 |
|
Şifalı Bitkiler, Doğal Tedavi, Alternatif Tıp, Bitkisel Tedavi, Hastalıklar, kanser, kurdeşen, genital siğil, lipom, allerji, saçkıran, saç dökülmesi, faranjit, epididimit, iktidarsızlık, gözaltı morlukları, kısırlık
> Sağlık
> Hastalıklar: A-D
|
ALS Hastalığı
|
|
|

05-20-2006, 12:59
|
|
Administrator
|
|
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 49
Mesajlar: 109
|
|
ALS Hastalığı
Motor Nöron Hastalığı
MOTOR NÖRON HASTALIĞI
(AMiYOTROFİK LATERAL SKLEROZ-Charcot Hastalığı )
Yazan: Coşkun ÖZDEMİR
Son güncelleştirme tarihi: 31.01.2003
GİRİŞ
Hastalığın başlıkta görüldüğü gibi birden fazla ismi var. Ünlü Fransız Nörolog Charcot tarafından 1869? da ilk kez tarif edildi. Bu nedenle onun adı ile de anılıyor. Çok daha sık olarak Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS) olarak anılmaktadır. Avrupa'da Motor Nöron Hastalığı tercih ediliyor. Kongre duyurularında ALS/MND olarak adlandırılıyor hastalık.
Amyotrofik Lateral Skleroz adı bir taraftan kas atrofisine öte yandan yan kordon yani-piramidal yolun tutuluşuna işaret ediyor. Motor Nöron Hastalığı ile kastedilen hem birinci (piramidal yol) hem de ikinci motor nöronun tutuluşudur. Gerçekten hastalığın belirtileri, başlıca birinci ve ikinci nöronun tutuluşuna ait olanlardır. İkinci nöron tutuluşu kraniyal nüvelerin ve medulla spinalisteki ön boynuz hücrelerinin dejenerasyonu nedeni iledir. O halde klinik tablo, refleks canlılığı, spastisite, Babinski ve Hoffmann belirtileri (I. Nöron) ve kas atrofisi, fasikülasyon, bülber nüveler tutulmuşsa dilde atrofi ve fibrilasyon (II Nöron) yutma, çiğneme güçlüğü, konuşmada dizartri olarak şekillenecektir.
Birinci nöron tutulması reflekslerin artışına, ikinci nöron ise azalmasına yol açacaktır. Hangisinin tutuluşu öncelik gösteriyorsa reflekslerin azalması ya da artması buna bağlı olarak değişecektir. Büyük çoğunlukla görülen, atrofiye karşın reflekslerin canlı oluşudur. Birinci nöron, II nöron ve bulber belirtilerin birlikte bulunuşu hastalığın ileri dönemlerinde karşılaşacağımız bir tablodur. Hastalığın başlıca özelliği progresiv (ilerleyici) bir karakterde olmasıdır. Çoğunlukla 3-4 yıl içinde hastalar geç döneme ulaşır ve kaybedilirler.
Başlangıç çoğunlukla gayet sinsidir. Elin küçük kaslarında güçsüzlük ve erime sıklıkla başlangıç belirtisidir. Buna, hastaların seyirme olarak tarif ettiği fasikülasyonlar eklenir. Hasta bacaklarında kramplardan şikayetçi olabilir. Başlangıç, bulber alanda ve dizartri, boğuk ses, yutma güçlüğü şeklinde olabilir. Bazen bacaklarda, distal kaslardaki zaaf ilk belirti olarak ortaya çıkar. Bu ilk belirtiler haftalar ve aylar içinde yavaş yavaş ilerler, yaygınlaşır ve öteki ekstremitelere geçer. Hastalık kural olarak değişmez şekilde ilerleyicidir. Yıllar içinde tüm vücuda yayılır ve birinci ve ikinci nörona ait zengin belirtilerle seyreder. Kas erimeleri ile birlikte yaygın piramidal deliller, çene refleksi dahil veter-kemik reflekslerinin artışı, bulber belirtiler ile birlikte ileri devredeki klinik tabloyu oluşturur. Uzun yıllar sadece bulber belirtilerle seyreden ya da taraflarda yaygınlaşıp bulbusa atlamayan vakalar vardır. Hastalık yutma, dolayısıyla beslenme güçlüğü ve solunum yetersizliği ile fatal sonuca ulaşır.
Hareketli görüntü: Dilde ve üst ektremitede fasikülasyon
Hastalığın prognozu genel olarak kötüdür ve fataldir. Yukarıda belirttiğimiz gibi ortalama hastalık süresi 3-4 yıl olmakla birlikte yavaş seyreden ve yaşam süresi 10 yılı aşan vakalar vardır. Ünlü bilim adamı Stephan Hawking?e bu tanı konmuştur. Bu büyük bilgin 25 yılı aşan bir süreden beri hastalıkla yaşamakta ve bilimsel çalışmalarını sürdürmektedir.
Amerikalı ünlü beyzbolcu Lou Gherig, aktör David Niven, besteci Şostakovic bu hastalıktan ölmüşlerdir.
ALS sporadik bir hastalıktır ancak, yaklaşık yüzde 5 oranında ailevi (familyal) vaka bulunmaktadır. Bunlarda kalıtım patterni dominanttır. Familyal vakaların % 20?sinde SOD1 geninde mutasyon bulunuyor (21 inci kromozom).
Familyal vakalar klinik tablo bakımından sporadik olanlardan farklılık göstermiyorlar.
İNSİDANS, PREVALANS
ALS orta yaş hastalığıdır. Sıklıkla 40-50 yaşlarında başlıyor. Daha genç ve daha yaşlı vakalar var. Erkek kadın oranı 1.2, 1.3 civarında, insidans 100 binde 1-2, prevelans ise 4-6 civarındadır. Dünyada yaygın olmakla birlikte bazı bölgelerde daha sık rastlanıyor. Japonyada Kii yarımadası, Yeni Gine ve Okyanusya?da Guam adası bunlar arasındadır.
TANI
Tanı kriterleri El Escorial tanı kriterleri olarak tüm dünyada kabul görmüş bulunuyor. (Tablo 1) Bunlar üst ve alt motor nöron tutulumu ve progresyon olarak özetlenebilir.
Tablo 1
Alıntı:
Tanı Kriterleri
Dünyaca kabul gören El Esconal kriterlerine göre ALS diagnoz kriterleri şöyle sıralanmaktadır:
Kesin ALS
Üç bölgede üst motor nöron belirtileri ve 3 bölgede alt motor nöron belirtileri
Muhtemel (probable)
İki bölgede üst ve 2 bölgede alt motor nöron belirtileri
Mümkün (Possible)
Bir bölgede üst motor nöron belirtileri ve bir bölgede alt motor nöron belirtileri ya da sadece üst motor nöron belirtileri
Kuşkulu (Suspected)
Sadece alt motor nöron belirtileri ya da atipik bulgular
Bölgeler kraniyal, servikal, torasik ve lomber olarak tanımlanır.
|
Gerçekten duyu kusuru olmaksızın üst ve alt motor nöron bulgularının birlikte oluşu ve progressif seyir tanı koydurur.Alt motor nöron belirtilerinin yanısıra, klinik bulgulara ek olarak, elektromiyografi ile üst alt ekstremite ve kraniyal alandaki kaslarda yaygın şekilde parsiyel denevasyon ve reinnevasyon bulguları ile fasikülasyon potansiyellerinin bulunması; duysal sinir iletimlerinin normal, motor iletimlerin normal ya da normale yakın olması tanıyı kesinleştirir.
Hastalık konuşma ve yutma güçlüğü ile bulber alana sınırlı kaldığında progresiv bülber paralizi olarak anılır (PBP). Kas zaafı, erime, fasikülasyonlar şeklinde sadece alt motor nöron belirtileri var olduğu zaman progresiv müsküler atrofi (PMA) adını alır.Bu tablolar gelişerek ve ilerleyerek tipik ALS?ye dönüşebilir.Aşağıda belirteceğimiz gibi alt nöron belirtilerine sınırlı kalan bir klinik tabloda benzer sendromlarla ayırt edici tanı büyük önem kazanır.
Duyu ve sfinkter kusurlarının, ve otonomik disfonksiyonların bulunmayışı tanıyı destekler.ALS ile benzerlik gösteren sendromlardan aşağıda söz edeceğiz.
Yazık ki hastalığın tanısını kesinleştirecek biyolojik markerler yoktur.Magnetik spektroskopi ile N-asetil aspartat ölçümünün erken tanıda yararlı olduğunu ileri sürenler var.
Başlangıç döneminde tanı güç olabilir.Bir elde küçük kasların zaafı ve erimesi çeşitli tanı olasılıklarını düşündürebilir.Doğaldır ki böyle bir hastanın incelemelere alınarak izlenmesi gerekir.Bu kuşku uyandıran başlangıç, duyu kusuru olmaksızın kas zaafı ve erimenin ve fasikülasyonların yaygınlaşması ile klasik ALS'ye dönüşebilir.Tanıya genellikle öteki olasılıkların ekarte edilmesi ile varılır.
AYIRICI TANI
Ayrıca tanı büyük önem taşıyor.Tanının gecikmesi ya da yanlış tanı tüm dünyada oldukça sıktır.Bu nedenle benzer (mimik) sendromları iyi tanımak gerekiyor.
İzole Sinir Tutulmaları: Elin küçük kaslarındaki atrofi örneğin ulnar ya da median sinirin hastalanmasından ileri gelebilir. Bu durumda o sinirin dağılımına uygun duyu kusuru bulunacaktır ve EMG bu izole tutuluşu ortaya kayacaktır.
Fokal Benign Amyotrofi (Hirayama): Duyu kusuru olmaksızın bir üst ekstremitede zaaf ve erime monomelik spinal müsküler atrofi belirtisi olabilir. İlk kez Japonya?da tanımlanmış olan bu hastalık çoğunlukla genç erkeklerde görülür ve bir kolda zaaf, erime, fasikülasyon ve kramplarla seyreder. Bu da bir ön boynuz hastalığıdır.Ancak, bu tablo genellikle yaklaşık bir yıl boyunca ilerleyerek bu süre sonunda duraklar.Bu tabloyu özellikle henüz başlangıç dönemindeki ALS'den ayırt etmek güç olabilir.Genç yaş, progresyonun sınırlı kalması ve duraklaması, Hirayama adı da verilen bu hastalık olasılığını güçlendirir.
Multifokal Motor Nöropati: ALS ile en çok karıştırılabilecek bir hastalık 80 ?lerde tanımlanmış olan Multifokal Motor Nöropatidir. Motor sinirleri tutan bu periferik sinir hastalığı ALS ?yi taklit ederek duyu kusuru olmaksızın kas erimesine, fasikülasyonlara yol açmaktadır ve periferik sinirlerin tutulmasına karşın refleksler korunmakta, hatta bazen canlı bulunmaktadır. Bu yüzden ayırt edici tanı güç olabilir. Üst motor nöron belirtilerinin, bulber belirtilerin olmayışı ve asimetrik tutulma MMN ?yi telkin eder. EMG?de motor iletim incelemesinde kondüksiyon bloklarının bulunması, GM1 ganglioside karşı antikorlarının varlığı bu tanıyı çok güçlendirir.Bu ikinci durumda tedavi şansı olduğu için bu ayırt edici tanı büyük önem taşır.
Servikal Spondiloz-Servikal Spondilotik Miyelopati: Servikal medulla spinalisin spondilozdan ileri gelen basısı ellerde kas erimesine hatta fasikülasyonlara ve bacaklarda spastisiteye, yol açabilir.Bu bulgular ALS ?yi telkin edebilir.Kollarda yaygın alt motor nöron bulguları ve dilde fibrillasyon ALS lehinedir. Subjektif ve Objektif, duyusal belirtilerin varlığı spondilotik myelopatiyi telkin eder. MRI incelemesi medulla basısının varlığını gösterebilir.
İnklüzyon cisimciği miyoziti [Inclusion Body Myositis (IBM)]: ALS/MND ile karıştırılabilen bir başka hastalık inkluzyon cisimciği miyozitidir (IBM).Bir inflamatuar kas hastalığıdır.Kas zaafı özellikle parmak fleksörlerinde ve kuadrisepste belirgindir. Hastalık bir primer kas tutulması olmasına karşın EMG'de hem miyojen ve hem de nörojen bulgular görülebilir. Hatta bazen EMG?de sadece nörojen bulgular elde edilir.Böyle bir durumda kas zaafı ve atrofi ile bir araya gelen nörojen EMG bulguları ALS tanısı konmasına yol açabilir.Kuşkulu bir durumda kas biyopsisine başvurmak yerinde olacaktır.IBM?in karakteristik histopatolojik bulguları tanı koydurur.
Ayırt edici tanıda heksozaminidazA eksikliğinden de söz etmeliyiz. Tay Sachs hastalığının genini taşıyan kişilerde görülen familyal motor nöron sendromu benzer bir tablo yapabiliyor.Nöronlarda GM2 gangliosidi birikimi oluyor.Başlangıç çocukluk ya da adolesans çağındadır.Üst ve alt motor nöron belirtileri birlikte bulunabilir.Buna çok defa serebellar belirtiler eklenir.Ayrıca postural tremor da görülebilir. Heksozaminidaz-A eksikliğinin laboratuvar testleri ile ortaya konması ve onu izleyerek yapılacak genetik incelemeler tanı koydurur.
Kennedy Hastalığı (Spino Bülber Müsküler Atrofi): ALS ile karışabilecek bir başka sendrom Kennedy hastalığı adını taşır. Bu hastalık spinobulber müsküler atrofi olarak anılır.Bu genetik bir hastalıktır ve Duchenne hastalığı gibi X kromozomu ile geçer.Bu nedenle taşıyıcı anneden erkek çocuğa geçer.Hastalık taraflarda zaaf, atrofi ve bulber belirtilerle seyrettiği için ALS ile karışabilir.Ancak burada karekteristik bazı belirtiler söz konusudur.Bunlar yüzde perioral fasikülasyonlar, jinekomasti, refleks kaybı şeklinde sıralanabilir.Genetik inceleme trinukleotid ekspansiyon olarak tanımlanan anomaliyi gösterir.
Bu olasılıklar dışında, lenfomaların seyrinde pareneoplastik mekanizma ile ortaya çıkan motor nöron hastalığından ve tirotoksikoz ile birlikte görülen ALS ?den söz edilir.Ancak bu ender görülen durumları bir ders kitabında ihmal edilebilir düzeyde saymak yerinde olacaktır.
Primer Lateral Skleroz (PLS): Son olarak primer lateral sklerozdan söz edilecektir. Bunun motor nöron hastalığının bir formu olup olmadığı tartışmalıdır. Belirtiler üst motor nörona sınırlıdır. En sık görülen tablo spastik paraparezidir.Kolların tutulması daha hafif derecededir.Psödobulber belirtiler bulunabilir.Spastik bir yürüyüş ve refleks canlılığı ile birlikte Babinski ve Hoffmann bulguları vardır.Duyu kusuru yoktur.Böyle bir tabloya duyu kusuru eklenmesi halinde multipl skleroz olasılığına yer vermek yerinde olur.
Klinik olarak alt motor nöron belirtilerinin bulunmadığı bazı vakalarda EMG?de denervasyon (nörojen bulgu) elde edilir.
PLS şeklinde başlayıp ALS?ye dönüşenaz sayıda vaka vardır. Bu çeşit vakalar PLS?nin bir ALS forması olduğunu telkin eder. Bu hastalıkta biyolojik markerlerin bulunmayışı tanıda güçlükler çıkarır.
Ayırt edici tanıda önemli bir güçlükle sadece alt motor nöron belirtilerinin bulunduğu vakalarda karşılaşılacağını yineleyelim. Duyu kusuru göstermeyen, üst motor nöron belirtilerinin bulunmadığı, fasikülasyonların katılımı ile seyreden vakalarda ALS tanısına varmakta çok ihtiyatlı olmalı. Tedavisi mümkün benzer sendromları önemle göz önünde tutmak lazım. Burada elbette multifokal motor nöropatinin en güçlü olasılık olduğunu da bir kez daha hatırlatalım.
ETYOLOJİ VE PATOGENEZ
Bu dejeneratif hastalık hakkında bir çok teori ileri sürülmüştür.Yıllar önce ağır madenler ve özellikle kurşun itham ediliyordu.Daha sonra immünolojik bir defekt teorisi ağırlık kazandı.Daha yakın yıllarda nöroeksitatör transmitterlerden biri olan glutamat konsantrasyonunun kanda ve likorda arttığı tesbit edildi. Bugün patogenez için egemen teori eksitotoksik bir saldırının motor nöronları tahrip ettiği şeklindedir. Riluzole isimli ilaç da bir antiglutamat olarak etkili olmaktadır.Serbest radikaller başka bir hipotezin başlığını oluşturuyor.Vakaların büyük çoğunluğu sporadiktir. Yaklaşık % 5-10 kadar vakada heredite saptanıyor. Bunların bir bölümünde (% 20) süperoksid dismutas (SOD1) geninde mutasyon bulunuyor. Bunun motor nöronlarda nasıl tahribat yaptığı geniş şekilde araştırılıyor. Bu yazı basıma verildiğinde ALS hastalığının oluşumunda bir virusun rol oynadığına dair yayınların yanı sıra hücre ölümü ile ilgili çeşitli hipotezler ortaya atılmakta idi.Bunların bir ders kitabında yer almasının yararlı olmayacağı görüşündeyiz.
TEDAVİ
ALS/MND belli başlı bir tedavisi olmayan bir hastalık. Hastalığın progresyonunu durdurmak söz konusu değil. Bugüne kadar pek çok tedavi denemesi yapıldı ama hiç birisi doyurucu sonuç vermedi. Bazı delillere dayandırılarak varsayılan Immunolojik bir bozukluk için yapılan immunosupressiv tedaviler sonuç vermedi. Antioksidanlar bir şey değiştirmiyor, son yıllarda antiglutamat etkili bir drog olan Riluzole ile yapılan kontrollü randomize çalışmalar bu ilacın hastalığın seyrini yavaşlattığını gösterdi.Ancak bu etki yaşam süresini birkaç ay uzatmaktan ibaret kalıyor. Bu nedenle kullanılışı yaygın değil. Amerika?da %50?yi aşkın hasta bu ilacı kullanmıyor. Nörotrofik faktörler de bütün varsayımlara karşın bugüne kadar sonuç vermedi.Yakında trofik faktörler intratekal olarak deneniyor.2002 yılında gerçekleştirilen ilaç denemelerinde minocycline isimli antibiotic ve Selekoksib ile iyi sonuçlar alındığı bildirildi.Ancak bu çalışmalar kitap baskıya verildiğinde henüz tamamlanmamıştı.Asıl umut verici olan kök hücreleri ile yapılan çalışmalardır.Bununla ilk denemeler gerçekleştirildi.Önümüzdeki yıllarda iyi sonuçlar bekleyebiliriz.
BAKIM (Management)
Belli başlı bir çaresi, tedavisi olmayan kronik ilerleyici hastalıklarda bakım, paliyatif tedavi büyük önem taşıyor.Son yıllarda yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlayan önlemler bir yandan teknolojinin sağladığı olanaklarla da gelişmekte, yaygınlaşmaktadır.Hastanın psikolojik durumunu, emosyonlarını ve depresyonunu dikkate almak büyük önem taşıyor.Yutma güçlüğü için yapılabilecek şeyler var. İleri devrelerde solunum yetersizliği ortaya çıkabilir ve yapay solunum gerekli olabilir. Bunun için ev koşullarında başarı ile kullanılan solunum aletleri var. Yutma güçlüğü beslenmeyi olanaksız kıldığında mideye takılan bir tüp ile bu güçlüğü yenmek mümkün. Tüm bu güçlükler hastalık hakkında bilgi ve deneyim sahibi kişilerden oluşan bir ekibin vereceği hizmet ile aşılabilir.Bu ekipte doktor dışında hemşire, fizyoterapist, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, konuşma terapisti yer alır. Bunların iş birliği hastanın rahatlığını sağlar.Yazık ki böyle bir ekibin önemi yurdumuzda henüz anlaşılamıyor.Ülkemizde böyle uzman kişilerin yetiştirilmesi ve onların bir ekip halinde hizmet vermesi büyük bir boşluğu dolduracaktır.Bu türlü servislerin oluşumu için iyi niyetli gayretler var. Bunlar gecikerek de olsa gerçekleştirilecektir umudunu taşıyoruz.Yine gelişmiş ülkelerde bu hastalar ileri dönemlerde ?hospice? adı verilen bakım ünitelerinde kalıyor ve orada bir ekip tarafından izleniyorlar.Bu konudaki detaylı bilgiler ?rehabilitasyon management,? ?qualitiy of life? başlıklı yayınlarda bulunabilir.
KAYNAKLAR
· Journal of J.Neurol.Sci.1988. 160
· Journal of J.Neurol.Sci 1999. Vol 165 Suppl. 1, June 1999.
· Amyoptroptic Lateral Sclerosis. Vol 1, Issue 1, Dec 1999. Michael Swash.
· Journal J.Neurol.Sci 1999; 169: No 1-2 Oct. 31,1999.
· Neuromuscular Disorders. Clinical and Moleculer Genetics. Ed. Alan, E.H. Emery. John Wiley & Sons, 1998.
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.
Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içer.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.
Konu igokcek tarafından (07-15-2008 Saat 12:38 ) değiştirilmiştir..
|

05-22-2006, 00:40
|
|
Administrator
|
|
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 51
Mesajlar: 2.616
|
|
Hastalığa karşı kılıçotu hapı, B-Vitaminlarinden oluşan bir hap ve Gökçek İksiri iyi gelebilir. Bu üç ürün sisnir sistemini güçlendirircidir. Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.
Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içer.Gökçek Diyet
Konu maturidi tarafından (09-10-2008 Saat 10:57 ) değiştirilmiştir..
|

09-17-2006, 02:18
|
|
Administrator
|
|
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 51
Mesajlar: 2.616
|
|
Kulandığınız ilaçların böyle bir özelikleri yok, Gökçek İksiri ve kasları ovalamak için doğal masaj yağı kulanmanız gerekir.
|

09-18-2006, 00:35
|
|
Administrator
|
|
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 51
Mesajlar: 2.616
|
|
Gökçek İksiri vücudunuzdaki hertürlü curufu dışarı atar ver böylece kasalrınız rahatlar ve hareekt edecek duruma galir. Karakafes orundan yapılan bir krem var bu krem bu tür raahtszılıklar için idealdir. Ayak bilginizdeki problemleri iyileştirir. Klinik araştırmalrı ile etkisi ispatlanmıştır. Sabit telefonunuzu verirseniz ben sizi ararım.
Konu igokcek tarafından (09-18-2006 Saat 00:38 ) değiştirilmiştir..
|

09-18-2006, 00:39
|
|
Administrator
|
|
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 51
Mesajlar: 2.616
|
|
Curuf'dan arınma, curuftan temizlenme:
Curuf kelimesi modern tıpta kulanılmamaktadır, fakat kelimenin almanca karşılığı Entschlackung Almanayada oldukca çok kulanılan kelimedir. Bilindiği gibi curuf maddenleri eritince ortaya çıkan saf maddenin yanında birde pislik yığını ortaya çıkar bu artık maddeye curuf veya cürüf denir. Alternatif Tıp?ta curuf?dan arınma metabolik değişimler sonucu ortaya çıkan artık maddelerden arınma anlaşılır. Curuftan arınma oruç tutma, terleme kürları, şifalı bitki çayları, tentürler ile olursada en kalıcı tedavi Gökçek İksiri ile mümkündür. Modern Tıpta buna yer verilmez ve böbrekler ve karaçiğer vücuttaki artık maddeleri (cüruf) dışarı atar denir ve ayrıca arınmaya gerek yok derler.
Zehir ve curufun farkı:
Zehir direkt ve aktif olarak tahribat yaparken, curuf metabolik değişimler sırasında ortya çıkan artık madde yoğunluğudur. Curuf ne zaman problem olur, şayet vücut artık tamamını dışarı atamıyorsa ve vücutta depolanıyorsa (kalç, göbek,ense, romatizma yumruları, lenfbezeleri, bağırsaklar, çürük dişdipleri, bağdokuları vs.) ve hatta bazılarının göbeği, bazılarının kalçası ve bazılarının ensesinde aşırı şişme olursa buradaki yağ tabaklarının arasıda curufla dolar. Bu demek değidirki curuf sadece obezlerde (şişman) olur. Zayıf insanlardada aynı oranda tehlike teşkiledebilir. Normal olarak sağlıklı insanın vücudu curufu (ölü hücreler, yağlar, metabolik değişimler sonu ortaya çıkan artık maddeler vs) ve zehiri dışarı atar. Tek taraflı sağlıksız beslenme özeliklede aşırı hayvansal besinler (et-peynir masalına bak), stres ve sigara, alkol ve kimyasal ilaçlar (özlikle antibiyotikler, kortizon, parasetamol vb) gibi aşırı yükleneme ve bu zehirin tamamen dışarı atılamaması nedniyle vücutta aşırı zehirli madde yoğunluğu oluşur ve burada mikroplar için çok uygun yuva oluşturur. Curuflara yerleşen bakteri, virüs ve mantarlar bağışıklık sistemi tarafından yokedilemez ve buradaki mikroplar sürekli zehirli gazlar, zehirli alkoller ve biyojen aminler üretir. Buda vücudun bütün dengelerini alt üsteder ve çok çeşitli hastalıkların ortya çıkmasına sebep olur.
Örneğin: Bağırsakalardaki zararlı bakteriler ve mantarlar aşırı miktarda metan gazı üretirler buda bazı kişi yellenince çok pis koku yayılmasına neden olur. Bazılarınında zehirli alkoller aşırı üretilir ve bu kişiler alkol içmedikleri halde ağızları alkol kokar. Bazılarındada aşırı histamin üretirler, bu histaminde her türlü allerjinin sebebidir. Doktora gittiğinizde o sizde aşırı histamin var ne yapalım, bunu denğelemek için size kortizon hapı veya iğnesi yapalım derler. Oysa salğı bezeleri veya ana hücreler (mast cell) tarafından kaç mikro, hatta nanogram hangi hormondan salğılanması gerektiği beyin (büyük şef) tarafından tayin edilir ve hipfiz gudesine emir verilir, oda böbreküstü bezeleri, tiriod, bezeleri testisler, yumurtalık vb organlara hangi hormanondan ne kadar üretilmesi gerektiği konusunda talimat verir ve hormon gerektiğince üretilir. Beki bağırsaklardaki zararlı bakteri ve mantarlar tarafından üretilen histamine karşı beyin tetbir alabilir mi? Hayır neden? Çünkü mantarlar ve zararlı bakteriler yabancıdır ve beynin konturol alanı dışındadır. Bu nedenle doktorların allerji hastasına kortizon yazması bir ömür boyu devam etmek zorundadır ve tedavi edici değildir. Çözüm: Mantarları ve zararlı bakterileri vucuttan arındırmak. Buda curufu yoketmekle mümkündür. Cürufta Gökçek İksiri ile yok olur, başka bir yolu yok. Bizim yaptığımız iş sivrisinek öldürmek değil bataklığı kurutmaktır.
Et ve Peynir gibi ağır hayavansal besinler vücudun asitlenmesine neden olur, asitte vücudu arıtmak için genelikle çeşitli ilaçalar alınır. Bunlar içinde en etkili olanı Gökçek İksiridir. Fakat sağlıklı beslenip vücudu aşırı yormamak ve curuf oluşmasına imkana vermemek gerekir. Curuf oluşmuşsa bunu yok etmek gerekir buda anacak Gökçek İksiri ile mümkündür. Curuf vücuttan atılmazsa ne olur? Damarlar, lenf bezeleri ve damarları, organlar, bağdokuları, çürük dişdipleri, çene ve eklemelerde yoğunlaşır (depolanır). Curuf birikintilerine yerleşen mikroplarda kendilerine daha kolay faliyet alanı oluştururlar. Böylece romatizma, gut hastalığı, her türlü iltihaplı hastalıklar, lenf bezelerinde şişme, damarlarda yağlanma, dokularda asitlenme ve tıkanamaya sebe olur. Bunedenlede hücrelere besleyici maddeler (vitaminler, mineraller, aminositler, glukozlar vb) ve oksijen yeterince giremez.
Curuf arteriyoskleroz yani damar sertliği ve yağlanamasına sebep olur. Arteriyo skleroz 20 yaşındakilerde bile görülebilir, çünkü günümüzde gençler genelikle besin değeri olmayan fast foodla (Mc Donalds ve Burger King gibi) beslenmekteler ve soft içecek denilen cola ve fanta gibi aşırı şekerli içecekler içmekteler. Damar sertliği beyin-, kalp-, iskelet kasları-, ve cinsel organlarda fonksiyon yetersizliklerine sebep olur. Kanda kolesterolun görülmesi çok sonra ortya çıkar, kolesterol önce dokularda, eklemelerde, damarlarda yoğunlaşır sonrada kanada görükmeye başlar. Tedavisi sağlıklı beslenme, oruç tutma ve Gökçek İksiri ile mümkündür. Curuf olşmuşsa mutlaka Gökçek İksiri gerekir, çünkü Gökçek İksiri curufu eritir ve burda yuvalanan bakteri, virüs ve mantarlar ortada kalır ve bunuda bağışıklık sistemi yokeder.
|

12-24-2006, 20:15
|
|
|
|
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
|
|
Als Hastalığı veya Motor Nöron Hastalığı
AMYOTROFİK LATERAL SKLEROZ : ALS : MOTOR NÖRON HASTALIĞI
TANIM:
ALS 19. yüzyıldan beri bilinen, sinsi başlangıçlı, ilerleyici ve ön boynuz hücre dejenerasyonuyla seyreden bir hastalıktır. ALS'nin nedeni hala bilinmese de 1990'lı yıllarda hastalığın fizyolojisinin anlaşılmasına ilişkin önemli adımlar atılmıştır. Bazı ailevi ALS tiplerine neden olan gen bulunmuş, ilk ALS ilacı piyasaya verilmiş, hastalığın hayvan modeli gerçekleştirilmiş, ALS'de motor sinir hücrelerinin ölüm mekanizması konusunda çok önemli bilgiler edinilmiştir. Bazı bilim adamları hastalığın nedeninin keşfedilmesinin an meselesi olduğunu düşünüyor. Bu durumda kesin tedavinin mümkün olması da beklenebilecek
ALS'de omurilikte lateral sinirlerin dejenerasyonu sonucu kaslar skleroza uğrar. Hastalık ABD'de Lou Gehrig hastalığı olarak biliniyor. Bazı Avrupa ülkelerinde MNH yani motor sinir hastalığı ya da Charcot hastalığı olarak da geçiyor. Aslında MNH, ALS'nin de içinde olduğu ön boynuz hastalıklarının genel adı. Fransız nörolog Charcot ilk kez 1874 yılında hastalığın özelliklerini tanımlamış, omurilik ve kas belirtilerine dayanarak ALS ismini vermişti. Uluslararası metinlerde ALS/MND olarak da geçmektedir.
NEDENLER:
Tüm ALS vakalarının yaklaşık %10'unda hastalığın ailesel olduğu saptanmış. Ailesel ALS'nin yaklaşık %20'sinde serbest radikalleri parçalayan süperoksit dismutaz tip I geninde mutasyon bulunuyor. Yani toplam popülasyonun ancak %2'sinde hastalığın nedeni biliniyor. Kalan %98 hastada hastalığın nedenine ilişkin pek çok teori bulunuyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:
?Glutamat eksitotoksisitesi
?Oksidatif hasar
?Protein agregatları
?Otoimmün kaynaklı kalsiyum akımı
?Viral enfeksiyonlar
?Sinir büyüme faktörü eksikliği
?Apoptoz (programlı hücre ölümü)
?Travma
?Çevresel toksinler
KLİNİK BULGULAR:
ALS hastalarında beklenen ömür ortalama tanıyı takiben 2-5 yıl kadardır. Tanı koyulduğunda genellikle hastalık % 20-50 arasında ilerlemiş durumdadır. Hastalığa yakalananların yarısı tanıdan sonra üç yıldan fazla yaşayabilirler. ALS'li hastaların %20 kadarı beş yıl ve üzerinde bir yaşam süresine sahip olabilir. Yirmi yıl yaşayanların oranı ise %5 civarındadır.
ALS'li hastaların arasında hastalık ilerlemesinin durduğu ve az da olsa semptomların tamamen ortadan kalktığı vakalar da görülmüştür.
Üst motor sinirlerin yani beynin motor korteksinin hasarı sonucu kas spastisitesi ve katılık oluşur. Beyin sapı ve omurilikte bulunan alt motor sinirlerin hasarı ise kas güçsüzlüğü, atrofi ve fasikülasyonlara neden olur. ALS genellikle hem üst hem de alt motor sinirleri tutar.
Hastalığın başlangıç belirtileri çok hafif olduğundan çoğu kez farkedilmeyebilir. Hastaların %25'inde konuşma, yutkunma fonksiyonları etkilenirken %50'sinde kollarda, %20'sinde ise bacaklarda ilk belirtiler görülür. Hastalık genellikle kol ve bacaklarda olmak üzere kas güçsüzlüğü ile başlar. Konuşma, çiğneme ve nefes alma etkilenir. Yutma zorluğu nedeni ile ağızda tükürük birikmesi de konuşmayı zorlaştırır.
Kaslarda zamanla atrofi gelişir. Kol ve bacaklar incelir. Özellikle el ve ayak kaslarında seyirme ve kramplar olabilir. Kişi kol ve bacaklarını iyi kullanamaz. Kontrol edilemeyen ağlama ve gülmeler olabilir.
Başlangıç belirtileri her hastada aynı olmaz. Kimi hasta halının saçaklarına takılmaya, tökezlemeye başlar; kimi hasta eşyaları kaldırmakta zorlanır, kimisi de konuşurken kelimeleri yuvarladığını farkeder.
Kas güçsüzlüğü önce bir kas grubundan başlar, yavaş yavaş diğer kas gruplarına yayılır. Kaslardaki iş görememenin derecesi ve hastalığın ilerleyişi hastadan hastaya değişir. Solunum kaslarının giderek daha fazla etkilenmesi ve buna bağlı solunum güçlüğü hastalıkta gelinen son aşama olur.
Hastalıkta genel olarak duyular, idrar ve barsak işlevleri, cinsel işlevler etkilenmez. Kalp kası zarar görmez. Göz kasları çoğu kez en son etkilenen kas grubu olur, kimi zaman da hiç etkilenmez. Kişinin zihni yetenekleri normaldir.
GÖRÜLME SIKLIĞI:
Hastalık her kesimden insanda görülebilmesine karşın ALS'ye erkeklerde ve yaşlılarda daha fazla rastlanır. Ortalama başlangıç yaşı 55 olsa da, son zamanlarda daha genç kişilerde teşhis edildiği gözleniyor. 12 yaşında da, 98 yaşında da ALS vakası olmuş bugüne dek.
Hastalığın insidansı 100.000'de 0.5-2.4 olarak veriliyor. Prevalansın ise 100.000'de 11 olduğu tahmin ediliyor. ABD'de halen 30.000'in üzerinde ALS hastası bulunuyor. Bu sayıya her yıl 3.000 ile 5.000 arasında tanısı yeni koyulan hasta ekleniyor.
Tüm ALS hastalarının yaklaşık %10'unda hastalık kalıtsaldır. Bu duruma ailevi ALS deniyor. Kalıtımla ilgisi olmayan tipe ise sporadik ALS denir.
TEŞHİS:
ALS'ye spesifik bir test yoktur. Pek çok nörolojik hastalık aynı semptomları vermesine karşılık bunların çoğunluğunu tedavisi mümkün durumlar oluşturur. ALS teşhisi ayırıcı tanı ile diğer nörolojik hastalıkların dışlanmasıyla elde edilir.
?Elektromiyogram, sinir ileti hızı (NCV) gibi elektrodiyagnostik testler
?Yüksek çözünürlüklü protein elektroforezi, tiroid ve paratiroid hormon düzeyleri, ağır metallerin varlığını araştırmak için 24 saat idrar toplanması dahil kan ve idrar analizleri
?Beyin omurilik sıvısı incelenmesi
?Manyetik rezonans görüntüleme dahil röntgen incelemeleri
?Servikal omuriliğin miyelogramı
?Kas ve/veya sinir biyopsisi
?Ayrıntılı nörolojik muayene
Bazı kişilerde sonradan ALS'nin sık rastlanan türüne dönüşebilen bazı motor sinir hastalıkları görülür. Bunlar:
Progresif bulbar felç: Beyin sapını etkileyerek konuşma ve yutma güçlüğüne neden olur.
Progresif kas atrofisi: Alt motor sinirleri etkileyerek iskelet kaslarında güçsüzlüğe neden olur.
Primer lateral skleroz: Üst motor sinirleri etkileyerek spastisiteye neden olur, ilerleyişi daha yavaştır.
TEDAVİ VE PROGNOZ:
Hastalığın nedeni henüz belirlenmediği için ALS ancak semptomatik olarak tedavi edilebiliyor. Doğrudan nedene yönelik bir ilaç bulmak için araştırmalar sürüyor. Bu zamana dek ise komplikasyonların önlenmesi, olabilecek en fazla işlevselliğin sağlanması ve hastanın yaşam kalitesinin mümkün olduğunca yüksek tutulması başlıca tedavi hedefini oluşturuyor. Hastalığın ileri evrelerinde hastanın bilinci yerinde olmasına karşın felç gelişeceğinden ve hasta yatağa bağımlı durumda olacağından hemşire veya başka bir yardımcı destek görevlisi gerekecektir. ALS tedavisinin uzun süreceği ve yüksek maliyetli olacağı akılda tutulmalıdır.
ALS hastalarının takip ve tedavisi birçok farklı alanda çalışan hekim ve diğer sağlık personelinin koordinasyon içinde hizmet vermesini gerektiriyor. Hasta yakınları da bakım ve takipte çok önemli bir rol oynadığından bu kişilerle hızlı ve kapsamlı bir işbirliği sağlanması özel bir önem taşıyor.
Diğer kronik ve ciddi hastalık tablolarında olduğu gibi ALS'de de anksiyete ve depresyon sık karşılaşılan bir durum olduğu için psikolojik yaklaşım hızla planlanmalıdır. İlaç tedavisi, psikolojik danışma yanında destek gruplarıyla ilişkiye geçilmesi hasta ve yakınlarının yalnız olmadıklarını hissettirmesi açısından çok önemlidir. Halen Türkiye'de ALS Çalışma Grubu ile de işbirliği yapan, yardımlaşma ve paylaşımı hedefleyen bir oluşum olan ALS-MNH Derneği bulunmaktadır.
Hastalığın ilerlemesini etkileyen ilk ilaç olan riluzol 1995 yılında Amerika'da ruhsat aldı. Bu etken maddenin motor sinir harabiyetine neden olduğu düşünülen uyarıcı bir nörotransmiter olan glutamatı engellediği sanılıyor. İlacın hastalığın ilerlemesini yavaşlattığı, hastanın ömrünü uzattığı, hastanın daha uzun süre iş görmesini sağladığı düşünülüyor.
Beslenmenin önemi
ALS'ye yönelik tedavi sağlayan ilaçlar bulunana kadar hayat kalitesini artırmak için yapılabileceklerden bir diğeri de beslenmeye özen göstermek. İtalya'da gerçekleştirilen yeni bir çalışma sondayla yapılan iyi bir beslenmenin ALS'de hayatta kalma oranını artırdığı gösterilmiştir.
Solunum desteği
ALS eninde sonunda solunum kaslarındaki güçsüzlüğe bağlı olarak solunum yetmezliğine neden olur. Bu nedenle hastalığa yakalananların yarısı solunumlarını cihazla yapay olarak sürdüremezlerse üç yıl içinde kaybedilirler. Aslında mekanik solunum sağlandığı ve ortaya çıkan diğer komplikasyonlar giderildiği sürece ALS fatal bir hastalık değildir. Yapay solunum nazal veya trakeostomi aracılığıyla yapılabilir. Konuşma ve yutması iyi olup fazla ağız salgısı olmayan hastalarda nazal solunum denenebilir. Daha ucuz olan bu yöntem basit bir maskeyle kolaylıkla evde uygulanabilir. Nazal solunum uygun hastalarda solunumun rahatlatılması ve ömrün uzatılmasına yardımcı olan mükemmel bir seçenektir. Özellikle bulbusun etkilendiği hastalarda tercih edilen trakeostomi ise uzun süreli yaşam desteği sunar.
Hastalarla işbirliğinin önemi
ALS'li hastalarla yakınlarına yapay solunumla ve diğer tedavi uygulamaları ile ilgili yeterli bilgi verilmeli, en uygun yönteme kendilerinin karar vermesi sağlanmalıdır. Her bireyin kendi hayatı ile ilgili kararları alma hakkı olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle hasta ve yakınlarının hastalıkla ilgili tüm bilgilere ulaşma, tedavi seçeneklerinin hepsini bilme, tedaviye başlama ve tedaviyi sonlandırma haklarının gözetilerek hareket edilmesi, her aşamada işbirliğine özen gösterilmesi önemlidir.
Halen ALS hastasının karşılaştığı sorunların çözümüne yönelik çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Etkin bir bakım ile karşılaşılabilinecek komplikasyonlar engellenebilir, ömür uzatılabilir ve mümkün olan en iyi hayat kalitesine ulaşılabilir. Oluşabilecek değişikliklere hazırlıklı olup hızla uygun çözümlerin bulunması ALS hastasına daha sağlıklı bir hayatın sunulması açısından büyük önem taşır.
KAYNAK:
? ALS Çalışma Gurubu: İnternet adresi http://www.alsturk.org
? Plurn, F. (ed.); Handbook of Physiology: Higher Finctions of the Nervous System. Bethesda, MD, American Physiological Society, 1987
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.
Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içer.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.
Yazarı Dr. M. Dambro
Konu igokcek tarafından (07-15-2008 Saat 12:39 ) değiştirilmiştir..
|

12-24-2006, 20:20
|
|
|
|
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
|
|
ALS, Motor Nöron Hastalığı
Suna Kıraç gibi 7 bin hasta var
Suna Kıraç?ın 6 yıldır mücadele ettiği ALS (kas erimesi), Türkiye?de 7 bin kişiyi pençesi altına almış durumda. Motor sinirleri etkileyerek felce neden olan ALS, kısa seyirli de olabiliyor, ünlü fizikçi Stephen Hawking?de olduğu gibi uzun seyirli de...
İSTANBUL - Amyotrophic Lateral Sclerosis (ALS), ilk kez 1874 yılında tanımlandı. İlerleyici bir sinir sistemi hastalığı olan ALS, Motor Nöron Hastalığı olarak da biliniyor. ALS, merkez sinir sistemi ve beyin sapındaki motor hücrelerin (nöronlar) kaybı sonucunda kaslarda zaafiyete ve erimeye yol açıyor. Türkiye?de yaklaşık 7 bin ALS hastası var. Ünlülerden Fenerbahçeli Sedat Balkanlı ve fizikçi Stephen Hawking de bu hastalıktan mustarip.
NEDENİ BİLİNMİYOR
ALS hastalığında kas zayıflığı, ellerde, bacaklarda, ağız yutak bölgesinde ya da dilde başlıyor ve ilerleyerek bütün vücuda yayılıyor. Marmara Üniversitesi Nöroloji Bölümünden Prof. Dr. Önder Us, ?ALS ilerleyici bir hastalıktır ve sinir sistemini yaygın olarak hareket sistemini etkiler, sinirlerin algılamasını değil, hareketi bozar. Dolayısıyla kişinin zihinsel fonksiyonlarında ve belleğinde sorun yaratmaz? dedi.
Stephen Hawking 25 yıldır ALS hastası. Bu süre içinde iki kez evlenen ve üç çocuğu olan Hawking'in aktif cinsel yaşamı sürüyor. Uzmanlar ALS'nin cinselliğe engel teşkil etmediğini söylüyor.
Prof. Us?a göre, nedeni tam olarak bilinmeyen hastalığın oluşumunda genetik ve çevresel faktörler etkili oluyor. ?Nöron hücrelerinin kaybına neyin neden olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Genetik faktörlerin etkili olduğunu söyleyebiliriz ancak vakalarımızın sadece yüzde 5 ile 10?u ailevi nedenlerden kaynaklanıyor. Geri kalan hastaların nedenlerini tam olarak bilemiyoruz. Dış toksik nedenlerin etkili olabileceği, vücudun bir şekilde bunu ürettiği veya kişide bulunan başka hastalıkların ALS?yi tetiklediği yönünde iddialar var, yani ALS multifaktöriyel bir hastalık.
KAS ERİMESİ GELİŞİR
Prof. Us, kas güçsüzlüğü ve kramplarla başlayan ALS?nin zamanla konuşma ve yutma güçlüğüne, ileri evrelerde ise solunum yetersizliğine yol açabildiğini ifade ederek, ?Bir kol ya da bacakta başlayan güçsüzlük, diğer kol ya da bacağa yayılabilir. Zihinsel etkileri daha geri planda olan hastalıkta hafıza ya da bilinçte bir sorun olmaz ama hareket, yürüme, oturma, kalkma, konuşma, yutmada sorun yaşanır. Kaslarda meydana gelen kuvvetsizlik bir süre sonra kas erimesine neden oluyor?dedi.
ÇEVRE FAKTÖRLERİ DE ETKİLİ
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı?ndan Prof. Dr. Halil Atilla İdrisoğlu da hastalığın daha çok 50 ve 60 yaşlarında ortaya çıktığını ancak toksik nedenlerden dolayı genç yaşlarda da görülebildiğinin altını çizdi. Prof. İdrisoğlu,?Körfez Savaşı?ndan sonra Amerikalı askerlerde ve ailelerinde bu hastalığını görülme sıklığının arttığı söylendi ve bunda hava kirliliği gibi çevresel faktörlerin etkili olduğu iddia edildi. Ama Amerika bunu kabul etmedi? şeklinde konuştu.
HAWKING HASTALANDIKTAN SONRA BABA OLDU
Türkiye?de 6 ile 7 bin civarında ALS hastası bulunduğunu belirten Prof. İdrisoğlu?na göre hastalık her hastada farklı seyrediyor. İdrisoğlu, ?Eskiden kas erimesine yakalananlar 3 ile 5 yıl arasında yaşayabiliyordu. Şimdi yaşam şansı 8 ile 10 yılı buldu. Eğer hastaya iyi bakılırsa daha da uzun yıllar yaşama olanağı vardır. Fenerbahçeli futbolcu Sedat Balkanlı 8, ünlü fizikçi Stephen Hawking de 25 yıldır bu hastalıkla yaşıyor. Hiçbir yeri tutmadığı, konuşamadığı ve gözleriyle anlaştığı halde Hawking, hastalandıktan sonra dört kez evlendi ve çocuk sahibi oldu.?
Hastalığın muayene ve elektronöromiyografi yöntemiyle teşhis edildiğini belirten Prof. İdrisoğlu, ?Sara hastalığında kullanılan ilaçlar, kanser hastalığında kullanılan Tamoksifen ve HIV ilaçları kullanılarak tedavi desteklenmek istendi ancak bu çalışmalardan olumlu sonuç alınamadı? dedi.
STRES, ELEKTRİK ÇARPMASI, AŞIRI SOĞUKTA KALMA TETİKLİYOR Prof. İdrisoğlu?na göre, sporcular, çok aktif yaşayanlar, menopoz sonrası yumurtalıklarını ve rahmini aldıranlar ve tiroid bezi alınanlarda daha sık görülen kas erimesi daha çok Karadeniz ve Ege bölgeleri ve Gebze?de ortaya çıkıyor. Stres, elektrik çarpması, aşırı soğukta kalma ve aşırı spor yapma risk faktörleri arasında. İdrisoğlu, hastalığın kesin tedavisinin olmadığını söylüyor ve ?Tedavide kök hücre çalışmaları yapıldı ancak sonuç alınamadı, yakın zamanda gen terapisi uygulanacak? dedi.
|

02-16-2007, 14:26
|
|
Acemi
|
|
Üyelik tarihi: Feb 2007
Yaş: 29
Mesajlar: 1
|
|
Bu HastaliĞin Tasiyici Faktoru Nasildir
Merhabalar; bu rahatsızlıkta bir ailede ırsi olma soz konusu oldugunda erkek veya kızda hangisi daha cok tasıyıcı rol oynar....Tesekkurler....
|

09-10-2008, 10:53
|
|
|
|
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
|
|
SİNİR SİSTEMİ
Tanımlar
Giriş
Merkezi Sinir Sistemi(MSS)
Beyin
Omurilik
Çevresel Sinir Sistemi
Somatik SS
Otonom SS
Sempatik SS
Parasempatik SS
Adrenerjik/Kolinerjik Etkiler
TANIMLAR Nöron(neuron): bir sinir hücresi
Soma: gövde; çekirdek (nukleus) ve çekirdekçiği (nukleolus) ihtiva eden esas hücre kısmıdır.
Akson(axon): uzantı, gövdeden çıkan ve dallanma göstermeyen sitoplazmik uzantıdır. Her nöronda bir tane bulunur. Gövdeden çıkan uzantı, dendritlerle alınan uyarıların gövdeden uç kısma taşınmasını sağlarlar
Dendrit: gövdeden çıkan ve bir ağacın dallarını andıran, çok sayıdaki yapılardır. Diğer nöronlardan gelen elektriksel – kimyasal uyarıları, sinaptik aralıktan sinir hücresinin gövdesine ileten bir işlemcidir
Gangliyon: sinir düğümü. Beynin ve omuriliğin dışında yer alan sinir düğümleri; sinir hücresinin gövde kısmını barındıran küçük kitlelerden oluşan sinir dokularıdır.
Ganglia: sinir düğümleri; gangliyonun çoğul halidir.
Merkezi sinir sistemi(MSS): beyin ve omurilik
Periferik sinir sistemi(PSS): çevresel sinir sistemi(ÇSS); vücudun uç kısımlarında yer alan sinir sistemidir. Isı, ağrı, basınç gibi duyuları algılamamızı ve onlara gereken yanıtları vermemizi sağlar; bilinçli iken algılar ve yanıtlarımız/tepkilerimiz bilinçlidir.
Otonom (Vejetatif) sinir sistemi(OSS): vücudun iç dengesini koruyarak yaşamın devam etmesini sağlar; bilinçli iken istemimiz dışında çalışır; örnek: sıcak bir cisimden elimiz yandığında, hemen geri çekmek; nefes alıp vermek; kalbin ihtiyaca göre çalışması vs.
Aksiyon potansiyeli: sinir uzantılarında uyarıların gidip gelmesini sağlayan elektriksel sinyallerdir
Motornöron: hareketi sağlayan sinir hücresi
Afferent nöronlar: duyusal sinir hücreleridir; iç ve dıştan gelen uyarıları algılarlar. Deriden, kaslardan, eklemlerden, duyu organlarından ve organlardan gelen uyarıları MSS ne iletirler
Efferent nöronlar: hareketi sağlayan sinir hücreleridir; uygun kas hareketinin yapılmasını sağlarlar. Motor nöronda denilen efferentler gelen emirleri kaslara ve salgı bezlerine ulaştırır.
Gri madde: sinir hücrelerinin gövdeleri, dendiritleri, akson uçları, myelinsiz aksonlar ve nöroglialar burada bulunur.
Arka boynuz: omurilikteki gri maddenin arka tarafında yer alan bölgedir. Somatik ve otonomik duyu sinirlerinin çekirdekleri buradadır
Ön boynuz: omurilikteki gri maddenin ön tarafında yer alan bölgedir. Somatik motor çekirdekleri buradadır (iskelet kaslarının kasılması için sinir uyarıları oluştururlar).
Beyaz/Ak madde: myelinli aksonları içerirler. Myelin kılıfının beyazımsı rengi nedeniyle beyaz/ak madde denilmiştir.
Meninges(beyin zarı), beyni ve omuriliği saran üç katlı zardır, omuriliği korur
DURA MATER(güçlü anne, sert zar):zarın en dıştaki tabakasıdır; yoğun, düzensiz bağ dokusundan oluşur; kafatası kemiklerinin iç yüzeyine tutunur.
ARAKNOİD MATER(örümceksi zar): zarın ortadaki tabakasıdır. Hassas kolajen lifler ile bazı esnek lifler örümcek ağı gibi beyni ve omuriliği çevreler, damarsızdır.
PİA MATER(ince zar): zarın en içteki tabakasıdır; ince, şeffaf bağ dokusu tabakası beyin ve omuriliğe yapışmıştır.
Pons: köprü
Ascending”sensory” tract: tırmanan/yükselen/çıkan “duyusal yol”; sinir uzantılarından (aksonlardan) oluşan bir demet olup, sinir uyarılarını beyne taşırlar
Descending”motor” tract : inen “hareket yolu”; sinir uzantılarından (aksonlardan) oluşan bir demet olup, beyinden gelen uyarıları ilgili organlara taşırlar
Spinal sinir: omurilik siniri
Nörotransmitter: aracı madde, mediatör, uyarıları ileten hücreler; iki sinir hücresi arasındaki bağlantıyı sağlayan bu kimyasal maddelerdir. Başta serotonin olmak üzere henüz yapısı tam olarak açıklanamamış binlerce madde nörotransmitter olarak görev yapmaktadır.
Sinaps: sinir hücreleri(nöronlar) arasındaki bağlantı noktası; aralık, boşluktur. Sinapslarda presinaptik tarafa ulaşan aksiyon potansiyeli mediyatör salınmasına yol açar. Salınan medyatörler postsinaptik reseptörlerle etkileşerek, bazı iyon kanallarını aktive eder ve postsinaptik zarda elektriksel potansiyel değişikliğine yol açar. Sinaptik geçişi (transmission) sağlayan mediyatörler, nöronlar arasındaki ilişkiyi düzenleyen temel ögelerdir. Bugün 30 kadar nöromediyatörün varlığı bilinmektedir.
Sinapsın Türkçesi: Sinir hücresinde ilerleyen elektriksel uyarılar, iki hücre arasındaki boşluğa geldiğinde, bu uçtan kimyasal ileti hücrelerinin salınmasına yol açar. Boşluğa salınan bu ileti hücrelerinin diğer sinir hücresinin alıcıları ile etkileşimi sonucunda, hücre zarındaki bazı elektron kanalları harekete geçirilerek elektriksel uyarı oluşturulur. Uyarı bir sinir hücresinden diğerine kimyasal ileti hücreleri aracılığıyla iletilmiş olur. Bilinen 30 farklı ileti hücresi vardır.
Başa Dön
GİRİŞ
SİNİR SİSTEMİ vücudun en karmaşık sistemidir ve vücut ağırlığına göre oranı % 2 dir.
Çok hücreli canlılarda, sinir sistemi ileri derece farklılaşmış; bir takım iletileri ve işaretleri çevreden organizmaya ya da vücudun bir kısmından diğer kısmına taşımakla görevli bir sistemdir.
Bir sinir yüzlerce ya da binlerce aksondan (sinirin uzantılı kısmı) oluşan bir demettir
Sinir sistemini oluşturan hücrelere nöron adı verilir. Basit ya da karmaşık her türlü davranış, beynin değişik bölgelerinde yer alan bir grup sinir hücresinin etkinliği ile gerçekleşir. Beynin çalışabilmesi için nöronlar arasında iletişim zorunludur. Bu iletişim, aksiyon potansiyelleri denilen elektriksel sinyallerle sağlanır. Sinir sistemi vücudun elektrokimyasal iletişim ağıdır.
SİNİR SİSTEMİNİN GÖREVLERİ:
DUYULARI ALGILAMA
•İçten gelen uyarıları algılar, örnek:midenin doymasını algılaması
•Dıştan gelen uyarıları algılar, örnek: ele düşen yağmur damlasının hissedilmesi
BİRLEŞTİRME, BÜTÜNLEME; algılanan duyuların işlenmesi sürecidir
•Bilgiyi çözümler(analiz eder)
•Bazı bilgileri depolar
•Uygun yanıt/tepki için karar verir
•Varsayımda bulunabilir, örnek: “bulutların durumuna göre birazdan yağmur yağacak”
HAREKETİ SAĞLAMA; kasların kasılıp-gevşemesi ve salgı bezlerinin salgı yapması gibi.
•Algılanan duyuya göre bilgi yorumlanarak emir verilir, örnek: “yağmurdan kaçmak için içeriye/kuru yere gir” gibi.
SİNİR SİSTEMİNİN ÖZELLİKLERİ
·Uyarılabilir: sinir uyarıları üreterek(aksiyon potansiyeli) hızlı iletişim ve vücut dokularının birbiriyle hızlı bir şekilde haberleşmesini ve örgütlenmesini sağlar
·Vücudun dengesinin(homeostazis) korunmasına yardımcı olur
·Algılamalarımızdan, davranışlarımızdan ve hafızamızdan sorumludur
·İstemli hareketleri başlatır, kolumu istediğimde kaldırabilmek gibi.
SİNİR SİSTEMİNİN YAPISI (ANATOMİSİ)
İki bölümde incelenir:
A.Merkezi Sinir Sistemi(MSS): Beyin ve omurilikten ibarettir.
B.Çevresel(periferik) Sinir Sistemi: duyular ve hareketten sorumlu, kafa ve omurilik (kraniyal ve spinal) sinirlerinden oluşur. Bu sinirler kasların, salgıbezlerinin ve tüm duyu algılayıcılarının MSS ile bağlantısını yapar.
Başa Dön
A. MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ
1. BEYİN (SEREBRUM)
Beyin iki yarım küreden meydana gelmiştir, üzeri girintili çıkıntılıdır. Sağ yarım küre vücudun sol, sol yarım küre de vücudun sağ tarafını yönetir. Her yarım küre dört ana loba ayrılmıştır: frontal, parietal, temporal ve oksipital olmak üzere. Her lobun farklı işlevleri vardır Bir erişkinin beyni ortalama 1300-1400 gramdır. Kafatası boşluğunda yer alan beyin, 100 milyar sinir hücresi (nöron) ve trilyonlarca “glia” denilen destek hücrelerinden oluşur. Beyni koruyan yapılara gelince: 1.Kalın ve saçlı deri (skalp) ile altındaki kas ve fasya, 2. Tabula interna ve tabula eksterna adı verilen iki tabakadan oluşan kafatası, kafa kemiğinin koruyuculuk etkisini iki kat arttırmaktadır.
Beyin ve omurilik meninks denen üç tabakadan oluşan zarla koruma altına alınmıştır. Beyin enerjisini glukozun yıkımından sağlar. Beyin oksijensiz ya da glukozsuz kalırsa çalışamaz ve hücrelerinde harabiyet başlar.
SİNİR HÜCRESİNİN (NÖRONUN) YAPISI VE GÖREVLERİ
Sinir sistemi, sinir hücrelerinden(1, 2, 3, 4,5) oluşmuştur. Sinir hücreleri, vücudun içinden ve dış çevreden gelen uyarıları merkezi sinir sistemine, merkezi sinir sisteminde oluşan yanıtları da organlara iletir. Sinir hücreleri, vücuttaki diğer hücrelerden farklı bir yapıya sahiptir; bulundukları yerlere göre çok değişik şekil ve kimyasal içerikte olabilirler. Bir sinir hücresi; hücre gövdesi, dendritler ve akson olmak üzere üç kısımdan oluşur. Hücre gövdesi diğer hücrelerde olduğu gibi zar, sitoplazma ve çekirdekten ibarettir. Hücre gövdesinden ağaç dalları gibi uzanan çok sayıdaki kısa uzantılara dendrit, bir tane olan uzantıya ise akson denir. Bazı sinir hücrelerinin uzantılarının (aksonlarının) üzeri miyelinden oluşan kılıfla kaplıdır. Miyelin kılıfı hem uzantıyı korur hem de veri kaybını engeller, böylece uyarılar daha hızlı iletilirler.Myelin kılıfında hasar oluştuğunda iletim bozulur. Sinir hücreleri vücudumuzu telefon ağı gibi kaplamıştır. Sinirler vücudun her bölgesinden gelen uyarıları ilgili merkeze ve merkezi sinir sisteminden gelen emirleri ilgili organlara iletir. Uyarıları merkezi sinir sistemi organlarına ileten sinirlere duyu sinirleri denir. Emirleri kaslara ve salgı bezlerine ileten sinirlere ise motor sinirler (harekete yöneltici sinirler) denir. Duyu sinirleri ve motor sinirleri arasında bağlantı kuran ve merkezi sinir siteminde yer alan sinirlere de ara sinirler denir. Ara sinir hücreleri uyarıları değerlendirir. Duyu organlarımızda görme, işitme, tatma, dokunma vb. duyularla ilgili uyarıları alan “özel uyarı alıcıları” bulunur. Sinir hücreleri ile bağlantılı olan bu uyarı alıcılar ile ışık, ses, acı, tatlı, basınç gibi uyarılar beyne iletilir. Beyin bu uyarıları değerlendirerek gereken emirleri ilgili organlara gönderir.
Sinir hücreleri aynı zamanda birbirleri ile ilişkidedir. Bu sıkı ilişki, sinirsel işlevin temelini oluşturan bilgi akışını sağlar. Sinir hücreleri arasındaki bilgi geçiş noktalarına SİNAPS adı verilir (1, 2, 3, 4 ). Sinapslar, değişik tip ve özelliklerde olmalarına karşın, hemen hepsi bilginin iletiminden sorumludur. Kısacası, sinir hücreleri kendi aralarında bağlantılar kurarak, elektrik devrelerine benzer yollarla iletişimi sağlayıp, beyin işlevlerinin ortaya çıkmasını sağlayan ana elemanlardır. Elbette ki, bu elektriksel devre sistemi, herhangi bir insanın hayal edebileceği karmaşıklığın çok çok ötesinde bir karmaşıklığa sahiptir.
Genel olarak bir sinir hücresi, gövde ve dendrit (dendron=ağaç; lat.) dediğimiz gövde dalları aracılığıyla veriler “alır”. Bu veriler, hücre içindeki genel duruma ve gelen tüm verilerin toplam etkisine göre, akson dediğimiz, o tek, uzun ve ince uzantı vasıtasıyla, diğer bir hücreye aktarılır. Yani, nöron gövdesini ve gövdenin dallarını minik bir santral, aksonu ise, bilgiyi götüren bir telgraf teli gibi düşünebiliriz. Daha sonra, aksonla gönderilen bu bilgi, o aksonun dalları aracılığıyla bir veya binlerce sinir hücresine (veya kas ve salgı bezi hücreleri gibi diğer hücrelere) ulaştırılır ve bu hücreler, yine aynı mekanizma ile bu uyarının gerektirdiği işi yaparlar. Şimdi bu mekanizmayı biraz hayal etmeye çalışın ve ardından, sadece beyin kabuğu dediğimiz kısımda bulunan 4-5 milyar sinir hücresinin, birbirleriyle yapabilecekleri bağlantıların sayısını hesap edin. İşte vücudumuzda bulunan ve hayal sınırlarını aşan bir organizasyon örneği...
Sinir sisteminde sadece sinir hücreleri bulunmaz. Bunların yanı sıra, kütle olarak merkezi sinir sisteminin yarısını oluşturan, sayıca da sinir hücrelerinin on katı kadar olan yardımcı hücreler vardır, bunlara glia (=glue, yapıştırıcı) hücreleri denir. Çeşitli tipleri olmasına karşılık, genelde sinir hücrelerinin ve sinir sisteminin görevini sürdürmesine yardımcı olurlar.
Oligodendrosit (az uzantılı hücre) denen hücreler; merkezi sinir sistemi içinde yan yana ve sıkı bir şekilde dizilmiş olan aksonları, yani sinirlerin elektrik kablolarını, birbirlerinden izole eden, myelin kılıfı oluşturur. Bu kılıflar, sinir tellerinin her birinin etrafını sararak onların elektriksel olarak yalıtılmasını sağlayarak, iletkenliği artırırlar. Bir başka glia hücresi olan mikroglia (küçük glia), en küçük glia hücrelerindendir; görevi, sinir sistemini yabancı madde ve mikroorganizmalara karşı korumaktır. Mikroglialar, fagositoz yaparlar yani, yabancı maddeleri yiyerek yok ederler.
Astrosit (yıldızsı hücre; astroglia) denilen glia hücreleri, sinir hücrelerinin beslenmesine ve kimyasal işlemlerine çok önemli katkılar sağlarlar.
Son yıllarda, glia hücrelerinin, sinir sisteminin işleyişinde sanılandan çok daha önemli görevleri olduğuna dair bir çok çalışma yayınlanmaktadır. Glia hücreleri, başta haberci moleküllerin üretimi ve dönüştürülmesi olmak üzere, sinir sisteminin işlevlerini yürütebilmesi için vazgeçilmez destekleyici görevler üstlenmektedirler. Bunun yanı sıra, sinir hücrelerinin madde alış-verişi yaptığı çevreyi etkileyip değiştirerek, onların işlevlerinde belirgin değişikliklere yol açabilmektedirler. Hatta kimi araştırıcılara göre, bilincin oluşumu, epileptik süreçler ve diğer geniş hücre topluluklarını ilgilendiren olaylarda glia hücreleri, sinir hücrelerine göre çok daha önemli roller oynayabilmektedir. Sinirbilimlerinin gelişmesi ile birlikte şimdiye kadar hep arka planda kalmış olan bu hücrelerin daha etkin rollerle karşımıza çıkmalarını bekliyoruz.
BEYNİ OLUŞTURAN BÖLÜMLER ( 1, 2 )
1.SEREBRAL KORTEKS (BEYİN KABUĞU)
Serebrumun tüm kıvrımlarını örten serebral korteksin kalınlığı 2-6 mm arasındadır. Serebral korteksin sağ ve sol yarısı korpus kallosum denilen, kalın bir bant oluşturan sinir lifleri ile birbirine bağlanmıştır. İnsanlarda serebral korteksin yüzeyi pek çok girinti ve çıkıntıyla kaplıdır. Korteksdeki çıkıntılara girus, girintilere sulkus denir. Bu şekilde beynin yüzey alanı arttırılmıştır. Serebral korteksin görevi düşünme, istemli hareket, dil, sonuç çıkarma, algılamadır.
Beyin yarı kürelerinden her biri vücudun zıt tarafını kontrol eder. İnsanların % 90-95’inde sol beyin baskındır. Beynin sol yarısı, sağ elin kontrolü, konuşma ve yazma dili, bilimsel ve sayısal yetenek, düşünme, mantık ve çözümleme gibi motor alanlara sahiptir.
Beynin sağ yarısı ise sol elin kontrolü, görme ve hayal, müzik ve sanat yeteneği, yüzlerin ve üç boyutlu şekillerin tanınması ve idrakın tamamlanması gibi özelliklere sahip motor alanlar bulunur.
2.BEYİN SAPI
Omurilik ile beyin arasındaki bağlantıyı sağlayan yapıdır. Beyin sapındaki bazı alanlar kan basıncı, kalp hızı ve solunum gibi hayati fonksiyonların düzenlenmesinden sorumludur.
Beyin sapındaki yapılar, omurilik soğanı (medulla oblangata), köprü (pons), retiküler formasyondur.
OMURİLİK SOĞANI(medulla oblangata, bulbus): Beyin sapının omurilikle birleşen en alt kısmına omurilik soğanı denir. Solunumun ve dolaşımın merkezidir. Solunum hareketlerini ve kalbin çalışma hızını kontrol eder. Kan damarlarının büzülüp genişlemesi, yutma, öksürme, hapşırma, kusma, tükürük salgılama gibi istemsiz hareketlerin merkezidir
KÖPRÜ (pons), omurilik soğanı ile orta beyni birleştirir ve formasyonu oluşturur.
RETİKÜLER FORMASYONun hem duyusal hem de motor fonksiyonları vardır. Serebral korteksi gelen duyusal sinirlere karşı uyarır.
ORTA BEYİN (mesencephalon), beyin sapının en kısa bölümüdür. Görme ve işitme ile bunların başlattığı reflekslerle ilgilidir. Orta beyinde substantia nigra denen geniş ve koyu renkli çekirdekler bulunur. Dopamin salgılayan bu bölgenin hasarı sonucu parkinson adı verilen hastalık oluşur.
3.BEYİNCİK (SEREBELLUM)
Beyin sapının hemen arka kısmında yer alan beyincik, merkezi sinir sisteminin ağırlığının yaklaşık % 10’nu oluşturur. Beyincik de iki yarım küreden oluşmuştur ve onları da saran kabuğu vardır. En önemli görevi hareket, denge ve duruşun sağlanmasıyla ilgilidir. Kulaktaki yarım daire kanallarından aldığı mesajlara göre vücudun dengesini sağlar. Vücudun duruşunu, kasların kasılma derecesini, kalbin çalışma hızını, solunum hareketlerini, damarlarının büzülüp genişlemesini, yutma, öksürme, hapşırma, kusma, tükürük salgılama gibi eylemleri, kas hareketlerinin zamanlamasını ayarlar; kısacası istemsiz hareketlerin merkezidir. Beynin özellikle hareketle ilgili bölümleri arasında işbirliği sağlar; beyincik olmadan yazma, dikiş dikme gibi özel kas hareketleri gerçekleşemez.
4.BEYİN -OMURİLİK SIVISI (BOS)
Araknoid ve piamater arasındaki alanı dolduran bu sıvı, meninks tarafından oluşturulur. Beyin ve omurilik bu sıvı içinde yüzer. Açık renkli, su gibi berrak olan bu sıvı yaralanmalarda bir su yastığı görevi yaparak beyni çarpma ve darbelerden korur. Ayrıca beyin ile kan arasındaki besin maddesi ile atık madde değişimini sağlar. Muhteviyatında, çok az miktarda protein, oksijen, karbondioksit, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, klor iyonları, glukoz, birkaç lökosit ve bazı organik bileşikler bulunur.
Kafatası kırıklarında koruyucu dış tabakalar zarar gördüğünde dışarı akabilir. En sık görülen burun (rinore) ve/veya kulaktan(otore) olan akmalardır.
5.HİPOTALAMUS
Beynin tabanında yer alan bezelye büyüklüğünde bir yapıdır. Hipotalamus, vücut ısısının düzenleyicisidir. Eğer vücut çok ısınırsa, hipotalamus bunu algılar ve derideki kılcal damarların genişlemesini ve terle ısı kaybı sayesinde vücudun soğumasını sağlar. Hipotalamus aynı zamanda hipofiz bezini kontrol eder. Duyguların, açlığın, susuzluğun düzenlenmesinde rol oynar.
6.TALAMUS
Talamus çevreden gelen duyusal bilgiyi alıp bunu serebral kortekse iletir. Ayrıca serebral korteksden gelen bilgileri de omurilik ve beynin diğer kısımlarına iletir. Görevi duyusal ve motor bilgilerin birbiriyle bütünleştirilmesidir.
7.LİMBİK SİSTEM
Limbik sistem, bir uyarıya karşı gösterilen duygusal tepkiyi kontrol eder. Bu sistemin bir parçası olan hipokampusun görevi ise öğrenme ve hafıza olaylarıyla ilgilidir.
8.BAZAL GANGLİA
Bazal ganglia hareketin koordinasyonundan soru | |