Geri git   Şifalı Bitkiler, Doğal Tedavi, Alternatif Tıp, Bitkisel Tedavi, Hastalıklar, kanser, kurdeşen, genital siğil, lipom, allerji, saçkıran, saç dökülmesi, faranjit, epididimit, iktidarsızlık, gözaltı morlukları, kısırlık > Sağlık > Hastalıklar: K-O

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
  #1 (permalink)  
Alt 06-30-2005, 22:28
Administrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 51
Mesajlar: 2.616
igokcek is on a distinguished road
Post Osteoporoz, kemik erimesi:



Osteoporoz, osteoprosis, kemik erimesi:

Osteoporoz kemeik ağırlığının, şeklinin ve foksiyonunun azalması nedeniyle ağrılı ve mekanik olarak dayanıklı olmayan iskelet yapısı oluşur. Buda kemik kırılması tehlikesini doğurur. Osteoporozun bilinen iki önemli türü vardır ve bunlar menopoz devresinde ortaya çıkan kemik erimesi ve yaşlılık nedeniyle kemik erimesini gösterebiliriz.

Kemik hücreleri sürekli yenilenir ve burada oluşan kemikle, çözülen kemik arasındaki denge bozulursa o zaman osteoporoz ortaya çıkar. Bununda en önemli belirtisi kemiklerin ağrımasıdır. Ayrıca kemik yoğunluğunun azalması kemik kırılması ve kemiğin aşınması nedeniyle kişinin boyunda küçülme ve duruş bozuklukları görülür. Osteoporozun mutlaka tedavisi gerekir, aksi halde bakıma muhtaç duruma düşülebilinir.

Açıklama:
Osteoporoz kemik yoğunluğunun yaşlanma veya menopoz nedeniyle azalmasıdır. Kemik yoğunluğunun azalması ile birlikte fonksiyon yapı bozukluğu ve ağrılar görülürse buda kemik kırılmasına sebep olur. Osteoporoz sadece bazı kemiklerde görülebildiği gibi bütün iskelettede görülebilir. Şayet menopoz devresinden sonra osteoporoz görülürse, buna primer (birincil, doğrudan) osteoporoz denir ve yaşlanma nedeniyle osteoporoz görülürse bunada sekonderi (ikinci, dolaylı ) osteoporoz denir. Sekonderi osteoporoz genelikle hormon anormalikleri veya metabolik bozukluklar nedeniyle ortaya çıkar.

Osteoporozun sebepleri:
Kemiklerin gelişimi ve yoğunluğu 40 yaşına kadar sürekli yavaş yavaş artar. 40 yaşından sonra ise yavaş yavaş her yıl yoğunluğu azalmaya başlar ve bu kemik yoğunluğunun yılda % 0,5-1,5 oranında azalması normaldır. Şayet kemik yoğunluğu yılda % 1,5 oranından fazla erimeye başlarsa o zaman osteoporozdan bahsedilir. Tabiki burada kemik yoğunluğunun 40 yaşına kadar tam olğunlaşmasıda çok önemli bir faktördür.

Kemik yoğunluğunun yeterince oluşmamasının sebepleri:
1-) Yeterince hareketetmeme
2-) Yeterince kasiyum ve D-Vitamini alamama
3-) Genç kızlarda görülen östrojen yetersizliği veya ergenlik çağına geç girme
4-) Genetik problemler

Menopoz nedeniyle ortaya çıkan osteoporoz:
Bayanlarda menopozun görülmesi ile birlikte ösrojen hormonuda azalır. Bu hormon azalması ile birlikte osteoporozda hızlanır. Osteoporozun % 90 oranında kadınlarda menopoz devresinin başlaması ile birlikte osteoporoz ortaya çıkar ve genelikle omur kemikleri bundan etkilenir. Menopozla birlikte yumurtalıkların yeterince östrojen salğılamaması nedniyle kadınlarda bir çok metabolik değişimlerde anormalikler görülür ve bunların başında mide ve bağırsaklar kaslsiyum absorbsiyonunun (alımı ) azalırken, böbreklerde kasiyum atışını artırır. Almanyada 4 milyon osteoporoz, yani kadınların % 20?sinde görülmektedir.


Osteoporozun belirtileri:
Kemik erimesi çok hafifse rahasızlıklara sebep olur. Eğer kemik erimesi aşırı ise o zaman kemik aşınması nedniyle aşırı ağrılar görülür.Bunların başında kalça kemiğinin boyun kısmndan kırılması veya deforme olması nedeniyle amaliyatla sunni eklem takılır. Aynı şekilde omurlardaki kalsiyumun azalması nedeniyle omurların şekli bozulur ve bel fıtıkları ortaya çıkar. Osteoporoz nedeniyle kimyasal ilaç özeliklede ösrojen hormon alınırsa bir çok hastalık daha ortaya çıkar.


Teşhis:
Röntgen ile kemiğin yoğunluğu anlaşılır, fakat kemik yoğunluğunun % 30?dan fazlasını kaybederse ancak o zaman osteoporoz olup, olmadığı anlaşılır. Omur disklerindeki yıpranma ve bozulma röntgende açıkca beli olur. Menopozla birlikte ortaya çıkan osteoporozla birlikte başka faktörler nedeniylede osteoporozda görülebilir. Bu nedenle kan testi yapılması gerekebilir.

Tedavi:
Menopoz nedeniyle ortaya çıkan osteoporoza karşıçörekotu-, ışıldak-, hayıt-, ve kadınkökü preparatları, Gökçek Tonik veya Gökçek İksiri ile tedavi yapılabilir. Kalsiyum içeren besinler almak gerekir. Peynirin çok kalsiyum içerdiği ve çok peynir yenmesinin tavsiye edilmesi pek geçerli ve akıllıca değildir, çünkü peynir yenince böbreklerde o oranda daha çok kalsiyum ve asidi dışarı atar. Bu nedenle fazla peynir yenirse kemiklerde kalsiyum oranı artar görüşü yanlıştır. (Ehk 10.02.716) Doğru olan bol sebze ve meyve yemektir.

Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Angehängte Grafiken
   

Konu igokcek tarafından (11-12-2008 Saat 21:44 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 07-22-2006, 23:29
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
maturidi is on a distinguished road
Standart Osteoporoz hastalarına "tedavi"

Osteoporoz hastalarına "tedavi" uyarısı

İSTANBUL (İHA) - Osteoporoz hastalarının yarıya yakınının, haftalık tedavisini sürdürmediği için ciddi kemik kırılması riskiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

Bu durumun, halihazırda mali sıkıntı içindeki sağlık sistemleri üzerindeki yükü artırdığını belirten uzmanlar, Osteoporoz hastalığına yakalananların sayısının, yaşlanan küresel nüfus artışına paralel olarak önümüzdeki yıllarda yükseleceğine dikkat çekerek, hastalara kemik güçlendirici tedavi yöntemlerini önerdi. Uluslararası Osteoporoz Vakfı'nın (IOF) hazırladığı rapor, kadınların Osteoporoz tedavisini yarıda bırakmasının doğurduğu küresel sonuçlar ve bu durumun hasta, toplum ve ekonomi üzerindeki maliyetlerine dikkat çekiyor.

Rapora göre, Osteoporoz hastalarının yarıya yakını haftalık tedavisini sürdürmediği için ciddi kemik kırılması riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bu durum, halihazırda mali sıkıntı içindeki sağlık sistemleri üzerindeki yükü de artırıyor. Hazırlanan rapor, IOF'nin, tedaviye devam edilmemesinin getirdiği gerçek yüke dikkat çekmeyi amaçlayan, "Kalıcı Olma Gücü: Osteoporoz Tedavisinde Sürekliliği Sağlamak" başlıklı kampanyasının da ilk adımını oluşturuyor. Çok yönlü kampanya, dünyanın her yerindeki kadınları, doktorları ve hasta gruplarını, hastalara tedavilerini sürdürmelerinde yardımcı olmaya ve onları zayıf duruma düşüren, gereksiz kemik kırılması riskini azaltmaya yönelik çalışmalarda birlikte hareket etmeye çağırıyor.

Tedaviyi sürdürme konusunun önemli olmasının bir sebebi de kemik kırığı vakası geçiren hastaların başka kemik kırılmaları yaşama riskini artırması. Osteoporoz hastalığının yakalananların sayısı, yaşlanan küresel nüfus artışına paralel olarak önümüzdeki yıllarda yükseleceğini belirten uzmanlara göre, bu durum, hastalara ancak uzun vadede yarar sağlayacak, kemik güçlendirici tedaviler görmelerini daha da önemli hale getiriyor. Kadınların tedavilerini yarıda bırakmalarının yol açtığı sosyal ve ekonomik maliyetlerin sürdürülemez bir hal aldığını ifade eden uzmanlar, "Doktorlar, kadınlar ve hasta gruplarının bu durumla mücadele etmek için birlikte çalışması gerekiyor. Osteoporoz tedavilerinin hastalar açısından daha rahat olmasını sağlamak son derece önemli. Bugün, daha az sıklıkla verilen dozajlar gibi, yararı dokunabilecek, yeni seçenekler de mevcut" açıklamasında bulundu.

Osteoporoz, her 3 kadından ve her 5 erkekten 1'ini etkileyen, yaygın bir rahatsızlık. Tedavi edilebilir olmasına karşın, birçok hastanın tavsiye edilen uzun tedavi süresi boyunca ilaçları kullanmayı zor bulması nedeniyle tedavide sürekliliğin sağlanması büyük bir sorun halini alıyor. Bu devamsızlık, Osteoporoz hastaları için önemli sonuçlar doğuruyor. Zira, kadın hastaların üçte birden azında kemik kırıkları tam olarak iyileşirken, üçte birden fazlası sürekli bakıma ihtiyaç duyuyor. Bu ihmal beraberinde önemli finansal riskleri de getiriyor. Sadece Avrupa'da, Osteoporoz'un bugün getirdiği hastane bakımı maliyeti 4,8 milyar Euro'yu aşıyor. Kemik kırığı oranlarının düşürülmemesi durumunda, bu maliyetlerin daha da yükseleceği tahmin ediliyor. 45 yaşın üzerindeki kadınların Osteoporoz yüzünden hastanede geçirdikleri süre, diyabet, kalp krizi ve göğüs kanseri gibi diğer birçok rahatsızlığı aşıyor.

IOF raporuna göre; 2050 yılına kadar, hastalığın küresel maliyeti en az 106 milyar Euro olarak tahmin ediliyor. İngiltere'de, Osteoporoz'dan kaynaklanan kırıkların yıllık maliyeti 2.2 ila 2.6 milyar Euro arasında değişiyor. İspanya'da, her yıl meydana gelen 25 bin kırık vakası doğrudan 126 milyon Euro'luk maliyete yol açarken, 420 milyon Euro'luk da dolaylı maliyet getiriyor. 2001-2002 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde görülen 2.39 milyon Osteoporoz kaynaklı kırık vakasının kamu sağlık sigorta sistemine maliyeti ise 10 milyar Euro olarak gerçekleşti.

Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:53 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 11-26-2006, 21:32
Acemi
 
Üyelik tarihi: Nov 2006
Yaş: 24
Mesajlar: 1
sehzade is on a distinguished road
Standart

Osteoporz nedir?

Halk arasinda kemik erimesi dedigimiz bir hastaliktir. Osteoporoz dedigimiz kemik erimesinde sanildigi gibi kemik erimez, kemigin icindeki destek dokusu zayiflar. Belli yaslarda eger önlem alinmassa vücuda binen yükler sonucunda spontan kiriklar meydana gelebilir.

Osteoporoz nasil oluyor?

Kemik devamli yapilan ve yikilan, kendini yenileyen bir organdir. Genclerde kemik yapimi, yikimina esittir. Yas ilerledikce giderek yikim, yapimdan daha fazla olur ve kemik kitlesi azalir. Kadinlarda estrojen denkilen hormon kemiklerin yikimini önlemektedir. Adet kesimiyle (menopoz), bu hormon azaldigindan kemik yikimi artar. Cocuk ve genc eriskin, yeterli kalsiyum almiyor, günes isinlarina yeteri kadar maruz kalmiyorsa, kemik kitlesi azdir. Menopoz sonrasinda kolaylikla kaybedilir. Osteoporoz icin bir yatkinlik da vardir.

Menopozun hangi devresi osteoporoz icin önemlidir?

Kemik kaybi ilk bes yilinda en fazladir. Sonraki yillarda azalarak devam eder.

Osteoporoz belirtileri nelerdir?

Genelde kiriklar ortaya cikincaya kadar herhangi bir belarti ve agri olmaz. Ancak bazi kisilerde ileri yaslarda romatizma zannedilen kemik agrilarina neden olabilmektedir.

Bu hastaligin giziksel özellikleri:

Ø Osteoporozun ilk belirtisi kücük bir düsme sonucu meydana gelen kalca, omurga ve el bilegi kirigidir. El kemigi kiriklarina daha cok ellili yaslardaki kadinlar ve erkeklerde rastlanir; daha yasli olanlar kalca kirigina egilimlidir.
Ø Omurgadaki kemikler zayifsa omurlar ezilebilir ve bunun boyunuzun kisalmasina sebep olur; eger cok sayida ezilme varsa omurga egilir. Baslangicta siddetli sirt agrilari cekebilirsiniz ve daha sonra bu agrilar kronik olarak devam edebilir. Boy kaybi oldugundada biraz yada agri cekmezsiniz. Veya siritinizda bir kamburluk ortaya cikabilir.
Ø Omurganiz iyice egilirse kaburgalrinizin altindaki busluk azalir ve siz bu nedenden dolayi soluk almada güclük cekebilirsiniz. Idrar tutmama probleminiz olabilir cünkü boy kaybi diger organlarin mesane üzerine baski yapmsina yol acabilir.

Kimler risk gurubundadir?

· Menopoz dönemindeki kadinlar 50 yasini gecen erkekler
· Düzensiz beslenen her ys gurubundakiler
· Günes isigindan yetersizce faydalanlar
· Asiri cay ve kahve icenler
· Aile icinde birinde kemik erimesi olan kisilerde
· Kaliyumdan fakir beslenenler
· Cesitli nedenlerle uzun süre asiri haraketsiz yasayanlar

Osteoporoz Nasil Engellenir?
Kemik sagliginizi korumak için yapmaniz gerekenler zor seyler degildir. Genel sagliginiz için de gerekli olan sigara ve içki aliskanliklarini birakmak ve hareketli olmak bunlarin başında gelir. 65 yasina kadar her gün 1000 mg kalsiyum almaniz gerekir. 65 yasindan sonra da günlük kalsiyum miktari 1500 mg'a çikarilmalidir. Yine kalsiyumla birlikte çok gerekli olan, ayrica kalsiyumun ince bagirsaktan emiliminde rol alan D vitaminini de günde en az 10 dakika güneslenerek alabilirsiniz. Eger herhangi bir nedenle günes isigindan mahrumsaniz, günlük D vitamininizi yiyeceklerden saglamalisiniz. Bu da en az 400 iü en çok 800 iü olmalidir. Bir bardak sütten ya da hazir vitamin tabletlerinden yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini alinabilir. Fakat istatistiklere göre süt ve süt ürünlerinin tüketimi gerekli olan oranin yarisindan bile azdir. Süt sevmeyenler için yogurt, peynir, ve dondurma, koyu yesil yaprakli bitkiler, deniz ürünleri, tofu ve badem gibi yiyecekler de gerekli kalsiyum miktarini karsilamada yardimci olacaktir. Spor yapmak da yine kaslari ve kemikleri güçlendirir. Bunlar arasinda yokus yukari yapilan yürüyüs, merdiven inip çikma, takim sporlari ve agirlik kaldirma gibi sporlar dayanikligi arttirdigi için yararlidir.
Saglikli bir yasam ve özellikle saglikli bir yaslilik dönemi geçirmek için yeterli kalsiyum miktarini almak gerekir. Bunun için de süt ürünlerini tüketme aliskanligi edinmek icinde bir davranistir

Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:53 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 03-04-2007, 16:15
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
maturidi is on a distinguished road
Standart

Kemik Kaybı Olan Yaşlılarda Sekonder Hiperparatiroidizm ve Kemik Döngüsü - Orijinal Araştırma
Nurdan Peker, Demet Tekdöş, Metin Erbil, Betül Kaya, Çağlayan Dere


Özet

Kemik kaybı ilerleyen yaşla beraber sık görülen bir durumdur. Kan kalsiyum düzeyini ayarlayan parathormon (PTH), kalsitonin ve D vitamini metabolitleri gibi sistemik hormonların iskelet üzerine çeşitli etkileri vardır. Bu çalışmanın amacı kemik kaybı olan yaşlılarda sekonder hiperparatiroidizm (HPTH) sıklığının ve kemik döngüsü hızının araştırılması idi.
Çalışma grubu 65 yaş ve üzerindeki, kemik kaybı olan 55 kişiden (9 erkek, 46 kadın) oluşuyordu. Kemik yoğunluğu dual enerji x-ışını absorpsiyometri (DXA) ile PA lomber vertebra (L1-4) ve sağ proksimal femur bölgelerinden yapıldı. Her iki bölgeden birinde T skorları <-1.5 olan kişiler çalışmaya alındı. Hastaların kırık öyküsü, yaz aylarında güneşlenme süresi ve yürüme aktivitesi sorgulandı. Vertebra kırığı lateral torakal ve lomber vertebra grafileri ile araştırıldı.Rutin kan incelemeleri yanında serum osteokalsin (OC) ve C-telopeptit tip 1 çapraz bağ (CTX) düzeylerine bakıldı. Hastaların %70.9'unda HPTH saptandı. HPTH olan grupta, PTH düzeyi normal olan gruba göre femur boyun T skorları ile total femur KMY değerleri anlamlı olarak düşüktü (p=0.05, p=0.03). Serum OC ve CTX düzeyleri hem HPTH hem de PTH normal olan grupta yüksek idi. Femur boyun KMY değerleri ile CTX arasında negatif korelasyon vardı (r=0.321, p=0.017).
Serum PTH düzeyleri ve lomber vertebra ve proksimal femur KMY değerleri arasında bir ilişki yoktu. Serum PTH düzeyleri ile alkalen fosfataz düzeyleri arasında anlamlı pozitif ilişki bulunuyordu.
Sonuç olarak kemik kaybı olan yaşlı kişilerde sekonder HPTH ve artmış kemik döngüsü sık görülmektedir. Bu grupta yeterli kalsiyum ve D vitamini alımının sağlanması önemlidir. (Osteoporoz Dünyasından 2006; 12: 70-3)
Anahtar kelimeler: Parathormon, kemik döngüsü, dual enerji x-ışını absorpsiyometri, osteokalsin, C-telopeptit tip 1 kollajen


Summary

Bone loss is common in the elderly. Parathyroid hormone (PTH), which regulates serum calcium levels,calcitonin and vitamin D metabolites have various effects on skeletal system. The aim of this study was to assess secondary hyperparathyroidism (HPTH) and bone turnover in elderly with bone loss.
Fifty-five patients (9 men,46 women) older than 65 years with bone loss were included in the study. Bone mineral density was measured by dual energy x-ray absorptiomety (DXA) at L1-4 vertebrae and proximal femur regions. Patients with T scores <-1.5 at one of the measurement sites were included in the study. Study subjects were assessed in terms of fracture history, sunbathing and walking activity. Routine biochemical tests, serum osteocalcin (OC) and C-telopeptide type 1 collagen (CTX) and lateral thoracal and lumbar vertebrae radyographic evaluation was performed. Our results showed that 70.9% of the patients had HPTH. Total femur BMD values and femur neck T scores were significantly lower in HPTH group than PTH normal one (p=0.05, p=0.03). Serum OC and CTX levels were higher in both groups. There was a negative correlation with femur neck BMD and CTX (r=0,321).
There was no correlation between serum PTH levels and lumbar vertebrae and proximal femur BMD values. Serum PTH and alkaline phosphatase levels showed a significant positive correlation.
In conclusion secondary HPTH and increased bone turnover is common elderly with bone loss. Adequate calcium and vitamin D intake is important the older people. (Osteoporoz Dünyasından 2006; 12: 70-3)
Key words: Parathormone, bone turnover, dual energy x ray absorbsiometry, osteocalcin, C-telopeptide type 1 collagen

Giriş

Toplumda sık görülen bir durum olan osteoporozun patogenezinde, kalsiyum metabolizmasının düzenlenmesinde rol oynayan hormonların önemli bir rolü vardır. Parathormon (PTH), kalsitriol ve daha az olarak da kalsitonin kemiğin yeniden yapılanmasında etkili olur (1). Parathormon (PTH), kalsitonin ve D vitamini metabolitleri kemiğin yeniden yapılanmasında etkilidir (1). Parathormonun kemikler üzerinde hem anabolizan hem de katabolizan etkileri vardır (2). 20. yüzyılın başlangıcından hemen önce başlayan PTH ile ilgili ilk araştırmaları takiben, hormonun aşırı salınımının kemik kaybıyla ilişkisi incelenmiştir (3). Günümüzde D vitamininin bağırsaktan kalsiyum emilimini düzenlediği, düşük serum kalsiyum düzeyi olan kişilerde PTH salınımının uyarıldığı bilinmektedir.
Yerleşmiş vertebral osteoporozu olan 421 postmenopozal kadında yapılan bir çalışmada D vitamini eksikliği oranı %39, bu kişilerde sekonder hiperparatiroidizm (HPTH) görülme oranı ise yaklaşık 1/3 olarak bildirilmiştir (4).
D vitamini eksikliği ve buna bağlı olarak gelişen sekonder HPTH kemik döngüsünde artışa ve kemik kaybına neden olmaktadır(4). Ancak olması gereken ideal serum D vitamini düzeyi kesin olarak bilinmemektedir (5).
Bu çalışmada lomber vertebra veya proksimal femur bölgesinde kemik kaybı olan yaşlılarda sekonder hiperparatiroidizm oranının ve bu kişilerdeki kemik döngüsü hızının araştırılması amaçlanmıştır

Materyal ve Metod

Çalışmamıza 30.08.2005-27.02.2006 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran ve kemik kaybı olan 65 yaş ve üzerindeki 55 kişi ( 9 erkek, 46 kadın) alındı. Çalışmaya katılanların tümü evde yaşayan ve günlük yaşam aktivitelerini kendileri yapabilen yaşlılardı. Daha önce osteoporoz tanısı konmuş olanlar, karaciğer, böbrek veya bağırsak hastalığı olanlar, kemik metabolizmasını etkileyen ilaç kullananlar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların tamamında lomber vertebra (L1-4) veya proksimal femur bölgesinde (femur boyun veya total femur), Dünya Sağlık Örgütünün osteopeni ve osteoporoz tanımına göre T skorları <-1.5 idi. Kemik yoğunluğu DXA (Lunar model Dpx, Lunar corp, Madison, WI) ile ölçüldü. Hergün 20 dakika süre ile düzenli yürüyüş yapma, yaz aylarında 1 aydan fazla güneşlenme, düşme ve geçirilmiş kırık öyküsü sorgulandı. Kanda kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz seviyeleri ve diğer rutin biyokimyasal incelemeler yapıldı. Serum osteokalsin (OC) ve C- terminal telopeptit tip 1 kollajen (CTX) düzeyleri mikro ELISA yöntemi ile aynı laboratuvarda ölçüldü. Kan örnekleri sabah aç karnına saat 8.00-9.00 arasında alındı. PTH düzeyi ölçümü radioimmunoassay yöntemiyle yapıldı. Hastalarda kırık öyküsü sorgulandı. Vertebra kırıkları, lateral torakal ve lomber grafiler ile araştırıldı.
Bu çalışma hastane etik kurulu tarafından onaylanmıştır.
İstatistik analiz için SPSS 11.5 programı kullanıldı. Tanımlayıcı analizlerde Pearson korelasyon testi ve student t testi kullanıldı. P<.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

Bulgular

Hastalara ait klinik özellikler Tablo 1'de gösterilmiştir. Çalışma grubumuzun yaklaşık 2/3?ünde hiperparatiroidizm (>50 ng/L) vardı. HPTH olan grupta serum PTH düzeyi 94.43 ± 33.5 ng/L, PTH normal olan grupta ise
34.16 ± 13.9 ng/L idi.
HPTH olan ve olmayan gruplardaki L1-4, femur boyun ve total femur kemik mineral yoğunluğu (KMY) değerleri ve T skorları Tablo 2'de özetlenmiştir. HPTH olan grupta, PTH normal olan gruba göre femur boyun
T skorları ve total femur KMY değerleri anlamlı olarak düşüktü (p=0.05, p=0.03).
Çalışma gruplarına ait serum kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, OC ve CTX değerleri Tablo 3'de gösterilmiştir. Serum kalsiyum, fosfor ve ALP düzeyleri normal sınırlar içindeydi. HPTH olan grupta hastaların %46.2'sinde artmış kemik yıkımı (CTX>0.75 ng/ml), %56.4'ünde artmış kemik yapımı (OC> 20 ng/ml) vardı. PTH normal olan gruptaki kemik yıkımı artışı %43.7, kemik yapımı artışı ise %50 idi (Tablo 4).
Çalışmamızda serum PTH düzeyleri ile lomber bölge ve proksimal femur KMY değerleri arasında ilişki bulunamamıştır. PTH ile OC ve CTX arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Buna karşılık serum PTH düzeyi ile ALP arasında anlamlı bir pozitif ilişki saptanmıştır.
Femur boyun KMY değerleri ile serum CTX arasında negatif bir ilişki bulunuyordu (r=0.321, p=0.017). L1-4 KMY değerleri ile kemik döngüsü göstergeleri arasında bir ilişki yoktu.
PTH ile vertebra, geçirilmiş periferal kırık ve düşme sıklığı arasında ilişki yoktu.
Düzenli yürüyüş yapan kişilerde serum PTH düzeyleri, yürüyüş yapmayanlara göre anlamlı olarak düşük bulundu (p=0.02). Yürüyüş yapan yaşlılarda femur boyun KMY değerleri, yürümeyenlere göre daha yüksekti (p=0.04). Düzenli yürüyüşün serum OC, CTX, kalsiyum, fosfor ve ALP düzeyleri ile ilişkisi bulunamadı.
Yılda 1 aydan fazla güneşlenen kişilerde total femur KMY değerleri, güneşlenmeyenlere göre daha yüksekti (p=0.04). Güneşlenmenin serum PTH, kemik döngüsü belirteçleri, kalsiyum, fosfor ve ALP üzerine etkisi bulunamamıştır.

Tartışma

Bu çalşmanın sonuçları, kemik kaybı olan yaşlılarda sekonder HPTH prevalansının yüksek olduğunu (%69.1) göstermiştir. Daha önce yapılan bir çalışmada yaşlı evlerinde yaşayan, düşük gelirli 64 yaş ve üzerindeki kişilerde sekonder HPTH görülme sıklığı %30.2 olarak bildirilmiştir (6). Bizim çalışma grubumuzdaki osteopeni ve osteoporozu olan yaşlılardaki HPTH oranı daha yüksek bulunmuştur. Sahota ve ark. evde yaşayan, aktif durumdaki yaşlılarda, D vitamini eksikliğinin sık görüldüğünü, ancak bunların hepsinde sekonder HPTH gelişmediğini bildirmişlerdir (4). D vitamini eksikliğinin sekonder HPTH'ye yol açtığı, serum 25OHD seviyesi düşük olan kişilerde PTH konsantrasyonunun yaklaşık %30 kadar yükseldiği bildirilmiştir (7). Serum 25OHD düzeyi düşük olan yaşlıların yaklaşık %30-50'sinde sekonder HPTH görülmektedir (4,8). Ülkemizde yapılan bir çalışmada osteoporozu olan 60 yaş civarındaki kişilerde D vitamini eksikliğinin ve yetersizliğinin yaklaşık %57.8 oranında görüldüğü bildirilmiştir (9).
Çalışmamızın ilgi çekici sonuçlarından biri de HPTH olan grupta, PTH normal olan gruba göre total femur KMY değerleri ile femur boyun T skorlarının düşük olmasıydı. Bu durum sekonder HPTH ile birlikte kemik kaybı olan yaşlı kişilerde artmış kalça kırığı riskine işaret etmektedir. Sakuma ve ark.nın yaptığı çalışmada yerleşmiş osteoporozu olmayan 70 yaşın üzerinde kalça kırığı geçiren hastalardaki serum 25OHD düzeyleri kontrollere göre düşük, intakt PTH düzeyi ise yüksek bulunmuştur (10).
Çalışma gruplarımızın her ikisinde de kemik yapım ve yıkım göstergelerinde artış saptanmıştır. EPIDOS çalışmasında da yaşlı kadınlarda kemik yapım ve yıkım göstergeleri sağlıklı premenopozal kadınlardan daha yüksek bulunmuştur (11). Garnero ve ark.nın çalışmasında yaşlı kadınlarda menopozdan sonra geçen süre uzadıkça kemik döngüsü hızının kemik kitlesinin göstergesi olarak önem kazandığını bildirilmiştir (12).
Çalışmamızda serum PTH düzeyleri ile lomber bölge ve femur KMY değerleri ve kemik döngüsü göstergeleri arasında bir ilişki bulunmamıştır. PTH ile ALP arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Yaşlı kadınlarda serum D vitamini seviyesinin azalmasına bağlı olarak sekonder HPTH gelişimi sebebiyle kemik döngüsünün hızlandığı bildirilmiştir (12).
Çalışma sonuçlarımız femur boyun KMY değerleri ile kemik yıkım göstergesi arasında negatif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Önceki bir çalışmada kalça kırığı geçirmiş olan kadınlarda üriner CTX düzeyinin yüksek bulunması bizim sonuçlarımızı desteklemektedir (11). Sonuçlarımıza göre serum PTH düzeyi ile düşme ve kırık arasında bir ilişki olmadığı gösterilmiştir.
Çalışmamızda düzenli yürüyüş yapan kişilerde serum PTH düzeyleri düzenli olarak yürüyüş yapmayanlara göre daha düşük olarak belirlenmiştir. Yürüyenlerde femur boyun KMY değerleri de yürümeyenlere göre daha yüksek bulunmuştur. Palombaro tarafından yapılan bir meta-analizde 50 yaş ve üzerindeki kadın ve erkeklerde yürümenin tek başına tüm iskelet bölgelerinde kemik kaybını önlemediği, ancak lomber bölge kemik yoğunluğu üzerine olumlu etkisi olduğu bildirilmiştir (13). Kohrt ve ark.nın 60-74 yaşları arasındaki 39 kadın hastada yaptığı bir çalışmada bir gruba 11 ay süreli yer tepkimesi kuvvet egzersizleri (yürüme, jogging gibi), diğer gruba eklem tepkimesi kuvvet egzersizleri (ağırlık kaldırma gibi) verilerek, kontrol grubu ile karşılaştırılmış ve sonuçta her iki egzersiz grubunda da kemik yoğunluğunda artma olduğu, femur boyun kemik yoğunluğunun yürüme gibi yer tepkime kuvvet egzersizlerine cevap verdiği bildirilmiştir (14).
Çalışma sonuçlarımız yaz aylarında güneşlenen kişilerde total femur KMY değerlerinin güneşlenmeyenlere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Melin ve ark.nın yaptığı çalışmada yaz aylarında hergün düzenli olarak güneş ışınına maruz kalmanın kan kalsiyum dengesine olumlu etkisi bildirilmiştir (15).
Sonuç olarak 65 yaş ve üzerindeki osteopenik ve osteoporotik kişilerde PTH ve kemik yapım ve yıkım göstergelerinin yüksek olması kemik kaybı ile sekonder HPTH arasındaki ilişkinin önemini göstermiştir. HPTH olan grupta total femur KMY değerlerinin düşük olması bu kişilerde artmış kalça kırığı riskine dikkat çekmektedir. Düzenli yapılan yürüyüşün femur boyun KMY değerlerine, güneşlenmenin de total femur KMY değerlerine olumlu etkisi görülmüştür. Yaşlılarda düzenli egzersiz ile beraber yeterli kalsiyum ve D vitamini alımının sağlanması kemik kaybının önlenmesi açısından yararlı olacaktır.

Yazışma Adresi: Dr. Nurdan Paker, İstanbul 70. Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon,
Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bahçelievler, İstanbul, Türkiye
Tel.: 0212 442 22 00 E-mail: nurdanpaker@hotmail.com

Kaynaklar

1. Biberoğlu S.Osteoporoz patogenezi. Gökçe Kutsal Y (ed). Osteoporoz. Güneş Kitabevi Ankara 2005:37-60.
2. Malluche HH, Koszewski N, Monier-Faugere MC et al . Influence of the parathyroid glands on bone metabolism. Eur J Clin Invest 2006;36:23-33.
3. Potts J. Parathyroid hormone: past and present. J Endocrinol 2005; 187:311-25.
4. Sahota O, Gaynor K, Harwood RH et al. Hypovitaminosis D and functional hypoparathyroidism-the NONOF (Nottingham Neck of Femur) study. Age & Ageing 2001;30:467-72.
5. von Muhlen DG, Greendale GA, Garland CF et al.Vitamin D, parathyroid hormone levels and bone mineral density in community-dwelling older women: the Rancho Bernardo Study. Osteoporos Int 2005;16:1721-6.
6. Harris SS, Soteriades E, Dawson-Hughes B. Secondary hyperparathyroidism and bone turnover in elderly blacks and whites. J Clin Endocrinol Metab 2001;86:3801-4.
7. Lips P, Duong T, Oleksik A et al. A global study of vitamin D status and parathyroid function in postmenopausal women with osteoporosis: Baseline data from the multipl outcomes of raloxifene evaluation clinical trial. J Clin Endocrinol Metab 2001;86:1212-21.
8. Sahota O, Mundey MK, San P et al. The relationship between vitamin D and parathyroid hormone: calcium homeostasis, bone turnover, and bone mineral density in postmenopausal women with established osteoporosis. Bone 2004;35:312-9.
9. Başaran S, Güzel R, Benlidayı İC ve ark .Osteoporozda vitamin D düzeyinin yaşam kalitesi üzerine etkisi. Osteoporoz Dünyasından 2006;12:35-8.
10. Sakuma M, Endo N, Oinuma T et al. Vitamin D and intact PTH status in patients with hip fracture. Osteoporos Int 2006;
11. Garnero P, Hausherr E, Chapuy MC et al. Markers of bone resorption predict hip fracture in elderly women: The EPIDOS prospective study. J Bone Miner Res 1996;11:1531-8.
12. Garnero P, Sornay-Rendu E, Chapuy MC et al. Increased bone turnover in late post-menopausal women is a major determinant of osteoporosis. J Bone Miner Res 1996;11:337-49.
13. Palombaro KM. Effects of walking-only interventions on bone mineral density at various sites: a meta-analysis. J Geriatr Phys Ther 2005;28:102-7.
14. Kohrt WM, Ehsani AA, Birge SJ Jr. Effects of exercise involving predominantly either joint-reaction or ground-reaction forces on bone mineral density in older women. J Bone Miner Res 1997;12:1253-61.
15. Melin A, Wilske J, Ringertz H et al.Seasonal variations in serum levels of 25-hydroxyvitamin D and parathyroid hormone but no detectable change in femoral neck bone mineral density in an older population with regular outdoor exposure. J Am Geriatr Soc. 2001 ;49:1190-6.
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:53 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 03-04-2007, 16:17
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 601
maturidi is on a distinguished road
Standart

OSTEOPOROZ (KEMİK ERİMESİ)

Menopoz insan hayatında önemli değişkliklerin meydana gelmesine neden olur. Hem ruhsal hem de fiziksel bu değişiklikler temel olarak vücutta yumurtalıklardan salgılanan östrojenin azalması nedeniyle ortaya çıkar. Menopozla birlikte özellikle aşağıda anlatılacak olan risk faktörleri olanlarda kemik dokusu da kısa zamanda kalitesinden ödün vermeye başlayabilir. Menopozda olan kadınlar yaşamlarının geri kalan kısımlarında osteoporoza bağlı %50'lik bir kemik kırığı riski ile karşı karşıyadırlar.

Osteoporoz insan ömrünün giderek uzamasıyla birlikte ülkemizde de önemli bir sorun haline gelmiştir.

Osteoporoz nedir?

Osteoporoz, ya da daha çok bilinen adıyla "kemik erimesi", kemiğin mineral içeriğinin azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir. Vücutta kortikal kemik ve trabeküler kemik olmak üzere iki ayrı kemik türü vardır. Kortikal kemik tüm vücut kemiklerinin %80'ini oluştururken, trabeküler kemik, bir arıpeteği yapısında olan ve yüzey alanı daha geniş bir kemik türüdür. Trabeküler kemik omurgalarda ve uzun kemiklerin uç kısımlarında yeralır ve osteoporoza bağlı kırıklara en hassas bölgeler de buralarıdır. Kemikler sürekli olarak yapım-yıkım olaylarının ardarda devam etmesiyle yenilenen canlı dokulardır. Trabeküler kemiğin yapım-yıkım hızının kortikal kemiğe göre 4-8 kat daha hızlı olması bu kemikleri kırıklara daha hassas hale getirmektedir.

Kadınlarda 40 yaşına kadar yapım-yıkım olayı dengeli bir şekilde devam ederken, bu yaştan itibaren yıllık %0.5'lik bir oranda geri dönüşümsüz bir kemik kaybı olur. Bu, özellikle menopozdan itibaren daha da hızlanır ve menopozda olan bir kadın her yıl trabeküler kemiklerinin %5'ini ve tüm vücut kemik dokusunun %1-1.5'luk bir kısmını kaybeder. Bu kayıpılar 10-15 yıllık hızlı bir dönemden sonra oldukça azalır. İşte bu aşamaya kadar kaybedilen kemik dokusu miktarı kadının ileride kemik kırığıyla karşılaşıp karşılaşmayacağını belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Zira bu süre içerisinde trabeküler kemiğin %50'si kortikal kemiğin ise %30'u kadar bir miktarı kaybedilmiş olabilir.

Osteoporoz hangi kemikleri etkiler?

Osteoporoz en sık vücudun yükünü taşıyan ve trabeküler yapıda olan omurları etkiler. Tüm osteoporoz olgularının %47'si omurlarda, %20'si kalçada (uyluk kemiğinin baş kısmında), %13'ü bileklerde ve %20'si diğer kemiklerde görülür.

Bunun sonucunda özellikle ileri yaşlarda omurlardaki çökme kırıklarına bağlı olarak boyda kısalma olabileceği gibi (bir kadının ileri yaşlarda boyu 15-20 cm'ye kadar kısalabilir!), hafif düşmeler sonucunda ya da kendiliğinden, başta kalçada olmak üzere diğer kemiklerde hayatı tehdid eden kırıklar meydana gelebilir.

Osteoporoz kimlerde daha sık görülür?

Osteoporoz riski yaşla birlikte artar ve özellikle kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. İnce kemik yapısı olanlarda, ailesinde ve özellikle ailesindeki kadınlardan birinde kemik kırığı öyküsü ya da boyunda kısalma öyküsü bulunan kadınlarda, 45 yaşından önce kendiliğinden ya da ameliyatla yumurtalıkların alınması neticesinde menopoza giren kadınlarda, uzun süreli adet görememe şeklinde adet düzensizliği olan kadınlarda, gıdalarının kalsiyum içeriği az olan kadınlarda (en önemli kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir), yaşamlarında egzersize yer vermeyen, sigara içen, aşırı alkol kullanan kadınlarda, kortizon ve diğer bazı ilaçları kullanmak zorunda olanlarda ve başta hipertiroidi (tiroid hormonlarının yüksek olması) olmak üzere çeşitli hormonal hastalıklarda osteoporoz riski artmıştır.

70 yaşın üzerinde olan kadınların %21'inde hiçbir belirti olmasa da radyolojik olarak kırık yönünde değişiklikler gözlenir. Kalça kemiği kırıklarının riski menopozdan 10-15 yıl sonra artmaya başlar ve 90 yaşında bir kadının kalça kemiği geçirmiş olma olasılığı %20'dir. Bu kalça kırıklarının yaklaşık %15'i ilk üç ayda ölümle sonuçlanacak kadar ağırdır. Özellikle kalça kırıkları %50 kadında sakatlıkla sonuçlanır.

Osteoporoz tanısı nasıl konur?

Klasik radyolojik yöntemlerle (düz röntgen filmleriyle) osteoporoz tanısı koymak hatalıdır. Bunun yerine DEXA adı verilen özel yöntemle ve kemik tomografisi yöntemiyle vücudun en hassas kemikleri olan uyluk başı bölgesi, omurlar ve kol kemiklerinin incelemesi yapılır ve hassas bir şekilde tanı konabilir. Raporda "normal", "osteopeni" (osteoporoz başlangıcı), "osteoporoz" ve "ileri derecede osteoporoz" olmak üzere farklı ifadeler kullanılabilir.

Hiç bir şikayeti olmayan kadınlarda bile menopoza girdiklerinde bir kez ve daha sonra beşer yıllık aralıklarla kemik ölçümü önerilmektedir.

Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

Başlamış bir osteoporoz süreci sonucu kaybedilen kemiği yerine geri getirmek zordur. Ancak süreç bazı tedavilerle büyük oranda durdurulabilir. Bunun sonucunda ileri derecede osteoporoz olguları hariç, kırık oluşma riski de önemli derecede azalmış olur.

Östrojen tedavisinin süreci yavaşlattığı artık kesinlikle kanıtlanmıştır. Östrojen tedavisi alanlarda kol ve kalça kırıklarında %50-60 oranında azalma, beraberinde kalsiyum alımı da sağlandığında (kalsiyumdan zengin gıdalar alınması ve gerekli durumlarda ilaç şeklinde kalsiyum tedavisi) omurga kemiği kırıklarında %80'lik bir azalma beklenebilir. Bu, özellikle en az 5 yıllık bir tedavi sonrası etkili olur.

Östrojen tedavisinin etkili olabilmesi için tedavi devam etmelidir. Tedavi bırakıldığında osteoporoz süreci tedaviden önceki eski hızıyla devam eder. Progesteron tedavisi de kalsiyum metabolizması üzerindeki olumlu etkileriyle osteoporozun önlenmesine katkıda bulunur.

Kalsiyum emilimi yaşla birlikte azalır ve özellikle menopoz sonrası azalma daha belirgin olur. Kalsiyum dengesinin sağlanması osteoporoz engellenmesinde en önemli basamaklardan biridir. Ancak östrojenin az olduğu durumlarda kalsiyum ne kadar alınırsa alınsın etkili olmayabilir. Bu yüzden östrojen tedavisine ek olarak vücuda gıdalarla ya da ilaç verilmesi yoluyla günlük 1000 gram kalsiyum girişinin sağlanması önemlidir.

Östrojen tedavisinin sakıncalı olduğu durumlarda ise kalsitonin adlı ilaçtan faydalanılır.

İlaç tedavisi dışında osteoporozun önlenmesi ya da ilerlemesinin durdurulması için yaşam tarzında da bazı değişiklikler yapılmalıdır. Günde en az 30 dakika olmak üzere, haftada 3 kez vücudu zorlamayan sporlar yapılması menopoz döneminde kemiğin mineral miktarını önemli ölçüde iyileştirir. Sigara ve alkol bırakılmalıdır. Dengeli bir diyetle yeterli kalsiyum alınması için gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

Dr. Kağan Kocatepe

Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:54 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:40 .


Powered by vBulletin Version 3.7.1
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0

Sağlık Siteleri Buluşma Noktası - www.saglik-siteleri.com

|Dogal tedavi | AlterNatif TıP | Bitkisel Tedavi | GokcekAktar | Gokcekİksir | Tonik | Tentur | Diyet | Aloeverabu | Nonibu | ZenceFiL | Vucut | SifalıBitkiler | Frmbest | F.DenizYıldızı | Frmsever | Bilgeforum | Forumsahil | Turksiteler100 |