Geri git   Şifalı Bitkiler, Doğal Tedavi, Alternatif Tıp, Bitkisel Tedavi, Hastalıklar, kanser, kurdeşen, genital siğil, lipom, allerji, saçkıran, saç dökülmesi, faranjit, epididimit, iktidarsızlık, gözaltı morlukları, kısırlık > Sağlık > Hastalıklar: K-O

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
  #1 (permalink)  
Alt 06-30-2005, 22:20
Administrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 51
Mesajlar: 2.616
igokcek is on a distinguished road
Post Kolesterol:



Kolesterol:


Karaciğer alınan besin maddelerindeki yağlardan kolesterol üretir ve bir kısım besinmaddelerinde kolesterol içerdiğinden onlarda hazır alınmış olur. Kolesterol kanda yağ-protein bileşikleri olarak taşınır ve buna lipoprotein denir. Alçak değerdeki lipoproteinler (LDL=low denisty lipoprotein) ve yüksek değerli lipoproteinlar (HDL=high denisty lipoprotein) olmak üzere iki türdür. Karaciğer alınan besin maddelerindeki yağlardan kolesterol üretir ve bir kısım besinmaddelerinde kolesterol içerdiğinden onlarda hazır alınmış olur.

Kolesterol kanda yağ-protein bileşikleri olarak taşınır ve buna lipoprotein denir. Alçak değerdeki lipoproteinler (LDL=low denisty lipoprotein) ve yüksek değerli lipoproteinlar (HDL=high denisty lipoprotein) olmak üzere iki türdür. Besinmaddelerindeki proteinlar enzimler sayesinde aminoasitlere dönüşür ve bu aminoasitlerden biride methionindir.

Methionin birçok metabalik harekette önemli rol oynar. Methionin başka maddelere (Poteıne) dönüşürken artık madde olarak ortaya HOMOCYSTEIN çıkar.Aslında saglıklı bir bağırsakta Homocysteinin yanmadde olarak ortaya çıkmaması veya çok az olması gerekir, fakat bağırsaklardaki zaralı bakterilerin proteınları biyojen amine dönüştürmesi ve zaralı bakterilerin zehirli gazlar ve zehirli alkoller üretmesi nedeniyle methionin metabalik değisimlere uğrarken yanmadde olarak Homocystein ortaya çıkar. Homocystein bağırsakflorasının bozulması sonucu, faydalı bakterilerin üretiği B12-Vitamini ve besinlerdeki B6 Vitamini ve folikasit oranında düşme olur.


Şayet bağırsaklardaki faydalı bakteriler azalır ve yeterince B6, B12?Vitaminileri ve Folikasiti değerlediremez. Homocystein LDL- Kolesterolu vücudun savunma sistemi (Immunsistemi) tarafından tehlikeli madde olarak alğılanır ve makrofajlar (yiyici hücreler) tarafından oksitlenen LDL-Kolesterolu yiyen makrofajlar patlayarak ölür ve ortaya sümüksü, süngerimsi bir hücre artığı ortaya çıkar buna cüruf denir. Bunlar damarların iç yüzeyine yapışarak arterioskleroza (damarsertliği ve daralmasına) sebep olurlar. Buda kişin beyinkanaması, kalpenfarktürüsü, yağlanma, hücrelerin beslenmemesi nedeniyle, dermansızlık ve zamanda bağırsak mukozasınında bu artıkmaddeler tarafından kaplanmamısı nedeniyle kişide besinallerjisi, baharnezlesi v.b. rahatsızlıklar oluşur.


Bağırsaklarda çoğalan zararlı bakteriler ve mantarlar zehirli gazlar ve zehirli alkoller üretir. Bu zehirli maddeler negatif veya positif almadıklarından kana karışır ve sinirleri takrip ederek, başağrısı, migren, depresyon şişkinlik, hazımsızlık v.b. rahatsızlıklara neden olur. Sindirim organlarının cünuflar tarafından yağlanması nedeniyle bunlarda kaliteli enzim salğılayamazlar ve tam parçalanmamış protein, karbonmidrat ve yağartıkları zaralı bakteriler tarafindan sıradışı parçalanır. Böylece ortaya tehlikeli biyojen aminler (Örneğin: Histamin) amoniyak, zehirli gazlar ve zehirli alkoller çıkar. Bunları karaciğer arıtmak için yoğun caba gösterir ve başta karaciğer olmak üzere sindirim organlarının sindirimsalğılarının kalitesi düşer.Yani ortaya bir şeytan üçgeni çikar.


Bir diğer önemli faktör ise Midenin aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çikolata, keks vb.) ve soft içecekler (kola, fanta vb.) nedeniyle tahrip olur. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mideiltihaplanması, midemukazasıiltihaplanması ) oluşur. Bunedenle Mide yeterince intrinsic fakrorü (sialinasitli glukoprotein) salğılızamaz. Intrinsic faktorü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasılki diabet hastaları için insulin nekadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktorüde o kadar önemlidir.

İntrinsic faktorünün yetersizliği vitamin ve mineralyetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Allerji, derihastalıkları, sindirim organlarindaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722) Çaresi nadir? Ben İbrahim Gökçek bin yılın (milenyumun) buluşunu yaptım ve bu buluşla faydalı bakteriler artmakta, zaralı bakteriler azalmakta ve böylece faydalı bakteriler tarafından yeterince üretilen B12-Vitamini ve besinlerdeki B6-Vitamini vede Folikasit homocysteinı problem olmaktan çıkarmaktadır. Bu konuda araştırmalar yapan Dr.med.J.Abele ?Cholesterin-Krankheit oder Werbelüge? yani Kolesterol hastalikmı-Reklam yalanimı? isimli kitabında kolesterolun zararlı olmadığını, aksine kolesterol olmaz ise kılcal damarlara makrofajın giremeyeceğini ve burada enfeksiyonun yayılacağını belgelenmiştir.


Ayrıca erkeklerin erkeklik hormonu testosterolun önmaddeside kolesterol, yani kolesterol yetersizliği kişinin ikdidarsızlığı demektir. Bir kişi günde 100gr. tereyağı yese bu ortalama %0,2 oranında kolesterolu artırır. Oysa karaciğer günde 100gr. Tereyağından eldeedilen kolesteroldan 400 kat fazla kolesterol üretir (salğılar). Ayrıca tereyağı sağlıklı ve doğal iken, margarin sunni ve tehlikelidir (NA.2.95.11). Çünkü Margarin sıvıyağın baskı ile sıkıştırılması sonucu kimyasal yapısında bozulmalar olur, daha doğrusu fiziksel yapısında bozulma olur yani CIS-Şekliden, TRANS-Şekle dönüşür. Buda vücut için yabancı olduğundan problemler ortaya çıkar ve asıl kolesterola margarin sebep olur.

E.Günter, F.Kuber, J.Vozer ve P.Bobek 1979?da yaptıkları araştırmalarda C-Vitamini (limon) ve pektinin (elmaya bak) zaralı kolesterolun (LDL-Kolesterolu) oranın düşürdüğünü tesbitetmişlerdir.

C-Vitamini kolesterolu 7x-hidroksikolesterola çevirir, buda safraasidine (gallenasite) dünüşür. Normalde safraasidinin tekrar kolesterola dönüşmesi mümkündür, fakat pektin harici kolesterolun (exogen Cholesterin) absorbesini önler. Pektin safraasidi ile birleşerek onun bağırsaklarda kalmasını vede defihacetle birlikte dışarı atılmasını sağlar. Bağırsakflorasını en ideal duruma getirmek mümkündür ve bu rahatsızlığa karşı benim bir buluşum vardır. Bu buluşun ismi Gökçek iksiridir. ZYE-, Sarimsak-, keten-, çörek-, limon (kabuğu ile birlikte) veya zerdeçal kökünü preparatları, Gökçek Tonik veya Gökçek İksiri tavsiyeedebilirim. Limonda hem C-Vitamini hemde pektin içermesi nedeniyle kolesterola karşı etkilidir (Nhp.2.98.256).



Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Açıklama: Hayvansal besinler damarların iç yüzeyinde (mukazasında) plaklar olşmasına (yağlanmasına) neden olur. Damarların yağlanarak sertleşmesi yüksek tansiyona sebep olur. Damarlar yaşalandıkca beyin, kalp, penis ve vajinaya yeterince kan gitmemesi demektir. Buda felç, kalpkrizi, rekeklerde iktidarsızlık ve kadınlarda cinsel isteksizliğe sebep olur. Hayvansal besinleri azaltmak, hatta peyniri asla yememek gerekir. Gökçek İksiri ile tıkanan damarlar açılır ve kişide beyin kanaması, kalpkrizi, erkeklerde iktidarsızlık ve kadınlarda cinsel isteksizlik rizikoları ortadan kalkar.
Angehängte Grafiken
    

Konu maturidi tarafından (10-18-2008 Saat 15:41 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 06-28-2006, 01:46
Administrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 49
Mesajlar: 109
biroybil is on a distinguished road
Standart Kolestrolün azıda zararlı

Kolestrolün azıda zararlı

SAMSUN (İHA) - Yaşamak için gerekli, mum kıvamında yağımsı bir maddenin adı olan ve beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunan kolesterolün fazlasının da, azının da zararlı olduğu belirtildi.

Vücudun kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini ürettiği, bu işlemler için kanda yeteri miktarda kolesterol bulunması gerektiği, fazla kolesterolün kan damarlarının sertleşmesine ve daralmasına yol açtığı kaydedildi.

İnsanlar, bu bilgiler doğrultusunda kolesterolün fazlasından "köşe-bucak" kaçarken, değişik ülkelerde yapılan araştırmaların 'kolesterolün fazlasının bazı bulaşıcı hastalıkları tez zamanda iyileştirdiği' bulguları ise değişik iddiaları ve şaşkınlıkları da beraberinde getirdi.

Günümüzde "kolesterol bilmecesi"ne yol açan mevcut bilgiler ve yeni bulgular "kolesterol hastaları"nı iki arada bir derede bıraktı. Her iki yöndeki veriler incelendiğinde, kolesterol konusunun da ülkeden ülkeye, şehirden köye farklılıklar gösterdiği, biri için yanlış olanın diğeri için de yanlış olacağı anlamına gelmeyeceği ve kolesterolde de yapılan işe (harcanan enerjiye), yaşanılan coğrafyaya, mevsime, çekilen hastalığa, hastalığı çekenin psikolojisine göre farklı sonuçların ortaya çıkabileceği düşüncesi ortaya çıktı.

Kardiyoloji Uzmanı Dr. Yunus Amasyalı, "yüksek kolesterol"ün vücuda verdiği zararları sıralarken, "Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol yıllar içinde yavaş yavaş damar duvarında birikir. Bu birikim sonucu o damarda daralma, tıkanma ortaya çıkar. Bu durum bir su borusunda pisliklerin birikmesine benzetilebilir. Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkar. Kolesterol yüksekliğinde belirti ve bulgular çoğu zaman ani kolesterol yükselmesine bağlı değildir. Uzun süreli kolesterol yüksekliğinin damar duvarında kolesterol birikmesine yol açmasının sonucudur. Yani kolesterolünüz şu andaki değerinin 2-3 katına yükselse ve 3-4 saat yüksek kalsa size bir zararı olmaz. Asıl sorun sizde daha önce uzun süreli kolesterol yüksekliği olmasıdır" dedi.

Kalbi besleyen damarlarda (koroner arter) kolesterol birikiminin, bu damarlarda tıkanma ve daralmanın sonucu göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olacağına dikkat çeken Uz. Dr. Amasyalı, bunların sonucu hasta için koroner by pass ameliyatı (cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması) veya anjiyoplasti (balonla daralmış koroner arterin genişletilmesi) işlemine ihtiyaç duyulabileceğine dikkat çekti.

Beyini besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olmasının felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açacağına değinen Amasyalı, "Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir. Ana atardamarda (aort) kolesterol birikimi de tehlikelidir. Buradan kopan kolesterol birikintilere daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabilir. Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak kangrene yol açabilirler. Kolesterol yüksekliğine bağlı sorunlar ortaya çıktığı zaman hasta geç kalmış olabilir; bu nedenle kolesterol yüksekliğini önlemek, yükselmişse düşürmek çok önemlidir" uyarısında bulundu.

KOLESTEROL-YÜKSEK TANSİYON İLİŞKİSİ

Kolesterol ve yüksek tansiyon arasında doğrudan bir ilişki olmadığını, yani kolesterol yüksekliğinin yüksek tansiyona, yüksek tansiyonun kolesterol yüksekliğine yol açmayacağını bildiren Amasyalı, "Ancak ikisinin hedefi ve zarar verdiği organ kan damarlarıdır. Yüksek tansiyon kan damarındaki basıncı yükselterek aşınma, yırtılmalara neden olur. Bu durum su borusu içindeki basıncın artmasına bağlı sorunlara benzetilebilir. Yüksek kolesterol de damar duvarında kolesterol birikimine yol açarak damarlarda daralma ve tıkanmalara yol açar. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliği kan damarına diğerinin verdiği zararın şiddetini arttırır ve ortaya çıkmasını çabuklaştırır. Bu nedenle hem kolesterol yüksekliği hem de yüksek tansiyon tedavi edilmelidir" diye konuştu.

Kolesterol, yağımsı bir madde olduğunu, normal şartlarda, yağın suyun içinde çözünmeyeceğini hatırlatan Amasyalı şu bilgileri verdi:
"Kolesterol de su özelliklerini taşıyan kanda normal koşullarda çözünmez. Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir. Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Değişik tipte lipoproteinler vardır. Birincisi LDL (low density lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein) kötü huylu kolesteroldür. İkincisi HDL (high density lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein) iyi huylu kolesteroldür. HDL ve LDL kolesterolden başka lipoproteinler de vardır. Yağ metabolizması bozukluğu olan hastaların yaptırdığı diğer bir kan incelemesi de trigliserid ölçümüdür. Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Kan trigliserid düzeyi ile arteriyoskleroz arasındaki ilişki kolesterol kadar belirgin değildir".

Kanda kolesterol ve LDL kolesterolün yüksek olmasının hasta için risk taşıyacağını, HDL kolesterolün düşük olmasının da bir risk olduğunu ifade eden Amasyalı, "20 yaşın üzerinde kan kolesterol düzeyi 200 mg/dl'nin altı istenilen düzeydir. Kan LDL kolesterol düzeyi 130 mg/dl'nin altı istenilen düzeydir. 130-159 mg/dl arası sınırda yüksektir. HDL kolesterol yükseldikçe risk azalır. Ortalama HDL kolesterol düzeyi kadında 55 mg/dl ve erkekte 45 mg/dy'dir. Yani kadınlar bu yönden daha şanslıdır. Kan trigliserid ölçümüne göre sınıflandırma yapıldığında; 150 mg/dl normal, 150-300 mg/dl sınırda yüksek, 300-1000 mg/dl yüksek, 1000 mg/dl ve üstü çok yüksektir. Kanda kolesterolün yüksek olması bir yağ metabolizması bozukluğudur. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken kan alınarak öncelikle kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol ve trigliserid düzeyi ölçülmesidir. Tedaviye karar vermeden önce bu değerler en az 2 kez ölçülmelidir. Tedavi düzenlenirken öncelikle LDL kolesterol düzeyleri temel alınmalıdır" açıklamasında bulundu.

DÜZENLİ EGZERSİZİN KOLESTEROLE ETKİSİ

Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör bulunduğuna değinerek, "Bu faktörlerin bazıları önlenebilir niteliktedir. Bunlardan bazıları kalıtımsal faktörler, gıdalar, şişmanlık ve strestir. Bu faktörler kolesterolü ve kötü huylu kolesterolü yükseltir" diyen Amasyalı, düzenli egzersizin iyi huylu kolesterolü yükselteceğini ve kötü huylu kolesterolü azaltacağını vurguladı. Amasyalı, 60-65 yaşa kadar yaşla birlikte ve kadınlarda menopozdan sonra kolesterol düzeyinin artacağını söyledi.

Kolesterol yükselmesine, trioid bezinin yetersiz çalışması, karaciğer hastalıkları, böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları, şeker hastalığı, şişmanlık, bazı ilaçların yol açtığını belirten Amasyalı, "Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak ortadadır. Kolesterol yüksekliğine ilaveten şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisi de planlanmalıdır. Tedavi ilaç dışı ve ilaç tedavisi olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilir. Her hasta için tedavi farklılıklar taşır. İlaç dışı tedaviler kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaç tedavisi kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır.

Tedavide hedef belirlenirken LDL kolesterol düzeyinin esas alınması tercih edilir. Hedef LDL kolesterol düzeyi hastada kalp ve damar hastalığının olup olmadığına göre değişir. Kişide kalp ve damar hastalığı yoksa LDL kolesterol düzeyinin 130 mg/dl'nin altına düşürülmesi yeterlidir. Kişide kalp ve damar hastalığı varsa hedef LDL kolesterol düzeyi 100 mg/dl'nin altı olmalıdır. Yani kalp krizi geçirmişseniz, koroner arter daralmasına bağlı göğüs ağrınız varsa, koroner damar ameliyatı geçirmişseniz, koroner arterler balon ile genişletilmişse, beyine, böbreğe, bacaklara giden damarlarda kolesterol birikimi varsa hedef LDL kolesterol düzeyi 100 mg/dl'nin altıdır. İlaçsız tedaviler yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da isimlendirilir. Yüksek kolesterol tedavisindeki en önemli konu ilaçsız tedavilerdir, kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaçsız tedavilerde yapılan ihmal kolesterol düşürmek amacı ile kullanılan ilaçların başarısını da azaltır.

İlaçsız tedavilerin başında beslenme alışkanlığının değiştirilmesi gelir. Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Sigara da kolesterol yüksekliği gibi bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Sigara ayrıca akciğer kanseri, akciğer hastalığı, beyin kanaması ve birçok kansere de zemin hazırlar. Hastada yüksek tansiyon varsa, yüksek tansiyon tedavisinde geçerli olan ilaç dışı tedaviler ihmal edilmemelidir. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliğinde uygulanan ilaç dışı tedaviler birbirine benzerlik gösterir. Yüksek tansiyonlu hastalarda ilaveten beslenme ile alınan tuzun da azaltılması gerekir. Şeker hastalığı kontrol altına alınmalıdır. İnsülin kullanmak gerekiyorsa kaçınılmamalıdır.

Şişmanlık kesinlikle kontrol altına alınmalıdır. Düzenli egzersiz HDL kolesterolü (iyi kolesterol) yükseltir, LDL kolesterolü (kötü kolesterol) düşürür. Hastalar düzenli egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirmelidirler. Haftada en az 3, tercihen 5 kez, 30-45 dakika süre ile yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme gibi sporlar yapılmalıdır. Kolesterol yüksekliği için ilaç tedavisi sadece uzman kardiyolog ve dahiliye uzmanı tarafından, hastanın klinik tanıları, yaş, aile öyküsü ve kardiyovasküler risk faktörleri göz önüne alınarak kontrol altında yapılmalıdır" şeklinde konuştu.

YÜKSEK KOLESTEROLÜN VEREME ETKİSİ

Ünlü Chest dergisinde yayınlanan bir makalede, ilaç tedavisine ek olarak kolesterolden zengin diyet uygulanmasının akciğer tüberkülozlu (veremli) hastaların balgamlarındaki verem mikrobunun daha çabuk temizlenmesini sağladığı iddiası yer aldı. Bahsedilen araştırma Mexico Ulusal Solunum Hastalıkları Enstitütüsü'nden Dr. Mario H. Vargas ve arkadaşları tarafından yapılmış. Araştırıcılar literatürde verem hastalığında kolesterol düşüklüğünün (hipokolesterolemi) sık görüldüğünü ve hastalığın ölümcüllüğünü arttırabileceği bulgularından hareket ederek kolesterolden zengin bir diyetin balgamdaki verem mikrobununun kaybolmasını hızını etkileyip etkilemediğini incelemişler.

Araştırma 21 erişkin akciğer tüberkülozlu hasta üzerinde yapılmış. Bütün hastalar izoniazid + rifampisin + pirazinamid + etambutol 'den müteşekkil dört tüberküloz ilacı almışlar. Hastaların hiçbirinde tüberküloz ilaçlarına karşı bir direnç yokmuş ve hepsi AIDS (-) imiş. Çalışma 8 hafta sürmüş. Hastalar iki gruba ayrılmış. Her iki grupta da kalori miktarı (2500kcal/gün) ve dağılımı benzer imiş. Kolesterolden zengin diyet alan gruptaki (deney grubu) günlük kolesterol tüketimi 800mg iken kontrol grubunda bu değer 250 mg imiş. Hem çalışma (136.7 mg/dL) hem de kontrol grubunun (157.9 mg/dL). Kan kolesterol düzeyleri ortalama Meksikalılar'ınkinden (190 mg/dL ) oldukça düşük imiş. Kolesterolden zengin diyet alan grupta balgamdan mikrop temizlenmesi ortalama 14 gün sürerken bu sayı kontrol grubunda 28 gün imiş. Her iki grupta da kolesterol düzeyleri 3 hafta içinde ortalama 200 mg/dL dolaylarına çıkarak plato yapmış. Fakat bu sırada HDL (iyi denilen kolesterol) değerleri, LDL'ye göre daha çok yükseldiğinden total kolesterol/HDL (2.7 den 1.5'e) ve LDL/HDL (3.3 den 1.8'e ) oranı azalmış. Her iki grupta nefes darlığı ve öksürük aynı derecede azalmış, fakat yüksek kolesterol alan grupta balgam miktarı daha erken azalmış.

Veremin eski çağlardan beri insan ırkını tehdit eden büyük hastalıklardan biri olduğuna, 1944 yılında streptomisinin piyasaya çıkması ile tedavide yeni bir çığır açıldığına ve streptomisini çok sayıda başka tüberküloz ilaçlarının takip ettiğine dikkat çeken araştırmacılar, "Günümüzde akciğer tüberkülozunun tedavi başarısı yüzde 90'ın üzerindedir. Fakat çok sayıda ilaç kullanılması ve tedavi süresinin uzun olması (6 ay-1 yıl) tedaviye uyumu güçleştirmektedir. Öte yandan tüberküloz ilaçlarına kar gşı gelişen direnç, sorunu daha da ağırlaştırmaktadır. Bu nedenle tedavinin seyrini olumlu yönde değiştirecek ve tedavi süresini azaltacak yöntemlere ihtiyaç büyüktür. Perez-Guzman ve arkadaşlarının çalışmaları bu bakımdan çok önemlidir. Manipüle edilmiş bilimsel çalışmalar ile insanlarda önce kolesterol fobisi oluşturan daha sonra da onlara yağsız ya da yarı yağlı yiyecekler ile kolesterol ilaçları satan ilaç ve gıda sanayicileri yılda yüz milyarlarca dolarlık cirolar yaparak karlarına kar katarken insan sağlığını büyük ölçüde tehlikeye atmaktadırlar. Gerek bu çalışmada gerekse de daha önce yapılmış çalışmalarda tüberkülozlu ya da kalp-dışı müzmin hastalığı olan kişilerde kan kolesterol düzeyinin düşük olduğu ve bu düşüklüğün ölümcüllük (mortalite) ile ilişkili olduğu gösterilmiştir" dedi.

DÜŞÜK KOLESTEROLDE AİDS RİSKİ

Kolesterolün hücre zarında yapıtaşı olarak bulunan yağların yaklaşık yüzde 30'unu oluşturduğunu, bütün hücrelerin yapısında kolesterol bulunmak zorunda olduğunu, kolesterolün moleküler yapısının suda erimesini imkansızlaştırdığını vurgulayan uzmanlar, "Hücre duvarlarında bulunan su geçirmez özellikteki kolesterol, hücre iç ortamını dış etkilerden korur.

En çok kolesterol dış etkilerden en az etkilenmesi gereken sinir dokusunda bulunur. Kolesterol hücre zarının akışkanlığını sağlar. Kolesterol sitotoksik (hücre zehirleyici) T-lenfositleri uyararak mikropların öldürülmesine yardımcı olur. Kolesterol hücre zarında bulunan enzimler ve diğer maddeler aracılığı ile akyuvarların mikropları yutmasını (fagositoz) sağlar. Çok sayıda laboratuar çalışmasında lipid (yağ) ve kolesterol eksikliğinin bulaşıcı hastalıkların şiddetini artırdığı saptanmıştır.

19 çalışma ve 68 bin 406 ölümü içeren bir meta-analiz incelemesinde görülmüştür ki kan kolesterol düzeyi azaldıkça solunum ve mide-bağırsak hastalıklarından (özellikle bulaşıcı olanlar) ölüm artmaktadır. 120 bin kişi üzerinde 15 yıl süre ile yapılan bir araştırmada kan kolesterol düzeyi düşük olanlarda, bulaşıcı hastalıklardan hastaneye başvuruda bulunanların sayısının kolesterolü yüksek olanlara göre daha fazla olduğu görülmüştür. 2 bin 446 bekar erkek üzerinde 14 yıl süre ile yapılan bir araştırmada kolesterol düzeyi düşük olanlarda AIDS rizikosunun daha fazla olduğu saptanmıştır. Bir başka çalışmada kan kolesterol düzeyi düşük AIDS'li hastaların daha fazla öldüğü görülmüştür. Kanser tedavisine bağlı ateşli nötropenisi (çok çekirdekli akyuvar düşüklüğü) olan 17 hasta incelenmiş. Altısı ölmüş. Bunlarda tedavi sırasında kan kolesterol düzeyleri yükselmemiş. Yaşayan 11 hastanın başlangıç kan kolesterol düzeyi ölenlerden yüksekmiş. Bunlarda tedavi sırasında kolesterol yükselmiş ve kolesterol düzeyleri iyileştikten sonra normale inmiş. Smith-Lemli-Opitz sendromunda (7-dehidrokolesterol 7-redüktaz enziminin doğuştan yetersizliği) kolesterol sentezi çok düşüktür. Bu hastalarda çok sayıda malformasyon ve sık geçirilen enfeksiyonlar vardır. Bu hastalara ilave kolesterol verildiğinde enfeksiyonlar azalmaktadır. Ailevi hiperkolesterolemisi olan kişilerde de enfeksiyon hastalıklarından ölüm daha az olmaktadır. Kolesterolü yüksek kişilerde karın içi enfeksiyonlarının daha çabuk iyileştiği gözlemlenmiştir" bilgilerini kaydetti.

YÜKSEK KOLESTEROL KORONER KALP RİSKİNİ ARTTIRIYOR MU?"

Yüksek kolesterol korkusuna, "Kandaki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına neden mi oluyor yoksa koroner kalp hastalığını önlüyor mu?" sorusuyla adeta meydan okuyan araştırmacılar ise şu bilgileri verdi:

"Çeşitli ülkelerde, çeşitli hastalıklarda ve çeşitli etnik gruplarda yapılan çok sayıda araştırmaların bir çoğunda kan kolesterol düzeyleri ile koroner kalp hastalığı arasında ya da ölüm sıklığı arasında bir ilişki bulunamamış. Yani bu araştırmalara göre kolesterolü yüksek olan kişilerdeki koroner kalp hastalığına yakalanma ve ölüm sıklığı kolesterolü normal olan kişilerdekinden daha yüksek değilmiş. Bu araştırmaların bazılarında ise kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda koroner kalp hastalığına yakalanma sıklığının azalmış olduğu, hatta kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda yaşam süresinin daha uzun olduğu saptanmıştır".

Diyetteki yüksek kolesterol düzeyinin koroner kalp hastalığına yol açıp açmayacağı konusunda, günümüz diyetinde kalp hastalığına neden olduğu iddiası ile kolesterol ve doymuş yağlar yerine kolesterol içermeyen margarin ve çoklu doymamış sıvı yağların (mısır, soya, ayçiçeği) önerildiğini hatırlatan uzmanlar, "Kore Savaşı'nda ölen Amerikan ve Japon genç askerlerin otopsilerinde aterom plaklarının gelişmesi incelendiğinde az doymuş yağ yiyen Japonlar ve çok doymuş yağ yiyen Amerikalılar arasında ateroskleroz (damar sertliği) açısından bir fark bulunmamış. Afrikalı Samburular günde 6-7 litre çiğ süt ve yarım kilo kadar et tüketirler. Ortalama Bir Amerikan vatandaşının tükettiği kolesterolün 2 katından fazlasını tüketmesine rağmen, Samburuların kan kolesterol düzeyleri (170 mg/dL) Amerikalılara göre son derece düşüktür. Kırsal kesimde yaşayan Kenyalı Masailer günde 2 litre süt, 1-2 kilo kadar et yerler. Buna rağmen ortalama kan kolesterol düzeyi dünya ortalamasından düşüktür. Fakat şehre indiklerinde çok daha az kolesterollü gıda tüketmelerine karfcşın kolesterol düzeyleri kabiledeki akrabalarından daha yüksek olmaktadır. Somali'de sadece sütle beslenen kabilelerde hemen hiç koroner kalp hastalığı görülmemektedir.

ABD'de 20. yüzyılın başında koroner kalp hastalığından ölüm neredeyse hiç yok iken, daha sonraki yıllarda büyük bir patlama olmuştur. 20. yüzyılın başında daha fazla kolesterol tüketilmektedir. Daha sonra margarin ve sıvı (mısır, soya, ayçiçek) yağların kullanılmasında müthiş bir patlama olmuştur. Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açmıyorsa gerçek neden nedir? Önemli olan budur. Günümüzde aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar 'kolesterol depo hastalığı' olarak değil 'düşük yoğunluklu sistemik enflamatuar hastalık' olarak kabul edilmektedir (CRP artışı ile endirekt olarak gösterilebilir). Hayvan çalışmaları Il-6 ve tümör nekroze edici faktör-alfa'nın ateroskleroz sürecini hızlandırdığını göstermektedir. Omega-3 yağ asitleri, antienflamatuvar (iltihap önleyici) etkileri ile koroner kalp hastalığı gelişimini yavaşlatır. Rafine edilmiş gıdalardan uzak durarak ve bunların yerine doğal gıdaları yiyerek kronik iltihap rizikosu azaltılabilir" bilgileri şaşırttı.

"MEVCUT DURUMDAN KİMLER YARARLANIYOR?"

"Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açmadığına göre 20. yüzyılın en büyük yalanı niçin sürdürülüyor?" veya "Mevcut durumdan kimler yararlanmaktadır?" sorusu mevcut bilgiler ışığı altında sorulması gereken sorular olarak akla geliyor. Cevap da yine hazır:

"İlaç sanayisi, margarin ve sıvı yağ sanayisi, düşük yağlı diyet sanayisi, kalp ile uğraşan özel hastaneler ve buralara malzeme ve alet satan firmalar. Bu piyasanın cirosu trilyonlaca dolar ile ifade edilmektedir. Rantın sürdürülebilmesi ancak yalanın sürdürülmesi ile mümkündür. koroner kalp hastalığına yakalanmamak için; Un ve şekerden mamül gıdaların tüketimi minimale indirilmeli. Margarin ve sıvı (mısır, soya, ayçiçek) yağlar kullanılmamalı. Bunların yerine hayvani yağlar ve zeytin yağı yenilmeli (dedelerinizin yaptığı gibi). Günde en az 1 gr balık yağı ve 250- 1000 mL kefir tüketilmeli. Et, süt ürünleri, yumurta, sebze meyve ve kabuklu kuru yemiş tüketilmeli. Günde 3-5 dakika kültür fizik yapılmalı ve yarım saat yürünmeli. Güneşlenilmeli ve erken yatıp erken kalkılmalı. Bu öneriler insanı sadece kalp hastalığına karşı değil diğer müzmin hastalıklardan da korur".

Kolesterolle ilgili değişik kaynaklardan elde edilen bilgilerde şu sonuçlara yer veriliyor:
"Kolesterol bir zehir değil , hücrelerimiz için çok hayati bir maddedir. İyi kolesterol (HDL), kötü kolesterol (LDL) diye bir şey yoktur. Sizden iyi olmasınlar her ikisi de görevlerini yaptıkları sürece iyidir. Kolesterolün kendisi tehlikeli değildir, hatta yararlıdır, fakat onu yükselten neden tehlikelidir ya da tehlikeli olabilir. Vücudumuzda günde 2000-2500 mg kolesterol yapılır. Dışardan alınan ne kadar az ise içeride yapılan o kadar fazladır. Diyet ile alınan kolesterolün kan kolesterol düzeyine hemen hemen hiçbir etkisi yoktur. Boşuna ağzınızın tadını bozmayın. Kan kolesterol düzeyi normal hatta düşük olan kişilerde de yüksek olanlar kadar ağır ateroskleroz gelişebilir. Koroner kalp hastalığı olanların yarısından fazlasında kolesterol düzeyi normaldir. Bir maddenin hem azı hem normali hem de fazlası aynı hastalığa yol açtığını iddia etmek saçmalıktır. Koroner kalp hastalığının gerçek nedeni düşük yoğunluklu ateşsiz müzmin iltihaptır".

Bu arada, kolesterol konusunu aklına getirenlerin hemen tereyağı kabını da eline alması gerektiği kaydedildi. Yüksek kolesterolü azalttığı bilinen tereyağının diğer faydaları ise şöyle sıralandı:

"Tereyağının yararları : En iyi A vitamini kaynağıdır. Lesitinden zengindir. Yüksek oranda antioksidan (kolesterol, A vit, E vit, selenyum) içerir. İyi bir iyot kaynağıdır. Konjuge linolenik asitten (CLA)zengin olduğu için, antienflamatuvar, antiallerjik ve antikansorejenik etkileri vardır. Diş çürükleri ve osteoporoz riskini azaltır. Maküler dejenerasyonu azaltır (lutein) Yüksek kolesterolü azaltır (kolin) Bellek ve öğrenme kapasitesini artırır (kolin) Asetilkolini artırır. Çinko içeriği yüksektir. Magnezyum içeriği yüksek (migren, fibromiyalji vb. Antioksidan ve antienflamatuvardır. Omega-3'ten zengindir. A, D, K vitaminleri, demir, selenyum, riboflavin, ve niasinden zengindir".
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:52 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 07-24-2006, 20:02
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
maturidi is on a distinguished road
Standart Kolestrolün iyi ve kötü

Kolestrolün iyi ve kötü huylusu var

İSTANBUL (İHA) - Yüksek kolestrolün pek çok sağlık probleminin sebebi olduğunu belirten uzmanlar, kolesterolün bir iyi, bir de kötü huylusu olduğunu belirtiyor.
Beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağ olan kolesterol, vücutta hormon, D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılıyor.

Kolesterol, kan dolaşımında serbest olarak dolaşmıyor, proteinlere bağlı olarak kan içinde taşınıyor. Kanda çözünmesi ve taşınması için de karaciğerde bir protein ile birleştiriliyor. Bu birleşime ''lipoprotein'' adı veriliyor. Lipoproteinlerin de çeşitleri bulunuyor. Düşük yoğunluklu lipoproteinler (Low-Density Lipoproteins = LDL), kan kolesterolünün yaklaşık olarak yüzde 70'ini taşıyor, çünkü kan damarları duvarlarına girebilmek için yeterince küçükler ve damarlara zarar veriyorlar. Bu nedenle ''kötü kolesterol'' olarak da adlandırılıyorlar. Yüksek yoğunluklu lipoproteinler (High-Density Lipoproteins = HDL) ise vücudun kullanamadığı yağı karaciğerden safraya boşaltmak üzere taşıyorlar. Kolesterolün bir cins ters naklini yaptıkları için de ''iyi kolesterol'' olarak adlandırılıyorlar.

Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa, kolesterol akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum gibi maddelerle beraber kan damarlarının duvarlarında birikiyor ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına yol açıyor. Halk arasında bu olay, ''damar sertliği'' ya da ''damar kireçlenmesi'' olarak biliniyor.

Türk Kardiyoloji Derneği'nin araştırmalarına göre, Türkiye'de 9 milyon kişinin kolesterol düzeyi sınır değerlerin üzerinde bulunuyor. Kalıtımsal olarak ülkemizde iyi kolesterol düzeyinin de düşük olması, kalp hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturuyor.

Uzmanlara göre, kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hastalar için büyük risk oluşturuyor. Ayrıca HDL-kolesterolün düşük olması da bir risk. Bu riske sahip hastalarda, kalp krizi, felç, damar tıkanıklığı, böbrek yetersizliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artıyor.

Uzmanların verdikleri bilgiye göre, kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol, yıllar içinde yavaş yavaş damarların duvarında birikmeye başlıyor. Bu birikim sonucu damarlarda daralma, tıkanma ortaya çıkıyor. Bu hasarlı damarların oksijen taşıdığı organlar da zarar görme eğiliminde oluyor ve buna bağlı olarak ilgili organlarda hastalıklar ortaya çıkıyor.

Yüksek kolesterolün vücudumuza verdiği zararlar kısa sürede karşımıza çıkmıyor, aksine uzun dönemde etkilerini göstermeye başlıyor ve bazen de tedavi için geç kalınmış olabiliyor.

Kalbi besleyen damarlarda, yani koroner arterlerdeki kolesterol birikimi, bu damarlarda tıkanma ve daralma, göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetersizliği gibi sorunlara neden oluyor. Bunların sonucu, hasta koroner by-pass ameliyatı (cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması) ya da anjiyoplasti (daralmış koroner arterin balonla genişletilmesi) işlemine ihtiyaç duyabiliyor. Beyni besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olması ise felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açabiliyor. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi, yüksek tansiyon ve böbrek yetersizliğine yol açabiliyor. Ana atardamarda yani aorttaki kolesterol birikimi de son derece tehlikeli. Buradan kopan kolesterol birikintileri daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabiliyor; bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak kangrene yol açabiliyor.

KOLESTEROL NEDEN ARTAR?

Uzmanların verdikleri bilgiye göre, kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör bulunuyor. Kalıtımsal faktörler, yediğimiz gıdalar, şişmanlık, yaşam tarzı, yaş, diyabet, yüksek tansiyon, bazı böbrek ve tiroid hastalıkları, sigara, stres gibi faktörler, kolesterolü ve kötü kolesterolü (LDL-kolesterol) yükseltiyor. Değiştirilebilir niteliğe sahip bulunan faktörler ise şunlar:

"Genler: Uzmanlara göre kalıtım, kolesterol seviyeleri üzerinde önemli bir etken. Bazı araştırmacılar, aile ile ilişkili hiperkolesterolemi ve diğer ailevi kolesterol bozukluklarından dolayı tüm dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon orta yaşlı insanın öldüğünü bildiriyor. Bu sebeple, ailenin tıbbi öyküsünün bilinmesi büyük önem taşıyor. Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyküsü varsa, koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artıyor.
Yağlı yiyecekler: Eğer yağlı yiyecekleri çok fazla tüketiyorsanız kanınızdaki LDL seviyelerinin yükseleceğini bildiren uzmanlar, kolesterolün et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunduğunu belirtiyor. Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok doymuş yağ ve kolesterol emiyor.

Aşırı kilo: Uzmanlar, ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarlarının oldukça yüksek olduğunu bildiriyor. Amerikan Kalp Birliği, aşırı şişmanlığı kalp-damar hastalıkları açısından büyük risk faktörü olarak kabul ediyor, çünkü aşırı şişman kişiler hareketsiz ve beslenme alışkanlıklarında yağlı yiyeceklerin payı çok yüksek oluyor.

Hareketsiz yaşam tarzı: Uzmanlara göre bu, diyet kadar önemli bir risk faktörü. İstatistikler, fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direkt ilişki olduğunu gösteriyor. Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL-kolesterol düşük, LDL-kolesterol ise yüksek çıkıyor. Dlsonucu damarlarda daralmaüzenli olarak egzersiz yapmak, iyi kolesterolü arttırıyor.

Yaşlanma: Yaşın artmasıyla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görüldüğünü bildiren uzmanlar, kolesterol düzeylerinin 20 yaşından itibaren orta yaşlara kadar her 5 yılda bir ölçülmesi gerektiğini hatırlatıyor. Uzmanlara göre, 45 yaş ve daha üstündeki erkekler, 55 yaş ve daha üstündeki bayanlar, her yıl kolesterol seviyelerini ölçtürmeli. Zira, erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL-kolesterol düzeyleri görülme sıklığı artıyor. Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülüyor. Ancak, hormon tedavisi yapılan kadınlarda kolesterol düzeyleri azalıyor.

Uzun Süreli Hastalıklar: Uzmanların verdikleri bilgiye göre, kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabiliyor. Çalışmalar; diyabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidinin kandaki lipoprotein dengesini değiştirdiğini ve kardiyovasküler hastalık riskini arttırdığını gösteriyor. Yüksek kan basıncı (hipertansiyon), damar yapılarında değişiklikler oluşmasına neden oluyor ve kalp damar hastalıkları riskini arttırıyor. Bazı tansiyon ilaçları LDL-kolesterol ve trigliseridleri arttırıp, HDL-kolesterol'ü düşürebiliyor. Bu nedenle kontrollere önem vermek gerekiyor.

Sigara: Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubunda bulunuyor. Sigara içenlerin damar duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluştuğunu ve bu düzensiz yüzeyin daha çok yağ tutulumuna sebep olduğunu açıklayan uzmanlar, sigara içenlerde HDL-kolesterol miktarlarının yaklaşık olarak yüzde 15 azaldığını bildiriyor. Düşük HDL-kolesterol düzeyleri ile tütünün toksik etkileri biraraya geldiğinde de kalp krizi riskinin arttığı görülüyor.
Stres: Uzmanlara göre, stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değil. Stres altındaki insanların kendilerini, yiyecek, alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettikleri tahmin ediliyor, bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediği düşünülüyor".

BESLENME ALIŞKANLIĞININ DEĞİŞMESİ GEREKİYOR

Uzmanların verdikleri bilgiye göre, yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak gösterilmiş bulunuyor.

Tedavi, ilaçsız tedavi ve ilaç tedavisi olmak üzere iki aşamada gerçekleştiriliyor. İlaç tedavisinin kesinlikle doktor denetiminde olması gerekiyor. İlaçsız tedaviye gelince, bu tedavinin kesinlikle ihmal edilmemesi ve özenle sürdürülmesi, en az ilaç tedavisi kadar hayati önem taşıyor. Zira, ilaçsız tedavilerde yapılan ihmal, kolesterol düşürmek amacı ile kullanılan ilaçların başarısını da azaltıyor.

Uzmanlara göre, ilaçsız tedaviler alışılmış yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da düşünülebilir. Bunların başında, beslenme alışkanlığının değiştirilmesi geliyor çünkü yüksek kolesterol tedavisinin olmazsa olmaz koşulu bu. Uzmanların verdikleri bilgiye göre, vücut gereksinimi olan kolesterolü kendisi üretebildiği için, diyetle kolesterol almaya gerek yok. Beslenme konusunda tedavi planı, beslenme uzmanı ile birlikte yapılmalı.

Doymuş yağlardaeucu damarlarda daralman ve kolesterolden fakir bir diyet seçilmeli. Sıvı yağlarda doymamış yağ daha fazla, bu nedenle sıvı yağlar tercih edilmeli. Ayrıca, genel olarak sebze, meyve ve hububat tercih edilmeli. Kızartmalardan kaçınılmalı ve tercihen kırmızı et yerine beyaz et tüketilmeli. Karaciğer, böbrek ve beyin gibi kolesterolü fazla olan etlerden uzak durulmalı. Yüksek tansiyonu bulunan hastaların tuzu azaltmaları gerekli. Gıdaların yağ ve kalori içeriklerine de dikkat edilmeli. Yağı azaltılmış peynir, süt tercih edilmeli. Diyet peynir, diyet süt kullanılsa bile bunların sınırlı miktarda tüketilmesi gerekli.

Sigara kesinlikle bırakılmalı; çünkü sigara da kolesterol yüksekliği gibi bir kardiyovasküler risk faktörü. Sigara ayrıca, akciğer kanseri, akciğer hastalığı, beyin kanaması ve birçok kansere de zemin hazırlıyor.

Hastada yüksek tansiyon varsa, yüksek tansiyon tedavisinde geçerli olan ilaç dışı tedaviler ihmal edilmemeli. Uzmanlara göre, yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliğinde uygulanan ilaç dışı tedaviler birbirine benzerlik gösteriyor. Yüksek tansiyonlu hastaların, beslenme ile aldıkları tuzu da azaltmaları gerekiyor.
Şeker hastalığı kontrol altına alınmalı. İnsülin kullanmak gerekiyorsa kaçınılmamalı. Şişmanlık kesinlikle kontrol altına alınmalı.

Düzenli egzersiz, HDL-kolesterolü (iyi kolesterol) yükseltiyor, LDL-kolesterolü (kötü kolesterol) düşürüyor. Bu nedenle, hastalar düzenli egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirmeli. Haftada en az 3, tercihen 5 kez 30-45 dakika süre ile yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme gibi sporlar yapılmalı.

Uzmanların verdikleri bilgiye göre alkol HDL-kolesterolü yükseltiyor, ancak alkolün insan sağlığı ve sosyal yaşantı üzerine çok sayıda olumsuz etkisi olduğu unutulmamalı. Bu nedenle, alkol alımı kesinlikle sınırlandırılmalı, hatta tamamen bırakılmalı.
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:52 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 03-05-2007, 23:50
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
maturidi is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
Von: Gülşen Demir
An: gokcekaktar@hotmail.com
Gesendet: Sonntag, 4. März 2007 22:51

Sayın Gökçek 37 yaşındayım ve 6 senedir yüksek kolesterol ve trigliserid hastasıyım. Dönem dönem doktorumun tavsiyesyle ilaç kullanıyorum ve diyetime her zaman dikkat ediyorum. Ancak, hala bu hastalığı kontrol altına alamadım.Hatta, bu hastalığa neden olabilecek bütün diğer hastalıkları araştırdım ve ailemde şu ana kadar hiç kimsede görülmediği halde irsi olduğunu anladım. 1,5 ay kadar önce tekrar tahlil yaptıdım ve kolesterolüm 250, trigliseridim 450 çıktı LDL ise hiç bir zaman normalin üstüde çıkmıyor zatan ve o da 110 çıktı.Doktorum trigliserid düşürücü bir ilaç verdi 1 hafta kadar kullandım ancak bu ilaç karaciğer fonksiyonlarımı yükseltti ve ürtiker oldum, tedaviye 1 hafta kadar ara verdim. Tahlilleri tekrar yaptırdım be sefer trgliserid 650, kolesterol 290 ve LDL 120 çıktı. Doktorum ilacımı değiştirdi ve 1 aydır bu ilacı kullanıyorum. Ancak, bu ilaçların yanında bitkisel içerikli ilaçların kullanımının ne kadar doğru olduğunu bilmesemde sizin gökçek iksiri olarak tanımladığınız bu ilacı kullanmak istiyorum.Ancak gökçek iksirini kullanırken doktorumun verdiği ilacı kullanabilirmiyim ya da kullanmam gerekiyormu, ayrıca bu iksiri kesin çözüm alabilmek için ne kadar kullanmam gerekiyor, ya da gerçekten bu iksir kesin çözüm veriyormu yoksa ilaçlar gibi kullanırken etkili, iksiri kestiğin zaman hiç bir etkisi olmuyormu beni bu konularda aydınlatırsanız çok sevinirim.Unutmadan , kolesterol hastası olupta bu iksirden kullanarak tamamen iyileşen hastanız varmı, varsa e-mail adresini verirmisiniz? Şimdiden çok teşekkürler işinizde başarılar diliyorum.
Mrb
Gülşen Hanım Gökçek İksiri kulanmaya başldığınızda ayrıca başka bir ilaç kulanmanıza gerek kalmaz. Fakt siz beli bir süre devam etmek isterseniz devam edin bu ilaçlarla Gökçek İksirinin birlikte alınması problem yaratmaz.
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:52 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 03-05-2007, 23:54
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
maturidi is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
Von: gultekin ..........
An: ibrahim gokcek
Gesendet: Montag, 5. März 2007 14:04

İbrahim bey,
Hızlı cevabınız için teşekkür ederim. Anladığım kadarıyla Gökçek Tonik ve Gökçek Diyette yerekiyor. Hesaba havale çıkarmak için ilave ücreti bildirseniz sevinirim. Şu handa trigliserit ve kolestrol için ilaç kullanıyorum(LIPOFEN 250 ml). Gökçek İksiri , Gökçek Tonikve Gökçek Diyet beraberinde LIPOFEN 250 ml ilacına devam etmemde bir sakınca varmıdır ? Öte yandan Doktor kontrolünde peyrize başladım. Doktora göre yaklaşık 10 Kg fazlam var. (yaş: 40; boy:1,66m; kilo: 77) Sabahları sade yulaf ezmesini süte karıştırıp yiyorum. Sütün bir olumsuz etkisi var mı? (örneğin peynir gibi ?) Kırmızı eti braktım ve yerine tavuk ve hindi eti yiyorum. Beyaz eti de brakmam gerekiyor mu ? Gerek sedef gerekse trigliserit ve kolestrol konularında olumlu ve nihai netice almak için ilgili ürünleri ne kadar kullanmam gerekiyor ?
Cevaplarınız için teşekkür ederim.
Saygılarımla.
Gültekin Kale
Gökçek İksir kolesterol vetrigliseride karşı ve sedefe karşıda Mahon kremi iyi gelir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Sarımsak, Knoblauch, Allium sativum igokcek Şifalı Bitkiler: O-Z 2 06-26-2007 14:30
Sağlıklı beslenme igokcek Diyet Ürünü: Aspartam 1 09-20-2006 15:47
Safra rahatsızlıkları: igokcek Hastalıklar: P-Z 1 07-24-2006 21:22
Aloxi: igokcek Alternatif Tıp 0 06-25-2005 23:17


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:54 .


Powered by vBulletin Version 3.7.1
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0

Sağlık Siteleri Buluşma Noktası - www.saglik-siteleri.com

|Dogal tedavi | AlterNatif TıP | Bitkisel Tedavi | GokcekAktar | Gokcekİksir | Tonik | Tentur | Diyet | Aloeverabu | Nonibu | ZenceFiL | Vucut | SifalıBitkiler | Frmbest | F.DenizYıldızı | Frmsever | Bilgeforum | Forumsahil | Turksiteler100 |