Şifalı Bitkiler, Doğal Tedavi, Alternatif Tıp, Bitkisel Tedavi, Hastalıklar, kanser, kurdeşen, genital siğil, lipom, allerji, saçkıran, saç dökülmesi, faranjit, epididimit, iktidarsızlık, gözaltı morlukları, kısırlık
Geri git   Şifalı Bitkiler, Doğal Tedavi, Alternatif Tıp, Bitkisel Tedavi, Hastalıklar, kanser, kurdeşen, genital siğil, lipom, allerji, saçkıran, saç dökülmesi, faranjit, epididimit, iktidarsızlık, gözaltı morlukları, kısırlık > Sağlık > Hastalıklar: P-Z

Cevapla
  #1 (permalink)  
Alt 10-09-2006, 19:53
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 594
maturidi is on a distinguished road
Standart Reflü nedir?

Bilinçsiz beslenme reflüye neden oluyor

ELAZIĞ (İHA) - Uzmanlar, özellikle Ramazan ayında gün boyu boş kalan mideye iftar ve sahur vakitlerinde yüklenmenin ciddi mide ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına yol açabileceğine dikkat çekerek, vatandaşları iftar ve sahur vakitlerinde ağır, yağlı yiyecekleri tüketmemeleri konusunda uyardı.

Ramazan ayı nedeniyle tutulan oruçlardan sonra iftarda hızlı ve bilinçsiz beslenmenin sindirim sistemi üzerinde çok ciddi problemlere neden olabileceğini belirten Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroentroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil İbrahim Bahçecioğlu, özellikle iftar ve sonrasında tüketilen kahve ve asitli içeceklerden uzak durulması gerektiğini kaydederek, bu gibi besinlerin gün boyu boş kalan mideye ciddi zararlar verebileceğini ve reflü hastalığı şikayetlerinin oluşmasına neden olabileceğini söyledi.

Porf. Dr. Bahçecioğlu, "İftarda ağır yağlı yemeklerden kaçınılmalı, çok sıcak ve soğuk yiyecek ve içeceklerden uzak durulmalıdır. İftarda yemeğe çorba gibi hafif yiyeceklerle başlanılmalı ve hızlı yenmemelidir. Ayrıca, iftarla sahur arasında bol sıvı, sebze ve meyve tüketilmeli, tatlı olarak ise ağır, hamur işi tatlıların yerine hafif ve sütlü tatlılar tercih edilmelidir. Özellikle yağlı yemeklerde mide boşalması geciktiği için reflü hastalığı belirtileri de artabilmektedir. İftar ve iftar sonrasında gün boyu boş kalan mideye ciddi zararlar verebilen kahve ve asitli içeceklerin de fazlaca tüketilmesi, göğüs kafesinin arkasında, mide bölgesinde yanma gibi reflü hastalığı belirtilerinin ortaya çıkmasına veya artmasına da neden olabilmektedir" dedi.

Yemek yedikten sonra hemen yatmanın reflü hastalığı belirtilerini arttırabildiğine de değinen Prof. Dr. Bahçecioğlu, bu nedenle sahurda da çok fazla ve çok çeşitli yemek yenmemesi, kahvaltılık yiyeceklerin tercih edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 10-15-2006, 22:42
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 594
maturidi is on a distinguished road
Standart Reflü bebeklerin akciğerini

Reflü bebeklerin akciğerini vuruyor

Gaziantep -(AA) Reflü sonucu sık tekrarlayan ve bazen bebek uykudayken gerçekleşen kusmalar, mide içeriğinin akciğere kaçmasına neden olabiliyor.

Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Kılınç, bebeklerde 6 aya kadar mideyle yemek borusu arasında bulunan kapağın gevşek olduğunu, bu nedenle mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan reflünün, 6 aya kadar normal karşılandığını belirtti.

Bebek düz yatırıldığı zaman ağzından emdiği sütün ya da mamanın gelmesinin normal olduğunu, bunun önüne geçmek için bebeklerin 30 derece açılı yataklarda yatırılmasını önerdiklerini ifade eden Kılınç, ''Böylelikle yer çekimi etkisiyle mide içeriği geri gelmez. Mide içeriğinin geri gelmesinin ciddi riskleri var.

Reflü sonucu sık tekrarlayan ve bazen bebek uykudayken gerçekleşen kusmalar, mide içeriğinin akciğere kaçmasına neden olabilir. Bu durum, bronşit, zatürre, astım ve alerjik hastalıklara zemin hazırlar'' dedi.

Kılınç, 6. aydan sonra kusmaların devam etmesi, bebeğin sık sık akciğer enfeksiyonu geçirmesi durumunda reflünün ciddi bir şekilde değerlendirilmesi ve bu konuda gerekli tetkiklerin yapılması gerektiğini kaydetti.

Konu maturidi tarafından (10-15-2006 Saat 22:52 ) değiştirilmiştir..
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 10-15-2006, 22:53
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 594
maturidi is on a distinguished road
Standart 'Reflü hastalığı' nedir?

'Reflü hastalığı' nedir?

Op. Dr. Bülent Koç

Genel Cerrahi Uzmanı

'Reflü hastalığı' nedir?

Ramazan geliyor. Oruç tutacaklardan özellikle sindirim sistemi hassas olanların hastalanmamak ve rahat oruç tutabilmek için özel dikkat harcamaları gerekiyor.

İftarda boş midelerini hızlı olarak ve fazlaca dolduranların yaşayacağı şişkinlik, gaz, hazımsızlık gibi yakınmaların yanında reflü hastalığına karşı da dikkatli olunması gerekiyor. İftar sonrası tok karna uzananlarda ve özellikle sahurda yemek yedikten sonra tekrar uykuya yatanlarda göğüs kafesi arkasında yanmalar, ağıza acı su gelmesi, geğirti, boğaz ve geniz bölgesi yakınmaları, uyku bozuklukları sık görülen yakınmalardır.


Tüm bunların sebebi reflü hastalığı. Reflü kelime anlamı olarak geriye kaçış demektir. Bu kelime genellikle mideden yemek borusuna asit ve gıdanın kaçışını ifade etmek için kullanılır.

Reflü hastalığı batı ülkelerinin en yaygın hastalığıdır. Erişkinlerde % 20 oranda görülür, yani her beş kişiden birinde reflü hastalığı vardır.
Soru: Reflü ne demektir?

Cevap: Reflü kelime anlamı olarak geriye kaçış demektir. Reflü hastalığı terimi genellikle mideden yemek borusuna ve boğaza doğru asit kaçışını ifade etmek için kullanılır. Her beş kişiden birinde bu hastalık vardır.

Soru: Reflü hastalığında ne gibi şikayetler oluşur?

Cevap: Reflü hastalığında tipik yakınmalar göğüste,göğüs kemiğinin arkasında rahatsızlık hissi ve yanma ile ağıza acı su gelmesi ve geğirti olmasıdır. Tipik olmayan yakınmalar ise göğüs ağrısı, mide ağrısı, bulantı gibi yakınmalar ve bunun dışında yemek borusu ve mide dışı yakınmalardır.

Soru: Yemek borusu dışı yakınmalar nelerdir?

Cevap: Bunları şöyle sıralayabiliriz :

Dişlerde erozyon ve çürükler
Aşırı tükrük salgılanması
Ses kısıklığı
Ses tellerinde polip,nodül
Boğazda dolgunluk ve takılma hissi
Horlama, uyku esnasında solunum bozuklukları
Larenjit
Kötü nefes kokusu
Müzmin öksürük
Astım
Bronşit

Soru: Reflü hastalığı neden oluşur?:

Cevap: Normalde mide asidi yemek borusuna kaçmaz,burada asit kaçmasını engelleyen bir mekanizma vardır. Eğer bu mekanizma bir şekilde bozulur veya kişide mide fıtığı oluşursa reflü hastalığı meydana gelir. Bu gibi bir durumda yalnız asit değil,s afra veya yenilen gıdalar da geriye kaçabilir.

Soru: Reflü hastalığına nasıl tanı konur?:

Cevap: İlk tanı koymada hastanın şikayetlerinin iyi değerlendirilmesi ve muayene genellikle yeterlidir, bu tip hastalara çoğunlukla gastrit gibi yanlış tanı konmaktadır. Tanıyı kesinleştirmek için gastroskopi, yemek borusunda asit ve basınç ölçümleri ve ilaçlı grafi çekimleri yapılabilir.

Soru: Reflü hastalığı tedavisi nasıl yapılır?:

Cevap: Tedavide yenilen yiyeceklerin ayarlanması, zayıflama, sigara ve alkol alınımının azaltılması, yatak başının yükseltilmesi ve uygun ilaç tedavisi uygulanır. Eğer bu tedaviye rağmen şikayetler geçmiyorsa, hastada sık sık zatürre, astım veya larenjit atakları oluşuyorsa, kaçan asit yemek borusunda kanamalı ülserler veya darlıklar meydana geliyorsa ameliyat ile tedavi gerekebilir.
Soru: Reflü hastalığı kötü sonuçlara yol açabilir mi?:

Cevap: Devamlı asit kaçmasının yaptığı şikayetler ve geğirtiler hastanın normal sosyal yaşantısını çok bozabilir. Geriye kaçan asit bazen yemek borusu alt kısmında yapı değişikliğine sebep olabilir, bu da ilerki senelerde kansere dönüşebilir, ayrıca bu bölgede kanayan ülserler veya darlıklar oluşabilir. Bu nedenlerle çağımızın hastalığı olarak anılan reflü hastalığına karşı dikkatli olmak ve zamanında gerekli tetkik ve tedavileri yaptırmak çok önemlidir.
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 10-30-2006, 18:26
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 594
maturidi is on a distinguished road
Standart Beslenme ve reflü ilişkisi

Beslenme ve reflü ilişkisi

Gastroösofagiyal reflü (GÖR) mide içinde bulunan yemek ve asitin yemek borusuna (Ösefagus) geri tepmesine verilen isimdir. Göğüste yanma yaptığı için halk arasında "göğüs yanması" olarak bilinir. Reflü ülkemizde ve tüm dünyada çok sık görülüyor. Endüstriyel, rafine gıdalar ile beslenenlerin en az %20'sinde reflü olduğu, hatta bu rakamın %50'leri geçtiği söyleniyor.

Asit azaltan ilaçlar grup olarak birçok ülkede en çok satan ilaçla arasında birinci ya da ikinci sıradadır. Her ne kadar aksini iddia edenler varsa da bu ilaçların hastalığı tedavi edici bir niteliği yoktur. Tıpta müthiş ilerlemeler olmasına, bir yığın modern mide ilaçlarının keşfine rağmen reflü şikayetlerin görüldüğü insanların sayısı azalmak bir tarafa roket hızı ile yükselmektedir!!

Prof. Dr. Ahmet Aydın'ın yazdığı bu yazıda tedavisinde asit azaltan ilaçların kullanıldığı göğüs yanması (reflü) ve mide ekşimesi gibi şikayetlerin ilaçsız, sadece diyet ile nasıl düzelebildiğini öğreneceksiniz .

Beslenmenizi düzenleyerek reflü'nüzü (mide-göğüs yanması) nasıl düzeltirsiniz?

Gastroösofagiyal reflü (GÖR) mide içinde bulunan yemek ve asitin yemek borusuna (Ösefagus) geri tepmesine verilen isimdir. Göğüste yanma yaptığı için halk arasında ?göğüs yanması? olarak bilinir. Reflü ülkemizde ve tüm dünyada çok sık görülmektedir. Endüstriyel, rafine gıdalar ile beslenenlerin en az %20'sinde reflü olduğu, hatta bu rakamın %50'leri geçtiği söylenmektedir. Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun %20'sinde gastroözefageal reflü hastalığı saptanmıştır. Olguların çoğunluğunu şişmanlar, yaşlılar ve hamileler oluşturur. Diyafragma yarığı fıtığı (hiatal herni) reflüyü kolaylaştıran önemli, fakat çok sık olmayan bir reflü nedenidir.

Reflünün oluşum mekanizması

Hastalığın oluşmasını önlemek ya da var olanı geriletebilmek için önce reflünün nasıl meydana geldiğini öğrenmek gerekir.

Yemek borusunun alt ucunun mide ile birleştiği yerde da alt özefagus büzgeçi (sfinkter) denilen, kastan oluşmuş kapak benzeri bir yapı bulunur. Bu büzgeç yemek mideye inerken gevşer, mideden tekrar yukarıya çıkarsa büzüşür. Normalde yemek borusu yolu ile mideye inen yiyecek nadiren tekrar yemek borusuna döner. Bunun nedeni bu sırada yemek borusunun alt ucundaki büzgecin tekrar büzülmesidir. Yani bu büzgeç normal koşullarda sadece yutma işlevi sırasında açılır.

Reflüde yemek borusu alt büzgeçi kapalı olması gerektiği zaman gevşer ve mide içeriği yemek borusuna geri kaçar. Mide şişkinliği mevcut durumu azdırır. Geri kaçış nadiren bu büzgeçin tonusunun (belirli kasılma hali) yetersizliğine bağlıdır. Bu olay günün değişik saatlerinde sık sık meydana gelir (1).

Mide yüzeyini döşeyen hücreler midenin salgıladığı güçlü aside karşı dayanıklıdır. Halbuki yemek borusunun döşemesinin bu güçlü asitten korunacak bir özelliği yoktur. Uzun süre mide asidine maruz kalırsa burada iltihap gelişir; buna ösofajit denir. Ösofajit uzun erimde yemek borusu kanserine yol açabilir.

Her ne kadar mide asidinin reflü mekanizasında önemli rolü olsa da reflülü hastalarda mide asidi aşırı salgısı yoktur (2). Hatta birçok reflülü hastada (özellikle yaşlılarda) mide asit salgısı düşüktür (3). Bu nedenle asit azaltan ilaçların bu hastalarda kullanılması hazım sorunlarını daha da artırır.

Klinik belirtiler nelerdir?

Hasta reflüyü genellikle göğüs kemiğinin altında bir "yanma" ve "baskı" olarak hisseder, bazen de bu yanma hissi boğaza doğru yansır. Yanma ve baskı tarzında olan bu yakınmalar yemekten sonra artar ve saatlerce sürebilir. Bazen ağza ekşi su da gelebilir. Astım, larenjit (ses kısıklığı), yutma güçlüğü görülebilir. Daha nadir olarak yukarda anlatıldığı gibi zatürreeye de yol açabilir.

Reflünün yan etkileri nelerdir?

Reflü tedavi edilmez ise yemek borusunda darlık ve kanamalara yol açabilir. Çocukluk çağı astımının üçte birinin altında reflü yatmaktadır. Uzun süre asitli bir sıvı ile karşılaşan ösofagus mukozasında (sümüksü zarında) kanser öncesi bir takım değişiklikler görülebilir. Buna Barrett Özefagusu denir. Uzun süre reflüsü olan bir kişide yutma güçlüğü (disfaji), kanama, boğulma hissi, öksürük, ses kısıklığı ve kilo kaybı belirtiler ösefagus kanserini düşündürmelidir.

Nasıl teşhis konulur?

Hastanın şikayetleri iyi değerlendirilirse reflü teşhisi hiçbir laboratuar yöntemine başvurmadan genellikle rahat konulur. Altta yatan önemli bir anatomik neden düşünülürse aşağıdaki incelemeler yapılır.


1- Boyalı madde ile çekilen yemek borusu- mide - on iki parmak bağırsağı filimi

2- Gasroskopi: yemekborusu ve midenin fleksibl bir tüp ile doğrudan görüntülenmesi

3- Özefagus manometresi: Yemek borusu alt büzgeçinin basıncının incelenmesi

4- pH metre: Burundan çok ince fleksibl bir tüp yemek borusundan mideye gönderilerek buradaki basınçlar ve yukarı çıkan asit miktarı ölçülebilir.

Klasik reflü tedavisi

1. Mide asidini azaltan ilaçlar: Üç gruptur; anti asitler, H2 reseptör blokerleri ve proton pompa inhibitörleri

Asit azaltan ilaçlar grup olarak birçok ülkede en çok satan ilaçla arasında birinci ya da ikinci sıradadır. Her ne kadar aksini iddia edenler varsa da bu ilaçların hastalığı tedavi edici bir niteliği yoktur. Tıpta müthiş ilerlemeler olmasına, bir yığın modern mide ilaçlarının keşfine rağmen reflü şikayetlerin görüldüğü insanların sayısı azalmak bir tarafa roket hızı ile yükselmektedir!!

2. Prokinetik ilaçlar: Mide içindeki maddelerin bağırsağa daha hızlı geçmesini kolaylaştırırlar.

3. Eğer ilaç tedavisi ile hastaların şikayetleri geçmiyorsa ya da kanama, Barrett, darlık gibi komplikasyonlar varsa cerrahi yöntemlere başvurulur.

Diyet ve reflü

Şişman kişilerin çoğunda reflü ve mide şikayetleri vardır. Fazla yağlı yiyeceklerin reflüye neden olduğu ileri sürülmüştür. Fakat reflünün diyetteki yağ miktarına değil şişmanlıkla ilgisi olduğu gösterilmiştir

Buna karşılık rafine (hızlı kana karışan) şekerlerin diyetteki fazlalığı ise reflüye neden olmaktadır. Yapılan bir araştırmada reflüsü olan hastaların diyetindeki glisemik endeksi yüksek gıdalar çıkartıldığında hastalık belirtilerinin bir hafta içerisinde düzeldiği gösterilmiştir

Hatta bu çalışmaya katılan hastalar alkol, sigara, ve kahve gibi kötü alışkanlıklarına devam etmelerine rağmen reflü şikayetleri düzelmiştir. Bahsi geçen hastalar mide ilaçlarının tümünü kesmişlerdir.

Bizim gözlemlerimiz de aynı şekildedir. Düşük şekerli bir diyet olan "Taş devri diyeti"ni uygulayan kişilerin çok büyük bir bölümünde (neredeyse hepsinde) reflü birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolmaktadır. Düşük şekerli diyetin reflüyü nasıl azatlığının mekanizması iyi bilinmemektedir. Benim kişisel görüşüm şu şekildedir.

Un ve şekerden zengin gıda ile beslenenlerde insülin direnci ve buna bağlı reaktif hipoglisemiler (tepkisel kan şeker düşüklüğü) olmaktadır. Hipoglisemiyi düzeltmek için vücutta sempatik sistem uyarılmaktadır. Yemek borusunun alt ucunun kapanması parasempatik sinir sistemi ile ilgilidir. Hipoglisemi sonucu sempatik sinir sistemi aşırı uyarılınca yemek borusu alt büzgeçi yutma olmamasına rağmen açılır ve mide içindekiler geriye kaçar.

İlaçsız reflü tedavisi

Acil tedavinin ilk adımı günde 4 litre su içmektir. Yakınmalar azalınca bu iki litreye kadar azaltılabilir.

İkinci önemli adım rafine şekerlerin, un ve şekerden mamül gıdaların, belirgin bir şekilde azaltılmasıdır (Bak taş devri diyeti www.beslenmebulteni.com). Diyete ivegen belirtiler kaybolduktan sonra da devam edilmelidir.

Üçüncü önemli adım günde en az 3-4 diş kadar sarımsak yemektir. Sarımsak ezildikten sonraki ilk yarım saat içinde tüketilmelidir (saramsak haplarının etkisi azdır). Sarımsak helicobacter dahil mide-bağırsak kanalındaki bütün patojen (hastalık yapan) mikroorganizmaları etkisizleştirir. Bilindiği gibi helikobakter adı verilen bakteriler ülsere yol açmaktadırlar.

Dördüncü önemli adım günde 0.5-1 litre kadar kefir ayranı içilmesidir. Kefir bağırsakta yaşayan faydalı mikropların sayısını artırır, sindirimi kolaylaştıran enzimler üretir ve birçok vitamini sentezler (K, niasin, biyotin vb). Kefir midenizi rahatlatır, kabızlığı önler, alerjiyi azaltır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve kansere karşı koruyucudur. Kefir mayasını aktardan ya da bir komşunuzdan alın evde kendiniz yapın.

Zatürree-mide ilaçları

ABD'de yapılan bir araştırmaya göre primer bakım merkezlerine başvuran 364,683 hastanın üzerinde yapılmış (6). Bu hastaların 5,551'inde primer pnömoni (zatürree) saptanmış. En az bir yıl asit salgısı azaltan ilaç kullanan kişilerde pnömoni sıklığı %2.45 iken, bu tip ilaçları kullanmayanlarda oran %0.6 olarak bulunmuş; yani dört kez daha az pnömoni olmuş.

Mide asidinin önemli işlevlerinden biri de yiyeceklerimiz ile aldığımız mikropları öldürmektir.

Yanı mide asidi bağışıklık sistemimizin en önemli üyelerinden biridir. Yukarıdaki sözü edilen çalışmada zatürreenin mide asidi azaltan ilaçları kullananlarda 4 kat fazla görülmesi bu konunun önemini daha da iyi vurgulamaktadır.

B12 vitamini-mide ilaçları

Mide asidinin azalması diyet ile alınan B12 vitamininin diyetsel proteinlerden ayrılmasını engeller. B12 vitamini eksikliği son yıllarda müthiş bir artış göstermektedir. Bunun temel nedenleri kırmızı et yeme yasağı ve mide ilaçlarıdır (7). B12 vitamini eksikliği kansızlığa, halsizliğe, konsantrasyon zaafına ve hatta bunamaya kadar varan ağır bulgulara yol açabilir.

B12 yetersizliğinden korunmak için asit azaltan ilaçlar kesilmeli ve C vitamini ya da diğer doğal asitli yiyeceklerden zengin bir diyet ile beslenilmelidir.

Mide ilaçları ve hazımsızlık

Mide ilaçları asit salgısını azalttığından ya da var olanı etkisizliştirdiğinden protein sindirimi büyük ölçüde bozulur. Bu durum sonucunda yeteri kadar sindirilmemiş protein parçacıkları kana geçer. Sonuçta bir yığın alerjik, enflamatuvar ya da otoimmün hastalık (Hoshimoto tiroidit, mültipl skleroz, romatoid artrit, lupus, ülseröz kolit, astım vb) gelişebilir.

Mide ilaçları ve minerallerin emilimi

Mide asidinin azalması diyet ile alınan kalsiyum ve demir gibi minerallerin emilimini de azaltır. Örneğin antiasitler fazla kalsiyum içermesine rağmen mide asitliğini azalttığı için iyi bir kalsiyum kaynağı değillerdir.

Kanser ve reflü ilaçları

Mide asidini azaltan ilaçların Barett ösefagusunu azaltması lazım geldiği varsayıldığına göre, son 15-20 yıldır yemek borusu kanserlerininin de azalmasını beklerdik. Halbuki bu dönem içinde ösefagus kanserleri 3-4 kat artmıştır.
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 02-02-2007, 20:00
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 594
maturidi is on a distinguished road
Standart

Nedir şu ?reflü? hastalığı?

Tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlara neden olabilen gastroözefageal reflü hastalığı, mide içeriğinin mideden yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanıyor.

Memorial Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Feryal İlkova reflü hastalığı hakkında bilgiler verdi.

GASTROÖZEFAGEAL REFLÜ HASTALIĞI NEDİR?
Mide içeriğinin (asidinin) patolojik şekilde mideden özefagusa (yemek borusuna) doğru geri kaçışı gastroözefageal reflü?dür. Hastalar göğüs kafesinin arkasında yanma(heartburn) şikayeti ile başvurabilirler. Bazen yemek borusunun arkasındaki yanmanın yanı sıra ağıza gıdalar ve acı su da gelebilir. Özefageal reflü sıklıkla yemeklerden sonra olur.
Gastroözefageal reflü hastalığı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sık görülüyor. Ülkemizde yapılan bir çalışmada toplumun %20?sinde gastroözefageal reflü hastalığı tesbit edildi.

NEDENLERİ NELERDİR?
Gastroözefageal reflü hastalığının semptomlarının (bulgularının) kökeninde yemek borusunun uzun bir süre, fazla miktarda mide asidik içeriği ile teması yatar. Mide asidik içeriğinin yemek borusu ile uzun süreli teması yemek borusunda hasara yol açar ve bu da yanma hissine sebep olur. Normal olarak yemek borusunun alt ucunda alt özefagus sfinkteri denilan, kastan oluşmuş kapak benzeri bir yapı bulunur. Bu yapı asidin yemek borusuna geri kaçmasını önleyerek midenin içinde kalmasını sağlar. Reflü hastalığında ise bu sfinkter sık aralıklar ile gevşer ve mide asidik içeriği yemek borusuna geri kaçar.

TANIDA HANGİ TESTLER KULLANILIR?
Doktorunuzun (gastroenteroloğunuzun) reflü tanısını koyarken bulguların gerçekten reflüden kaynaklanıp kaynaklanmadığını, komplikasyonların gelişip gelişmediğini anlamak için bir takım testlere ihtiyacı olabilir.
1- Baryum özefagus mide duedonum grafisi : Hasta baryum içerken radyoloğun floroskopide baryumun aşağıya yemek borusuna ve mideye seyahatini incelediği bir testtir.
2- Gasroskopi : Endoskop ucunda ışık bulunan fleksibl bir tüptür.Bu tüpün ağızdan özefagusa ve mideye doğru ilerletilmesi sırasında yemek borusu incelenebilir. Hasta sedatize edilerek bu işlem gerçekleştirilir
3- Özefagus manometresi ve PH metre : Burundan çok ince fleksibl bir tüp yemek borusundan mideye gönderilerek buradaki basınçlar ve yukarı çıkan asit miktarı ölçülebilir.

KOPMLİKASYONLARI NELERDİR?
Eğer reflü tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlarla seyredebilir. Örneğin yemek borusunda darlık, kanama ve mukozada prekanseröz(kanser öncesi ) bir takım değişikliklere (barrett özefagusu) neden olabilir.Sizi ve doktorunuzu uyarması gereken semptomlar şunlardır ;
1- Yutma güçlüğü (disfaji)
2- Kanama
3- Boğulma hissi, öksürük, ses kısıklığı
4- Kilo kaybı

TEDAVİNİN AMACI NEDİR?
1- Semptomları ortadan kaldırmak
2- Yeme borusundaki iltihabı(özefajiti) tedavi etmek.
3- Özefajitin nüksünü veya komplikasyonlarının gelişmesini önlemek.
Birçok hastada gastroözefageal reflü hastalığı kronik tekrarlayan bir hastalıktır.Tedavi ile mideden yemek borusuna gelen asit miktarının azalması amaçlanır.

GASROÖZEFAGEAL REFLÜ NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Birçok hastadan asidin yukarı gelmesi, yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaçlarla kontrol edilebilir.

YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ NELERDİR?
1- Sigara bırakılmalıdır. Tütün asidi dengeleyen koruyucu mekanizmalara zarar verir. Asit üretimini uyararak ve yemek borusu ile mide arasındaki kasların gevşemesine de yol açarak asit reflüsüne yol açar.
2- Gazlı ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır.
3- Alkol, çikolata,kafein, kahve, çay, yağlı, baharatlı yiyecekler ve domates gibi asidi arttıran yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Kilo verilmesi önerilir. Yatmadan en az 3 saat önce yemek sona erdirilmelidir. Yatağın baş ucunun kaldırılması gece boyunca asit reflüsünü önleyecektir. Sıkı kemer ve giysilerden kaçınılmalıdır.

MEDİKAL İLAÇLARLA TEDAVİ NEDİR?
Gastroözefageal reflü hastalığının organik bir sebebi vardır. Genelde sadece yaşam tarzı değişikliği ile önlenemez gastroözefageal reflü hastalığında medikal tedavi çok önemli bir yer tutar. Medikal tedavide yer alan anti asit grubu ilaçlar yemek borusunu koruyarak ve mide asiditesini bastırarak tedaviye yardımcı olurlar. Doktorunuzun önerisi ile alınır. Mide asidini bastıran H2 blokerleri ve proton pompa inhibitörleri denilen ilaçlar da doktorunuzun öngöreceği dozlarda kullanılmalıdır. Medikal tedavi ile hastaların çoğunda gastroözefageal reflü hastalığının bulguları önlenebilir. Bu ilaçların yanı sıra asidin yemek borusundan mideye aşağı doğru geçişini kolaylaştıran Prokinetik ilaçlar da tedavide yer alırlar.
Cerrahi bir tedavi seçeneği olabilir mi?
Eğer medikal tedavi ile hastaların şikayetleri geçmiyorsa ya da kanama, Barrett, darlık gibi komplikasyonlar varsa cerrahi tekniklerden faydalanılabilinir. Cerrahi teknikler asit reflüsünü önleyen yemek borusu ve mide arasındaki doğal bariyerleri düzeltirler.
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 02-03-2007, 00:18
Administrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 50
Mesajlar: 2.348
igokcek is on a distinguished road
Standart Obezite ve sigara reflüyü

Obezite ve sigara reflüyü tetikliyor

ELAZIĞ (İHA) - Uzmanlar, son yıllarda önemli bir mide rahatsızlığı olan reflünün özellikle sigara kullanan ve aşırı kilo sahibi insanlarda daha sık rastlanır hale geldiğini belirterek, aşırı kiloların birçok hastalık için uygun ortam hazırladığını söylüyor.

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroentroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halil İbrahim Bahçecioğlu, dünyada ve Türkiye'de her 5 kişiden birinin reflü hastası olduğuna dikkat çekerek, özellikle sigara kullanan ve aşırı kilo sahibi insanların bu hastalığa yakalanma riskinin yüksek olduğunu belirtti. Prof. Dr. Bahçecioğlu, "Dünyada ve Türkiye'de yapılan çalışmalarda her 5 kişiden birinde rastlanan ve gastroösefageal reflü olarak adlandırılan hastalık, mide içeriğinin yemek borusuna kaçışı olarak tanımlanmaktadır. Özellikle şişmanlarda daha sık görülen reflü hastalığının en önemli belirtisi göğüs kafesinin ortasında boğaza doğru yayılan yanma hissi ve ağza acımsı, ekşi bir tat gelmesidir.

Ayrıca ses kalınlaşması, kronik öksürük, tekrarlayan astım nöbetleri gibi sindirim sistemi dışında belirtilere de yol açmaktadır. Reflü hastalığı olan kişilerin yemek borusunda hasar meydana gelebilmektedir. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalımız ve Halk Sağlığı Anabilim Dalı ile birlikte yapılan bir çalışmada bölgemizde de şişmanlarda reflü hastalığının en önemli belirtisi olan göğüs kafesinin arkasında yanma hissi daha sıktır" dedi. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroentroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halil İbrahim Bahçecioğlu, ayrıca gece yatmadan önce yemek, sigara içmek, yağlı gıdalar, alkol, çikolata, kafein ve asitli içeceklerin tüketilmesinin de reflüyü arttıran etmenlerden olduğunu kaydetti.
Alıntı ile Cevapla
  #7 (permalink)  
Alt 03-04-2007, 16:03
 
Üyelik tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 594
maturidi is on a distinguished road
Standart Gastro-Özofajiyal Reflü

Gastro-Özofajiyal Reflü
Gastro-Özofajiyal Reflü Nedir?
Mide içeriği; mukozası içinde bulunan pariyatal hücrelerin yapıp sekrete ettiği H+ nedeni ile belirgin derecede asidtir. Mide mukozası üzerindeki mukus tabakası ile kendini korur. Ancak aynı asid yemek borusuna dönerse bu bölgede mukozanın kendini bundan korumasını sağlayacak bir mekanizma yoktur. Hastalar asid ve enzimli mide içeriğinin yemek borusuna dönmesini, göğüs arkasında yanma olarak hisseder bazen de bunun boğaza ve boyuna yansıdığını ifade eder. Yanma ve baskı tarzında olan bu yakınmalar yemekten sonra artar ve saatlerce sürebilir.
Bazı olgularda bu şikayetler hafta da 2 veya daha fazla olabilir. Bazen de yutarken gıdaların takılması, kanama, kilo kaybı da bu şikayetlere eşlik edebilir. Bu problemlerin tamamı gastroözofajiyal reflü hastalığı olarak isimlendirilir.
Toplumda sıklığı ne kadardır?
Toplumun beşte biri en az ayda bir kez yanmadan şikayet edebilir. Bu hastaların beşte biride her gün bu semptomlardan şikayetçidir. Bu olguların çoğunluğu yaşlılar ve hamilelerdir.
Gastroözofajiyal reflü hastalığının sebepleri nelerdir ?
Giriş kısmında belirttiğimiz gibi, asidli ve tahriş edici mide içeriğinin özofagusa geri dönmesi ve mukoza ile uzun temas etmesi sonucu bu şikayetler oluşur. Özofagus mukozasının asid ten kendini koruma özelliği yoktur. O halde tahriş edici mide içeriğinin geri dönüşü önlenmelidir. Bunun en önemli öğesi özofagusun alt ucunda bulunan musküler sfinkterin oluşturduğu valve' in normal çalışmamasıdır. Aşağı özofagus sfinkteri olarak bilinen bu yapının görevi mide içeriğinin özofagusa dönüşünü önlemektir. GÖR hastalığında en sık bulunan bulgu bu sfinkterin gevşekliğidir. Hiatal hernia gibi anatomik bozuklar de reflü oluşunu kolaylaştıran faktörlerdir.
Gastroözofajiyal reflü hastalığının belirtileri, nedenleri?
Hastaların çoğunda yanma şikayetleri seyrek olabilir. Hastalar yaşam tarzında bazı düzeltmeler yaparak rahatlayabilir. Semptomlar;
? Göğüs arkasında yanma, ekşime; daha önce oluş mekanizmasını izah ettiğimiz gibi asid ve tahriş edici mide içeriğinin yemek borusuna dönmesi korumasız mukoza da inflamasyona neden olur.
? Bunun boyuna ve boğaza yansıması
? Bazen de ağızda acı ve boğazda ağrı tarzında olması
? Yutarken gıdaların takıldığını hissetmesi; yukarda değindiğimiz inflamasyon özofajite hatta peptik ülsere kadar ilerleyebilir. Mukoza da oluşan kronik inflamasyon etkisi ile özofagus mukozası kendisini korumak için karakter değiştirerek bağırsak mukozasına benzemeye çalışır. ( İntestinal metaplazi ) Hatta daha ileri giderek displazik değişiklikler ve neoplaziye dönüşüm olabilir. ( Barrett'özofagus ) normal olgulara göre kanser oluşması 6 kat fazladır.
? Kanama, yutma güçlüğü ve kilo kaybı olabilir;
* Kanama akut ve şiddetli olabildiği gibi zaman için kronik kan kaybı şeklinde olabilir.
* Yutma güçlüğü ise mukozada gelişen inflamasyon, erozyon, ülserasyon bu olayların zaman içinde tekrarlaması nedeni ile nedbe dokusu bunun sonucu olarak da yemek borusunda darlıklar oluşabilir. Diğer taraftan mukoza hücrelerinde daha önce değindiğimiz değişim sonucunda neoplazi kadar gidebilir.
Gastroözofajiyal reflü hastalığının beraber bulunduğu klinik durumlar.
Göğüs ağrısı; Göğüste yanma ve baskı bunun boyna doğru yayılması öncelikle iskemik kalp hastalığını ( angina, miyokart infarktüsü ) düşünmek gerekebilir. Ancak bu tetkikler yapıldıktan ve kalpte herhangi patoloji saptanmadığında mutlaka reflü hastalığı düşünülmelidir.
Astım; Asid reflüsü astım oluşumunu provoke eder. Astım özellikle erişkin yaşta başlamış ise, yemekten, eksersizden sonra veya sırtüstü yattığında ve gece oluyorsa asid reflü hastalığı düşünülmelidir. Bu durumlarda asid reflü hastalığı tedavi edildiğinde astım şikayetlerinde de iyileşme görülür.
Kulak Burun Boğaz ile ilgili sorunlar; kronik öksürük, boğaz ağrısı, horlama, ses kısıklığı gibi durumlar standart tedavilerden yararlanmıyorsa asid reflü hastalığı düşünülmelidir.
Gastroözofajiyal reflü hastalığında tanı.
Her hasta da olduğu gibi reflü hastalığın da hastanın öyküsü dinlenmeli ve çok iyi değerlendirilmelidir. Yukarda belirttiğimiz şikayetler ve özellikleri iyi değerlendirildiğinde reflü hastalığı olabileceğinin ip uçlarını verebilir.
Hasta çok iyi bir fizik muayeneden geçirilmelidir. Hastanın kilo fazlasının olması veya çok zayıf olması, yaşı, hamile olması, operasyon geçirmesi gibi tanıya yardımcı bulgular saptanabilir.
? Laboratuvar; Hastanın rutin kan tetkikleri, dışkı da gizli kan aranması yapılmalıdır. Kalp hastalığı yönünden tetkikler yapılarak ayırıcı tanı yapılmalıdır.
? Radyoloji; Baryumlu özofagus grafisi; Bu tetkik ile özofagus ta erozyon, ülserasyon, ülser, kanser, divertikül, hiatal hernia olup olmadığı ortaya konabilir.
? Endoskopi; Endoskopik gözlemde; özofagus mukozasında oluşan değişiklikler (özofajit, peptik ülser, darlık, Barrett 's özofagusu gibi patolojik durumlar saptanır, gerekirse biyopsi alınıp histapatolojik olarak kesin tanı konabilir.
? Özofagusun motilite çalışması; Burundan ince delikli kateter yutturularak mideye inen bu katater yavaş yavaş çekilerek aşağı özofagus sfinkter basıncını ve diğer bölgelerin basıncı ölçülebilir. Reflü hastalığında bu basınç çoğunlukla düşüktür.
? Özofagusun pH ölçülmesi; Burada da ince bir kateter burundan mide ya yutturularak özofagun 24 saat boyunca asidite durumu tayin edilebilir. Reflü Hastalığında özofagus lümen içi pH, asid yönünde değişmiştir.
Gastroözofajiyal reflü hastalığında tedavi
Tedavi de amaç;
Asidli ve tahriş edici madde içeren mide içeriğinin özofagusa dönüp mukoza ile uzun süre temasını engellemektir. Bu amaca ulaşmak için uygulanacak tedaviler şunlardır.
1. Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler;
2. Tıbbı Tedavi;
3. Cerrahi tedavi;
Yaşam tarzında yapılacak düzenlemeler
Özellikle seyrek görülen yanmalarda yaşam tarzındaki değişikler yararlı olabilir.
? Yanmaya neden olan yiyecek ve içeceklerden ( çikolota, kahve, biberli, yağlı baharatlı yiyecekler, domates suyu ve alkollü içecekler) uzak durmalıdır.
? Sigara içilmemelidir; tütün, tükrük sekresyonunu baskılar, mide asid sekresyonunu uyarır ki bu reflü hastalığında istenmeyen bir etkidir. Ayrıca alt sfinkter basıncını azaltıcı etkisi vardır.
? Fazla kilosu var ise hasta normal kilosuna döndürülmelidir.
? Sıkı giysiler giyilmemelidir.
? Gece yatmadan önceki 2-3 saatte yemek yenmemelidir.
? Haftada 2-3 defa olan yanmalarda antasid veya H2 reseptör antagonisti kullanılabilir.
? Yatak baş kısmı belden itibaren yükseltilmeli böylece mide içeriğinin özofagusa dönüşü önlenebilir.
? Eğer bu önlemlere rağmen haftada 2 den fazla yanma oluyorsa mutlaka doktora baş vurulmalıdır.
Tıbbı tedavi
Tıbbı tedavide de amaç;
? Semptomları gidermek
? Özofajiti iyileştirmek
? Özofajitin tekrarlamasını ve komplikasyonların gelişmesini önlemektir.
Gastroözofajiyal reflü hastalığı kronik tekrarlayan bir hastalıktır o halde tedavi uzun süreli olmalıdır.

MİDE KANSERİ VE HELİCOBACTER PYLORİ (HP)
Mide kanseri dünyada ikinci önemli ölüm nedenidir. 1980 yıllarda 750 000 hasta da mide kanseri tanısı konmuş bunların 600 000 ni yılda, mide kanserinden öldü. Mide kanseri ile HP infeksiyonu ilişkisi ilk defa Marshall tarafından 1983 de işaret edildi. On yıl sonra 1994 de Uluslararası kanser çalışma grubu HP infeksiyon grup 1 i karsinogenik olarak belirledi. Üç prospektiv epidemiyolojik çalışmanın meta-analiz sonuçları HP + ( HP pozitif ) hastaların normallere göre 4 kat daha kanser gelişme riski taşıdığını göstermiştir. Gelişmiş ülkelerde HP + ve kanser riski ilişkisi %49 ( genel HP pozitifliği %35 ) iken gelişmekte olan ülkelerde ise % 70 e ( genel HP pozitifliği % 85 ) çıkmaktadır. Değişik çalışmalarda farklı yöntemler kullanılarak farklı sonuçlar çıkmasına rağmen en iyimser tahminlerde, gelişmiş ülkelerde en az % 31, gelişmekte olan ülkelerde % 52 mide kanseri, HP infeksiyonu ile ilişkilidir. Bu ortalama kanserlilerin üçte birinin sebebi HP infeksiyonu anlamına gelir. Tütün, İnsan pailloma virusleri ve hepatit viruslerinin de benzer şekilde kanser riski taşıdığı bilinmektedir. Bu gün hangi yaşta tarama yapılmalı ve HP eredikasyon tedavisinde nasıl bir yöntem takip edilmeli bunun için uzun dönem, yaş, cins, aile hikayesi, ve etnik grupları içine alan randomize kontrollu çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu arada hangi tedavi protokollerinin uygulanacağının da belirlenmesine ihtiyaç vardır. HP direkt mutogenik ve karsinogenik değildir. İndirekt karsinojenik etkisi olan bir çok madde vardır. HP amonyak üretir bu da hücre bölünmesini ve fosfolipazları etkileyerek hücre epitel membranlarını hasara uğratır, citotoksinlerle defans mekanizmasını bozar ve kronik inflamasyon oluşur. Aynı zamanda ortamda askorbik asid azalır ki antıoksidan ve antikanser etkisi vardır. Son olarak HP; mide mukozasında kronik dejenerasyona neden olarak mide kanserinin başlamasına neden olabilir. Ancak neden infekte hastaların çok az bir kısmında kanser geliştiği ve ne kadar zaman sonra kanserleşme başlayacağı ve koruyucu çalışmaların ne zaman başlaması gerektiği konuları bu gün açıklığa kavuşturulamamıştır.
HP infeksiyonu ile direkt ilişkilendirilen ikinci tümöral oluşum mide lenfomasıdır. Bunun ile ilgili önemli bir çalışmayıda size aktarmak istiyorum. Mide lenfoması ( MALT ) mukoza ile ilişkili lenfoid doku tümörüdür. Konturek, P.L. ve ark. ( 2000 ) yaptıkları araştırmalarda ; Mide kanserlerinde Cag-A + H. Pylori yüksek miktarda pozitiv bu da gastrin ve gastrin reseptorleri yoluyla otokrın yolla tümör büyümesini uyarabileceğini belirterek aşagıdaki araştırma sunuçlarını yayınlamıştır. MALT lenfomada HP infeksiyonu ilişkisi mide kanserinden çok daha belirgindir. Lenfomada HP infekiyon pozitifliği % 90 dır. Cag-A pozitıfliği ise % 70 dir. Kontrol grupların da ise %56 ve %33 dür. Serum gastrin seviyesi kontrol grupuna göre lenfomalılarda 6 kat fazladır. Lümen içi gastrin ise hastalarda 70 kez daha fazla bulunmuştur. Antrum mukozasına göre tümör dokusunda gastrin 10 kat fazladır. Çalışma da MALT lenfomasında Cag-A HP pozitifliğinin önemli olduğu görülmektedir.

Sindirim Sistemi Kanamaları
Sindirim sistemi kanaması nedeni ne olursa olsun ciddiyetle değerlendirilmesi gereken klinik bir tablodur. Nedenine yönelik değerlendirmeye geçmeden hastanın hemodinamik dengesi sağlanmalı, aktif kanama durdurulmalı, tekrarından korunulmalıdır.
Sindirim sistemi kanamaları 5 şekilde ortaya çıkar.
1. Hematemez ( Kanlı kusma ) taze kırmızı veya kahve rengi olabilir.
2. Melena ( dışkının siyah gelmesi ) Parlak, yapışkan, siyah ve kötü kokuludur.
3. Hematoşeziya ( Makattan kırmızı kan gelmesi ) dışkı ile karışık veya ayrı olabilir.
4. Dışkıda gizli kan ki dışkının kimyasal reaksiyonu ile ortaya çıkarılabilir.
5. Belirgin bir bulgu olmaksızın hastanın baş dönmesi, solunum güçlüğü, angina veya şok gibi bulgularla gelmesi.

HASTANIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
Kanamalı hasta da önce kanamanın akut mu, kronik mi ? Genel durum stabil mi, değil mi ? değerlendirmesi hemen yapılır. İkinci olarak burundan mide ye sonda sokularak mide de aktif kanama olup olmadığı diğer taraftan da tuşe rektal ile dışkı gözlenir melena olup olmadığına bakılır, gerekirse gizli kan testi yapılır. Akut kanamanın en belirgin bulgusu hematemez ve melena kanamanın üst sindirim sisteminden, Hemotoşeziya ise alt sindirim sisteminden kanama olduğu yönünde önemli bulgulardır. Kanamalı hasta ciddi gözlem altında olmalı arteryel kan basıncı , nabız kan değerleri, solunum, dolaşım bulguları değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Bu değerlendirme ve tedavi devam ederken kanamanın üst sindirim sisteminden veya alt sindirim sisteminden olup olmadığı ve hangi hastalıklar nedeni ile olabileceği yönünde kanaat oluşturulmaya çalışılır.

ÜST SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMASI :
Üst sindirim sistemi genellikle yemek borusu, mide, on iki parmak bağırsağını içine ( Treit?s ligament ine kadar ) alan kısımlardan olan kanamalardır. Hastanın dikkatli öyküsü alınır fizik muayenesi yapılır, böylece kesin tanıya gidilecek bazı ip uçları elde edilebilir. Daha evvel kanama olması, ailede kanamaya sebep olabilecek hastalıklar bulunması, hasta da kanamaya sebep olabilecek diğer sistem hastalıklarının bulunması ( siroz, kanser, koagulopati, konnektif doku bozuklukları ve amiloidozis gibi) daha evvel ameliyat geçirip geçirmediği ( p.ülser, bypass ) alkol alışkanlığının varlığı, ağrı kesici ve antiromatizmal ilaçlar kullanılması, yanık nedeni olacak içeceklerin alınması, kanamanın karın ağrısı, dispepsi, hıçkırık, kusma gibi bulgulardan sonra başlaması, burun kanaması olup olmadığı titizlikle sorgulanmalıdır.

Fizik Muayene : Deride siroz ve kansere işaret eden bulgular araştırılmalıdır. Herediter damar anomalileri veya Ehlers-Danlos sendromu gibi tanısal önemi olan bulgular aranır. Lenf büyümesi, karında kitle, hassasiyet, dalak karaciğer büyüklüğü gibi bulgular saptanabilir.
YAPILMASI GEREKEN TETKİKLER

ENDOSKOPİ : Buraya kadar belli bir kanaat oluşturulur ancak kanamanın kesin yerini ve nedenini ortaya koymak çok zordur. Onun için hastanın genel durumu müsaade ettiği an yapılması gerekli en ideal tetkik endoskopidir. Endoskopi öncesi hem hastayı izlemek hem de hastayı endoskopiye hazırlamak için mideye sonda yerleştirilebilir ve aspire edilebilir. Endoskopik gözlem ile kanamanın yeri kesin olarak saptanabileceği gibi kanamanın durdurulması için tedavi girişimine de olanak sağlar. Ayrıca kanayan lezyonun dokusal niteliğini ortaya koyabilmek için biyopsi alınabilir. Böylece hastaya spesifik tedavi uygulanmasına ve hastanın erken hastaneden çıkmasına olanak sağlar.

ÇİFT KONTRAST RADYOLOJİK TETKİK : Her merkezde acilen yapılma şansı yoktur ve yüzeyel mukozal lezyonları gösterme olasılığı endoskopi ye göre oldukça düşüktür.

DİĞER TESTLER :
Angiografi : Endoskopinin yapılamadığı ve Cerrahi zorluğu olan durumlarda gerekebilir. Radyonüklear tetkikler de çok özel durumlarda müracaat edilecek tetkiklerdir.

ÜST SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMALARINA NEDEN OLABİLECEK HASTALIKLAR :
1. ÖZOFAGUS a ait Olanlar :
? Özofajitler
? Peptik ülser
? Özofagus varisleri
? Özofagus divertikülleri
? Özofagus tümörleri
? Özofagusun mukoza yırtıkları
2. MİDE ye ait Olanlar :
? Peptik ülser
? Gastrik erozyonlar
? Gastrik tümörler
? Vasküler lezyolar
3. İNCE BARSAK a ait Olanlar :
? Peptik ülser
? Tümörler
? Safra yolu kanamaları
? Divertiküller
? Vasküler lezyonlar

ALT SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMALARI

Hastanın öyküsü ve Fizik muayenesi ile de hemoroid ve iltihabi barsak hastalığına ait önemli bulgular elde edilebilir. Kanamanın şiddetli karın ağrısı ve ishalle birlikte olup olmadığı sorgulanır ( Kolitis ) Kilo kaybı ve dışkılama alışkanlığının değişmesi ( Barsak kanseri ) Deri lezyonlarının varlığı, karında kitle araştırılmalı Rektal tuşe de kitle olup olmadigi aranmalidır.

TETKİK
Anoskopi ve Sigmoidoskopi
Alt sindirim sistemi kanaması düşünülen hasta da anoskopi ve sigmoidoskopi hemen planlanmalı ve yapılmalıdır. Hemoroid, anal fissür, rektal ülser, kolit ve kanser gibi hastalıklar ortaya konabilir Kanamanın daha yukardan geldiği düşünülürse kolonoskopi planlanır.
Kanama çok ağır değil ve rektosigmoidoskopi ile tanı konulamıyorsa kolonoskop mutlak yararlı bir yöntemdir.

Angiografi :
Ağır kanamalarda kanamanın yeri olası cerrahi girişim için lokalizasyon yapmak için yararlıdır. Tedavi girişimine olanak sağlar. Angiodisplazi ve ince barsak damar anomalilerinin tanısı için yararlı olabilir.

Radyonüklear tetkik :
Çok özel durumlarda bilhassa tekrarlayan kanamaların yerini tesbitte yararlı olabilir.

SİNDİRİM SİSTEMİNDEN GİZLİ KANAMA :

Belirgin kanaması olmayan olgularda demir eksikliği anemisi saptanırsa dışkıda kimyasal tetkik ile kanama araştırılmasıdır. Kronik kanamalarda önemli klinik bir durumdur.
Kronik kanama sebebleri
? Antiromatizmal ilaç kullanılması
? Özellikle sağ kolon kanserleri
? Bazen her iki lezyonun birlik te olabileceği unutulmamalıdır.
Kronik Kanamalarda alt ve üst sindirim sistemi endoskopik tetkiki mutlak yapılmalıdır.

ALT SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMA SEBEBLERİ :
? Hemoroid
? Anal fissür
? Barsak polipleri
? İltihabi barsak hastalıkları
? Barsak tümörleri
? Divertiküller
? Vasküler anomaliler
SİNDİRİM SİSTEMİ KANAMALARINDA TEDAVİ PRENSİBLERİ

Kanayan lezyon kesin olarak saptandıktan sonra ona özel tedaviler uygulanır.
Bunlar genel olarak ;

1. İlaç tedavisi
2. Endoskopik yöntem eşliginde yapilan tedaviler
? İnjeksiyon
? Termal yöntemler
? Termal yöntem + ilaç injeksiyonu
? Ligasyon
? Angiografik tedaviler
3. Cerrahi tedaviler

KABIZLIK ( KONSTİPASYON )
Kabızlık, toplumda özellikle kadında sık rastlanılan bir durumdur. Günde 1-2 kez ile haftada 3 kez tuvalete çıkabilme ( defekasyon ) sayısı normal kabul edilir. Eğer defekasyon ( tuvalete çıkma ) sayısı haftada 2 den az oluyorsa bu takdirde bu kişiye Kabızlık ( Konstipasyon ) tanısı konur. Ancak birçok kişi bu durumdan pek rahatsızlık duymaz. Eğer defekasyon sayısı 7 ? 10 günde bir kez oluyorsa bu durumda hekime başvurmak gerekir.
KABIZLIĞIN SEBEBİ NEDİR ?
Çok çeşitli nedenler konstipasyona sebep olabilir. Genellikle yeterli miktarda posalı gıda ve sıvı almamak, sakin - hareketsiz bir şekilde yaşamak, devamlı Laksatif ( ishal ilaçları) ilaçlar kullanmak gibi sebeplerin yanı sıra çok daha ciddi nedenler kabızlığa yol açabilir. Özellikle daha önceden kabızlık hikayesi olmayan bir kimsenin 2 ?3 hafta süren bir kabızlığı ortaya çıktığında hekime başvurması şarttır. Eğer gaitada kan da görülürse hiç zaman kaybedilmemesi gerekir. Bunun dışında bir çok hastalıklarda örneğin ; Parkinson, multipl skleroz gibi nörolojik hastalıklarda, tiroid hastalıklarında, rektosel, hemoroid- fissür gibi anüs bölgesi hastalıklarında, konstipasyon görülebilir.Yine bazı ilaçların ( trankilizanlar, diüretikler, demir- kalsiyum içeren ilaçlar, Antiasitler vs. ) kullanımıda kabızlığa yol açabilir.
Tüm bu sebeplerin dışında kabızlığın en sık rastlanılan nedeni fonksiyonel-işlevsel sebeplerdir.Bunların başında barsak hareketlerinin azlığı ile kolonun aşırı uzun olması ve defekasyon sırasında rektum ve anüsün işlevsel bozuklukları gelir.
TEŞHİS NASIL KONUR ?
Kabızlığın doğru dürüst tedavisinin yapılabilmesi için bazı özel testlerin yapılması gerekir.
Bunlar nelerdir ?
? Kolonoskopi; organik bir hastalık ( tümör, polip, divertikül vs.) olup olmadığını ortaya koyar.
? ?Barsak Geçiş Süresi ? filmi. Kolonların boşalım süresini gösterir.
? ?Defekografi? Rektum ve anüsün boşalımını zorlaştıran sebepleri gösterir.
? Anüs ve rektum bölgesinde yapılacak Basınç ölçümleri ( Manometrik ) ile buradaki kasların ve rektumun çalışmasını gösterir.
TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?
Yukarıda belirtilen yöntemlerle eğer organik bir rahatsızlık saptanırsa bu ameliyatla giderilir. Organik bir araz saptanmayanlarda bazı özel egzersizler ve diyet uygulamaları ile sorun çözülmeye çalışılır. Çok ağır kabızlıklarda ( 10-15 günde bir kez ) yukarıdaki testlerin tümünü uyguladıktan sonra, seçilmiş vakalarda yapılacak ameliyatlarda % 80 vakada iyi sonuçlar alınmaktadır.
Kabızlığın yukarıda belirttiğimiz testlerle tam bir araştırması yapılmadan sadece laksatifler verilerek sorunu çözmeye çalışmak altta yatan önemli bir sebebi göz ardı edeceği gibi, sorunun daha da çözülmez hale gelmesine neden olabilir.
Alıntı ile Cevapla
  #8 (permalink)  
Alt 04-22-2008, 10:19
Administrator
 
Üyelik tarihi: Jun 2005
Yaş: 50
Mesajlar: 2.348
igokcek is on a distinguished road
Standart

Alıntı:
efeyle´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ben manisadan sizlere yazıyorum.6 ay öncesinde midemde yanma ve karnımda şişlik nedeniyle ilaç kullanmaya başladım ayrıca reflü denilen dilimin üstüne siyaha çeviren mide asiti ağzıma geliyordu.6 aylık zaman müddetince kullandığım ilaç beni geçici olarak rahatlatmasına rağmen tam bir iyileşme sağlanamadı.sabahları kalktığımda yine dilimin üstü simsiyahtı.çok rahatsız oldum ve manisa celal bayar hastanesine gitmeye karar verdim.2 saatlik yolu tepip gittiğimde bana bugün muayene yok sonra gel dediler.oradan bir hemşire 100 ytl yatırırsan muayene olabilirsin dedi geri elim boş dönmeyeyim diye bunuda kabul ettim ama üniversite hastanesinde tek gastroentorolog varmış ve o da bugünlük 2 hasta al fazla alma demiş.yani beni kabul etmedi.sinirlerim haşat olmuş bir şekilde kula ya geri döndüm.akşamına internette gezinirken bağırsak ve mide rahatsızlığı diye yazdım ve googleden arattırdım.böylece gökçek iksirle tanıştım.7 gündür kullanıyorum ve kendi vücudumda meydana gelen değişiklikler aynen şöyle:
1:mide yanması geçti
2:karında şişkinlik geçti
3:farenjit(ayda en az iki kere bende olur ve antibiyotik kullanırdım.antibiyotiklerin vücuduma ne kadar zarar verdiğini yine gökçek beyin sitesinden öğrendim ve ilaç kullanmayı bıraktım.)geçti.
4:reflü(ağıza acı su gelme dili tamamen yakma)geçti.
5:her yemekten sonra karnım guruldar ve sanki işlem tüm besinler sindirilene kadar sürerdi ve bende bunu hissederdim.geçti.
bunların haricinde yemeklerden sonra bana bir uyku basardı ki kendimi yorgun hissederdim.bununda geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim.şu an öyle dinç ve hırslı uyanıyorum ki yataktan.allaha çok şükür iyiyim.ibrahim gökçek beyfendiden allah razı olsun.hiçbir yan etkisi olmayan tamamen bitkilerden oluşan bir tedavi şekli geliştirmiş.çevremde bulunan herkese bunu tavsiye ettim.hatta sipariş vermelerine aracı oldum.buraya yazma amacımda daha çok kişiye ulaşması ve onlarında şifa bulmaları içindir.en az 3 ay daha kullanmayı düşünüyorum vücudumun tamamen arınması için.fakat şu dinçliği çok uzun zamandır arıyordum şükürler olsun şu an çok rahat nefes alıyorum ve erkenden kalkıp mesaiye başlıyorum.gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.bu konuda tamamen samimiyim.kullanmaya devam edeceğim için ileriki günlerde yine vücutta meydana gelen olumlu değişiklikleri yazmaya devam edeceğim.saygılarımla...
Efe bey teşekkürler, siz Gökçek İksir ve Gökçek Toniki kullanmaya başladıktan sonra Manisa/Kuladan yoğun siparişler almaya başladık sağolun.Sağlığınıza bu kadar kısa sürede kavuşmanzıda bizi çok sevindirdi, fakat siz yinede 1 ay Gökçek Tonik ve 3-4 ay Gökçek İksir kullanın.Bağırsakların 350 metrekare alan kapladığını ve nokta kadar bir yerede milyarlarca bakteri ve mantarın olabileceğini unutmayın.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:51 .


Powered by vBulletin Version 3.7.1
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0
Turk Siteler 100
Bu site vücut sitesini desteklemektedir Vücut
herseyy | Mersin Üniv | Serbest Muhasebeci Mali Müşavir | Varmısın Yokmusun | vana | Mersin Üniversitesi