![]() |
|
|||
|
Hidroterapi:
Hidro su ve terapia tedavi yani kısaca suyala tedavi anlamına gelir. Bilindiği gibi dinimizde temizlik çok önemlidir ve islamiyet hariç hiçir dinde gusül abdesti ve abdest diye suyla temizlenme yoktur. Tarihtede ilk defa duşu keşfeden ve uygulaya İbn-i Sina olmuştur. Fransız kralı 7. Lui uyuz olur ve Osmalı patişahı ona hekimini gönderir. Hekim yaptığı muayenede kralı yıllarca banyo yapmadığının ve koktuğunu görür ve onu banyo yaptırarak sağlıgına kavuşturur. Papaz Sabastian Kneipp (1821 doğumlu) manastırda öğrenim görürken verme yakalanır ve doktorlar tedavi edemezler ve birkaç ay sonra öleceğini beyanederler. Oda Münihte su dosları isimli bir dernekte ördüğü su oyunlarını geliştirerek kendi üyerinde dener. Koş aylarında buz gibi Tuna nehrinde yüzdükten sonra kilometrelerce koşar ve bir kaç ay sonra veremden kurtulur. Bundan sonra sürekli çevresindeki şehirlerde su kürü yapmak için ılıcalar, kaplıcalar ve çermikler kurar. Soğuksu ile duş alırken önce kalbe en uzak olan noktadan, yani birinci olarak sağ ayağın baş parmağından başlanır, önce sağ ayak sonra sol ayak, ikinci olarak sağ bacak baldırı sonra sol sol bacak baldırı, üçüncü olarak önce sağ kalça sonra sol kalça ve dördüncü olarak önce sağ omuz sonra sol omuza su hortumdan akıyormuş gibi ayarlanarak tutulmalıdır. Kalp ve kandolaşımı rahatsızlığı olanların çok kısa süreli (30 saniye) tam soğuk değil hafif ılık olması gerekir. Kendine güvenenlerin kendilerini bu yukarıdaki şekilde olduğu gibi yavaş yavaş alıştırmaları gerekir. Dokunma hissi azalanlar ise iki su kabı hazırlarlar bunlardan biri 38-40 derece sıcaklıkta, diğeri 15-18 derece soğuklukta olmalıdır. Eller veya ayaklar önce 3-4 dakika sıcaksuda tutulur ve sonra 15-20 saniye soğuksulu legene sokulur. Bu günde 3-4 defa tekrarlanırsa kronik ayak üşütmeleri, yüksek tansiyon, başa kan hücumu, sinirsel nedenlerle kalp ve kan dolaşımı rahatsızlıklarına karşı iyi gelir. Soguk sarğılar bacak, kalça, bel, sırt ve omuz ağrılarında oldukca etkilidir. Oğlum 3 yaşında iken ateşi yükselmişti. 100 ml su ve 100 ml sirke bir kapta karıştırdıktan sonra bir bezi (20-25 sm eninde 40-50 sm uzunluğunda) bu suyla iyice ıslatım ve baldırlarına sardım ve onun üzerine başka bez sardım vede sıkca giyindirdim. Çocuğu ateşi 10 dakikada düştü. Yıllar önce boynum sürekli tutuluyor ve ağrıyordu evdoktoru procain iğnesi yaptı o gün iyi geldi. Bir kaç gün sonra boynum tekrar tutuldu. Bu sefer doktora procain istemiyorum doğal bir metot yokmu dedim. Oda buyota (tuluh) sıcaksu koyarak boynunda 20-30 dakika beklet dedi. Bunu denedim ve ogün ağrılarım omuzlarımdan kollarıma kadar yayıldı ve ağrılarım azdı. Ben aileme bana buz ver dedim. Buzu plasik boşete koyarak onuda boynuma sardım ve üzerin havlu sardım. 15dakika sonra rahatsızlıklarım hafifledi. Neden soğuksu veya buz, çünkü soğuksu veya buz sarılan noktada aşırı bir kan dolaşımı olur ve bölgedeki iltihaplanmaya sebep olan mikroplarda savunma güçleri tarafından yokedilir. Soğuk sarğı bayanlarda adet öncesi rahatsızlıklar ve ğögüs ağrılarında uygulanmaz. Soguk sarğılarda üşütmemek için iyi giyinmek gerekir. Şayet banyodan sonra dışarı çıkmaksanız, soğuksu ile 15-20 saniyelik soğuksu ile duş alırsanız üşütmezsiniz. Soğuksu ile taharetlenen erkeklerde prostat rahatsızlıkları daha az görülür. Kadınlarda daha az kadın hastalıklarına yakalanır, çünkü suyla taharetlenmeyen insanlarda bakteri ve virüsler daha hızlı yayılır vede hastalıklara sebep olur. Peygamberimiz ??Banyodan sonra ile belden aşağısı soguksu ile yıkanın?? buyurmuşlardır. Banyodan sonra damarlar gevşer ve genişler, beyne giden kan akışı azalır, buda kişide halsizlik, dermansızlık, bitkinlik, yorgunluk, başağrısı, migren ve baygınlık gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Bu nedenle 15-30 saniyelik çok kısa soguksu ile yapılan duş beyine kan akışının yeniden düzenli şekilde akmasını sağlar, çünkü soguksuile gevşeyen ve genişleyen damarlar büzülür. Günümüzde beslenme ve sağlıklı yaşamada gayri müslimler sanki sünnete uyuyorlarmış gibi, müslüman olduğunu iddia eden bizlerse gayri müslimler gibi yaşıyoruz. Kilolu papaz çok az görürsünüz, ama hocalarımızın çoğu maşallah hiç sünnete uymazlar ve çoğuda şişmandır. Peygamberimiz ??Allahın en nefretettiği kişiler, çok uyuyan, çok yiyen ve çok içen kimselerdir.?? Buyurmuşlardır. İbn-i Sina'yı Avrupalılar yıllarca Avicenna diye anarlar. Buharada doğmasına ragmen Türk olduğunu söylemezler. Bazıları onun arap ve bazılarıda farslı olduğunu iddia ederler. İbn-i Sinanın yazdığı yüzlerce eserde malesef istifade edemiyoruz, çünkü onun eserlerini günümüz türkcesine çevire bilmek ancak işin uzmanı olan bir heyet tarafından yıllarca sürecek bir çalışma ile mümkündür. Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet Avicenna Arzt, Naturwissenschaftler, Philosoph, Astronom Abu Ali al-Hussein Ibn Abdallah Ibn Sina * 979 in Afschana (bei Buchara; Usbekistan) ? 1037 in Hamadan (Persien) In der orientalischen Welt gilt Abu Ali Ibn Sina (lateinisch: Avicenna) neben Abu Bakr Muhammed ibn Zakariya al-Razi - den Muslimen als einer der wichtigsten Ärzte und Gelehrten aller Zeiten. Mit ihm, dem "Fürsten der Ärzte", wie er bisweilen ehrfurchtsvoll genannt wird, wurde der Höhepunkt der orientalischen Medizin erreicht. Auch in Europa galt der Universalgelehrte und Arztphilosoph fast 700 Jahre lang bis zum Beginn der modern Medizin als unbestrittene Autorität. Avicenna wurde als Sohn eines staatlichen Würdenträgers in Afschana nahe der usbekischen Stadt und Landschaft Buchara geboren, wo er Philosophie und Medizin studierte. Wie Avicenna in seiner Autobiographie schreibt, kannte er bereits im Alter von 10 Jahren den Koran auswendig, und auch einen großen Teil der damaligen Standardwerke der schöngeistigen Literatur vermochte er als Knabe zu rezitieren. Mit 16 Jahren, so erzählt er weiter, beherrschte er alle Wissenschaften, später habe er sie nur vertieft. Als Erbe eines großen Vermögens führte Avicenna ein Wanderleben an persischen Höfen, wo er als Arzt, Astronom, Staatsmann und Schriftsteller wirkte. Bereits im Alter von 18 Jahren ernannte ihn der Samanidenherrscher von Buchara als Anerkennung für seine außerordentlichen medizinischen Fähigkeiten zu seinem Leibarzt. Die letzten 14 Jahre seines Lebens verbrachte Avicenna als Leibarzt und wissenschaftlicher Berater am Hofe des Fürsten von Isfahan. Von dem Kalifen von Bagdad zu Lebzeiten mit dem Titel eines Scheichs ausgezeichnet starb er aufgrund seines ausschweifenden Lebenswandels nur 58-jährig in Hamadan. Avicenna war ein brillanter Heilkundiger und Denker mit herausragenden Leistungen auf den Gebieten der Medizin und der Philosophie. Sein um 1030 entstandenes Hauptwerk Al-qanum fi at-tibb = Canon medicinae (Kanon der Medizin) löste die Klostermedizin des christlich-lateinischen Abendlandes durch wissenschaftliche Verfahren ab und zählte im Mittleren Osten wie in Europa lange zu den bedeutendsten medizinischen Lehrbüchern. Es wurde zur Grundlage der wissenschaftlichen Heilkunst und stand gleichrangig neben den Schriften des Hippokrates (um 460 - um 370 v. Chr.) und des Galen (129-199) an allen bedeutenden europäischen Universitäten. Das Werk besteht aus fünf Büchern, in denen die gesamte Medizin der damaligen Epoche systematisch und mustergültig klassifiziert und den Kenntnissen entsprechend abgehandelt wird: Anatomie, Physiologie, Pathologie, Innere Medizin, Chirurgie, Geburtshilfe, Fieberlehre und Arzneimittellehre. Beeinflusst von Hippokrates und Galen erhebt Avicenna darin den Anspruch, das heilkundige Wissen der alten Welt endgültig abgeschlossen zu haben. Die fünf Bücher gliedern sich in Abschnitte, die aus Unterweisungen oder Doktrinen bestehen. Eine Doktrin zerfällt in Summen, diese wiederum in Kapitel, und dieses bildet schließlich das Grundelement des beeindruckenden Gesamtwerkes. Allein die Kommentare in dem Werk bilden einen eigenen Literaturzweig. Für die Studenten der Medizin komprimierte Avicenna das Werk zu einem Gedicht in 1.326 Knittelversen. Die erste lateinische Übersetzung erfolgte im 12. Jahrhundert durch den italienischen Gelehrten Gerhard von Cremona (1135-1187), die hebräische Ausgabe wird auf 1491 datiert. In arabischer Sprache erschien die Schrift 1593 als zweites in dieser Sprache gedrucktes Buch überhaupt. Zwischen 1400 und 1600 wurde das Werk insgesamt 36-mal gedruckt und wirkte bis Ende des 18. Jahrhundert in ganz Europa. Auch die philosophischen Schriften Avicennas bedeuteten einen Meilenstein in der Geschichte vor allem der Philosophie. Sein diesbezüglich bekanntestes Werk trägt den Titel "Kitab ash-Shifa" ("Die Heilung") und enthält Beiträge über aristotelische Logik, Metaphysik, Psychologie, Naturwissenschaften und andere Themen. Wie viele mittelalterliche Philosophen leugnet Avicenna die Unsterblichkeit der menschlichen Seele, Gottes Interesse an Einzelereignissen sowie eine Erschaffung der Welt in der Zeit. Ausgehend von der Seelenlehre des Aristoteles (384-322 v. Chr.) differenziert Avicenna die drei Seelenvermögen (animalische, vegetative und mineralische Seele) weiter aus und ordnet sie der Weltseele unter. Damit widersprach er der im Islam vorherrschenden Auffassung und somit zentralen Glaubensinhalten, was ihm zwar die Feindschaft sunnitischer Theologen einbrachte, doch seinen philosophischen Einfluss keineswegs schmälerte. So beeinflusste sein Werk unter anderem den scholastische Denker und Theologen Thomas von Aquin (1225-1274) maßgeblich. Wie groß sein Ansehen selbst im christlichen Abendland war, zeigt sich auch an der Tatsache, dass ein Abbild von ihm ein buntes Fenster des Mailänder Doms ziert. Konu igokcek tarafından (06-07-2008 Saat 15:05 ) değiştirilmiştir.. |
![]() |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|