![]() |
|
|||
![]() ![]() Depresyon, Ruhi çöküntü Depresyona eskiden ruhi çöküntü , bitkinlik, yorğunluk, gevşeme ve cesareti kırılma gibi kelimelerde tarif edilebilirdi. Depresyon psikolojik bir rahatsızlık olup haftalarca, aylarca ve hatta yıllarca sürebilir. Almanyada 4 milyon kişinin depresyon rahatsızlığı olduğu düşünülürse işin önemi anlaşılır.Depresyonun sepeplerinden en önemlisi sağlıklı insanlarda normal çalısan serotonin ve noradrenalin gibi nörotransmitik maddelerin (sinir uclarından dokulara haber veya uyarı taşıyan madde) normal üretim ve elimine şeklinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Beyindeki serotonin ve noradrenalin gibi hormonlarda azalma görülür. Buda depresyona sebep olur. Avupa ülkeleindeki iş krizi nedeniyle işçi hakaları 50-60 yılın gerisine döndü ve işyerlerinde işçi ve memurlar uygulanan baskılar insanların psikolojisini bozdu. Molalar azldı, ücretler düştü ve yeni işcilerin artık yıllık çalışma planlarıda yok işverenin çağrı güçü (abruf Kraft) adını verdiği bu işciler birgün sabahcı, birgün ögleci ve birgün gececi olarak işe gelmekteler. Sürkli vardiye değişimi, çok çok düşük üçret ve ağır baskılar insanların morallerini bozmakta insanlar sinirsel gerilimle yaşamaka ve depresyona yakalanmaktadırlar. Çin, Hindistan, Malezya ve Endoneya gibi güney doğu ülkelerinin son 30 yıldır dormayan kalkınışları başta ABD ve Avrupa ülkelerinin rekabet güçünü düşürmekte ve işvernleri işcilere baskıya zorlamaktadır. Çare işcinin işyerine ortak olmasıdır. Ortak olan insanlar daha verimli ve kaliteli ürün üreteceklerinden bu heme işvereni hemde işcileri memun edecektir. İşciler arasında veya şefleri ile sürtüşmeler minimuma düşecektir. Ortaklık sistemine geçenler, çağı yakalıyark çok, kaliteli üretim ve dayanışma ile problemler aşılacak ve işcilerde hem bedenen, hemde ruhen rahatlıyacaklar. Depresyonun belirtileri: Kişinin kendini bazen yorğun, bitkin ve ümitsiz hissetmesi normaldir. Normal olan bu durumla, hafif depresyon arasındaki fark birbirine çok yakındır. Buna ancak aşağıdaki rahatsızlıklar ortaya çıkıyorsa o zaman depresyon diyebiliriz. 1-) Ürkek davranışlar 2-) Normal eğlence ve toplantılara karşı isteksiz, ilgisiz ve sevincle katılamama 3-) İştahsızlık çekme, zayıflama ve nadirende aşırı yiyerk şişmanlama 4-) Uykurahatsızlıkları 5-) Acıverici huzursuzluk, hedeflerinden tavizverme meyli, düşünememe, konsentre olamama, kararsızlık vb.. 6-) Cinsel arzularda azalma 7-) Enerjisizlik ve yorğunluk 8-) İkidebir ölümü düşünme veya intihar etmeyi düşünme, intihar teşebbüsü 9-) Çok sevdiğini kaybetme 10-) Hayat şartlarını çekilemez bulma ve anlamsız bulma 11-) Beyindeki bazı hormonların yetersiz salğılanması Bunlar depresyonun belirtileridir. Depresyonu önlemek için serotonin içeren hapların kulanmanılması mahzurludur, çünkü sayılmayacak kadar çok yantesiri vardır. Bunedenle serotonin salğılamasını doğal olarak artıran Gökçek İksirive Kılıçotu preparatları kulanılır. Ayrıca günde bir tane turunç veya greyfurt yenirse buda iyi gelir. Dresyonla basğırsak florasının ne ilgisi var diyenler olacaktır? Bağırsaklardaki zararlı bakteriler ve mantarlar sürekli toksik maddeler üretir ve bu toksik maddeler absorbe edildikten sonra beyine olumsuz etkiler yapar. Ve depresyona sebep olabilir. Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içer.Gökçek Diyet Konu igokcek tarafından (09-09-2008 Saat 15:37 ) değiştirilmiştir.. |
|
|||
|
DEPRESYON NEDİR?
İnsanlar zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissederler. İşinden ayrılmak, sevdiğini kaybetmek veya başarılı olamamak üzüntüye yol açan yaşam olaylarındandır. Kısaca üzüntü normal yaşamın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur ve depresyon olarak tanımlanır. . Depresyon duygu düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği taktirde aylar yıllar bazen de ömür boyu sürebilir. Depresyon değişik şekillerde ortaya çıkabilir: Bazısında neden olmaksızın aniden ortaya çıkar Bazısında stresli bir yaşam olayından sonra başlar Bazen tek atak olarak yaşam boyu sürebilir Bazen tekrarlayan ataklar halindedir Bazen semptomların şiddetli olması ile hastalar iş yapamaz hale gelebilir Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler Aşağıdaki belirtilerden bazıları aynı anda sizde bulunuyorsa depresyon geçiriyor olabilirsiniz: Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması Karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama (cinsel isteksizlik dahil) İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme Uyku bozukluğu (uykuya dalamama,uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir) Yeme bozukluğu (iştahta azalma veya artma), Nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme Son zamanlarda fazla alkol almaya başlama veya yatıştırıcı ilaçları kullanma ihtiyacı hissetme Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme Depresyon tanısı almak için bu belirtilerin hepsinin birden sizde olması gerekmez. Bu şikayetlerin birkaçı aynı anda sizde bulunuyorsa doktora başvurmanız gerekir. En sık görülen belirtilerden biri uyku ve iştah bozukluğudur. Bu belirtilerin çoğu aynı anda bulunuyorsa ağır depresyondan söz edilir. Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Ağır depresyonda kişi iş güç yapamaz hale gelebilir ve bu durumda intihar riski yüksektir. Uyku bozukluğu bir hastalık değildir başka hastalıklarda görülebilen bir belirtidir. Nedeninin araştırılması gerekir. Bedensel hastalıklar (astım, kalp hastalığı v.b.) nedeniyle olabileceği gibi psikiyatrik hastalıkların (depresyon, mani v.b.) çoğunda görülebilir. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayetiniz varsa ve bir süredir devam ediyorsa çevrenizdeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak altta yatan nedeni araştırmanızda fayda vardır. ABD?de depresyon hastalarının 2/3?ü çeşitli nedenlerle tedavi görememektedir.Türkiyede bu konuda yapılmış araştırma yoktur ancak benim kanıma göre bu oran yurdumuzda çok daha yüksektir. Psikiyatriste başvurmama nedenlerinden bazıları şunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iş güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazende yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır. Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir. İntihar düşüncesi varsa acilen psikiyatriste başvurmak gerekir. Halk arasında yaygın olan inanışa göre intihar düşüncesini ifade eden kişiler pek intihar etmezler. Ancak yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bir yakınınız intihar düşüncelerini sık ifade ediyorsa bunu önemseyin ve en yakın zamanda bir uzmana başvurmasına yadımcı olun. Depresyona yakalanmak sizin tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir. DEPRESYONA YAKALANMA RİSKİNİZ NEDİR? Yaşam boyu depresyon geçirme riski %15 dolayındadır. Kadınlarda bu oran %25?e kadar çıkmaktadır. Hemen hemen tüm toplumlarda depresyon kadınlarda iki kat daha fazladır.Gebelikte, doğum sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riski artar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak kadınların hormonları bundan sorumlu olabilir. . Sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülür. Örneğin infertilite(kısırlık) tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla depresyon görülmektedir. Hastaların %50?si 20-50 yaş arasındadır. Bununla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görülür. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sıktır Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur.Kütürel etkenlerle depresyon arasında ilişki yoktur.Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır. Uzm.Dr.Sibel Mercan |
|
|||
|
sayfanızı anlayamadım benim sorunum obsesyon artı depresyon yardımınızı bekliyorum lütfen ilaç kullanıyorum bunun yanında bitkisel tedevide gördümpek olumlu bir şey alamadım
Konu kadrıye tarafından (05-15-2006 Saat 14:36 ) değiştirilmiştir.. |
|
|||
|
Depresyona karşı şifali bitkinin çayı yetersiz gelir, kılıçotunun birleşimindeki hipericin maddesi depresyonu önler, fakat çayı yetersiz olabilir, çünkü bitkinin birleşiminde % 1 oranında hipericin bulunur. Buda çay olarak içildiğinde yeterli değildir. Mutlaka yüksek oranda konsentre olmuş hapı gerekir. Ayrıca Türkiyede satılan kılıçotununda bir faydası olmaz, çünkü yaprakları yerine güneşte adeta kavrulmuş goncaları satılmaktadır.
Konu maturidi tarafından (07-05-2006 Saat 22:03 ) değiştirilmiştir.. |
|
|||
|
Depresyon uyarısı
NİĞDE (İHA) - Niğde İl Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Yılmaz, Niğde'de her ay ortalama 2 bin kişinin psikiyatrik nedenlerle hastanelere müracaat ettiğini, ancak buna rağmen depresyonun halk arasında yeteri kadar ciddiye alınmadığını söyledi. Ruhsal bozuklukların başlıca nedenleri arasında yer alan depresyon ve anksiyetenin çoğu zaman halk arasında yeteri kadar ciddiye alınmadığını, bilim ve teknoloji alanında yaşanan hızlı gelişimlerin insan hayatında birçok kolaylıklar sağlamasına rağmen bir o kadar da depresyon ve anksiyeteyi tetiklediğini vurgulayan Dr. Yılmaz, yapılan araştırmalarda anne karnındaki bebeklerin de depresyondan etkilendiğinin belirlendiğini ifade etti. Dr. Yılmaz, "Yapılan araştırmalar, anne karnındaki bebeklerin beyin gelişiminin anne, baba ve yakın çevreden çok fazla etkilendiğini ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle anne karnındaki bebeği bile etkileyen depresyon ve anksiyeteyi iyi tanımalı ve gereken önemi vermeliyiz. Depresyonda başlıca keyifsizlik, isteksizlik, hayattan zevk alamama, moral bozukluğu, enerjisizlik gibi temel ruhsal bozukluklar ve bunlara eşlik eden iştah ve kilo kaybı, uyku bozukluğu, cinsel istekte azalma ve halsizlik gibi bedensel belirtiler ön planda yer alır. Depresyonda en önemli risk ise intihar girişimidir. Umutsuzluk ve tükenmişlik hissinin ağır basması durumları intihar girişimini tetikler. Bireylerdeki intiharla ilgili herhangi bir bulgu son derece ciddiyetle değerlendirilmelidir" dedi. Depresyona neden olan etkenlerin her zaman saptanamayabileceğini, bireyin herhangi bir dış etkiye maruz kalmadan da kendi kendine depresyona girebileceğini belirten Dr. Yılmaz, "Bazen günlük hayatımızda depresif belirtiler yaşayabiliriz. Bu durumlarda hemen endişeye gerek yoktur. Bu belirtiler günlük yaşamımızı, ilişkilerimizi değiştiriyor, gün boyu sürüyor ve 15 günden uzun sürüyorsa hemen en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmeliyiz. Depresyonda bir çeşit hastalık olup, ön yargılara kapılmadan tıbbi tedaviye gidilmelidir. Bu tedavilerde önemli ölçüde başarı sağlanmaktadır. Hastanelerimize ayda bin 500 ile 2 bin arasında hasta psikiyatrik nedenlerle muayene ve tedavi olmak için başvurmaktadır. Kendisinde depresif belirtiler olduğunu düşünen vatandaşlarımız hastanelerimize, sağlık ocaklarına ve polikliniklere müracaat ederek tedavi olabilirler" diye konuştu. |
|
|||
|
İntihar tedaviyle önlenebiliyor
Yapılan araştırmalarda, kendi hayatına son veren insanların yüzde 90'ının depresyon hastası olduğu ortaya çıktı. Depresyon ve diğer ruhsal hastalıkların yanı sıra biyolojik ve ailesel yatkınlık ile sosyal ve ekonomik nedenlerin de intihar riskini arttırdığı kaydedildi. Bu kararın alınmasına neden olan etmenlerin farklılık göstermesiyle birlikte, genelikle birkaç nedenin birarada bulunmasının eylemin ortaya çıkmasına yol açtığı ifade edildi. Ancak intihar, uzmanlara göre önlenebilecek bir ölüm nedeni. Yapılan araştırmalara göre, tüm dünyada günde ortalama bin kişi intihar ederek hayatına son veriyor. 42 saniyede 1 kişi hayatına son vermek için intihar girişiminde bulunurken, 17 dakikada bir de 1 kişi intihar nedeniyle ölüyor. İntihar sıklığı yaş gruplarına ve cinsiyete göre değişiklik gösteriyor. ABD'de yapılan bir araştırmada, 15-24 yaş grubunda yer alanların ölüm nedenleri arasında 3. sırayı intihar alıyor. Yaş arttıkça intihar oranları da artıyor. Erkeklerde en sık 45 yaşlarında, kadınlarda ise 55 yaşlarında intihar görülüyor. Kadınlar intihara daha fazla eğilim gösteriyor, buna karşın intihardan ölüm oranı erkeklerde daha fazla. Evli kişilerde ise intihar oranı boşanmış kişilere göre daha az. İntiharın farklı nedenleri olduğunu belirten uzmanlar, bazı durumların intihar riskini artırdığını bildiriyor. Bunlar arasında; psikiyatrik hastalıklar, sosyal nedenler, psikolojik nedenler, biyolojik yatkınlık, genetik yatkınlık ve fiziksel hastalıklar yer alıyor. İntihar nedenlerinin gençlerle yaşlılar arasında genellikle farklılık gösterdiği belirtiliyor. Yapılan araştırmalar, 30 yaş altındaki intihar vakalarında en sık intihar nedeninin antisosyal kişilik bozukluğu ve alkol-madde bağımlılığı olduğunu, 30 yaş ve üzerindeki kişilerde ise sık olarak depresyon gibi duygu bozukluklarının intihara neden olduğunu gösteriyor. İNSANLAR NEDEN İNTİHAR EDİYOR? Araştırmalarda, intihara yol açan önemli hayat olayları 30 yaş altında; boşanma, reddedilme, işten çıkarılma, işsizlik, ve yasal sorunlar olurken; 30 yaş üzerinde ise fiziksel hastalıklar olarak belirlenmiş bulunuyor. Uzmanlara göre, intihara yol açan en önemli sorun depresyon. Bu konuda yapılan değişik araştırmalarda, intihar eden kişilerin yüzde 30 ila 64'ünde, intihar sonucu ölenlerin ise yüzde 90'ında depresyon tespit edildi. Depresyon hastalarının yüzde 15'i ise, intihar girişimi sonucu hayatını kaybediyor. Yapılan bir başka araştırmada, intihar sonucu hayatını kaybedenlerin yüzde 63'ünün erkek, yüzde 37'sinin ise kadın olduğu tespit edilmiş bulunuyor. Depresyon sorunu olan erkeklerde intihar etme ve intihar sonucu hayatını kaybetme oranı kadınlara göre daha yüksek. Depresyon sonucu intihar eden ve ölenler arasında depresyon ilaç tedavisi görenlerin oranı ise 3. Yani bu hastaların çoğu doktora başvurmuyor ve tedavi görmüyor. Uzmanlar, intihara yol açan diğer psikiyatrik sorunları ise; şizofreni, alkol bağımlılığı, madde bağımlılığı, kişilik bozukluğu ve panik bozukluğu olarak bildiriyor. İntihar nedenleri arasında depresyon ve şizofreni gibi ruhsal hastalıklar yüksek oranda görülmesine rağmen, bu hastalarda intihar oranı sanıldığı kadar yüksek değil. Bu yüksek risk grubundaki hastaların da kendi içlerinde yüksek risk taşıyanları var. Psikiyatristler muayeneleri sırasında bunu değerlendirebiliyor ve yüksek risk taşıyan hastaları belirleyebiliyor. Toplumun sosyal yapısı ve toplumsal kaynaşma durumuna bağlı olarak intihar oranları ise ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor. Aile bağları zayıf, toplumsal etkileşimi az olan kişilerde intihar olasılığı artıyor ve buna ''egoistik intihar'' adı veriliyor. Sosyal ve ekonomik krizlerde ise toplum içinde intihar oranları yükselirken, buna da ''anomik intihar'' deniyor. Uzmanlar buna örnek olarak, her iki dünya savaşında da tüm Avrupa'da intihar oranlarının diğer zamanlara göre artmış olmasını gösteriyor. Uzmanlara göre, çalışmak kişiyi intihardan koruyan önemli bir özellik. Çünkü işsizlik sonucu kişilerin sosyo-ekonomik durumları bozuluyor ve depresyon gibi psikiyatrik sorunlar ortaya çıkıyor. İNTİHARLARIN EN ÖNEMLİ NEDENİ DEPRESYON Kişisel yatkınlığın intihar olasılığını artırdığını belirten uzmanlar, biyolojik yatkınlığın da intihara neden olan bir diğer etken olduğunu, zira beyinde bulunan serotonin maddesindeki azalmanın intihar olasılığını yükselttiğini açıklıyor. Kan bağı olan ve intihar eden bir yakının olmasının da kişilerde intihar etme olasılığını artırdığını bildiren uzmanlar, bazı ailelerde yüksek intihar oranları olduğuna dikkat çekiyor. Uzmanların verdikleri bilgiye göre, kanser, sara, kalp hastalığı, bunama, AIDS gibi önemli bir hastalığa yakalanan kişilerde intihar olasılığı da sağlıklı kişilere göre daha fazla. Sonuç olarak, intihar önemli toplumsal bir sorun olmakla birlikte önlenebilecek bir ölüm nedeni, yeter ki zamanında fark edilebilsin. İntiharların en önemli nedeninin depresyon olduğunu ve doğru tanı konulup tedavi edilirse intihar riskinin azaldığını belirten uzmanlar, bu açıdan depresyonun tedavi edilmesinin çok önemli olduğunun altını çiziyor. İntihar girişimi olan yaşlı hastalarla yapılan bir araştırma, bu hastaların yüzde 70'inin intihar girişiminde bulunmadan önce doktora başvurduğunu gösteriyor. Depresyon hastalarının büyük bir kısmı tedavi görmüyor, hastalığı kendi başlarına atlatma çabasına giriyor. Kimi komşunun önerdiği ilacı alıyor, kimi eczaneden uyku ilacı alarak idare ediyor, kimi de hiç ilaç almadan hastalığı yaşıyor. Depresyon hastalarını doktora yönlendirmenin ve doktora ulaşmalarını sağlamanın ailenin, arkadaşların ve yakınların görevi olduğunu vurgulayan uzmanlar, intihar mesajları veren kişileri uzmanlara yöneltmenin de yakınların yapabileceği en büyük yardım olduğunu ifade ediyor. Uzmanlara göre bu, yakını zor durumda bırakmak ve tespit edilmiş bulunuyor. Depresyon sorunu olan ya onun güvenine ihanet etmek olarak algılanmamalı. Zira uzun vadede yardımınızdan dolayı bu kişiler size minnettar olacaktır. Unutmayın ki, intihar riskini yok saymak, bunun konuşulmasını tabu olarak kabul etmek, intihar girişiminin gerçekleşmesine engel olmaz. Uzmanların dikkat çektikleri bir diğer önemli nokta da, intihar girişiminde bulunup hayatta kalan kişilerin de en kısa zamanda değerlendirme ve tedavi planı çizilmesi açısından uzmana yönlendirilmesi gerektiğidir. |
|
|||
|
"Kaygı ödleği" olmayın
ADANA (İHA) - Psikiyatrist Dr. İbrahim Bilgen, bazı kişilerin hayattaki en büyük korkusunun kaygı olduğunu belirterek, "Korkular ve kaygılar bazen insanı 'kaygı ödleği' yapabiliyor" dedi. Dr. Bilgen, kaygının insanın hayatında önemli anlarda ve olaylarda karşısına çıktığını ifade ederek, "Bazı insanlar kaygılanmamak için hiç atılım yapmaz, girişimde bulunmaz. Çevresine neden bunu yapmadığının akılcı açıklamalarını yapmaya çalışsa da söylediklerine bazen kendisi bile inanmaz. Ama hayat bu kadar anlayışlı değildir. Karşınıza birden geçmek zorunda kalacağınız köprüler çıkarır. Kaygı bazen üniversite sınavı, bazense evlilikte ilk gecede yaşanabilir. Kaygı alt sınıflara ayrılabilir ama temeli kaygıdır. Bir kişi ya kaygılıdır ya da değildir. Eğer ki bu kişi kaygılı bir kişi ise, üniversite sınavını başarıyla geçtiğinde, bu kaygısı biteceği anlamına gelmez. Kaygısı olan bir insan kaygısının üzerine gitmediği takdirde hayatının her evresinde kaygıyla karşılaşabilir" dedi. Kaygının iyiye kullanıldığında başarıyı getirdiğini vurgulayan Bilgen, şunları söyledi: "Kaygı, kötüyü düşünerek bir işe iyi hazırlanmayı sağlıyorsa, zararından daha çok yararı vardır. Ama insanın hayatı boyunca, jokeyi tarafından sürekli çekilen ipi nedeniyle gerçek hızını gösteremeyen bir at gibi olmasını sağlıyorsa, bu kaygı da insanın en büyük düşmanıdır. Kaygılanılan ve korkulan her şeyin üzerine kademeli olarak gidilmezse insan sadece kendini kandırır. Bu nedenle korkular ve kaygılar bazen insanı 'kaygı ödleği' yapabiliyor. Bunun tek çözümü ise kaygının üzerine giderek kaygılanmamayı sağlamak ve kaygıyı iyiye kullanmaktır. |
|
|||
|
İnsanlar neden şiddette başvuruyor
Uzman Psikolog Zeynep Şeker Aygül, kendisini ifade edemeyen kişilerin şiddete başvurduğunu belirterek, "Şiddet eğilimi gösteren çocuklar artık silah ve güç kullanmayı doğal kabul ediyor. Cezaevindeki çocukların yüzde 80'ini de ailesinden şiddet gören çocuklar oluşturuyor" dedi. Bursa Emniyet Müdürlüğü Rehberlik ve Danışma Büro Amirliği tarafından ''Yaşama uyum evreleri'' paneli düzenlendi. Tayyare Kültür Merkezi'ndeki panelde, Uludağ Üniversitesi'nden uzman psikolog Zeynep Şeker Aygül ve Türk Psikologlar Derneği Bursa Şubesi Başkan Yardımcısı Yılmaz Gürkan, emniyet teşkilatında görev yapan personele, kişilerin doğumdan itibaren başlayan yaşama uyumunda ne tür evrelerden geçtiği anlattı. Uzman Psikolog Aygül, toplumda çok sayıda ruh sağlığı bozuk insan bulunduğunu anlatarak, tüm psikolojik bozuklukların altında yatan ortak mekanizmanın, hastanın ruhsal durumunu ve davranışlarını etkileyen çarpıtılmış ya da işlevsel olmayan düşünceler olduğunu belirtti. Aygül, düşüncelerin gerçekçi bir şekilde yeniden değerlendirilip değiştirilmesinin, duygularda ve davranışlarda düzelmelere, iyileşmelere sebep olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: ''Her bireyin içinde bir yetişkin, bir ebeveyn, bir çocuk vardır. Kişilik gelişiminde ilk yıllar çok önemlidir. 0-1 yaş oral, 1-3 yaş anal, 3-6 fallik, 6-12 gizillik, 12-21 ergenlik dönemidir. Her dönemde çözülmesi gereken problemler vardır. En önemlisi 0-1 yaş dönemidir. Çocuk her dönem büyüdükçe ailenin beklentileri daha da artar. Ancak alt dönemlerde halledilmeyen sorunlar ileriki yıllarda devam eder. Çocuklar küçükken ne kadar çok insan görürse, gelecekte insan ilişkilerinde o kadar kolay diyalog kurarlar.'' Öte yandan, aile içi ve okullarda yaşanan şiddet olaylarına da temas eden Aygül, "Şiddet kişinin kendini ifade edememesinden kaynaklanmaktadır. Cezaevindeki çocuklara bakıldığında suçlu çocukların yüzde 80'inden fazlası ailesinden şiddet görmüş çocuklar. Şiddet eğilimi gösteren ufak yaştaki çocuklar artık silah ve güç kullanmayı doğal kabul ediyor. Aile içi boşluğunu arkadaş gruplarıyla doldurmaya çalıştıkları için yanlış arkadaşlıklar kurabiliyorlar. Aslında bu boşluk kurumlar tarafından doldurulmalı. Bununla ilgili bir politika oluşturulmalı. Bütün kurumlar ortaklaşa çalışıp ortak bir eğitim politikası meydana getirilmeli" şeklinde konuştu. Türk Psikologlar Derneği Bursa Şubesi Başkan Yardımcısı Yılmaz Gürkan da, ''Yaşama uyum evreleri'' konusunda çocukların gelişim dönemini anlattı. |
|
|||
|
İş stresi rahatsızlığa yol açıyor
BURSA (İHA) - İş stresinin, kişinin sağlığını bozacak rahatsızlıklara sebebiyet verdiği bildirildi. İş stresinin çalışan kişileri olumsuz etkilediğine dikkat çeken uzmanlar, bu durumun sağlık bozacak rahatsızlıkların yanında, iş kazalarına da sebebiyet verebileceğine işaret ediyor. Stresli iş günlerinin bazı rahatsızlıkları da beraberinde getirdiğini açıklayan uzmanlar; stresin kas hastalıkları, psikolojik rahatsızlıklar, iş kazaları, intihar, kanser, ülser ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi birçok olumsuz sonuçlara yol açtığını ifade ediyor. Stresle başa çıkmanın yolları hakkında bilgi veren Acıbadem Bursa Hastanesi Uzman Doktoru Dilara Kızılçay, stresle başa çıkmanın birçok yolu olduğunu belirterek, "Sosyal destek veya tek başına kalma yoluna başvurulabilir. Hedefler belirlenmeli ve planlı davranmak, spor yapmak, derin nefes egzersizleri ve dinlenme hastalığa iyi gelen en etkili yollar arasındadır. Kişiler ayrıca altından kalkamayacakları yükün altına girmemeliler ve meselelerle yüzleşerek çözüm arayabilirler" dedi. |
|
|||
|
CİNAYETE SÜRÜKLEYEN İLAÇ!
Antidepresan ilaçların üzerine "Çocuklarda intihar eğilimi yaratabilir" ibaresini koyduran Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, şimdi de Efexor'un hastayı cinayet işlemeye sevk edebileceğini açıkladı. 2001'de 5 çocuğunu küvette boğarak öldüren kadın da bu ilacı kullanıyordu. ABD'nin en büyük ilaç firmalarından biri olan Wyeth, ürettiği Efexor adlı antidepresanın nadir de olsa hastalarda cinayet eğilimi yarattığını tespit etmesine rağmen bu bulguyu kamuoyuyla paylaşmamakla suçlandı. 2005'te dünya çapında 3.46 milyar dolarlık satış yapan ilacın bu yan etkisinin geçen yıl firma tarafından fark edilerek ilaçla ilgili iç raporlara dahil edildiği ancak bunun firma dışındaki çevrelere iletilmediği bildirildi. Efexor'un 'cinayet eğilimi yaratabileceği' şeklindeki yan etkisi, başka bir bağımsız ilaç kontrol kurumunca 2 hafta önce tesadüfen fark edildi. Efexor'la ilgili yeni bulgular, 2001 yılında 5 çocuğunu su dolu küvette boğarak öldüren Andrea Yates'in (42) davasıyla tekrar gündeme geldi. Wyeth, ilaçla ilgili bu yan etkinin kanıtlanmış olmadığını vurgulasa da, Yates'in çocuklarını öldürmeden birkaç ay önce ilacı kullanmaya başladığı vurgulandı. İdamla yargılanan, ancak cezası 'ağır depresyon' nedeniyle ömür boyu hapse çevrilen Yates, "Banyo yapacağız" diyerek çocuklarını tek tek banyoya götürüp, küvette boğmuştu. Öldürmeye 6 aylık Mary ile başlayan Yates, daha sonra 2 yaşındaki Luke, 3 yaşındaki Paul ve 5 yaşındaki John'u boğmuş; 7 yaşındaki Noah ise "Anne yapma" diye bağırarak kaçmaya başlamıştı, Cinnet getiren Yates, onu da öldürmüştü. Cinayetlerden 1 ay önce Efexor dozajını iki kat artıran Yates'in avukatı, şimdi Wyeth'in, tüketicileri bu konuda uyarması gerektiğini belirtiyor. 2 hafta önce tekrar yargılanmaya başlanan Yates'in davasına yeni bulgunun etki edip etmeyeceği ise bilinmiyor. Bu ilacın binde 1 oranında cinayet eğilimine yol açabileceğini ifade eden Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), benzer bir olayda, sonradan ortaya çıkan bulgulara dayanarak, bütün antidepresan ilaçların kutusuna "Gençlerde ve çocuklarda intihar eğilimi yaratabilir" ibaresi koyulmasına hükmetti. Şimdi benzer bir önlemin Efexor için alınacağı duyuruldu. Kaynak: Vatan |
|
|||
|
Depresyon günümüz zorlanan insanının en yaygın ruhsal sorunudur.
Depresyon duygusal tepkinin ve yoğunluğunun beklenenden fazla olduğu, kendine özgü belirtileri olan, ciddi ve ciddiye alınması gereken, tedavi edilmezse aylarca hatta yıllarca sürebilen bir hastalıktır. Depresyon en sık görülen, ruhsal bozukluktur. Türkiye'de yapılan çalışmalarda yetişkinlerin %15-20'sinin yaşamlarının herhangi bir döneminde depresyona girebileceği ve psikiyatrik komplikasyonların %75'ini depresyonlu hastaların oluşturduğu bulunmuştur. Klinik düzeydeki depresyon herkesin zaman zaman yaşayabildiği üzüntü, hayal kırıklığı, yas duygularından farklıdır ve hem tanısı hem de tedavisi için profesyonel yardım almak gereklidir. Bir kaç gün süren depresif ruh hali, günlük yaşamın normal bir parçası olup endişelenmeyi gerektirmez. Bu duygulara genelde depresyon denmesine rağmen, klinik depresyon olarak kabul edilemezler çünkü semptomlar görece daha hafif ve kısa sürelidir. Gündelik yaşam içerisinde karşılaştığımız çeşitli durumlar üzüntü, çaresizlik, gerginlik duymamıza neden olabilir. Gelişmeler olumlu yönde olmaya başladıkça düzelme gösterirler. Klinik düzeyde depresyon yaşayan bir kişi ise duygu durum, düşünce, davranış, aktivite ve kendini algılamada belirgin değişimler yaşar. Depresif bir kişi karar vermede zorlanır, gündelik aktiviteleri yapmak için fazladan çaba harcamak zorunda kalır, kendini yorgun, bitkin ve enerjisiz hisseder. Her şey giderek daha zor gelmeye başlar, iştah ve uykuda belirgin değişimler olur, ağlamalar ve tahammülsüzlük görülür. Burada dikkat edilmesi gereken konu, depresyonun önemli bir sağlık sorunu olduğu ve zayıflık olarak algılanmaması gerektiğidir. Depresyon herhangi bir zamanda ortaya çıkabilir. Ama en sıklıkla 24-40 yaşları arasında görülür. Her 4 kadından biri ve her 10 erkekten biri hayatlarının bir döneminde depresyon geçirirler. İntihar riski sağlıklı topluma göre 30 kat fazladır. Depresyon yaygın oluşunun yanı sıra, yol açtığı yeti yitimi ve riskler nedeniyle de önem taşımaktadır. Depresyondaki kişilerde sağlık harcamaları ve işten uzaklaşma daha yüksektir. Yaşam kalitesi ileri düzeyde bozulabilir. Depresyonlu hastalarda iş görmezlik, sağlıklı bireylerden 5 kat fazladır. Depresyon genel olarak biyolojik, genetik ve psikolojik faktörlerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Son dönemde yaşanan bir kayıp, temel yaşam değişiklikleri, maddi zorluklar, yas duyguları, sosyal ve ilişki problemleri, boşanma ve diğer yaşam stresleri depresif epizodun şiddetini arttırır ya da nedenini oluşturabilir. Kadınlarda depresyon bebek doğumu ile ilgili olabilir (doğum sonrası depresyonu). Bazıları için hissettikleri durumun, görülebilir bir nedeni yoktur. Depresyonu harekete geçiren durum ne olursa olsun hiçbir olay, depresyonun hafife alınmasını gerektirmez. Yapılan bazı araştırmalar uyuşturucu ve alkol kullanımının depresyona yol açtığını göstermektedir. Alkol ve uyuşturucular depresyonu maskeleyerek, sorunun daha da kötüleşmesine yol açarlar ve tedavi sürecini geciktirirler. Tüm depresif durumların tedavi edilebilir olduğunu hatırlamak çok önemlidir. Depresyon üstesinden gelinebilir ve tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Depresyonun türü, hastalığın ağırlığına göre hafif, orta ve ağır tip olarak belirlenir. Bir hastada hafif bir depresyon olduğunda kendisindeki hastalık belirtilerinin sayısı azdır ve genel performansı sadece biraz azalmıştır. Diğer bir deyişle, kişi kendi işlerini normalden daha fazla çaba gerekse bile hiç olmazsa tek başına halledebilecek durumdadır. Oysa daha ağır depresyon tiplerinde çoğu zaman tüm belirtiler birden meydana gelebilir. Bu nedenle ağır bir depresyon, hastanın yaşamını çok olumsuz bir şekilde etkiler. Orta derece depresyonlar ise bu iki depresyon tipinin ortasındaki bir seviyeye sahiptir. Depresyonu tetikleyebilen fiziksel hastalıklar; kanser, Parkinson hastalığı, kalp hastalığı, inme, Alzheimer hastalığı, artrit, diyabet ve fiziksel engellerdir. Kanserler, enfeksiyon hastalıkları, kalp-damar hastalıkları, akciğer hastalıkları, merkezi sinir sistemi hastalıkları, romatolojik hastalıklar, travma, cerrahi komplikasyonlar ve organ kaybı olan hastalarda depresyon sık görülür. Ayrıca, bu hastalıkların tedavisinde kullanılan bir çok ilacın (tansiyon ilaçları, kortikosteroidler, doğum kontrol hapları, kanser, kalp hastalıkları ve tüberküloz tedavisinde kullanılan ilaçlar, vb) depresyon gelişimine neden olabileceği (farmakolojik depresyon) unutulmamalıdır. Fiziksel hastalarda depresif hastalık tanısında yardımcı olabilecek belirti ve bulguları şöyle özetleyebiliriz Depresif duygu durumu, üzüntü, karamsarlık Zevk almada azalma İştah değişikliği Uyku düzensizliği Enerji kaybı, bitkinlik Huzursuzluk Olumsuzlukları ve engellenmeleri felaketçi yorumlama Konuşma, düşünme ve hareketlerde yavaşlama Cinsel ilgi, istek ve etkinliklerde azalma Sürekli kaygı Karamsarlık, çaresizlik Fonksiyonel bedensel yakınmalar Başarısızlık ve cezalandırılma hissi Depresyon riskinin arttığı durumlar Daha önce geçirilmiş depresyon öyküsü Ailede depresyon öyküsü, intihar girişimi Alkol - madde kullanımı Kadın olmak Kronik fiziksel bir hastalık olması Sosyal destek sistemlerinin yetersizliği Yalnız yaşama Başka bir psikiyatrik bozukluk olması Zorlayıcı yaşam olayları Zorlayıcı çocukluk dönemi Erken dönemde anne kaybı Fiziksel hastalıklarla birlikte görülen depresyon, önemli bir klinik durumdur. Genel popülasyonda majör depresyon görülme sıklığı %3.7 -6.7 iken, genel tıbbi hastalıkları olan hastalarda bu oran %10-14 olarak bulunmuştur. Fiziksel hastalıklarda depresyon gelişim sıklığında etkili bir çok faktör vardır. Tıbbi hastalığın kendisi en başta gelen unsurdur. Kullanılan ilaçlar bir diğer etkendir. Hastalığa karşı psikolojik tepkiler bileşkesi önemlidir. Tıbbi hastalarda depresif semptom ve sendromlar yaygın olmakla birlikte, çoğunlukla tanınmazlar ya da tedaviye cevabını prognozu, fiziksel hastalığın seyrini, mortalite ve morbiditeyi olumsuz etkiler. Tıbbi hastalıklarda ortaya çıkan depresyon, hastalığa tepki biçiminde ya da uyum güçlüğü şeklinde ortaya çıkan durumdan ya da normal üzüntü - matem tepkisinden niteliksel olarak farklıdır. Çocuklar ve gençlerde depresyon tablolarında erişkinlerden farklı olarak aşırı bir tedirginlik ve huzursuzluk, öfke patlamaları, sabırsızlık, çabuk bıkma ve sıkılma, dikkat dağınıklığı, impulsivite, aşırı bir hareketlilik ve dışa dönüklük hali, düşünmeden çok sayıda amaçsız girişimde bulunmak ve kurallara karşı çıkma eğilimi ön planda olabilir. Bu nedenle ergenlerin okul ve aile yaşamlarında, arkadaş ilişkilerinde ortaya çıkabilecek sorunlara karşı uyanık olunmasında fayda vardır. Tıpta sağlık sisteminde belirgin bir fiziksel hastalık olmadığı halde, fiziksel yakınmalarla hastanelere başvuran insanlar sıktır. Bu grup hastalar başlangıçta ruh sağlığı uzmanları dışındaki uzmanlara başvurur ve sıklıkla gereksiz tetkikler yapılır. Bu hastaların bir kısmı somatize-maskeli depresyondur. Kişi, ruhsal gereksinimini, çatışmalarını, beden dili ile algılıyor, yaşantılıyordur. Psikolojik gereksinim ya da duygusal çatışma beden dili ile ifade edilir. Kişi kendisi ve dış dünya ile zihinsel-sözel değil beden dili ile ilişki kurmaktadır. Depresif duygulanımın beden dili ile ifadesinin ailesel ve kültüre özgü boyutları da vardır. Kişinin yetiştiği aile ortamında, aile içi ilişkilerde duygu ifadesi ketlenmiş ise, çatışmalarda beden dili kullanılmış ise, ileride depresyonun bedenselleşmesi daha sık olacaktır. Bu kişilerde muayene ve tetkiklerde bozukluk saptanmaz ancak çoğul organ sistemlerine ilişkin fiziksel yakınmalar vardır. Fiziksel hastalık olmadığı halde çökkünlük, karamsarlık ile birlikte başağrısı, bitkinlik, karında şişkinlik, bulantı, kaygı, yaygın değişken ağrılar, cinsel isteksizlik, çarpıntı, nefessizlik, baş dönmesi gibi işlevsel yakınmalar depresyon olasılığını düşündürmelidir. Çalışmalar, çeşitli bedensel yakınmalarla hekime başvuran hastaların %20 ile %84'ü arasında değişen oranlarda, bu yakınmaları açıklayacak herhangi bir organik etkenin bulunmadığını ortaya koymaktadır. Bu gibi durumlarda yapılan muayene ve tetkiklerde hastanın yakınmalarını açıklayacak herhangi bir somut (objektif) bulgu saptanmaması, o kişinin hiçbir şeyi olmadığı anlamına gelmemelidir. Objektif olarak saptanmasa da hastanın "belirtileri" vardır. Belirtiler, sistemde bir değişiklik ya da sorun olduğunun işaretleridir. Yani normal işlevselliğin bozulmuş olduğunu gösterir. Bedensel belirtilerin oluşmasında iç ve dış çevre, bu çevre içinde kurulmuş olan dengeler, bu dengelerin bozulmasına neden olabilecek iç ve dış etkenler (stres faktörleri), hali hazırda yaşanan ya da geçmişte yaşanmış olan travmatik olayların, sorunların (çocukluk aile sorunları, alkolik ebeveyn, aile uyumsuzluğu, evde ya da işte mevcut stresörler gibi) etkilerinin göz önünde bulundurulması gerekir. Hastalar, psikolojik ve insanlar arası ilişkide yaşadıkları sıkıntıları, tıbbi anlamda açıklanamayan somatik belirtiler şeklinde yaşantılar ve ifade ederler. Bedensel (somatik) belirtiler, kişinin bir tür kendini ifade etme aracı olarak kullanılabilir. Fiziksel yakınmalarından söz eden bir hasta başka biçimde açıklayamadığı duygularını, iç çatışmalarını ya da içinde bulunduğu sosyal çevrede yaşamakta olduğu sorunları bu şekilde dile getiriyor olabilir. Belirtiler bir anlamda o kişinin "sözlüğü" ya da "sözcüsü" ya da "sözcüğü" ("sözleri") olarak algılanmalıdır. Açığa çıkardığı belirtilerle kendi iç bünyesinde ya da içinde yaşadığı ortamda bir sorun olduğu mesajını vermektedir. DEPRESYONUN TEDAVİSİ Eğer depresif durumla bağlantılı belirtiler gündelik yaşamınızı, rutininizi belirgin olarak etkiliyorsa profesyonel yardım almanız gerekmektedir. Depresyonun tedavisi için oldukça etkili tedavi yöntemleri vardır. Depresif durumların bir çoğu psikoterapi, ilaç tedavisi ya da ikisinin birleşimi ile başarılı olarak tedavi edilebilir. Bazı depresyon türleri mevsimsel döngü seyreder ve mutlaka tedavi gerektirirler. Doktor her hastaya uygun tedavi şeklini birçok faktöre dayanarak seçecektir. Depresyon tedavisi hastalığınızın ciddiyeti, görülen semptomlar, hastalığınızın süresi, alınan diğer ilaçlar ve yaşam tarzınız göz önüne alarak yapılır. Depresyon ilaçları bağımlılık yapmazlar. Depresyon ilaçları mutlaka doktor tavsiyesiyle alınmalıdır. Antidepresan ilaçları birkaç hafta sonra etkilerini göstermeye başlar ve ilk günlerde sadece ilaçların yan etkileri hastaları rahatsız edebilir ama tedaviye devam etmek gerekir. Eğer tedaviden dolayı normal aktivitelerde bir zorlanma hissediliyorsa doktora danışılmalıdır. Eski antidepresanlarda sıkça görülen yan etkiler Ağız kuruluğu, Görme bozukluğu, Kabızlık ve kilo alma. Yeni antidepresanlarda görülen en yaygın yan etkiler Mide bulantısı, Baş ağrısı, Uykusuzlık ve sersemlik. Tedavinin birinci ayının sonunda hasta kendini daha iyi hissedecektir. Önemli olan tedaviye devam etmektir. Hasta kendini iyi hissetmeye başladıktan sonra eğer tedavi erken kesilirse yeniden eski depresif duruma dönüş olabilir ve bu açıdan tedaviyi yarım bırakmamak gerekir. ÖNERİLER İlaçlara ilave olarak düzgün beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve aile çevrenizden destek, tedaviyi olumlu etkileyecektir. Bunlara ek olarak Gereksiz müdahale, tetkik ve reçeteden kaçınmak, Duygu ifadelerinin desteklenmesi, Düşünce dilindeki yanlış genelleştirmeler, negatif yorumlar ele alınmalı, Yeni ilgi ve uğraş, kendini ifade etme alanları sağlanması yararlı olur. Daha aktif olmak, Kendiniz, yaşamınız ve geleceğiniz ile ilgili düşünce biçiminizi gözden geçirmek, Düşünceleri yeniden yapılandırmak ("Başka nasıl düşünebilirim?"), Düşünce hatalarını yakalamaya çalışmak, Depresyondan kurtulmak için yapılacak ilk şey günlük faaliyetleri attırmaktır. İkinci adım, yapmak istediğiniz şeyleri kaydedip, bununla ilgili günlük planlar yapmaktır. Her akşam ertesi gün neler yapabileceğinizi düşünün. Yapabileceklerinizin bir listesini hazırlayın. Günün ilk saatleri için nispeten kolay şeyler planlayın. Eğer bütün günü planlamak zor gelirse, günü parçalara bölün. Planladığınız şeyler ne çok kolay, ne de çok zor olsun. Planınızda hem hoşunuza gidecek işlere, hem de yapmak zorunda olduğunuz işlere yer verin. İkisini dengelemeye çalışın. Şu günlerde yapmaktan hoşlandığınız hiçbir şey olmayabilir. Bu durumda eskiden yapmaktan zevk aldığınız işleri düşünün. Sizi çok zorlayacak birden fazla işi aynı gün için planlamayın. Kendinizi yüreklendirin. Esnek olun. Yedek faaliyetler planlayın. Planlarınız uygulanabilir olsun. Yaptıklarınızı gözden geçirin. Sabırlı olun. Düşünce biçimini gözden geçirmek önemlidir. Olumsuz düşüncelerle mücadelede ilk adım, "nasıl düşündüğünüzü" ve bu düşüncelerin "duygularınızı nasıl etkilediğini" fark edebilmektir. Daha sonraki adım, daha gerçekçi ve alternatif düşünceler üretmeye çalışmaktır. Olumsuz düşünceleri sorgulamayı öğrenmek önem taşır. Düşüncenizi destekleyen kanıtlar var mı? Varsa neler? Olaya farklı yönlerden bakmak mümkün mü? Farklı bakış açıları olabilir mi? Düşünceler kendinizi nasıl hissetmenize yol açıyor? Sizi nasıl etkiliyor? Bu düşüncem doğru mu, bunu destekleyen kanıtlar var mı? Bu olaya farklı yönlerden bakmayı ihmal mi ediyorum? Başka biri benzer bir durumda ne düşünürdü? Kendimi iyi hissettiğim zamanlarda bu olaya nasıl bakardım? Bu şekilde düşünmek bana yardımcı mı, yoksa engel mi oluyor? Eğer depresyonda iseniz Kişiliğinize, ilgi alanlarınıza yönelik uğraşılarınıza devam edin. Kendiniz için bir hobi geliştirin. Yalnız kalmamaya, diğerleri ile iletişime özen gösterin. Olumsuz düşüncelerinizin farkına varmaya çalışın. Gerçeğe uygunluğunu sınayın. Alternatif düşünce tarzı geliştirmeye çalışın. Kendinizi daha iyi hissetmeye başlayana kadar evlilik, iş ya da para konularında önemli kararlar vermekten kaçının. Depresyonun bir hastalık olduğunu kabul edin, zayıflık ya da utanılacak bir durum olmadığını bilin ve bir uzmana danışın. İKİ UÇLU DUYGUDURUM BOZUKLUĞU (Manik-depresif bozukluk) Depresyonla birlikte duygudurum bozuklukları spektrumunda yer alan bir diğer bozukluk da İki uçlu duygudurum bozukluğu'dur. Toplumun en az %1'ini etkilemektedir. İki uçlu bozukluk, kadın ve erkekte benzer oranda görülür. Genellikle 30 yaşında ortaya çıkmakla birlikte, genç yaşlarda da başlayabildiğinden, ortalama başlama yaşı 30 yaşlarıdır. Kalıtımsal özelliği fazla olan bir bozukluktur. Beyindeki bazı kimyasal maddelerin aktivitesinde artma ya da azalma ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Hastalık başlangıçta bazı üzücü yaşam olayları ile ilişkili olarak başlar gibi görülmektedir. Hastalık, 4 çeşit hastalık tablosu (episod) ile ortaya çıkar. Yukarıda tarif edilen depresif epizod dışında, manik, hipomanik karma dönemler vardır. Manik dönem, aşırı neşe, hırçınlık, taşkınlık, kendine aşırı güvenme ve her şeyi en iyi bilir ve yapabilir olma hissi, aşırı hareketli ve aşırı konuşkan olma belirtileriyle ortaya çıkar. Diğer belirtiler ise, dikkat ve eskileri hatırlamanın artması, konsantre olamama, düşünce çağrışımının artması, yüksek sesle konuşma, fikirden fikire atlama, sonradan pişman olacağı bazı davranışları (çok para harcama, düşünmeden kadın-erkek ilişkilerine girme, riskli yatırım işlerine girme, aşırı alkol almaya başlama vb.) sonuçları düşünmeksizin yapma eğilimi, az uyuma, erken uyanma, cinsel istek artışıdır. Bunlara bazen ama her zaman değil, sesler duyma, hayaller görme, saçma düşünceler (örneğin kendinin ermiş, peygamber olduğunu düşünme ya da takip edildiği, kötülük yapılmaya çalışıldığı gibi) eklenebilir. Hipomani dönemde yukarıda anlatılan belirtiler oldukça hafiftir. Karma episod ise, manik belirtilerin tam tersi olan depresif belirtilerle (yani hayattan zevk alamama, mutsuzluk, karamsarlık, umutsuzluk, suçluluk, yaşamak istememe, durgun ve suskun olma vb.) karışmış bir dönemin ortaya çıkmasını anlatır. Manik dönem çeşitli ilaçlarla tam olarak tedavi edilebilir. Ancak, asıl önemli olan bu hastalığın tekrarlamasını engelleyip, o kişinin hayatını normal yaşamasını sağlayacak ilaçların bulunmuş olmasıdır. Dolayısıyla, eğer hasta ve ailesi doktorları ile çok düzenli bir tedavi ve kontrol işbirliğine girebilirse, o kişinin yaşamı kökten değişip, hastalığın ortadan kaldırıldığı bir sürece ulaşılabilir. İ.Ü. Hasta Okulu Yayınları |
![]() |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|