Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Verem mikrobu taşıyor

  1. #1
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.483

    Standart Verem mikrobu taşıyor

    Türkiye'de 20 milyon kişi verem mikrobu taşıyor

    ANKARA (İHA) - Türkiye'de 10-20 milyon arası bir nüfusa verem mikrobu bulaştığı yani bu insanların vücutlarında henüz hastalık oluşturmamış verem mikrobunun olduğu öne sürüldü.

    Uzmanlar, verem mikrobu taşıyanların yüzde 5 ile 10'unun yaşamlarının bir döneminde verem hastası olacağını belirterek, tehlikeye dikkat çektiler.
    Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) istatistiklerine göre, dünyada yılda 8.8 milyon insan verem hastalığına yakalanırken, 1.7 milyonu ölüyor. Sokakta, dolmuşta, lokantada öksüren birisinden verem mikrobu alma ihtimali az da olsa bulunuyor.

    Nuh Naci Yazgan Göğüs Hastalıkları Hastanesi Başhekimi ve Kayseri Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Mustafa Demirel, dünyada tüberkülozun (verem) en çok Güney-Doğu Asya ve Sahra Güneyi Afrika'da yaygın olduğunu belirterek, dünyadaki hastaların yarısının Hindistan, Çin ve Endonezya'da yaşadığını kaydetti. Dr. Demirel, toplam 22 ülkede, dünyadaki tüberküloz hastalarının yüzde 80'i bulunduğunu ifade etti.

    Dr. Demirel, Türk Sağlık-Sen'in yayın organı TSS Dergisi'ne çağın en önemli hastalıklarından birisi olan verem ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
    İnsanlık tarihi kadar eski olan tüberkülozun, 'ince hastalık' ve 'verem' gibi bir çok isimle anıldığını vurgulayan Dr. Demirel, "Verem, tarih sayfalarında bir çok trajediye sebep olmuş, hakkında şiirler söylenmiş, şarkılar bestelenmiş bir hastalıktır. İnsanoğlunun olduğu her yerde zengin yoksul genç-yaşlı demeden tüm toplumda hastalık yapabilmektedir. Tüberkülozla mücadeleye 'verem savaşı' denilmiştir. Bu hastalık sonucunda ülkelerde savaşlarda bile görülmeyen büyük ölümlere sebep olmuştur" dedi.

    Türkiye'nin tüberküloz konusunda dünyada şanslı ülkelerden birisi olduğunu anlatan Dr. Demirel, bunun nedenini ise 'Türkiye'de iyi bir verem örgütlenmesi ve geçmişten gelen bir verem savaşı uygulaması' olarak yorumladı.

    Türkiye'nin her köşesinde fedakarca çalışan sağlık çalışanlarının, benzer konumdaki diğer meslektaşlarından daha düşük ekonomik koşullarda ve daha fazla basille karşılaşma riski altında veremle savaştığını belirten Dr. Demirel, şunları kaydetti: "Ülkemizde tüberküloz hastalığı, bu yüzyılın ilk yarısında çok büyük bir salgın yapmıştı. Bir numaralı ölüm nedeni idi. 1940'lı yıllarda her yıl bin kişiden 2-3'ü verem nedeniyle ölüyordu.

    Özellikle yirminci yüzyılın üçüncü çeyreğinde yürütülen yoğun verem savaşı çabaları sonucunda durum değişmiştir. Tüberküloz artık önemli bir ölüm nedeni değildir. Türkiye'de 10 milyon ile 20 milyon arası bir nüfusun enfekte olduğu, yani vücutlarında henüz hastalık oluşturmamış verem mikrobunun olduğu hesaplanmaktadır.

    Bu insanların yüzde beş-onu yaşamlarının bir döneminde verem hastası olacaklardır. Türkiye'de 2003'te 18 bin 590 verem hastası kayda alınmış, kayıtlı hastalığın sıklığı yüzbin nüfusta 26'dır. Ankara'da 2004 yılında 780 hastaya verem tanısı konulmuştur, verem sıklığı yüzbin nüfusta 18'dir. İzmir'de 2004 yılında 676 verem hastasına tanı konulmuştur (yüzbin nüfusta 19). İstanbul'da 2004'teki sıklık 46, 2005'te ise 56'dır. Görüldüğü gibi, her yüzbin nüfusta, Türkiye'de 26, Ankara'da 18, İzmir'de 19, İstanbul'da ise 56 verem hastası saptanmıştır.

    İstanbul bu hastalığın ülkemizde en sık olduğu yerleşim yeridir. Asya ve Afrika ülkelerinin çoğunda yüzbinde 100'den hatta 200'den fazladır. Ülkemizde ise kayıtlı hastalar yüzbinde 25, kayıtlı hastalar dışında, SSK, özel hekim ve hastanelerde de tedavi edilen bazı hastaların olduğunu biliyoruz. Bu durumda tahmin edilen hastalar ise yüzbinde 32'dir.

    Türkiye'de tüberküloz tedavisi tek elden yapılıyor olsa da muayenehane hekimliği ve özel hastanelerde düzensiz ve hatalı tedaviler yüzünden ilaçlara dirençli veremli hasta sayılarının ülkemizde yüksek oluşu önemli bir sorunumuzdur. Günümüzde hala tek mikrobun yaptığı en çok öldüren bulaşıcı hastalıktır. Yılda 8.8 milyon insan bu hastalığa yakalanırken 1.7 milyonu ölmektedir.

    Dünya Sağlık Örgütü, verem hastalığı için 'acil durum' ilan etmiştir. Dünyada verem hastalarının sayısı yıllar içinde artış göstermektedir. Dünyada tüberküloz en çok Güney-Doğu Asya ve Sahra Güneyi Afrika'da bulunmaktadır. Hindistan, Çin ve, Endonezya'da Dünya'daki hastaların yarısı bulunmaktadır. Toplam 22 ülkede, dünyadaki tüberküloz hastalarının yüzde 80'i bulunmaktadır".

    VEREM SAVAŞI DİSPANSERLERDE TANI İŞLEMLERİ, TEDAVİ, İLAÇLAR VE TAKİP ÜCRETSİZ

    Tüberküloz hastalığına 'Mycobacterium Tuberculosıs' isimli mikroorganizmanın neden olduğunu hatırlatan Dr. Demirel, hastalığın kaynağı, tedavi görmemiş, aktif akciğer ve gırtlak (larinks) veremi olan hastalara dikkat çekti.

    Öksürmek, hapşırmak, konuşmak ile mikropların havaya saçıldığını ifade eden Dr. Demirel, "Sağlıklı kişiler bu mikropları nefesleriyle alır ve enfekte olurlar. Bulaşma için genellikle verem hastası bir kişi ile uzun süre birlikte yaşamak gereklidir. Sokakta, dolmuşta, lokantada öksüren birisinden verem mikrobu alma olasılığı çok düşüktür. En çok hastanın aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşlarına bulaşma olur. Tedavi ile bulaşma hızla sona erer. Çatal, kaşık, tabak, bardak, giysi gibi nesnelerle, kan, cinsel ilişki ile bulaşma olmaz" değerlendirmesinde bulundu.

    Tüberkülozun, en çok akciğerlerde olmak üzere bütün organlarda hastalık yapabildiğinin altını çizen Dr. Mustafa Demirel, şu ifadelere yer verdi: "Organlara zarar verir. Tedavisiz bırakılırsa yada kötü tedavi edilirse öldürücü olabilir. Tedavi ile tümüyle şifa sağlanabilir. Erken ve uygun tedavi başlanır, yeterli süre tedavi edilirse hastalar yüzde yüz iyileştirir. Mikropların vücuda girdikten sonra hastalık yapma süresi farklılıklar gösterir. Vücut direnci düşükse, hızla hastalık gelişebilir. Ya da yıllar sonra hastalık gelişebilir.

    Mikrop alıp enfekte olanlardan yüzde onu yaşamlarının herhangi bir döneminde hastalanırlar, vücut direncinin kırıldığı dönemlerde veya hastalıklarda (AIDS, diyabet, böbrek hastalığı, kanser, ilaç ve alkol bağımlılığı, sigara) ortaya çıkabilmektedir. Hastalığın belirtileri ise iki haftadan uzun süren öksürük, ateş, gece terlemesi, göğüs ağrıları, iştahsızlık, zayıflama (kilo kaybı), çocuklarda kilo alamama da olabilir. Halsizlik, kan tükürme. Yakınmalar genellikle hafif başlar ve yavaş iterler. Bu nedenle, birçok hasta doktora başvurmakta gecikir.

    Bazıları da yakınmalarını sigara ya da başka bir nedene bağlar. Doktora başvuru gecikince, hastalık akciğerleri ya da tutulan diğer organları tahrip eder. Tanıda gecikme tedaviyi zorlaştırabilmektedir. Hastanın yakınmaları ve akciğer film bulguları hastalıktan şüphelenmeyi sağlar. Şüphelenilen hastalarda kesin tüberküloz tanısı mikroskopta basilin gösterilmesi ve besi yerinde basilin üretilmesi ile konulur.

    Hastadan alınan balgam ya da nadiren diğer örnekler bu amaçla laborutavarda incelenir ve tanı kesinleştirilir. Verem savaşı dispanserlerinde tanı işlemleri, tedavi, ilaçlar ve takip ücretsizdir.

    Hava yolu ile ve tamamen rastlantı eseri olan verem bulaşmasının önlenmesinde yapılması gereken en önemli şey hastaların tedavisidir. Tüberkülozun tedavisinde çok güçlü ilaçlar vardır.

    Bu ilaçları, ülkemizde Verem Savaşı Dispanserleri ücretsiz verir. Tedavide en önemli sorunların başında tedavi süresinin uzun olmasıdır. Bu yüzden ülkemizde TBC olgularının tamamı DOT (directly observed treatment) Doğrudan gözetimli tedavi ile tedavi edilmeye başlanmıştır. Bu şekilde hastalara her doz ilacın, bir görevli tarafından bizzat içirilmesi sağlanmaktadır. Tüberküloz kontrolü, dünyada son on yıldır 'Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisi' (DGTS) ile yürütülmektedir.

    Bu stratejide tüberküloz kontrol aktivitelerinin sürekliliğini ve bütünlüğünü sağlamak için hükümetin kararlılık içinde olması esastır. Hastalara bakteriyolojik olarak tanı koymayı ve ücretsiz, standart, kısa-süreli rejimlerle tedaviyi esas almaktadır. Tedavide, ilaçların bir görevli tarafından hastalara içirilmesi önerilmektedir. Buna doğrudan gözetimli tedavi denilmektedir. Bu stratejide standart bir kayıt, raporlama ve değerlendirme sisteminin işletilmesi gereklidir".

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

    Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
    www.bitkiseltedavi.com

  2. #2
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2.483

    Standart Sağlık Bakanlığı'ndan verem raporu

    Sağlık Bakanlığı'ndan verem raporu
    ANKARA (İHA) - İnsanlık tarihinin en eski hastalıklarından birisi olan tüberküloz, yani halk diliyle verem, günümüzde de en öldürücü enfeksiyon hastalıklarından birisi olmaya devam ediyor. Dünya genelinde halen tüberküloza yakalanma oranında azalma görülmüyor. Araştırmalara göre, dünyada her yıl 8 milyon kişi vereme yakalanıyor, 2 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor.


    Sağlık Bakanlığı'ndan alınan bilgiye göre, sağlık alt yapısı mükemmel olan Avrupa'da bile veremin yıllara göre görülme sıklığında bir azalma tespit edilemiyor. Verem Doğu Avrupa'da yüz binde 80, Batı Avrupa'da yüz binde 12, Orta Avrupa'da yüz binde 40 oranında görülüyor. Bu bölgede hastalığın yıllar içindeki durumuna bakıldığında ise Doğu Avrupa'da ciddi bir artış, Orta Avrupa'da ise hafif bir düşme izleniyor. Verem konusunda Batı Avrupa'da ise önemli bir değişim yokken, Asya ve Afrika gibi bölgelerde yüz binde 100'ün üzerinde çok yüksek bir tüberküloz görülme sıklığı mevcut. Türkiye'de tüberkülozun görülme sıklığı (insidansı) bölgelere göre farklılıklar gösteriyor. Hastalık en yaygın olarak Marmara Bölgesi'nde görülürken, bu sırayı Karadeniz, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz Bölgeleri takip ediyor. Hastalığın en az görüldüğü bölgeler ise Doğu Anadolu ve İç Anadolu Bölgesi olarak belirlendi. Bu rakamlara göre, Türkiye'de tüberküloz dünya geneliyle Asya, Afrika ve Doğu Avrupa ülkelerine kıyasla çok düşük. Ancak Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinden yüksek. Türkiye'de yaklaşık 50 yıl önce başlatılan veremle mücadele halen kararlılıkla devam ediyor. Veremin hastanelerde ve dispanserlerde ücretsiz tedavisi, aşılama programları, hastaların tespitine yönelik tarama çalışmaları, sağlık personeli ve halka yönelik eğitim programlarıyla hastalara sosyal destek çalışmaları sürüyor. Sağlık Bakanlığı bu çalışmaları üniversiteler, verem savaş dernekleri, sosyal dayanışma fonları ve diğer ilgili birimlerle işbirliği halinde gerçekleştiriyor. Türkiye'de 267 verem savaş dispanseri, 22 göğüs hastalıkları hastanesi ve 11 gezici verem savaş grubu hizmet veriyor. 2004 yılı içinde dispanserlere başvuran 2,5 milyona yakın kişinin muayenesi yapıldı. Bu oran geçen yıla göre yüzde 25'lik bir artışı gösteriyor.

    TÜBERKÜLOZ ENFEKSİYONU NEDİR?
    Sağlık Bakanlığı'na göre, yeni ortaya çıkan bir tüberküloz hastasının birinci kuşak tüberküloz ilaçlarıyla tedavi edilebilme oranı yüzde 100 civarında. Bu ilaçlarla tedaviye başlanması durumunda veremin bulaştırıcı olma tehlikesi ortadan kalkıyor ve hasta kısa sürede normal yaşantısına dönebiliyor. Toplam 20 milyon lira civarında bir harcama karşılığında tüberküloz hastalığı teşhis edilebiliyor. İlaçlara dirençli olmayan bir tüberküloz hastasının şifaya kavuşması için gereken ilaç ve kontrollerin toplam
    maliyeti ise 150-160 milyon lirayı buluyor. Tüberküloz mikrobu vücuda girdikten sonra uzun süre hastalık yapmadan kalabilir. Bu dönemde vücut tarafından oluşturulan savunma yanıtları, mikropları aktif olmayan bir şekilde tutarlar. Buna tüberküloz enfeksiyonu ya da kişinin infekte olması deniliyor. Bu kişilerde hiçbir klinik belirti olmadığı için kendilerinin infekte olduğunu genellikle bilmezler. Ancak tüberkülin (PPD) cilt testi yapılırsa pozitif netice verir, bu yolla infekte olduğu anlaşılır. Bu dönemde mikroplar bir anlamda hapsedilmişlerdir ve vücudun savunma mekanizması çoğalmalarına engel olurlar. Verem solunum yoluyla bulaşan bir hastalıktır. (Akciğer veremi olan bir kişinin öksürme, aksırma ve konuşma sırasında havaya saçtığı mikropların sağlam kişiler tarafından solunum yoluyla alınmasıyla bulaşır.) Aksırma ve öksürme sırasında ağzın kapatılması, odanın havalandırılması hastalığın yayılmasını engelleyen en basit ve en etkin yollardır. Verem yiyecek, içecek ve kullanılan ortak eşya ile bulaşmaz.

    (Sadece veremli ineklerin sütlerinin kaynatılmadan içilmesiyle bulaşabilir.) Verem kalıtımsal bir hastalık değildir. Ailede veremli bir kişi olduğunda hastalığın en kolay bulaşabileceği kişiler çocuklardır. Verem mikrobu alan kimselerin hepsi hastalığa yakalanmaz (Bunların ancak yüzde 5-10'u hasta olurlar.) Ancak mikrobu bir kere alan kişi bunu ömür boyu taşır ve AIDS, şeker hastalığı, mide rezeksiyonu, böbrek nakli gibi hastalıklarda herhangi bir nedenle vücut direncini düşürecek bir ilaç kullanımı ya da alkolizm, uyuşturucu kullanımı gibi durumlarda verem hastalığı kolayca ortaya çıkar.

    HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
    Hastalığın başlıca belirtileri öksürük, balgam çıkarma, kilo kaybı, iştahsızlık, ateş, gece terlemeleri, öksürükle kan gelmesidir. Öksürük en sık ve en önemli belirti olup, öksürüğü 3 haftadan çok devam edenlerin en yakın verem savaşı dispanserine başvurmaları gerekir. Böylece hastalık fazla ilerlemeden, tedavinin kolay olacağı bir safhada yakalanır. Teşhisin gecikmesi halinde, çevreye bulaştırma riski yanında, hastalığın tedavisi konusunda da zorluklar ortaya çıkacaktır. Yakınmalar genellikle hafif
    başlar ve yavaş ilerler. Bu nedenle, birçok hasta doktora başvurmakta gecikir. Doktora başvuru gecikince, hastalık akciğerleri (ya da tutulan diğer organları) tahrip eder. Yanlış teşhis ve yanlış tedaviler de buna yol açar. Veremin teşhisi için verem savaşı dispanserleri ve göğüs hastalıkları hastanelerinde bazı özel tetkikler gerekir. Bu tetkikler hastanın balgamının muayenesi, akciğer filminin çekilmesi, verem deri testi (tüberkülin testi, PPD testi) ve bazı hallerde gerekli kan tetkikleridir. Bu
    tetkikler içerisinde kesin teşhis koyduracak ve bulaşıcılığı da tespit edecek en önemli tetkik balgam muayenesidir. Bu nedenle, balgam tetkiki her hastada mutlaka yapılmalı ve hastalar da bu konuda eğitilerek, balgam numunesi vermeleri konusunda ikna edilmelidir. Hastanın yakınmaları ve akciğer filmlerinde ortaya çıkan görüntüler de hastalıktan şüphelendirir. Balgam incelemesiyle tanı kesinleştirilir. Doğru tanı için, balgamda verem mikrobunun gösterilmesi önemlidir. Türkiye'de verem savaşı dispanserlerinde tanı işlemleri ücretsizdir. Veremin tedavisi ise şu şekilde olmaktadır:

    "- Tedavide başarı irn ilaç ve kontrollerçin hasta tedavi eden personel ile işbirliği içinde olmalıdır.
    - Genellikle tedavinin en az ilk 2 ayında hastane tedavisi veya evde yatak istirahatı uygulanmalıdır.
    - Yeterli ve dengeli beslenme, uygun hayat şartları ile tedavi desteklenmelidir.
    - Sigara ve alkol kullanılmamalı, terk edilmelidir.
    - Tedaviden sonra uygun aralıklar ile dispanserde kontrollere devam edilmelidir.
    - Verem tedavi edildiğinde kesinlikle şifa bulan bir hastalıktır. Ancak hastalık hiç tedavi edilmezse hastaların yüzde 50'si kısa süre içinde kaybedilir.
    - Tedaviye başlandıktan kısa süre sonra hastalar çevre için bulaştırıcı olmaktan çıkarlar. Bu nedenle tedavi, çevreyi korumanın en iyi yollarından biridir.
    - Tedavi süresi oldukça uzundur. (ortalama 6-9 ay) ve bu süre içinde tedavinin aralıksız devamı gereklidir. Hastalar kendilerini iyi hissetseler bile bu tedavi süresini tamamlamaya ikna edilmelidir.
    - Tedavi tek ilaçla değil, çeşitli ilaçların bir arada kullanımıyla yapılır. Bu ilaçların hiçbirisi doktor kontrolü olmadan kesilmemelidir.
    - Tedaviye ara verilmesi ya da ilaçlarının bazılarının kesilmesi, kısa sürede bu ilaçlara karşı direnç gelişmesine sebep olmakta ve hastalık kronikleşmektedir.
    - Bu ilaçlara direnç gelişmesi durumunda, tedavi maliyetinin yükselmesi yanında tedavi şansı da önemli ölçüde azalmaktadır.
    - Bu nedenle tedavinin belirlenen bu prensipler çerçevesinde kesintisiz ve doktor kontrolünde sürdürülmesi verem savaşının temel prensibidir.
    - Tüberküloz tedavisi Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz olarak yerine getirilmektedir.
    - Tüberküloz tedavisini yürüten sağlık üniteleri verem savaş dispanserleri, göğüs hastalıkları hastaneleri ve verem pavyonlarıdır.
    - Veremli bir hastanın tedavisi süresinde başta çocuklar olmak üzere tüm aile bireylerinin de mutlaka verem savaşı dispanserlerinde kontrolden geçirilmesi gereklidir. Bu kontrol en az 2 kere tekrar edilmelidir. (Veremli hastaların aile bireyleri diğer hastalardan 60-90 kat fazla tehlike altındadır.)
    - Hastaların tedavi olmamaları ya da düzensiz tedavi görmeleri ölüm ya da ciddi sakatlıklarla sonuçlanır."

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

    Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
    www.bitkiseltedavi.com

Benzer Konular

  1. Verem, tüberküloz ve siroz hastası
    By igokcek in forum Hastalıklar
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj : 10-02-2013, 09:32
  2. Cevaplar: 4
    Son Mesaj : 03-04-2013, 12:19
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 01-02-2012, 10:55
  4. Cevaplar: 3
    Son Mesaj : 01-02-2012, 10:54
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj : 02-16-2010, 23:51

Visitors found this page by searching for:

verem hastasi ne yemeli

ppd testi uzmantvppd testi uzman tvveremli hastalar ne yemeliveremli et yenirse ne olurveremde ne yemeliveremliler ne yemeli

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
doğal tedavi, bitkisel tedavi, sağlık bilgileri, himalaya tuzu, epimediumlu macun, çay ağacı yağı, Aloevera, şifalı bitkiler, alternatif tıp, vücut sağlığı, tuz lambası, gazete haberleri

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2 ©2010, Crawlability, Inc.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162