![]() |
|
|||
|
Alıntı:
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet Konu igokcek tarafından (05-30-2008 Saat 17:06 ) değiştirilmiştir.. |
|
|||
|
TANIDA SEROLOJİK YÖNTEMLER
İNFEKSIYON HASTALIKLARI TANISINA GENEL YAKLAŞIM İnfeksiyon hastalıklarının tanısı, diğer birçok hastalık grubuna göre daha fazla oranda laboratuvar incelemelerine dayanır. Birçok infeksiyon etkenini, hastalık seyri sırasında ya çeşitli vücut materyallerinden izole etmek, ya da etkene bağlı olarak oluşan yanıtı saptayabilmek olanaklıdır. Tanıda ANAMNEZ ve FİZİK MUAYENE de önemli yer tutmakla birlikte, bilimsel ve teknolojik alanda gelişmeler sağlandıkça, laboratuvar incelemelerinin yeri ve önemi artmaktadır. Laboratuvar incelemelerini de: A. Genel tetkikler (Rutinler) B. Mikrobiyolojik araştırmalar olarak gruplandırmak mümkündür. Tanıda yardımcı olan genel laboratuvar incelemelerinin de başlıcalan lökosit sayısı, lökosit formülü, eritrosit sayısı, sedimantasyon hızı, CRP ve transaminaz değerleri olarak sayılabilir. Lökosit sayısı, tanıda büyük değer taşıyabilir. Tifo, bruselloz, tüberküloz gibi bazı infeksiyonlar dışında, lökositoz durumunda bakteriyel bir infeksiyon akla gelmelidir. Lökopeni mevcut ise, tanıda başta viral infeksiyonlar (infeksiyoz mononükleoz gibi bir-iki durum dışında) ve belirtilen bazı bakteriyel infeksiyonlara yönelinmelidir. Formül lökositer de, infeksiyonun bakteriyel ya da viral kaynaklı olduğu hakkında fikir verebilir. Yine tifo, bruselloz, tüberküloz gibi birtakım infeksiyonlar dışında, bakteriyel infeksiyonlarda genelde nötrofil artışı gözlenir. Viral infeksiyonlarda ve salmonelloz, bruselloz, tüberküloz gibi durumlarda ise lenfo-monositer seride artış söz konusudur. Eritrosit sayısı, bruselloz ve tüberküloz gibi birtakım infeksiyonlarda kemik iliğinde süregiden hemofa-gositoz nedeniyle, malariazis gibi infeksiyonlarda da hemoliz nedeniyle azalma gösterir. Sedimantasyon hızı, özellikle koksik ve gram negatif bakterilerin infeksiyonlannda ve aktif tüberkülozda artış gösterir. Viral infeksiyonlarda ise ya aynı kalır, ya da hafif değişiklikler gözlenir. CRP, esas olarak streptokokların yapısındaki C polis akkarid yapıya karşı vücutta oluşan proteindir ve pozitifliği, başta streptokok infeksiyonlan olmak üzere, bakteriyel infeksiyonlan düşündürür. Viral infeksiyonlarda ise, CRP'de artış görülmez. Transaminaz değerleri, A, B, C, Delta ve E hepa-titler dışında Sitomegalovirus, Epstein-Barr virüs, rubella, rubeola infeksiyonlarına vanncaya kadar, birçok viral in-feksiyonda yükselebilir. Pnömoni, sepsisler, salmonel-lozlar, bruselloz, leptospinoz gibi çeşitli bakteriyel ve ma-lariazis gibi bazı paraziter infek siy onlarda da artış gösterebilir. Yukarıda belirtilen genel tetkikler ile, infeksiyon kaynağı hakkında bir yönelim sağlamak olanaklıdır. Tamda bundan sonraki aşama, etkenin tanınmasına yönelik incelemeleri kapsar. ETKENİN ARAŞTIRILMASINI HEDEFLEYEN MİKROBİYOLOJİK YÖNTEMLER Bunları da genel olarak: 1. DOĞRUDAN etkenin izolasyonuna yönelik: Makroskopik ve mikroskopik direkt tetkikler, mikroskopla boyalı tetkikler, etkenin üretilmesi (KÜLTÜR) ve özelliklerinin incelenmesi, HİSTOPATOLOJİK incelemeler, 2. DOLAYLI yöntemler: Bunlar da, infeksiyon etkeninin vücutta oluşturduğu yanıtın incelenmesi yoluyla tanıya gidilmesini amaçlar. Başlıca, SEROLOJİK ve ALLERJİK yöntemler olarak gruplanabilir. SEROLOJİK TANI YÖNTEMLERİ İnfeksiyon hastalıklarının tanısında, hemen tüm tıp branşları tarafından yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Bunların sık kullanılmasının nedeni, kolay ve pratik olmaları, kısa sürede sonuç vermeleri, etkenin izolasyonuna göre daha ekonomik olmaları nedeniyledir. Örneğin bîr virüs izolasyonu günler, hatta haftalar alırken, serolojik yöntemlerle birkaç saatte sonuç alınabilmektedir. Yine bir bakteri izolasyonunda ancak birkaç günde sonuç alınabilir iken, serolojik yöntemlerle çoğu bakteriyel infeksiyonun araştırılması birkaç saatte yapılabilmektedir. SEROLOJİ, İMMÜNOLOJİNİN PRATİKTEKİ UYGULAMASI VE EN YAYGIN UYGULAMA BİÇİMİ OLARAK NİTELENEBİLİR. Serolojik incelemelerin temeli, antijen ve antikorun karşılıklı etkileşim ve ilişkilerine dayanmaktadır. Serolojik yöntemlerde ya bilmen antijenler kullanılarak, bunlara karşı oluşmuş antikorlar aranmakta, ya da bilinen antikorlar kullanılarak hastalık materyal indeki mikroorganizmaların antijenleri ve yapısı araştırılmaktadır. BAŞLICA SEROLOJİK REAKSİYONLAR 1. PRESİPİTASYON REAKSİYONLARI 2. AGLUTİNASYON REAKSİYONLARI 3. KOMPLEMAN BİRLEŞMESİ REAKSİYONLARI 4. FLORESAN ANTİKOR TEKNİĞİ (FAT) 5. ELİSA (Enzyme-Linked-Immunosorbend Assay) 6. RİA (Radioimmunoassay) PRESİPİTASYON REAKSİYONLARI; Önceki dönemlere oranla, uygulama alanı daralmıştır. Daha çok immundifuzyon ve immünelektroforez gibi yöntemlerin esasım oluşturmaktadır. AGLUTİNASYON DENEYLERİ: Antijenler ile kendi antikorlarının birleşmesi olayıdır. Burada antijenler bakteri, lökosit, eritrosit gibi hücrelerde bulunabilirler ya da eritrosit, lateks, bentonit, po-listren gibi sentetik parçacıkların yüzeyine kaplanabilirler. Eğer .serumda bunlara karşı antikor varsa, ag-lutinasyon reaksiyonu pozitif olarak saptanacaktır. Bu pozitiflik, değişik yöntemlerle dile getirilir. Aglutinasyon deneyleri, tanıda oldukça sık kullanılmaktadır. ÖNEMLİ BAZI AGLUTİNASYON DENEYLERİ SalmoneHoz Tanısında Aglutinasyon (Gruber-Widal Deneyi): Gruber-Widal deneyi, bütün Salmonella infek-.siyonlan yönünden fikir vermez. Bugün için bilinen, 2000'den çok salmonella serotipi vardır ve bunların ancak bir kısmı insanlarda hastalık oluşturur. Gruber-Widal deneyi, sjsîemik İnfeksiyon tablosu oluşturan sal-monelîozlarda sonuç verebilir ve önem taşır. Bu serotipler de Salmonella typhi, Salmonella paratyphi A, S. schott-muelleri (S. para B). S. hirschfeldii (S. para C) ve S. lyphimurium olarak belirtilebilir. Her ülkede, bu tiplerden hangisi önemli ve yaygın ise, Gruber-Widal deneyinde de antijen olarak bunlar kullanılır. Örneğin, bizim ülkemizde tifo, paratifo A, para-B ve Para-C araştırmak için gerekli antijenler kullanılır. ABD'de ise, paratifo B yerine, Salmonella typhimurîum'un araştırılmasının uygun olduğu bildirilmektedir. Bu duruma, o bölge uzmanlarının karar vermesi uygun olacaktır. Ülkemizde, Gruber-Widal ag-Iutinasyonu istenildiği vakit, S. typhi'nin O ve H, S. pa-ratyphİ A,B,C'nin O ve H antijenlerine karşı, yani 8 ayrı antijene karşı antikor yanıtı bildirilmelidir. Gruber-VVidal Aglutinasyonu Sonuçlarının Yorumlanması: 1. O antijenine karşı antikorlar, genellikle 8-9. günlerden sonra ortaya çıkarlar. Eğer hastadan serum, henüz antikor ortaya çıkmadan, erken dönemde alınmışsa, negatif sonuç verebilecektir. Bu durumda, infeksiyonun başlangıcından itibaren 8-10 gün sonra tekrardan Gruber-Widal aglutinasyonunun yinelenmesi uygun olacaktır. 2. Erken antibiyotik uygulanmasının, aglutinasyon veren antikorların ortaya çıkışını geeiktirebileceği veya düşük türelerde gerçekleşmesine yol açacağı şeklinde görüşler bulunmakladır. Bu görüşün, belirli koşullarda doğruluk payı bulunabileceği kanısındayız. 3. İleri direnç düşüklüğü bulunanlar, yaşlı, kaşektik, immunosupressif tedavi uygulananlar ve ağır toksik infeksiyonlarda antikor yanıtı ortaya çıkmayabilir. 4. Daha önce aşı uygulananlarda H aglutinasyonunda pozitiflik saptanabilir. Ayrıca, daha Önce salmonelloz geçirmiş olanlarda, halen başka bir akut bakteriyel infeksiyon geçiriliyorsa, akut bir salmonelloz söz konusu olmamasına karşın, anamnestik reaksiyon nedeniyle, salmonella antijenlerine karşı yüksek olmayan litrelerde pozitiflik görülebilir. Aynı durum, çapraz reaksiyon nedeniyle, E. coli gibi diğer bağırsak bakterilerinin oluşturduğu kronik seyidi infeksiyonlarda da görülebilir. Milier tüberküloz olgularında da, benzer pozitiflikler görülebilir. Bu durumlar, tanıda değerlendirilmelidir. 5. Hastalık seyrinde 8-9. günlerde anti-O antikorları, 10-12. günlerde de anti-H antikorları ortaya çıkar. Hastalık geçerken de, önce anti-O, daha sonra da anti-H antikorları kandan kaybolurlar. Titrasyon değerleri ile,hastalığın dönemi hakkında kabaca yorum yapılabilmesi mümkündür. 6. Akut salmonelloz tanısı için, öncelikle değerli olan, anti-O aglutinasyonudur. O aglutinasyon litresinin 1/200 ve üzeri pozitifliği, tanıda anlamlı olarak kabul edil melidir. Ancak şu durum da göz önüne alınmalıdır ki, bütün tifo olgularında yeterli düzeyde anti-O antikor yanıtı ortaya çıkmamaktadır ve araştırmalarla, hastaların ortalama yansında pozitiflik ortaya çıktığı gözlenmiştir. Yani Gruber-Widal değerlerinde negatiftik, bir salmonelloz olayını tek başına ekarte ettirmez. 7. Ortalama bir hafta aralarla alınan tetkiklerde aglutinasyon litrelerinde belirgin artış ya da negatiften pozitifliğe dönüş gözlenmesi, hastalık tanısı açısından olum- 8. Bir Gruber-Widal aglutinasyon deneyinde, birden çok antijene karşı antikor pozitifliği saptanabilir. Bu durumda, en yüksek litrede pozitiflik alman aglutinasyon litresini oluşturan serotip, hastalıktan sorumlu kabul edilir. Bu ayrımda, anti-H antikor düzeyleri, daha spesifik oldukları için, daha değerli kabul edilmektedirler. Salmonelloz Tanısında Vİ Aglutinasyonu: Portör araştı imasında kullanılır. Vi antijeni kullanılarak yapılan aglutinasyon deneylerinde 1/10 - 1/20 üzeri anti-Vi antikorlarının bulunması, o kişide halen caniı bakteri bulunduğunu gösterir. Gruber - Widal Deneyi Sonucu Aynı Gün İçinde Bildirilebilir mi? Tarama testleri ile, kabaca kişide pozitif ya da ne-gatifîik belirtilebilmektedİr. Ancak bunda da, negatif sonuçlar daha geçerlidir. Pozitif sonuçların, mutlaka tit-rasyona alınması ve inkübasyonu gereklidir. Aynı gün içinde titre edilmiş olarak sonuç verilen Gruber-Widal sonuçları değer taşımaz. En iyisi, titrasyonlu ve bir gecelik 37°C'Iik inkübasyondan sonra verilen değerlerdir. Brusella Aglutinasyonu: Bruselloz geçirenlerde ortaya çıkan antikor litresini ölçmek için kullanılır. En sık kullanılan, Brusella standart aglutinasyon testi (SAT) = Wright aglutinasyonu'dur. Bununla, 1/160 ve üzeri tiîrelerde pozitiflik, anlamlı kabul edilir ve akut infeksiyon lehinde değerlendirilir. Gerçekte, bruselloz geçirenlerde oluşan antikorlar, serolojik olarak, % 40-50 olguda 6 ay içinde ölçülebilir düzeylerin altına inerler. Diğer kısmında ise birkaç yıl, düşük titrelerde ölçülebilirler. Kronik bruselloz durumunda ise özellikle IgG antikorları uzun süreli ve yüksek tîtrede serumda ölçülebilirler. Bruselloz geçirenlerde, aglutinasyon titresi hastalığın ikinci haftasından İtibaren Ölçülebilir düzeylerde saptanır. İlk oluşan antikorlar îgM tipindedir, daha sonraları ise igG tipinde antikorlar bunların yerini alır. Bruselloz olgularında, hastalık geçirilmekte iken, bazen, blokan antikorlar nedeniyle serolojik olarak ne-gatiflik saptanabilir ve aglutinasyon titresi olumsuz sonuç verebilir. Böyle durumda, yani klinik mutlaka brusellozu düşündürüyor ise, Coombs serumu ile brusella aglutinas-yonu istenmelidir. Bruselloz tanısında kullanılan Rose-Bengal testi,yalnızca bir tarama testidir. Bununla brusella antikor varlığı pozitif ya da negatif olarak saptanabilir, ancak titre belirtilemez. Riketsiva Aglutinasyonu (Weil-Felix Deneyi): Rikctsiya hastalıklarının seyrinde ortaya çıkan antikorların tayininde kullanılır. 1/200 ve Üzeri titrelerde pozitiflik, akut olgular açısından anlamlı kabul edilir. Normal insanlarda da, 1/ 50-1/100 titrelerde pozitiflik saptanabilir. Paul-Bunnel Heterofil Antikor Deneyi: Kalıtsal yapı olarak birbirinden ayrı bazı canlılarda (koyun, kedi, köpek, fare, tavuk vb.) ortak olarak bulunan ve aynı yapı özellikleri gösteren antijenlere heterofil antijenler denir. Bu antijenler koyun, at ve sığırlarda eritrositlerde bulunur. İşte bu antijenlere karşı oluşan ve koyun eritrositlerini aglutine eden antikorlara, heterofil antikorlar denir. Normalde insan serumlarında, koyun eritrositlerini düşük titrelerde aglutine eden antikorlar bulunabilir. İnfeksiyoz mononükleozda ise, koyun eritrositlerini aglutine eden yüksek titrede antikor oluşur (Paul-Bunnel antikorları). 1/256 ve üzeri titrelerde pozitiflik, infeksiyoz mononükleoz için anlamlı kabul edilmektedir. Bugün için daha sık uygulama alanı olan mono-spot test'te at eritrositleri kullanılmakta ve daha Özgül sonuç alınmaktadır. Heterofil antikor testinde yalancı pozitiflik sık görülür. Negatif sonuçlar ise, infeksiyoz mononükleozun varlığını reddettirmez. Daha güvenilir sonuç için, Epstein-Barr virüs (EBV) IgM ve IgG ile EBV-VCA tayini istenmelidir. Soğuk Aglutinasyon Deneyi: Mycoplasma pneumoniae'ya bağlı primer atipik pnömoni (PAP) olgularının yaklaşık yansında, soğukta (0-10°C arası) 0 grubu insan eritrositlerini aglutine eden antikorlar oluşur. M.pneumoniae infeksiyonunda, soğuk aglutininler 4.günden başlayarak yükselir. 1/64 ve üzeri titrelerde pozitiflik, akut olgular açısından değerlidir. Soğuk aglutinasyon deneyi, PAP olgularının ancak %50 civarında pozitiftir. Ancak, hemoîitik anemiler, Reynaud hastalığı, tripanozomiazis, paroksismal hemoglobinuri ve bazı viral infeksiyonlarda da pozitif olabilir. Bununla birlikte soğuk aglutinasyonda pozitiflik, genelde %50 oranda PAP'ye aittir. Negatif sonuçlar ise, PAP tanısını elemez. Bugün için, Mycoplasma pneumoniae infeksiyonu tanısında ELİSA ve FAT temelinde, daha güvenilir testler geliştirilmiştir. İndirekt Hemaglutinasyon Yöntemi: Bugün için, ELİSA, FAT ve RÎA gibi yöntemlerin öne geçmesiyle, İHA yöntemi daha az kullanılır hale gelmiştir, çünkü belirtilen yöntemler kadar özgül değildir. Aslında İHA yöntemi ile, birçok viral, bakteriyel, paraziter ve treponemal antikorların tayinini yapmak olanaklıdır. İşlem kolaylığı, maliyet, süre açısından ELİSA, RİA, FAT yöntemlerine göre daha avantajlıdır. Bugün için, halen değerini koruduğu ve sık kullanıldığı bazı hastalık tanılan vardır. Bunları başlıca şöyle sıralayabiliriz: Ekinokok İHA (İndirekt hemaglutinasyonu) Yöntemi: Ekinokok tanısında en güvenilir yöntemlerden biridir. TPHA (Treponema pallidum hemaglutinasyonu): Sifîliz tanısında, bugün için pratikte kullanılan, FTA-Absorbsiyon testi ile birlikte iki referans yöntemden bi-ridİr. VDRL ve RPR tarama testleri ile pozitif çıkan olguların doğrulama testi olarak kullanılmaktadır. Toxoplasma İHA Testi: ELİSA yönteminin tok-soplazmoz tanısında IgM ve IgG antikorlarının ayn ayrı saptanabilmesi olanağını sağlaması ve giderek rutine girmesi sonucunda, bu test önemini yitirmeye başlamıştır. Daha önceleri, yaygın olarak kullanılmaktaydı. Toksop-lasma antikorlarının varlığını saptamada oldukça güvenilir ve duyarlı bir testtir, ancak bununla mevcut antikorların IgG ya da IgM türünde olup olmadığı anlaşılamaz. Takipte önerilen, negatiflikten pozitifliğe geçiş, aralıklı kontrollerde titre artışının gözlenmesi ve 1/1024 litre üzerinde pozitiflik saptanması durumlarının akut tok-soplazmoz yönünde değerlendirilmesi şeklindedir. Akut olguları yeterli güvenilirlikte ayırt edememesi nedeniyle, olanakların elverdiği koşullarda, yerini ELİSA yöntemine bırakmıştır. Ancak, daha ekonomik olması, daha kısa sürede sonuç alınması ve özel ekipmanlara ihtiyaç göstermemesi nedeniyle, ülkemizde halen özellikle kırsal kesimler ve küçük sağlık birimlerinde kullanılmaktadır. Leptospira hemaglutinasyonu: Leptospiroz tanısında kullanılan diğer yöntemlere göre daha pratik olması ve güvenilirliğinin de yeterli kabul edilmesi nedeniyle uygulama alanı bulmaktadır. KOMPLEMAN BİRLEŞMESİ DENEYİ: Bilinen bir antijene karşı hasta serumlarında antikor aranması ya da bilinen antikor kullanılarak, etken antijenin aranması amacıyla, kompleman da kullanılarak uygulanan deneylerdir. Bundan önceki dönemlerde özelllikle sifîliz tanısında kullanılan Kolmer ve hidatik kist tanısında kullanılan Weinberg testleri, bir kompleman birleşmesi deneyleri idi ve dönemlerinin referans yöntemleri idi. Bugün ise, işlem kolaylığı, ekonomik Ölçüler de dikkate alınarak, belirtilen testlerde daha çok hemaglutinasyon yöntemleri kullanılmaktadır. Kompleman birleşmesi deneylerinin halen pratikte yaygın bir kullanım alam bulunmamaktadır. FLORESANLI ANTİKOR (İMMUNFLORESANS) DENEYLERİ: Antijen-antikor birleşmesi olayının, floresans veren bazı boyalarla immunfloresan mikroskopla görünür hale gelmesi esasına dayanan ve böylece hastalık etkeninin araştırılmasının amaçlandığı deneylerdir. Bugün için, bazı alanlarda floresanh antikor tekniği en geçerli yöntem olarak kullanılmaktadır. Örneğin, hastalık materyalinde klamidya antijeni aranmasında en güvenilir yöntem FAT ile yapılan araştırmadır. Yine Le-gionella pneumofila aranması, FAT ile güvenilir şekilde yapılabilir. Kuduz tanısında, dokulardan hazırlanan pre-paratlann FAT ile incelenmesinde Negri cisimciği görülmesi ve virüs araştırılması son derecede değerlidir. Ayrıca, birçok materyal ve dokularda bakteri ve hastalık tanısı. FAT ile konulabilmekledir. ELİSA (Enzyme-Linked-Immunosorbend Assay) ENZİMLİ SEROLOJİK DENEY Günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Güvenilirlik yüksektir. Bilinen bir antijen kullanılarak, hasta materyalinde antikor arandığı zaman, antijen-antikor birleşmesine bir enzim bağlanarak, bu enzimin aktivitesi ölçülmekte ve etkenin durumu hakkında karar verilmektedir. Ya da, tersi olarak, bilinen bir antikora karşı, antijen aranabilmekte, bunda da aynı mekanizma uygulanmaktadır. ELİSA Kullanım Alanları: Teorik olarak şöylece özetlenebilir ki, antijen ya da antikor aranan ve bu antijen ya da antikorlardan birinin elde edilebildiği tüm durumlara ELİSA uygulanabilir. Bu nedenle, günümüzde, brusellozdan leptospirosiz'e kadar bakteriye!, hepatitlerden adenovirüs'e kadar viral, toksop-lazmozdan amebiazis'e kadar paraziter birçok İnfeksiyon hastalığının tanısı yanında, çeşitli hormon tayinlerinde ve İlaç düzeylerinin saptanmasında ELİSA kullanılmaktadır. Hastalık Etkenine Ait Ürünlerin (antijen) Aranmasında: Hepatit B virüs antijenleri: HBsAg, HBeAg tayini, Rotavirüs antijeni, çeşitli materyallerde klamidya antijeni aranması, Epstein Barr virüs Ag, RSV Ag, adenovirüs antijenlerinin aranması vb. Hasta Kanında Oluşan Antikor Yanıtının Saptanmasında: En sık kullanıldığı alan, bütün hepatit marker'ları ve TORCH grubu tayinidir. Örneklersek: Anti-HAV IgM ve IgG, Anti-HBe, Anti-HBcIgM ve IgG, Anti-HCV ve Anti-HCV IgM, Anti-Delta ve Anti-Delta IgM, Anti-CMV IgM ve IgG, Anti-EBV IgM ve IgG, Anti-HSV 1 ve 2'nin IgM ve IgG tayinleri, Antİ-Rubella IgM ve IgG, Rubeola IgM ve IgG, Anti-toksoplasma IgM ve IgG, Anti-HIV 1+2, Entamoeba his-tolitika ve daha birçok infeksiyon hastalığının tanısında ELİSA yöntemini kullanıyoruz. Ayrıca, tiroid hormon düzeylerinden Beta-HCG, anti-sperm antikor (ASA), prostat spesifik antijen (PSA), ferritin ve digoksin tayinine kadar birçok hormon ve ilaç düzeyinin saptanmasında ELİSA tekniğini kullanmaktayız. RİA (Radioimmıınassay) = Radyoaktifti Serolojik Deney: Prensip olarak, ELİSA'nm aynıdır. Yine bilinen bir antijen kullanılarak antikor tayini, ya da bilinen bir antikor kullanılarak antijen tayini yapılır. Yalnız burada an-tijen-antikor birleşmesinde, enzim aktivitesi yerine radyoaktif madde ile işaretli antiglobulin kullanılır ve radyoaktivite ölçümü yapılarak, sonuç tayini yapılır. Güvenilirlik, genelde ELİSA ile eşdeğerdir. RİA Kullanım Alanları: RİA da, ELİSA gibi birçok alana uygulanabilmektedir. Ancak son zamanlarda, radyoaktivite nedeniyle, mümkün olduğu kadar RİA'dan uzaklaşma mey] i güçlenmektedir. Bununla birlikte, güvenilirliğinin yüsek olması ve diğer yöntemlere göre daha ekonomik olması yüzünden, halen yaygın sayılabilecek kullanım alanına sahiptir. Başlıca: Hepatit antijen ya da antikorları aranabilir. Hormon tayinlerinde halen başlıca yöntemdir. İlaç düzeyleri tayininde sık kullanılmaktadır. NEDEN HER HASTALIKTA FARKLI BİR LABORATUVAR YÖNTEMİ TANIDA BİRİNCİL DURUMDADIR? Tanıda kullanılan laboratuvar yöntemlerininin seçimini çeşitli faktörler belirlemektedir. Bu faktörler başlıca; 1. Güvenilirlik 2. Ucuzluk 3. Kolay, pratik çalışma, az ekipman 4. Çabuk sonuç Bir hastalık tanısında, bir laboratuvar yönteminin seçimini bu faktörlerden yalnızca biri değil, tümü belirler. Mevcut koşul ve gereksinimlere göre, bu faktörlerden biri öne çıkabilir. Normalde, güvenilirlik esas alınırsa, bütün tetkiklerin ELİSA, RİA veya FAT ile yapılması gerekir. Ancak bu yöntemler, genelde pahalıdır ve daha donanımlı ekipmanlara gerek gösterir, ayrıca acil ve tekli çalışmalara uygun değildir. Bu nedenle, çoğu hastalık tanısında daha kısa sürede sonuç veren ve tekli çalışmalara uygun yöntemler kullanılır. Örneğin, bruselloz tanısında bugün için en güvenilir yöntem standart aglutinasyon testi (SAT) (=Wright agl.) değildir, ancak en sık kullanılan yöntem budur, çünkü bu yöntemle bruselloz tanısında çoğunlukla sonuç alınabilmektedir, yöntem kolaydır ve kısa sürede sonuç verir, aynı zamanda da ekonomiktir. Salmonelloz tanısında yıllardan beri Gruber-Widal aglutinasyonu kullanılmaktadır ve halen de en yaygın yöntemdir. Hidatik kist, amip, sifiliz tamlarında hemagluti-nasyon yöntemleri bugün için en yaygın ve pratik yöntemler durumuna gelmişlerdir. Hepatit serolojik göstergeleri, TORCH, AİDS tanısında ELİSA yöntemleri egemen durumdadır, çünkü belirtilen hastalık gruplarında ELİSA ile diğer yöntemler arasında güvenilirlik açısından büyük farklar vardır ve bu durum, ELİSA yöntemi kullanmayı zorunlu kılmaktadır. Hormon tayinlerinde, daha çok ekonomik faktörler nedeniyle RİA önde olmasına karşın, son zamanlarda temelde ELİSA ile immun floresan tekniklerin birlikte kullanıldığı yeni kombinasyonlar uygulama alanı bulmaya başlamışlardır. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. YENİ UYGULAMA ALANINA GİREN TETKİKLER: Anti-HCV IgM: 2.jen. ELİSA yöntemi uygulanmaktadır ve akut HCV infeksiyonunun tanısı yönünden bilgi vermektedir. ASO-IGM: Kolon kromatoprafısi yöntemi uygulanmaktadır. ASO yüksekliğinin akut bir infeksiyona mı bağlı, yoksa eski bir yükseklik mi olduğu hakkında fikir vermektedir. TPHA-IgM: Akut sifiliz hakkında fikir vermektedir. Kolon kromatagrofik yöntem kullanılmaktadır. |
![]() |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|