![]() |
|
|||
|
Alıntı:
![]() Yorgunluk: Yorgunluğun akut ve kronik olmak üyere iki türü mevcuttur. Akut yorgunluk herkeste görülebilir ve bunun asıl sebebi uykusuzluk veya aşırı çalışma olabilir. Yorgunluğu tarifetmek oldukca zordur, çünkü her insanda başka türlü bu rahatısızlık ortaya çıkar. Şayet yorgunluğun sebebi bazı hastalıklarsa, bu rahatsızlıklar iyice araştırılıp doğru teşhis komak gerekir. Kronik yorgunluğa mantarlar, virüsler, bakteriler veya bazı kiyasal maddeler sebep olabileceğinden daha tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. A-) Akut Yorgunluk a-) Ne kadar uyumalı? Kişiden kişiye uykuya duyulan ihtiyaç farklılık gösterir ve kişi yaşlandıkca daha az uyur. Bebekler 16 saat uyuyabilirler ve ilkokul çağındaki çoçuklar 10-12 saat uyurlar. Yetişkinlerse 6-8 saat uyurlar. Vücudun dinlenmesi için kişinin iyi uyuması şarttır. Uyku rahatsızlıkları kişide sinirsel ve immün zafiyetine neden olur. b-) Kişinin kendisi neler yapabilir? 1-) Öncelikle yorgunluğun sebebinin aşırı çalışmamı yoksa uzkusuzlukmu olduğu anlaşılmalıdır. 2-) Vücudunmuz kendi kendini ayarlar, yani vücut ısısı ve uykusu gibi 3-) Beslenmeye dikkat edlimeli bol sebze ve meyve yenmeli, hayvansal besinlerden az alınmalı özeliklede yatmadan önce hayvansal besin alınmamalıdır. 4-) Düzenli spor yapmak gerekir, böylece kan dolaşımı düzenli olur, tabiki aşırı spor yapmakta yorgunluğa sebep olur. 5-) Şayet kişi yapabiliyorsa soğuk su ile duş alabiliyorsa, soğuk su ile duş almalıdır. 6-) Bazı kimyasal ilaçların yantesiri yorgunluk ve sersemliğe sebep olur. Hangi hastalıklar yorgunluğa neden olur? 1-) Kansızlık en yaygın olarak görülen yorgunluk sebebidir. Kadınların adet sırasında kan kaybetmeleri kansızlığa, kansızlıkta demir yetersizliğine neden olur. 2-) İnce bağırsak rahatsızlıkları nedeniylede besinlerdeki demir alınarak değerlendirilemezse buda kansızlığa sebep olur. Bu nedenle bağırsakların sağlıklı olması çok önemlidir. 3-) Enfeksiyon ve ateşte yorgunluğa sebep olur. 4-) Depresyon, kanser, metabolizma rahatsızlıkları, diabet (şeker hastalığı ) ve troid bezinin yetersiz çalışmasıda yorgunluğa sebep olur. Bu nedenle hastalığın sebebi iyi bilinmelidir. B-) Kronik Yorgunluk: Kronik yorgunluk akut yani geçici yorgunluktan çok farklıdır, şayet yorgunluk hali 6 aydan uzun süre devam ediyorsa o zaman kronik yorgunluktan bahsedilir. Kronik yorgunluğun sebepleri çok ağır olabilir ve bunların başında mantarlar, bakteriler, virüsler ve kimyasal maddeler kronik yorgunluğa sebep olurlar. Kronik yorgunluğun belirtiler (chronic fatigue syndrome): Eklem ve kas ağrıları, kalp ritim bozukluğu (aritmi), lenf bezlerinin şişmesi, sürekli sıkca ortaya çıkan enfeksiyonlar, unutkanlık, yön tayininde problemler, hareketlerinde sınırlanma ve hatta felçe yakalanma söz konusu olabilir. Bunun yanında deride büzülme, kuruma, akne gibi rahatsızlıklar, saç dökülmesi, başağrısı, migren, hormon bozuklukları, görme bozuklukları, mide-bağırsak rahatsızlıkları, koma, baygınlık nöbeleri, kalp krizi nöbetler, MS-belirtileri ve parkinson hastalığının belirtileri görülür. Korku, panik ve sara nöbetleri vede intihara teşebüs gibi anormalikler ve rahatsızlıklar görülebilir. Kronik yorgunluğun sebebi? Kronik yorgunluğn sebebi olarak yıllarca virüsler tahmiedilmiş ve bu yönde fikirler beyan edilmiştir, fakat son yapılan araştırmalarda kronik yorgunluğa küf mantarlarının sebep olduğu tesbitedilmiştir. İmmün sistemi tanıdığı, bildiği ve konturol altında tuttuğu virüsleri küf mantarları tekrar aktifleştirir (reaktif). Buna reaktif virüsler denir ve reaktif virüsler birçok hastalıklara sebep olur, çünkü virüsler konturoldan çıkar. Hastalıklara yakalananlar antibiyotik ilaçlar genelikle küf mantarından (penisillin) üretildiğinden vücutta daha karmaşık enfeksiyonlar ortaya çıkar. B1-) Küf mantarı: Hastalığın bakteri, virüs, küf mantarı veya reaktif virüsünün mü sebep olduğu kan testi ile anlaşılır. Reaktif virüslerin sebep olduğu hastalıklarda kandaki IgG-Değerleri pek artmaz ve IgM?de aynı şekilde hemen hemen normal seviyede olur. Nu nedenle reaktif virüsler enfeksiyon?a (bulaşıcı ) sebep olmazlar. Reaktif virüsler aşağıdaki hastalıklara sebep olur. 1-) Kızamık, seskısıklığı, hırıltılı öksürük 2-) Dalak şişmesi 3-) Su çiçeği, zona hastalığı 4-) Siroz, endometrit, zatürre (akciğer iltihaplanması ) 5-) Mononükleoz enfeksiyon (Epstein-Barr-Virüsünün sebep olduğu enfeksiyon) 6-) Miyokardit, HHV6-Virüsü, Herpes-Virüsü 7-) Sinir sisteminin tahribati 8-) Gripin kalp ve beyine etkisi 9-) Hepatit C Küf mantarı hastalıkları: Küf mantarı tedavi edilmezse aşağıdaki birçok hastalık ortaya çıkar. 1-) Artrit, poliartrit, artroz 2-) Aritmi, miyokard zafiyeti (kalp kası zafiyeti), kalp krizi, kalp zafiyeti 3-) Pankreatit 4-) Böbrek zafiyeti 5-) Nefes darlığı 6-) Bel fıtığı 7-) Kaslarda ve kemiklerde değişimler 8-) Göz hastalıkları 9-) Sinir sistemi hastalıkları 10-) Mukoza tahribatı, özeliklede bağırsak mukozasının tahribatı 11-) Karaciğer tahribatı Ve benzeri rahatsızlıklara sebep olur. (Geniş bilgi için Mantara bak) B2-) MCS (Çokyönlü kimyasal duyarlılık): MCS ingilizce çokyönlü kimyasal duyarlılık anlamına gelen ?multiple chemical sensitity? kelimesinin kısaltılmış şeklidir. Sinir sisteminin havadaki zehirli gazlardan, besinlerdeki zehirli kimyasal maddeler ve küf mantarlarının ürettiği zehirli gazlar ve alkollere (mikotoksinler) karşı gösterdiği reaksiyon anlaşılır. MCS aslında bir hastalık değildir, aksine birçok kimyasal maddeye karşı gösterdiği reaksiyondur. MCS ve Küf Mantarı MCS-Hastalıkları aslında kimyasal maddelere veya ağır metallere karşı vücudumuz bir reaksiyon göstermez. Bu kimyasal maddeler ve ağır metallerin küf mantarı barındırmaları ve onlara yaşam ortamları hazırlamaları nedeniyle bu maddelerden küf mantarı insanlara geçer. Bu nedenle iş yeri, oturulan mekanlar, yiyecekler ve ilaçların küf mantarının yaşaması için en ideal ortamı oluştururlar. MCS üzerin henüz kitaplarda ve okullarda bahsedilmediğinden yeterince bilgi sahibi değiliz. MCS?in belirtileri (semptomları ): MCS kişide halsizlik, dermansızlık ve enerjisizlik gibi rahatsızlıklara sebep olur. Bu rahatsızlığa yakalananların çoğunda depresyon, sinirlilik, stres ve iç huzursuzluk gibi haller görülür. Bunlara ilavetten sindirim anormalikleri görülür ve bazı besinler yenince kaşıntı, allerji, iltihaplanma gibi problemler ortaya çıkar. Doktorlar bu konuda henüz bilgi sahibi olmadıklarından rahatsızlıklar ortaya çıkınca sebebinin başka etkenler olduğunu zannetmektedirler. MCS?in sebep olduğu rahatsızlıklar: 1-) Halsizlik, dermansızlık 2-) Yorgunluk, bıkınlık 3-) BBK-Hastalıkları 4-) Depresyon, düşünce karmaşası, başağrısı 5-) Mide-bağırsak rahatsızlıkları, sindirim anormalikleri 6-) Eklem ağrıları, romatizma, artrit, artroz, kas ağrıları 7-) Gripbenzeri rahatsızlıklar 8-) Besin allerjisi MCS?in sebepleri: 1-) Oturulan mekanlar ve iş yerlerinde küf mantarı 2-) Oturulan mekanlar ve iş yerlerini temizlerken daha çok küf mantarına sebep olan temizlik maddesi kulanma 3-) Antimikozit ilaçlarda küf mantarının yayılmasına neden olur. 4-) Bağırsak florasının bozulması nedeniyle buraya yerleşen bakteri, virüs ve mantarların ürettiği toksik maddeler. 5-) Kanda mikotoksik maddeleri artmasını sayabiliriz. Yorgunluğa sebep olan kimyasal maddeler: Bu maddeler küf mantarının yayılmasına sebep olurlar ve bazıları çok zehirli, hatta kanserojenik, mutajenik ve teratojenik olduğundan Almanyada satılması yasaktır. Geniş bilgi için tehlikeli maddelere bakınız. 1-) Piretroitler (Pyrethroidler) 2-) Lindan (gamma-hexanchlorcyclohexan, gama-heksanklorsikloheksan) 3-) Heksanklorbenzol (hexanchlorbenzol, HCB) 4-) Pentaklorfenol (PCP, Pentachlorphenol) 5-) PCB (Poliklorlu Bifeniller, polyvhlorierte Biphenyle) 6-) Formaldehid (formid aldehid) 7-) Benzol 8-) Amalgam Kronik yorgunluğu tedavi: Kronik yorgunluğu tedavi edebilmek için hücreleri regenerasyon yapacak, yani yeniliyecek bir madde olması gerekir. Aksi taktirde beyin, sinir sistemi, mide-bağırsak mukazası ve akciğer mukazası başta olmak üzere organda yoğunlaşan küf mantarının üretiği zehirli maddeler (mikotoksik) ve kimyasal madde artıklarının vücuttan atılması imkansızdır. İşte mucizevi doğal bir ilaç olan Gökçek İksiri, Gökçek Tonik ve ZYE kulanılır. Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet [quote]MONONÜKLEOZ ENFEKSİYONU (ÖPÜCÜK HASTALIĞI) MONONÜKLEOZ ENFEKSİYONU (ENFEKSİYÖZ MONONÜKLEOZ, EMN, ÖPÜCÜK HASTALIĞI) Mononulear: bir çekirdekli, enfeksiyon: bulaşıcı anlamına gelir. Hastalığın resmi: Mononükleoz Enfeksiyonu virüslerin sebep olduğu bulaşıcı bir hastalıktır ve bu virüse Epstein Bar Virüsü denir ve herpes virüsler aileisndendir. Genelikle lenf sistemine yerleşirsede, kronikleşinde bütün organalarda tahribat yapabilir. Bebeklerde ve çocuklarda genelikle problemsiz bağışıklık sistemi tarafından yokedilir. Hastalık genelikle yetişkinlerde görülür. Hasta başalanğıcta boğaz ve başağrısı, aşırı üşümte veya dermansızlık gibi haller görülür. Bağışıklık sistemi virüsleri yokedemezse virüsler 2-3 hafta sonra lenf bazelerinde, özeliklede boyun ve ensede şişkinliklere sebep olur ve aşırı olarak ateşlenme uzun sürebilir vede deride kabarcıklar görülebilir. Bu sendromlar başka hastalıklarda görüleceğinden kesin bir sınır çekemk mümkün değildir. Bademcik iltihapalanması, boğaz iltihapalanması, difteri, kızamık, kızılcık gibi, hastalıklarda benzer semtomlar gösterir. Romatizma ve lösemi gibi bazı durumlarda immün sistemi zayıflar ve Epstein Bar Virüsü harekete geçer. Teşhis: Mononükleoz Enfeksiyonun kendine has özel bir semtomu yoktur. Kan?dan teşhisi enfeksiyonun başlangıç safhasında mümkündür. Hasalık ilerlemişse virüsü teşhsi mümkün değildir. Hastalığa sebep olan Epstein Bar Virüsüne akılı virüste denir. Virüs bağışıklık sisteminin antikor üremesini durdurur. Böylece virüs onlarca yıl vücutta kalabilir ve sürekli bağışılık ssitemini zorladığından bağışıklık sistemi aşırı zayıflar ve bu nedenle problemsiz yok edilebilecek bakteri, virüs ve mantarlar sürekli çoğalır ve yayılır. Herbalist Tobis Zaum 35 yıllık araştırması sonunda bu virüsün kronik yorğunluk sendromuna sebep olduğunu tesbitetmiştir. (Nhp 6.06.418) Hastalığın devreleri: Mononükleoz Enfeksiyonu bebek ve çocuklarda çok önemsiz bir bulaşıcı gibi gelip geçsede büyük çocuklarda, gençlerde ve yetişkinlerde ağır semtomlar görülebilir. Virüs tükrükle yayılır ve bulaştıktan 1-2 ay sonra önce bademcikler ve yutak bademcikleri, ateşlenme, boğaz ağrısı ve yutkunma rahatsızlıkları görülür. Bademciklerin yanında lenf bezeleri, dalak ve karaciğerede virüs yayılır. Lenf sisteminde oldukca çok sık olarak bulunan akyuvarlardan lenfositlerde virüsle mücadelede çok önmeli görevler yapar. Fakat kandan lenflere inen virüsler lenfositlerin bir kısmına bulaşır. Bu iltihapalanma sonucu lenf bezeleri, dalak ve karaciğerde iltihapalanma ve şişme görülür. Ayrıca enfeksiyon ilerlerse kanın yapısında bozulma, beyin iltihaplanması, bronşit, sinüzit, tonsilit, gasrit, akciğer iltihapalanması, kalpkaslarının iltihaplanması, romatizma, fibromyalji, sinirsel bozukluklar ve dalak yırtılması görülebilir. Bağışıklık sistemi sürekli bu virüsle uğraştığından yorğun düşer. Buda kişde kronik yorğunluğa sebep olur. Enfeksiyon normal olarak 2-3 hafta sonra iyileşir, ama bağışıklık sistemi zayıflamışsa virüs kolay kolay vücuttan atılamaz ve ömür boyu birçok hastalığın kaynağı olur, çünkü immün sistemi bu virüsle uğraşmaktan çok çok zayılar. Buda diğer bakteri, virüs ve mantarların daha kolay yayılmasına neden olur. Tedavi: Sadece çok nadiren ilaç tedavisi gerekir, eğer bağışıklık sistemi güçlü ise. Nadiren ilaç kulanılır, ama immün sistemi zayıflamışsa vücuda balteri, virüs ve mantarların yayılmasında adeta mikropların anası olur. Bu virüsten kurtulmanın yolu anacak ve ancak Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik ile olur, çünkü Gökçek Iksir curufları eritir ve ortada kalan mikropları bağışıklık sistemi yokeder. Epstein Bar Virüsüne akılı virüsde denir virüs vücuda tamamen yerleşince, yani kronikleşince bağışıklık sisteminin antikor üreten mekanizmalarını devre dışarı bırakır. Buda bağışıklık sisteminin bu virüse karşı etkili olmasını önler. Böylece kişide sürekli kronik yorğunluk sendromu görülür. Çaresi sadece ve sadece Gökçek İksiridir. Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet Konu igokcek tarafından (06-04-2008 Saat 11:18 ) değiştirilmiştir.. |
|
|||
|
KRONİK YORGUNLUK SENDROMU
(Canlı Cenaze Sendromu!) veya daha yeni ismiyle KRONİK NÖROENDOKRİN İMMÜN DİSFONKSİYON SENDROMU CFS?Lİ HASTA NE HİSSEDER? Günlük işleri yapmak için çok fazla efor. Herşey için gerektiğinden on kat fazla efora ihtiyaç var gibi görünür (Wilson 2002). Stresle başa çıkma yeteneğinde azalma. Daha önce sizi asla rahatsız etmeyen küçük şeyler başınıza gelmeye başlar! Yolda öfkelenme, değişmeyen anksiyete, çocuklarınıza bağırıp çağırma, kompulsif yeme, içme ve ilaç kullanma gerçekte adrenallerinizin imdat çığlıklarıdır! (Wilson 2002) ?CFS?li hastalar sağlık ve huzurlarını ebediyen kaybettiklerini düşünürler.? Dr.Paul Cheney GİRİŞ Kronik yorgunluk sendromu (Chronic Fatigue Syndrome) ağır multisistemik, sakatlayıcı ve sonradan olan (doğumsal olmayan) kompleks bir sendromdur. Semptomları başlıca nörolojik, endokrinolojik ve immünolojik disfonksiyondur. CFS?deki global deregülasyon henüz tek bir etyolojik ajana veya tek bir mekanizmaya atfedilmemiştir. Patogenezinin multifaktoriyal olduğu düşünülmekle beraber, durumun genellikle bir viral enfeksiyonla tetiklendiğine inanılmaktadır, fakat bugüne kadar spesifik bir virusün varlığı ispatlanamamıştır. Enfeksiyöz ajanlar içinde Ebstein-Barr virus, Human herpesvirus 6-7, Cytomegalovirus, Lentivirus, Enterovirusler ayrıca Chlamydia ve Mycoplasma da suçlanmıştır (Carruthers 2003). Halen bu patojenlerin direkt olarak hastalık sebebi mi oldukları, yoksa nöral cevabın veya immün sistemin değişmesinin bu latent patojenlerin reaktivasyonuna/replikasyonuna yol açmaları sebebiyle mi sendromu başlattıkları bilinmemektedir. Yeni bir patojen ajanın keşfedilmesi de muhtemeldir (Carruthers 2003). Bu hastalarda en azından 2 çeşit immün disfonksiyon ortaya çıkarılmıştır (Suhadolnik 2004): 1. Aktive edilmiş T lenfositlerin ve dolaşımdaki sitokinlerin artışı 2. Natural killer hücre sitotoksisitesinin azalması ve çeşitli mitojenlere karşı T lenfosit cevabının bozulması Hastaların en azından yarısında tetikleyici bir enfeksiyon hikayesi ve antiviral defans yolunun monositlerdeki komponenti olan 2-5A synthetase/ribonuclease L (RNase L)?in biyokimyasal disregülasyonu gösterilmiştir (De Meirleir 1999, Suhadolnik 2004). Ayrıca bu hastalarda altta viral veya toksik bir sebebin yattığını düşündürür şekilde nötrofil apoptozisinin arttığı da ileri sürülmüştür (Kennedy 2004) ME/CFS endemik bir hastalık olmasına rağmen epidemik ve sporadik formları da bildirilmiştir (Carruthers 2003). Bu hastalar CFS?e tutulmadan evvel sağlıklı, tam ve aktif hayat stilleri olan insanlardır. Enfeksiyonlar veya diğer prodromal olaylar nöroimmünoendokrin regülatör sistemleri zorlayarak sendromu tetikleyebilir. Bu prodromal olaylar enfeksiyonlardan başka, uzun süreli psikolojik zorlanma, aşılama, anestetikler, çevresel toksinler, kimyasallar, ağır metaller veya fiziksel travmalar ya da cerrahi müdahaleler olabilir. Başlatıcı olaydan sonra hastalar sağlıklarında progressif bir bozulma yaşarlarken spesifik semptom kümesi geliştirirler. Bu sendromu tanımlamak için USA?de CDC (Centers for Disease Control) 1988 (Holmes) ve 1994 (Fukuda) tarihlerinde olmak üzere teşhis kriterleri geliştirmiştir. Ayrıca UK Oxford (1991) kriterlerini, Canada ve Australia ise CDC?ninkinin gözden geçirilmiş versiyonunu ortaya koymuşlardır. Bu kriterlerin esas olarak klinik vaka teşhisinden ziyade standardize araştırmalar yapmak için uygun olduğuna dair fikir birliği vardır. ?Fatigue? nedir ? Aşağıdakilerin hepsini içine alan bir şeydir! ● Yıpranmışlık (Weariness) ● Yorgunluk (Tiredness) ● Tükenmişlik (Exhaustion) ● Güçsüzlük (Weakness) ● Çalışmanın tatsızlaşması (Distaste for work) ● Sıkıntı (Boredom) ● Performans azalması (Reduced performance) ● Halsizlik (Listlessness) ● Egzersizle dispne (Exertional dyspnea) ● Enerji yokluğu (Lack of energy) ● Uykulu hal (Sleepiness) ● Çalışmaya isteksizlik (Unwillingness to work) Bütün bunları yaşayan hasta premorbid aktivite seviyesinin %50?sinden fazlasını kaybeder. Ayrıca mental (zihinsel) bitkinlik de yaşanır. Kognitif fonksiyon bozukluğu hastanın uygun kelimeleri seçmesinde ve bilgiyi hatırlamasında zorluk veya konfüzyon içinde olma (brain fog-şuur bulanması) ile kendini gösterir. Hastalar bu eksikliklerini ?hiperkonsantrasyon? göstererek telafi etmeye çalışırlar. ?reactive fatigue? ise egzersiz (ya da fiziksel aktivite) sonrası bitkinlik veya dayanıklılığın (endurance) kaybı anlamına gelir. En kısa restorasyon (o da tam olmamak kaydıyla) 24 saat sürer. Chronic fatigue syndrome (CFS) gerçek bir hastalık mıdır ? Hekimlerin bir kısmı CFS?in bir hastalık olduğuna inanmamakta veya ciddiyetini küçümsemekte, bir kısmı da onu psikiyatrik bozukluğun eşdeğeri olarak görmektedir. Çünkü henüz: 1. Spesifik bir sebep ortaya konmamıştır. 2. Spesifik bir işaretleyicisi yoktur. 3. Doktorların çoğu bu hastalık hakkında bilgi sahibi değildir. 4. Çoğu kere açıklanmayan semptomlar yüzünden hasta yanlış olarak ?psikiyatrik vaka? damgasını almaktadır. Bütün CFS vakalarını açıklayabilecek primer sebep henüz ortaya konmamış ise de, 1900?ların ortalarından itibaren birçok ekspert prevalansı küçümsenmeyecek oranda olan ve sırlarla dolu bu hastalığın viral enfeksiyonun tetiklediği beyin abnormalitelerini, stres cevabının disregülasyonunu ve hiperreaktif immün sistemi içine alan bir durum olduğunu kabul etmektedir. CFS terimi bugün Dünya?da ?sakatlayıcı ve iyi anlaşılmayan bir multisistem hastalığını? tanımlamak için kullanılmaktadır (Komaroff 1991). ?Ani ve sinsi başlayan genellikle siklik seyirli (siklusları aktivite-yıkılma dönemleri oluşturur), 6 aydan uzun süreli sakatlayıcı fizik ve mental bitkinlik? sendromun tipik özelliği olarak düşünülmüştür. Kronik bitkinlik genel tıpta CFS dışında birçok hastalığın bir semptomu olarak görülür. Fakat CFS?de başka bir duruma bağlı olmayan ve istirahatle geçmeyen ?bitkinlik ve tükenme hissi? söz konusudur. Mültidisipliner yaklaşımlara rağmen CFS?in sebebi tam olarak bilinmemektedir, henüz herhangi bir spesifik diagnostik testi ve tedavisi bulunmamaktadır fakat bazı immunolojik (Gaab J 2005, Suhadolnik 2004), endokrinolojik (Cleare 2004) ve elektrofizyolojik (Siemionow 2004) potansiyel marker?lar üzerinde çalışılmaktadır. Bu sendrom şu semptom gruplarını içine almaktadır : 1. Nörolojik ve nöromüsküler semptomlar 2. İmmünolojik değişiklikler 3. Kognitif bozukluklar 4. Sakatlayıcı bitkinlik 5. Bazı hastalarda gripal enfeksiyon benzeri semptomlar Amygdala Amygdala beyinde korku regülasyon merkezidir (stress signature) ve bir stresör ile uyarıldığında ?savaşma veya kaçma veya donma? (fight or flight or freeze) cevabına aracılık eder. CFS?in nörofizyolojik patogenez hipotezi amigdala?da odaklanır. Kronik veya uzamış stres CFS için son ortak yoldur. Amigdala medial prefrontal korteksden projeksiyonlar alır ve projesiyonları hipotalamusa, limbik yapılara uzanır. Bunlar aracılığı ile hastanın semptomlarından kaynaklanan negatif emosyonel sinyaller amigdalayı uyarmak suretiyle immün sisteme ve sempatetik sisteme ulaşır, onların disfonksiyonunu şiddetlendirir. Böylece semptomlar daha kötüleşeceği için hastanın distresi artar. İşte bu fasit daire ancak hastanın biraz iyileşmeye başlaması ile kırılabilir (Cantab 2002). ● Stres reaksiyon prosesini oluşturacak olan hipotalamik-pitüiter-adrenal aks ile otonomik sinir sisteminin sempatetik komponentinin disfonksiyonu semptomatolojiyi açıklamada anahtar noktalardır. ● Kronik yorgunluk sendromu (CFS) nöral-endokrin-immün sistemler gibi esas regülatör sistemlerin başlıca kortiko-limbik ve hipotalamik-pitüiter-adrenal aks alanlarında disfonksiyon ile karakterize bir multisistemik hastalıktır. TARİHÇE VE EPİDEMİYOLOJİ CFS yeni bir hastalık gibi görünmemektedir. Hipokrat zamanında (MÖ.300) tanımlanmış vakalar olduğu gibi, Charles Darwin ve Florance Nightingale?in bu hastalığa musab oldukları da bildirilmiştir (Shepperd 1992). Literatürde 1930?larda benzer hastalıkların küçük epidemileri tanımlanmıştır (UK Royal Free epidemisi). Ayrıca birçok ülkeden brusellozis, sarı humma, enfluenza, EBV enfeksiyonu ve malarya gibi bakteriyel, viral veya protozoal enfeksiyonlarla bağlantılı olarak benzer vaka bildirileri bulunmaktadır. ?Akut dissemine ansefalomyelit, epidemik myaljik ansefalomyelit, epidemik nöromyastenia, postviral fatigue sendrom? CFS ile aynı patogenezi paylaşan sendromlardır. Yaşanmış yüksek düzeyde stresin veya uzun süreli psikolojik zorlanmanın (long-lasting psychological strain) hastalığı tetiklediği ileri sürülmektedir. İmmünolojik disfonksiyon bulgularına dayanarak bu sendroma ?Chronic Fatigue Immune Dysfunction Syndrome? (CFIDS) ve daha yeni olarak patogenezi tanımlayan ?Chronic Neuroendocrine Immune Dysfunction Syndrome? (US-2003) isimleri de verilmiştir. Vakaların çoğu sporadiktir ve CFS?in bulaşıcı (yakın ve cinsel temas veya kan transfüzyonu ile) olduğuna ve CFS?li hastanın izole edilmesi gerektiğine dair bulgu yoktur. Genellikle tipik bir CFS hastası 20-40 yaşlarında yüksek sosyo-ekonomik sınıftan bir kadın ise de, bu hastalık her iki cinsiyetten, her sosyo-ekonomik sınıftan ve her ırktan insanları tutabilmektedir. Bildirilen vakalar 5-65 yaş arasındadır. Ayrıca CFS?de hastaların bitkinlik seviyeleri yüksek, somatik semptomları fazla, fonksiyonel kayıpları fazla fakat psikolojik morbiditeleri düşük olarak bulunmuş, hastaların yarısının spesifik kriterleri tam olarak karşılamadığı tespit edilmiştir (Euga 1996). Komorbid psikiyatrik hastalıklar çıkarıldıktan sonra Oxford kriterlerine göre CFS prevalansı %0 2.6, idyopatik kronik yorgunluk prevalansı ise %2.3?dür (Wessely 1997). 2-11 yaş arası çocuklarda her iki durum da çok seyrektir. Pediyatrik popülasyonda başlatılan epidemiyolojik çalışmalar prevalans oranının adolesanlarda erişkinlere nazaran hafifçe yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Beş yaştan itibaren teşhis edilen vakalar bulunmakla beraber, CFS 12 yaşın altında daha az görülmektedir (Dobbins 1997). CFS hastaları semptomatolojileri ve HPA eksen değişiklikleri açısından fibromyalji (Gur 2004) ve savaş sonrası (postwar) sendromlarla büyük benzerlik göstermektedir (Nicolson 2003). Birçok bildiri CFS?in olduğundan daha az teşhis edildiğini işaret etmektedir. ?Myastenia gravisli hastalar da önceleri psikiyatristler tarafından ?somatizer? olarak isimlendirilmişlerdir, sonradan hastalığın fiziksel natürü keşfedilmiştir. Yine multipl skleroz, romatoid artrit, polio, AIDS, mide-duodenum ülserleri ve diyabet de psikolojik orijinli hastalıklar olarak düşünülmüş, daha sonra biyolojik temelleri ortaya koymuştur. ?Şüpheli durumları ?somatizasyon? olarak isimlendirmek çok tehlikelidir. Bu nedenle psikiyatrik hastalık damgası psikiyatrik hastalıkların tipik özeliklerini taşıyan vakalara sınırlı olarak kullanılmalıdır? (Hickie 1990). Prof.Dr.Seher Sofuoğlu Dr.Hasan Basri İzgi Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur. Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:06 ) değiştirilmiştir.. |
|
|||
|
Kronik Yorgunluk Sendromu
Hüray F?DANER* ÖZET Kronik yorgunluk sendromu, hastalığın kökeni ve patogenezindeki gelişmeler açısından psikiyatristlerin çoğu için oldukça ilgi çeken bir konu olmuştur. Sendrom 19. yüzyılda bütünüyle ruhsal bir durum olarak bilinmekteydi ancak son yirmi yıl içinde konu ile ilişkili yeni biyolojik özellikler bulundu. Bütün bu bulgulara karşın sendromun etiyoloji ve patogenezi hala açık değildir. Bu yazının amacı kronik yorgunluk sendromunun etiyopatogenezi ile ilgili yeni bulguların özetlenmesidir. Anahtar Sözcükler: Kronik yorgunluk sendromu. KLİNİK PSİKİYATRİ 1999;2:261-265 SUMMARY Chronic Fatique Syndrome "Chronic fatique syndrome" has became a very interesting topic recently for most of the psychiatrists, as a result of the new advancement about the origin and pathogenesis of the disease. This syndrome was described as a pure psychological condition in the ninetienth century but during last two decades new biological properties was found that are related with it. Despite of all those findings etiology and pathogenesis of the syndrome are still unclear. The aim of this paper is to summarize the new findings about etiopathogenesis of chronic fatique syndrome. Key Words: Chronic fatique syndrome. Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı, İZMİR GİRİŞ Sendrom denilince benzer belirtileri paylaşan farklı etiyolojideki tablolar akla gelir. Bu yazıda gözden geçirilen kronik yorgunluk sendromu, aktivitede azalmanın yanısıra, romatizma, enfeksiyon ve nöropsikiyatrik belirtilerle giden bir tablodur. 19. yüzyıldan bu yana bilinmekle birlikte, tanım ve sınırları zaman içinde oldukça büyük değişim geçirmiştir. Yıllardır çeşitli biçimlerde tanımlanmış, önce salt ruhsal bir bozukluk olduğu söylenirken daha sonra elde edilen yeni bulgularla başka nedenler sorumlu tutulmuştur. Kesin nedenleri henüz anlaşılamamıştır. Bu yazıda ağırlıklı olarak, "The American Journal of Medicine" adlı derginin Eylül 1998 Kronik yorgunluk sendromu özel sayısına konu olan ve yukarıda söz edilen çalışmalar gözden geçirilecektir. Bu konu birkaç yönden ilginçtir: Birincisi, bir tanı kategorisinin yıllar içindeki özgülleşme sürecini göstermektedir. İkincisi, uygulanan sağaltım yöntemleri yıllar içinde çok büyük aşama göstermediği halde neyin neden yapıldığına ve sonuçlarının daha iyi izlenebilme özelliğine iyi bir örnektir. Üçüncüsü, hekimlik özellikle ruh hekimliği alanında bazı müphem tanı gruplarının giderek daha iyi tanımlanabilir olmaları sürecini yansıtır. Kronik yorgunluk sendromunun tanısal öncülünün "nevrasteni" olduğu söylenegelmiştir. 1869 yılında Amerikalı nörolog George Beard'ın tanımladığı, sinir sisteminin zorlanması sonucu ortaya çıkan fiziksel ve ruhsal yorgunluk, baş ve bedende müphem ağrılar, FİDANER H. uykusuzluk, hazımsızlık, çarpıntı ve ateş basması belirtileri ile gittiği bildirilen ve başlangıçta "Amerikan sinirliliği" olarak bilinen nevrasteni tanısı, kısa zamanda Avrupa'ya yayılmış ve orta sınıfın en popüler hastalığı olmuştur. Avrupa'da o dönemde egemen olan psikanalitik bakış açısının etkisiyle daha çok ruhsal kökenli olabileceği düşünülmüş, hatta psikanalitik sağaltımdan yarar göreceği bildirilmiştir. Aynı dönemde bu hastalık Asya ülkelerinde de kabul görmüş, ancak Avrupa?nın aksine fiziksel bir hastalık olarak ele alınmıştır. 1920-1930 yıllarında Japonya ve Çin'de bu tablo için özel tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Genel olarak bu sağaltım biçimleri istirahat, fizik tedavi gibi rehabilitasyon kürleri biçimindedir. Bunların en ünlüsü Japonya'daki Morita tedavileridir. 1950 yıllarında nöroloji kliniklerine başvuran hastaların %80-90 kadarına bu tanı konmaktadır (Fidaner ve Cimilli 1993). Popülaritesi 1938'den sonra azalan hastalığın yeniden benzer belirtilerle ve başka bir bakış açısı ve yeni bir isimle doğması için 1980'lerin gelmesi gerekmiştir. Yeni tablonun adı "kronik yorgunluk sendromu"dur. 1980'lerin ikinci yarısında konuya ilgi yeniden artmıştır. Yeni bakış açısı ise tablonun yaygın ve iyi huylu virütik salgınların ardından sık görülmesi nedeniyle daha biyolojiktir. Amerika'daki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi tablonun araştırılması için uluslararası çalışma grupları oluşturmuştur. Başlangıçtan bugüne geçirilen aşamalar ve ulaşılan sonuçlar oldukça dikkat çekicidir. KRONİK YORGUNLUK SENDROMU NEDİR? Bu konuda çalışan bir grup araştırmacı, kronik yorgunluk sendromunun diğer yorgunluklardan farklı olduğunu öne sürerek tablonun tanımı için operasyonel tanı ölçütleri geliştirmişlerdir. Bir tabloya kronik yorgunluk sendromu denebilmesi için aralıksız en az altı ay süren yorgunluk hali tanımlanmalıdır. Ek olarak aşağıda sayılan sekiz belirtiden dört veya daha fazlasının tabloya eşlik etmesi gerekir: 1. Bellek ve konsantrasyonda bozulma 2. Boğaz ağrısı 3. Servikal ve aksiller lenf nodlarında hassasiyet 4. Kas ağrısı 5. Çoğul eklem ağrısı 6. Yeni başağrısı 7. Dinlendirmeyen uyku 8. Egzersiz sonrası bitkinlik Tanı için ayrıca bu tabloyu açıklayacak ağır bir başka fizik hastalığın bulunmaması gerekir (Lee 1998). Tablonun romatizma, endokrin sistem, bağışıklık sistemi ve nöropsikiyatrik belirtilerinin nedenlerini anlama çabaları sonucu yeniden isim değişikliği önerileri ortaya çıkmıştır. Çalışmalarda kronik sendrom ile hipotalamo-pituiter-adrenal (HPA) yol ilişkili bulunmuştur. Hastalarda otonomik düzensizliğin görülmesi, bağışıklıkta bozulma ve nöral kaynaklı hafif hipotansiyon bunun kanıtı sayılmıştır. Hatta bu tabloya AIDS'den esinlenerek "kronik yorgunluk immün disfonksiyon sendromu" adını önerenler olduğu bildirilmektedir (Levine 1998a). Tablonun hedef organının beyin olduğu düşünülmekte, bu nedenle psikiyatrik ayırıcı tanı önem taşımaktadır. Kronik yorgunluk sendromunun yeniden tartışılmaya başladığı 1980'lerin ortalarında bazı hastalarda Epstein Barr Virüs antibody titrasyonu yüksek bulunmuş ve tablo buna bağlanmaya çalışılmışsa da, bu virüsün tabloyu açıklamakta sanıldığı kadar özgül olmadığı, yapılan çalışmalarla kısa zamanda anlaşılmıştır. Ancak postvirütik olma ihtimali dışlanamamıştır. Tablonun lenfatik bir enzim sistemiyle (2-5 Asynhetase/Rnase ) ilişkili olduğu, hatta bu bilginin tanı testi geliştirmeye katkısının olacağı düşünülmüştür. 1989 yılından bu yana konu hakkında yıllık toplantılar düzenlenmektedir (Levine 1998b). Kronik yorgunluk sendromunun epidemiyolojik durumu karışıktır. Birincisi, tanımlanmasıyla ilgili güçlükler vardır. İkincisi, belli bölgelerde daha çok tanımlanmaktadır. Yıllar içinde görülüş sıklığındaki belirgin azalma, ölçüt geliştirilerek tanının sınırlarının daha iyi çizilmesiyle ilişkili olabilir. Kadınlarda daha sık olduğu bilinmektedir. Irk, etnik, sosyoekonomik gruplar arasında fark bulunmamıştır. Tablo ortaya çıkmadan önce ruhsal stres bildirenlerin sayısının, viral enfeksiyon bildirenlerden fazla olması ilginçtir. Etkin egzersizin de başlatıcı olabildiği söylenmektedir. Kronik Yorgunluk ile Kronik Yorgunluk Sendromunun Sınırları Kendini yorgun hissetme yaygın bir belirtidir. Süre sınırlaması yapıldığında, kendisini en az bir aydır. yorgun hissedenlerin %15-30 dolayında olduğu, süre altı aya çıkınca bu oranın %10-20 dolayında kaldığı gözlemlenmiştir. Altı aydır belirtilerin devam etmesi KLİNİK PSİKİYATRİ 1999;2:261-265 KRONİK YORGUNLUK SENDROMU halinde %1-3 dolayında düşük bir prevalans bulunmuştur. Epidemiyolojik çalı?maları etkileyen faktörlerden biri de kişinin şimdi veya geçirilmiş depresyon öyküsünün bulunmasıdır. Böyle öyküsü olanların katılması (yüzbinde 740) veya dışlanmasıyla (yüzbinde 75-200) prevalans deği?mektedir. Örtüştüğü diğer hastalıklar arasında irritabl kolon, nevrasteni, fibromiyalji ve anksiyete bozuklukları sayılır. Artık nevrasteniden ayrı olarak düşünülmektedir. Tablo en çok psikiyatrik bozukluklarla birlikte görülür. Ancak hiçbir psikiyatrik sorunu olmayan kronik yorgunluk sendromu olguları da bildirilmiştir. Pür postviral kronik yorgunluk sendromu tablolarını bulmak üzere yapılan çalışmalarda ise tablonun nonspesifik virüs enfeksiyonlarından çok enfeksiyoz mononükleoz sonrası görülebildiği, bir aydan uzun yorgunluk tablosunun %73, altı aydan uzun tabloların %9 sıklıkta olduğu bildirilmiştir. Genel olarak çalışmaların çoğu, hastalığın heterojenitesine işaret etmektedir (Lloyd 1998). Biyolojik Kanıtlar Kronik yorgunluk sendromunun kendi başına bir enfeksiyon hastalığı olmadığı, kişiden kişiye geçmediği bilinmektedir. Ne olduğunu anlamak amacıyla biyolojik belirtilerin doğası araştırılmaktadır. Aşağıda özetlenen bulgulardan da anlaşılacağı gibi merkezi sinir sistemi, endokrin sistem, immün sistem birbirlerini karşılıklı etkilemektedir. Bu süreçte ruhsal stresin de payı vardır. Stres, bağışıklık sistemini baskılamaktadır ve tablonun açıklanması karışık bir hale gelmektedir. Geniş epidemiyolojik çalışmalarda saptanan özelliklerden birisi kronik yorgunluk sendromuyla nöral yolla oluşan hipotansiyonun tutarlı biçimde birlikte görülmesidir. Buna "nörokardiyojenik senkop", "vasodepressör senkop", "vasovagal senkop" da denmektedir. Kronik yorgunluk sendromu olan hastalarda pozisyonel uyarım yoluyla 5 dakika içinde sistolik kan basıncında 30 mm Hg ve daha fazla, diastolik kan basıncında ise 15 mm Hg azalma saptanmaktadır. Bu belirtiler diğer nörokognitif belirtilerle (sersemlik, konsantrasyon bozulması vb) birlikte düşünülünce, belirtinin beyinde kanlanma azalmasına ağlı olduğu, yukarıda tanımlanan gecikmiş ortostatik hipotansiyonun kronik yorgunluğu olan birçok kişide rapor edildiği bildirilmektedir. Ancak çoğunlukla genç kadınlarda sık görülen nöral hipotansiyonun doğru- KLİNİK PSİKİYATRİ 1999;2:261-265 dan kronik yorgunluk sendromu ile ilişkisi kesin değildir. Olgu/kontrol çalşmalarında kronik yorgunluk sendromu olanlarda pozisyonel hipotansiyon görülüşünün kontrollerden daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Bu durumun neden enfeksiyon sonrası belirgin hale geldiği sorusu ise henüz yanıtlanamamıştır. Bu olgularda otonomik işlev bozukluğu olduğu kesin gibidir (Rowe ve Calkins 1998). Kronik yorgunluk sendromu olan kişilerde, diğer otonomik sinir sistemi testleri de (postürle ilgili kalp atım hızı değişimi, valsalva manevrası, handgrip testi bulguları, derin solumaya kalp atım tepkisi, soğuk basınç testi) kullanılmıştır. Hasta grubunda postural uyarıma ve soğuk basınca kalp atım hızında artma yanıtı, kontrollerden farklı pozitif bulgular olarak değerlendirilmiştir. Diğer testlerde önemli özellik bulunamamıştır. Bulgular kronik yorgunluk sendromu olan kişilerde kontrollere göre parasempatik aktivitede fark görülmediği halde sempatik sistemin aktivitesinde artma olduğu biçiminde yorumlanmıştır (Becker ve ark. 1998). Kronik yorgunluk sendromunda immün sistem de araştırılmıştır. Tabloda bağışıklık sisteminde bir bozukluk olduğu açık olmakla birlikte, seçilen olgulara ve çalışma yöntemine bağlı olarak bulguların değiştiği bildirilmektedir. Çalışmaların çoğunda Natural killer (NK) hücre aktivitesinde azalma saptanmıştır. NK hücreleri sağlıklı kişilerde yüksek, orta ve az olarak sınıflanabilen, düzeyi görece olarak yıllar içinde düzenli seyreden, bağışıklıkla, üremeyle, nöroendokrin dengeyle ve hematopoezle ilişkili hücrelerdir. Ruhsal stresin de bu hücrelerin sayısını azalttığı bilinir. Toplumdaki kişilerin yaklaşık %14?ünde NK hücreleri düşük sayıdadır. Bu kişilerin enfeksiyonlar ve diğer bağışıklıkla ilgili hastalıklara yatkın olduğu bilinir. Ayrıca hastalıklar bu hücrelerin sayısını etkileyebilir. Örneğin AIDS tanısı alanlarda virüsün etkisiyle NK hücre sayısı azalır, kronik yorgunluk sendromunda ise düşük bulunmasına karşın bir "marker" sayılamayacağı düşünülmüştür. Ruhsal stresle sayısı değişebilen bu hücrelerin, beyin hücreleriyle yakın ilişkisinin olduğu, aktif olduklarında beyin tümör hücrelerini tahrip ettikleri gösterilmiştir. NK hücrelerinin kronik yorgunluk sendromunda nasıl bir rol oynadığı konusunda ise çeşitli varsayımlar vardır. Büyük olasılıkla enfeksiyonla tetiklenme sonucu kronik yorgunluk sendromu ortaya çıkmaktadır. Akut dönemde NK hücreleri aktif olmakta ve sitokinleri aktive ederek vasküler geçirgenliği değiştirmekte, bir yandan kronik yorgunluk sendromu FİDANER H. belirtilerini ortaya çıkarırken, diğer yandan merkezi etkiyle nöroendokrin değişikliklere yol çmaktadır (Whiteside ve Friberg 1998). Virüslerin Rolü Kronik yorgunluk sendromunun etkenleri arasında viral enfeksiyonlar araştırılmıştır. Bu alandaki ilk çalışmalarda herpes virüsleri özellikle Epstein Barr Virüs (EBV) tablodan sorumlu tutulurken, son çalışmalarda hastalarda 13 çeşit virüse ilişkin bulgu saptanmıştır. Hatta kronik yorgunluk sendromu tanısı aldığı halde EBV seronegatif kişiler saptandığı bildirilmektedir. Polio virüslerinin ortaya çıkardığı enfeksiyonlarda da nörokognitif bulguların görülmesi, post polio yorgunluğunda da HPA yolundaki aktivite değişikliklerinin ve endokrin bozuklukların bulunması (ACTH salgılanmasında artış, PRL?de artış), elektrofizyolojik bulgular (EEG?de yavaşlama) iki tablonun örtüştüğü alanlar olarak değerlendirilmiştir (Bruno ve ark. 1998). Bağışıklık ve stres ilişkisi konusunda yapılan bir araştırmada sınav stresi altındaki tıp öğrencilerinde NK hücrelerinde azalma ve latent herpes virüslerinde reaktivasyon bulguları saptanmıştır. Bu örneklerden yola çıkarak kronik yorgunluk sendromunun heterojen doğasında stresin bağışıklık sistemindeki patolojiyi açık hale getirme olasılığı da öne sürülmüştür. ROMATOLOJİK BULGULAR Çevredeki kimyasal maddelere intolerans belirtilerinin kronik yorgunluk sendromu elirtilerine çok benzediği dikkati çekmiştir. Kimyasal maddelere aşırı duyarlılık da silik belirtileri olan kadınlarda sık görülen bir tablodur. Atopi, fibromyalji anksiyete bozuklukları ve depresyon; irritabl kolon ise çoğul besin duyarlılığı ile örtüşür. Toplumda %15-30 dolayında görülür. Ruhsal Etkenlerin Rolü Tablonun nevrasteni adıyla tanımlandığı erken dönemde ruhsal stresin daha ön planda olduğu düşünülürken, 1980 sonrasında ruhsal etkenlerin rolü, anksiyete bozuklukları ve depresif bozukluklarla örtüştüğü durumlar (Manu ve ark. 1989, Wessely 1989) bütünüyle dışlanmamakla birlikte bu tablonun doğrudan ruhsal olmadığı izlenimi doğmuş ve sınırlarını çizmeyi hedefleyen çalışmalar yapılmıştır. Kontrollü ve küçük ölçekte bir fonksiyonel görüntüleme (PET) çalışmasında kronik yorgunluk sendromunda beyinde sağ mediofrontal korteks ve beyin sapında, depresyonlu grupta ise bilateral olarak frontal lobun üst ve orta bölümünde hipometabolizma gösterilmesi, yöntemin pahalılığı nedeniyle olgu bazında ayırıcı tanı için kullanımı önerilmese de, müphem tablonun sınırlarının belirlenmesinde önemli bulunmuştur. Beyin sapı bulgularının kronik yorgunluk sendromuna özgü olduğu düşünülmüştür. (Tirelli ve ark. 1998). Kronik yorgunluk sendromu tanısı alan kişilerin bilişsel (kognitif) performanslarının niceliksel (kantitatif) değerlendirilmesine ilişkin bulgular ilginçtir. Bu tanıyı alan kişilerin bilişsel performanslarının bazal düzeyde normal olduğu, egzersiz sonrası belirgin olarak azaldığı saptanmıştır. Bozulmanın dikkatten çok bilgi işleme alanında görülmesi de dikkati çeken bir başka bulgudur. Genel olarak latent bir virüsün (örneğin Epstein-Barr Virüs) stresle reaktivasyonu sonucu tüm patolojinin ortaya çıktığına inanılmaktadır (Glaser ve Kiecolt- Glaser 1998). SAĞALTIM Tanı konduktan sonra hastanın çok dikkatle izlenmesi önerilmektedir. Çeşitli sağaltım ve destek yöntemleri, rehabilitasyon yöntemleri, bilişsel davranışçı sağaltım (Sharpe 1998), rehabilitasyon yöntemleri, basamaklı arttırılan egzersiz yararlı görülmüştür. Deneysel olarak kullanılan ilaçlar içinde Hidrokortizonun belirtileri azalttığı gösterilmiştir. Ancak sonradan hipoadrenalizm gibi yan etkiler bu ilacın kullanımındaki başlıca engeller olarak görülmüştür. Gama-globulin, interferon immün sistemle ilgili belirtilerde kullanılmıştır (Levine 1998b). Multidisipliner olarak izlenen hastaların normal işgücünü kazanabildikleri gözlenmiştir (Marlin ve ark. 1998). KAYNAKLAR Becker P De, Dendale P, Meirleir ve ark. (1998) Autonomic testing in patients with chronic fatique syndrome. Am J Med, 105(3A):22-26. Bruno RL, Creange SJ, Frick NM (1998) Parallels between postpolio fatique and chronic fatique syndrome: A common patophysiology? Am J Med, 105(3A):66-73. Fidaner H, Cimilli C (1993) Nevrasteni, kronik yorgunluk sendromu ve depresyon. Türk Psikiyatri Dergisi, 4(4):299-303. Glaser R, Kiecolt-Glaser J (1998) Stress associated immune modulation: Relevance to viral infections and chronic fatique syndrome. Am J Med, 105(3A):35-42. KLİNİK PSİKİYATRİ 1999;2:261-265 KRONİK YORGUNLUK SENDROMU Lee P (1998) Recent developments in chronic fatique syndrome. Am J Med, 105(3A):1. Levine PH (1998a) Chronic fatique syndrome comes of age. Am J Med, 105(3A):2-7. Levine PH (1998b) What we know about chronic fatique syndrome and its relevance to the practicing physician. Am J Med, 105(3A):100-103. Lloyd AR (1998) Chronic fatique and chronic fatique syndrome: Shifting boundaries and attributions. Am J Med, 105(3A):7-10. Manu P, Matthews DA, Lane TJ (1989) The mental health of patients with a chief complaint of chronic fatique: A prospective evaluation and follow up. Arch Intern Med, 148:2213-2217. Marlin RG, Anchel H, Gibson JC ve ark. (1998) An evaluation of multidisciplinary intervention for chronic fatique syndrome with long - term follow up, and a comparison with untreated controls. Am J Med, 105(3A):110-114. Rowe PC, Calkins H (1998) Neurally mediated hypotension and chronic fatique syndrome. Am J Med, 105(3A):15-21. Sharpe (1998) Cognitive behavior therapy for chronic fatique syndrome: Efficacy and implications. Am J Med, 105(3A):104-109. Tirelli U, Chierchetti F, Tavio M ve ark. (1998) Brain positron emission tomography (PET) in chronic fatigue syndrome: Preliminary data. Am J Med, 105(3A):54-58. Wessely S (1989) Old wine in new bottles: Neurasthenia and ME. Psychol Med, 20:35-53. Whiteside TL, Friberg D (1998) Natural killer cells and Natural killer cell activity in chronic fatique syndrome. Am J Med, 105(3A):27-34. Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur. Konu igokcek tarafından (06-09-2008 Saat 10:06 ) değiştirilmiştir.. |
|
|||
|
Alıntı:
|
|
|||
|
Alıntı:
Ahmet bey yanıma geldi ve teşekkür etti, etkisinin hemen 2 saat sonra görülmeye başladığını vede bir hafta içinde yorğunluk ve dermansızlık kalmadığını söyledi vede işine başaladığını söyledi ve çok memun olduğunu anlatı burada bir saat sohbet ettik.Kronik yorğunluğun iki sebebi olabilir.Bir mide ve bağırsakalrda mantar var ise bu mantarlar şekeri (glikoz) toksik maddeye dönüştürür.Kana karışan toksik madde karaciğer ve diğer organlarda tahribat sebep olur ve kişide aşırı yorğunluğa sebep olur.İksincisi ise EBV virüsüdür.Bu virüsde bağışıklık sistemini yorduğundan kişide kronik yorğunluk ortaya çıkar.Mantara karşı Gökçek Tonik ve virüse karşı Gökçek İksir kullanınca rahatszılıklar geçer. |
|
|||
|
Alıntı:
Sinan bey iyileştiğinize çok sevindim.Burada tabii siz kendi doktorunuzsunuz.Gönderdiğim iksir ve tonikleri düzenli alıyorsunuz, beslenmenize dikkat ediyorsun.Bütün hastalar siznin gibi olsalar tedavi olmaları çok kolaylaşır. |
|
|||
![]() live pee sex shows teen obsession with beauty nude and pussy free adult rubber-fetish stories amateur nudes girl sex hard nipples naked woman and plastic wrap porn slide show play divx movies photography adult erotic information on southeast asian countries male sex drive older anime porn for sale adult sex stories free sites buy adult vhs adult buffet and tit adult utah escorts employment teen penis how i masturbate better grandpa teen fuck lesbian pantyhose pictures smooth buddies gay shaved pubes pre teen elegant dresses adult smiley emoticons adult e-mail cards naughty where you can buy movies nude blondes gallery free hardcore cum video uk free amateur adult video movies teen ass to mouth naked images porn nude photography glamore models hardcore pictures gay porn fat gay tops and bottoms fucking sucking free tgp housewife porno neighbor web cam sex free free adult amateur home made videos movie theater in north chicago bizare anal insertions adult free erotic ecards boy art nude naked free amateur webcams naked pictures of jordan anal thumbnail gallery post free asian porn movie gallory danish sex education manhandled dvd gay male girls cock big penis artistic nude model girls want see man jackoff to porn movie adult hentai cartoons mega cocks movies clip sex free adult video sample stress and how it relates to teen suicide hardcore girl bands adult webcam chatrooms free galleries dale dabone fucking pics free sex spanking thumbnails north carolina gay bi personals gay cock gallerys porn lesbian stories female asian nude adult video photos personal mature nudes teen submission wrestling clips britany spears porn naked pussy adult toy sex store arlington texas sex educational videos free xxx amateur adult picture list gute guy holding gay pride flag the most handsome male adult film stars adult pda software lesbian sex big breasts beach boracay naked resort teen boys in thongs really funny flash videos adult gary roberts magazine sales movie directory mature adult gramma movies adult sex free picture and stories free animated nauty sexy adult greeting cards sex fucking blowjob facial nude women sex boobs oral free panty porn sites movie inconsistencies lord of the rings how do video cameras work nude beach venice gay cum fiesta free nude college coed movie clips adult gallery posts black girls movies porn free naked sexy hot teens muscles big cock gay adult buffet gold movie picks gallery see for free the paris hilton sex video naked with pretty women gay men with cum in college fake teen photos biggest cock on the net lesbian feminists hate heterosexual women oral contraceptive potency full free teen fuck movie free lesbian sex video chat asian mpeg asian wrestling girls vs the world free lesbian porno clips teen bra pix female adult porn model amateur teen models australia fucking from behnid videos really naked sports why sex offenders are released pamela anderson nude free porn free chubby gay pics ah my godess anime porn galleries adult free xxx fun naked big black titties ass free movie and commercial previews gay cum fiesta nylon sex fuck anal cream japanese porn stars big breasts free toon porn clips download free movie video gallery teen sex adult movie jpegs private oral sex lessons lesbian luscious long legged lovers tgp adult buffet free charmane star porn clips fuck buddies in joliet illinois huge male gay men only with gay boys video clips adult site age verification pay me to fuck my wife while i watch movies whistler adult entertainment new movie dvd releases free adult sex finder matchmaker hentai movie description listing lesbian licking clits amateur radio electronics cirquits free adult kissing movie post uk worcester sex adult dating contacts meetings gay anal beads food phone cans bottles alt sex story free xxx miniskirt adult pics free clips of girls having sex kamilla riviera porn dvd adult continuing education hardcore dick suckers exotic adult vacations cock and balland tit torture thumbnails qualities of effective oral communication gay wwf erotic stories adult porn sights free sailor moon free hentai websites movie clips anal reduction surgery pictures tommi rose masturbation videos asian bukkake downloads adult adhd diagnosis teen titians model sheets jp group sex japan reports girl doing news in the nude clips free adult porn movie sex tips for girls from guys |
![]() |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|