çıkartıldığı ol gularda, bu kemiğin yanı sıra kıkırdakla kaplı eklem ucunu da içeren bir kemik grefi de nakledilmektedir. Burada amaç alman kemiği yerine koymak ve yakın daki eklemin işlevini olabildiğince sür dürmektir.
    • Tümör ileri derecede kötü huyluysa, çevredeki yumuşak dokulara yayılması nı önlemek amacıyla bacak ya da kol zaman geçirmeden kesilmelidir.
    • Y (gamma) ışınlarıyla tedavi (röntgen tedavisi, kobalt tedavisi) tek başına ya da cerrahi tedaviyle birlikte, tümörün gelişimini durdurmak ve vücuttaki tü mör hücrelerini öldürmek için uygula nabilir.
    Genellikle retikülosarkom Ewing tümörü dışındaki iskelet tümör leri, ışın tedavisine pek duyarlı değil dir. Cerrahi tedavi ya da ışın tedavisi tümör öldürücü ilaçların kullanıldığı kemoterapiyle birlikte uygulanabilir. Bu ilaçlar tümör hücrelerinin gelişimi ni ve üremesini sağlayan metabolizma süreçlerini bozarak tümörün gelişimini yavaşlatır.

    Son olarak, tümörlerin tanı ve teda visinin çeşitli güçlüklerle dolu olduğu nu belirtelim. Bu nedenle tümör tedavi si de tıp alanında özel bir uzmanlaşma yı gerektirmektedir.

  10. #10
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.831

    Standart Pelvis(Leğen)

    Pelvisi, tabanı yukarıda, tepesi aşağıda bulunan bir huniye benzetebiliriz. Huni biçimindeki bu oluşumun duvarlarının büyük bölümü kemikler, küçük bir bölümü de kas ve bağlar tarafından yapılmıştır. Arkada orta çizgi üzerinde bulunan “Kuyruksokumu kemiği” ile “Kuyruk kemiği” ve iki yanda bulunan birer “Leğen kemiği” arasındaki eklemleşmeler, pelvisin kemik iskeletini oluştururlar. Huni biçimindeki pelvisin üstte bulunan geniş bölümüne “Büyük pelvis” ve bunun altında bulunan küçük bölüme de “Küçük pelvis” denir. Arkada “Promontorium” ile, önde “Simfizis pubis” arasında varsayılan düzlem, küçükle büyük pelvisi birbirinden ayıran sınırdır. Bu varsayılan düzlem hizasında pelvis boşluğu daralır. Bu darlığa “Pelvis üst darlığı” denir. “Pelvis alt darlığı”, arkada “Kuyruk kemiği”, yanlarda “İskium tümsekleri” ve önde de “Simfizis pubis”in alt kenarı arasına yerleşmiştir. Pelvis alt darlığı, canlıda “Pelvis döşemesi” denilen kas ve bağlardan kurulmuş yumuşak bir dokuyla döşenmiştir. Pelvis döşemesinde “Üretra”, “Rektum” ve kadınlarda bir de “Vagina”nın geçmesi için açılmış olan delikler vardır. Doğum olayı sırasında çocuğun normal yoldan doğabilmesi için üst pelvis darlığının, küçük pelvis ve alt pelvis darlığının normal büyüklükte olması gerekir. Bunun dışında çocuğun baş büyüklüğünün de annesinin pelvis büyüklüğüne oranla doğuma engel olmayacak ölçüde olması gerekir, örneğin annenin normal ölçülerdeki pelvis çaplarına karşılık, çocuğun başı ya da gövdesi bazı nedenlere bağlı olarak normalden büyük olursa, doğum normal vaginal yolla gerçekleşmeyebilir. Bu gibi durumlarda “Sezarien” (Sezaryen) yoluna başvurulabilir. Annenin hamileliği boyunca fazla miktarda salgılanan progesteron hormonu, pelvisi kuran kemikler arasındaki eklemlerin bağlarını bir miktar gevşeterek doğum sırasında pelvis çaplarının biraz daha büyümesini sağlar. Doğum olayında çocuğun kafa kemikleri az da olsa birbiri üzerinde kaydığından, kafanın ölçüleri biraz küçülerek doğumun gerek anne gerek çocuk için oldukça az zedeleyici olmasını sağlar..

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 30
    Son Mesaj : 12-24-2013, 18:05
  2. Cevaplar: 8
    Son Mesaj : 04-15-2012, 21:31
  3. Cevaplar: 10
    Son Mesaj : 02-06-2012, 15:50
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 11-10-2011, 08:48
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02-13-2010, 16:41

Visitors found this page by searching for:

osteopeni

osteopeni tedavisi

kemik erimesi

osteopenik tedavisi

osteopeni belirtileri

osteoporoz

osteopenik

osteopenik nedirosteopeni nedirıntact pthosteoporoz belirtileridxa results summary ne demekosteopeni nedir- tedavisibmd osteopeni nedirlomber vertebralarda osteopenikemık erımesıintac pth nedirosteopeni tedavifemur başı osteopeniosteopeni tedavisi nedirkemik erimesi belirtileriosteopeni belirtileri nelerdirtotal lomber osteopenilomber bölge osteopeniOSTEOPENİ NASIL TEDAVİ EDİLİR

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
doğal tedavi, bitkisel tedavi, sağlık bilgileri, himalaya tuzu, epimediumlu macun, çay ağacı yağı, Aloevera, şifalı bitkiler, alternatif tıp, vücut sağlığı, tuz lambası, gazete haberleri

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169