![]() |
|
|||
|
Geçen hafta bir düğüne gittim oradaki bir arakadaş tanıdık beni yanına çağırarak. Muhterem sana daışmak istiyorum dedi. Buyur dedim. Türk kadınları neden bu kadar soğuk? dedi.
Düşündüm ve arkadaşa hak verdim evet neden Türk kadınları soğuk, yani cinsel isteksiz. Bu konuda çok geniş çaplı bir araştırma yaptım. 104 milletten insanın çalıştığı bir yerde çalıştığımdan gözlemelerim sonucunda Türk kadınının evlendikten sonra birde 1-2 çocuk yaptıktan sonra kocasını unutuğunu gördüm. Türk erkekleri özeliklede Avrupadaki Türk erkekleri ailelerinden ilgi görmeyince gözlerini dışarı çeviriyorlar ve sonra boşanmalar. Almanyadaki kadın sığınma evlerindeki kadınların hemen hemen yarısı Türk ve Arap (Faslı) Alman nüfusunun 30'da birini oluşturan Türklerin sığınma evlerinde bu kadar çok olmalarının sebebi eşler arasında uyumsuzluk olabilir. Ama bu problemin ana faktörlerinden biride Türk kadınlarının cinsel isteksizliği ve erkeklerininde aşırı cinselliğe düşkünlüğü önemli bir faktördür. Rus, Alman, Berzilyalı, Tayalntlı, Arap, Yogosla veya Polonyalı hangi milletten olursa olsun bu ülkelerin kadınları cinselikte çok çok akifler, çünkü çok salıklı besleniyorlar ve Türk erkeklerini cezbediyorlar. Bu düğündeki arkadaşım çayına farketmeden ilaç katıyorum ve bekliyorum ne zaman bir hareket olacak diye hiç bir hareket olmuyor. Sen bu işe ne diyorsun ben bu işten bir şey analmıyorum diyor. Evet çok haklı Türk kadınları neden cinselikten bu kadar uzaklar. Bunu bir çok faktörü vardır. Fakat bana göre en önmeli faktörlerden biride yanlış, yağlı ve hamurlu beslenme nedeniye aşırı kilolar ve damarların yağlanamsıdır. Tabii bunda Kültürümüzüne etkisi vardır. Peynir, et, yurmuta, un ve mamülerinin aşırı tüketilmesi vede akşamaları ağır yemekler yeme neticesinde aşırı yağalanma oluyor ve bayanlar geenlikle kilolu oluyor. Kilolu olmasada damarları yağlanıyor. Beyin, kalp ve cinsel organalar başta olmak şartı ile bütün organaların normal çalışabilmesi için kandolaşımının iyi olması gerek. Kılcal kandolaşımının kalitesi ne kadar artarsa beyin, kalp, kas, cinsel organalar ve diğer organalarında foksiyonları o oranda artar. Boyu 160 cm ve kilosu 55kg olan bir bayan ile, kilosu 75kg boyu 160cm olan bir bayan arasında cinsellikte çok farklılık olur. Atletik olan bayanın cinsel organalarına yeterince kan gerekli sürede akar ve kadında bu istek uyanır. Kilolu bayanda bu arzu daha az olur. Bu erkekler içinde geçerlidir. Bir erkeğin cinsel organlar ve çevresine fazladan 1-1,5 litre kan toplanır ve böylece penis gerekli olan setliğe ulaşır. Bazende zayıf olduğu halde damarları yağlı olduğu için kandolaşımında problem yaşanabilir. Damarlardaki özeliklede kılcal damarlardaki kan dolşımının mükemmel olası gerek. Buda kolesterol, trigliserid ve lipidin yüksek olmaması ile mümkündür. Gökçek İksir kadın veya erkekteki damar sertliklerini (arterio skleroz, damar kireçlenmesi) önler ve kişinin beli bir zaman sonra cinsel gücünü artırır.. Kadın veya erkek farketmez. Her türlü hastalığın temelinde yalış beslenme vardır. Gkek Diyet - Ana Sayfa. Bazı uzmanlar bunda dini rol oynadığını ve kadını baskı altına aldığından bahsediyorlar. Peki arap kadınlarıda mslüman neden onlarda aşırı bir cinsellik var. Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet Konu igokcek tarafından (05-31-2008 Saat 10:45 ) değiştirilmiştir.. |
|
|||
|
Kadın ve erkeklerdeki cinsel sorunlar
Sağlıklı bir cinsel birliktelik, hem özel hem de sosyal yaşamın uyumlu bir biçimde sürdürülmesinde etkili rol oynuyor. Toplumsal baskılar ve tabular nedeniyle cinsel problemleri olan kişiler zamanında hekime başvurmuyor. NTV?nin Sağlık Raporu programına konuk olan İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, kadın ve erkeklerdeki cinsel sorunlar konusunda bilgiler verdi. CİNSEL SORUNLARLA İLGİLİ BİLİNÇ DÜZEYİ Çiftler, ya da kadın ve erkekler cinsel fonksiyon bozukluklarını herhangi bir hastalık olarak görüp, hekime başvurmalarının çok önemli olduğuna değinen Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, cinsel sorunlarla ilgili bilinç düzeyi konusunda şunları söyledi: ?Cinsel fonkisyon bozukluğunu ülkemizde hangi oranda rastlanıyor. Bu konuda bu çalışma var, Türk Androloji Derneği olarak. 40 yaş üzerindeki erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu oranının yüzde 70?e kadar çıktığını tespit ettik. Bunu üçe ayırdık, hafif, orta, ağır olarak... Ağır derecede cinsel fonksiyon bozukluğundan yakınanlar doktora mutlaka başvuruyorlar. Çünkü bunların cinsel hayatını sürdürmesi için bir yardım almaları gerekiyor. Ama ikinci grup hafif ve orta derecede olan gruptaki insanları halen doktor yardımı alması söz konusu değil. Bu grupta sıkıntı şu.. Bu insanlar cinsel sorunları olduğunun farkında değil. Farkında olsalar bile belki de tedavi edilebileceğini bilmiyorlar. O yüzden biz Türk Andoloji Derneği olarak bu sene ciddi bir duyuru yapmayı planlıyoruz. Ve cinsel fonksiyon bozukluğunun erkeklerde hafif ve orta da olsa bir şekilde tedavi edileceğini halka duyuracağız.? Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şöyle devam etti: ?Kadınlarda ise Türkiye?de henüz bir çalışma yok. Ama dünyadaki rakamlar kadın cinsel fonkisyon bozukluğunun erkekten çok daha fazla gözüktüğü yönünde. Örneğin ortalama bir rakam vermek gerekirse, erkekte cinsel fonksiyon bozukluğu oranı yüzde 31 iken kadında yüzde 43 oranında rastlanıyor. Demek ki kadının cinselliği, cinsellik fizyolojisi çok daha komplike olduğu için bu ince ayar kadında erkekten çok daha çabuk bozuluyor. Dernek olarak yine kadında cinsel fonksiyon bozukluğunun yüzdesini saptamak üzere bir projemiz var.? KADIN CİNSELLİĞİNİN FİZYOLOJİSİ Cinselliğin fizyolojisiyle ilgili araştırmalar son yıllarda arttı. Bugüne kadar hep erkek cinselliği konuşuldu ve tartışıldı. Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, kadın cinselliğinin fizyolojisini değerlendirerek, erkeklerle benzeşen ve farklı olan noktalara değindi: ?Kadın cinselliği üzerine çok az şey biliyoruz. En azından fizyoloji üzerine çok az şey biliyoruz. Ve bu konuda son iki-üç yıldır ciddi bir araştırma var. Bu araştırmayı da genelde ürologlar yürütüyorlar. Ürologlar son 20 yılda erkek cinselliği konusunda bayağı bir yol aldılar. Ve erkek cinsel fonksiyon bozukluğu, sertleşme sorunu, artık ciddi şekilde tedavi edilmeye başlandı. Ürologlar 20 yıl erkekleri tedavi ettikten sonra dönüp baktılar, kadınlar ne durumda diye. Aslında kadınla ilgilenmesi gereken disiplinlerin bu konuda fazla araştırma yapmadıkları ortaya çıktı. Laboratuvarda ilk önce ürologlar, deneklerdeki cinsi değiştirdiler. Yani erkek tavşanla yaptığı çalışmayı kadın tavşana aktardılar. Ve kadın tavşandaki bulgulara baktılar. Sonra klinik çalışmalar başladı. Ve kadınla erkek arasında ciddi bir örtüşme olduğu ortaya çıktı. Şöyle bir bakarsak organlara, erkekte penis var, kadında klitoris var, küçük bir penis. Kadında overler var, yumurtalık dediğimiz. Erkekte testisler var. Bu organların çalışması ciddi bir şekilde birbirine benziyor.? Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, konuyla ilgili olarak şöyle devam etti: ?Cinsel faza baktığımız zaman dört ayırıyoruz. İstek fazı, uyarılma fazı, orgazm fazı, daha sonra rahatlama fazı. Bu dört faz, erkekte ve kadında tamamen örtüşüyor. İstek duyması gerekiyor, erkek ve kadın için geçerli, uyarılma olması gerekiyor. Uyarılma sırasında erkekte sertleşme oluyor. Kadında uyarılma sırasında yine bir sertleşme oluyor fakat bu sertleşme klitoriste oluyor. Kadında uyarılma sırasında vajinada kayganlık oluşuyor. Ve genital organlar dışında meme uçlarında sertleşme oluşuyor. Kadında ve erkekte vücudun değişik bölgelerinde bir takım kızarıklıklara rastlıyoruz. Yani, kadındaki ve erkekteki mekanizma tamamen örtüşüyor. Orgazm sırasında erkekte boşalma oluyor. Kadında boşalma yok. Bu konuda henüz bir konsensüs yok. Acaba kadında orgazm sırasında erkekteki meniye benzer bir sıvı geliyor mu sorusu daha cevaplandırılmadı. Bu konu lehine ve aleyhine bir takım yayınlar var. Bu konuda araştırmalar sürüyor. Demek ki orgazm fazı da aslında kadın ve erkekte benziyor. Yalnız bir cinsel ilişkide birden fazla orgazm yaşayabiliyor. Orgazm süresi biraz daha uzun kadında. Erkekte 5-15 saniye iken kadında 20 saniye kadar sürebiliyor. Ve birden fazla orgazm yaşıyor. Orgazm sonrası mutluluk duygusu kadında ve erkekte aynı. Çünkü bunu sağlayan hormon seratonin ve orgazmdan sonra bu mutluluk hormonu salgılayarak her iki cinste de bu cinselliği mutlu bir şekilde anımsamasını sağlıyor.? CİNSEL İSTEKSİZLİK Cinsel isteksizlik konusunda ise Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şunları söyledi: ?Cinsel isteksizliği ikiye ayırmak lazım. Biri psikolojik sebepleri, iki organik sebepleri. Cinsel isteği sağlayan hormon kadında ve erkekte aynı, testesteron, erkeklik hormonu. Hem erkekte cinsel isteği yönlendiriyor. Kadında da erkeklik hormonu cinsel isteği yönlendiriyor. O yüzden testesteron düzeyine bakmakta yarar olabilir. Onun dışında psikolojik bir takım sebepleri olabilir. Çocukluğunda yaşadığı bir takım deneyimler. Cinsellikten tiksinme. Bir takım psikolojik sebepleri olabilir. Biz böyle bir hastaya ilk önce hormon testleri yapıyoruz. Ondan sonra eğer hormon testleri düşükse, bu hastayı 6-8 hafta tedaviyle cinsel isteğini arttırmak mümkün olabilir. Eğer organik temeli yoksa, o zaman bu kişinin psikiyatrlar tarafından sebebe yönelik tedaviyle değerlendirilmesi uygun olur.? İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ İLE SERTLEŞME SORUNU Depresyonda veya panik atakta kullanılan ilaçların bir kısmının cinsel fonksiyon bozukluğuna, sertleşme sorununa yolaçabileceğini belirten Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, konu ile ilgili olarak şunları söyledi: ?İlaç değiştirilebilir. Eğer mutlaka bu ilaçta sebat etmek gerekiyorsa o zaman yardım alınabilir. Nasıl yardım alabilir. Bir takım oral ilaçlar var, ağızdan alınan ilaçlar. Bu ilaçlar, cinsel ilişkiden bir buçuk saat önce alınırsa, cinsel fonksiyon bozukluğu restore edilebilir. Yani panik atağa geçinceye bir yardım almasında yarar var. Veya eğer psikiyatrı uygun görürse aldığı psikotik veya ilaçlar değiştirilmesi uygun olabilir.? KADINLARDA GÖRÜLEN CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, kadınlarda en sık görülen cinsel fonksiyon bozukluklarını şöyle açıkladı: ?Kadında cinsel fonksiyon bozukluğunu dört safhaya ayırmak mümkün. İstek bozukluğu, uyarılma bozukluğu, orgazm bozukluğu ve ağrı bozukluğu... En sık gördüğümüz istek bozukluğu... Kadınlar, hayatlarının bir döneminde bir şekilde cinsel isteksizlik yaşıyorlar. İkinci sırada uyarılma bozukluğu geliyor. Üçüncü sırada orgazm bozukluğu var. Orgazm konusu enteresan. Orgazm konusunda çok az şey biliyoruz. Kadınların yüzde 10?u, Türkiye rakamları değil, orgazmı hiç bilmiyorlar. Yüzde 25?inde ise cinsel fonksiyon bozukluğu olan kadınların yüzde 25?inde ise orgazm sorunu oluşuyor. Yani, cinsel fonksiyon bozukluğu olan kadınların yüzde 10?unun orgazmı hiç bilmemesi son derece enteresan. Geriye kalan yüzde 15?inde de bir şekilde orgazm sorunuyla karşılaşılıyor. Üçüncü sırada ağrı bozuklukları... İlişkiden önce, ilişki sırasında veya ilişkiden sonra olabilir. Bunun bir çok sebepleri var. Bu sebeplerini araştırıp, ortaya konulmasında yarar var.? Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, konuyla ilgili olarak şöyle devam etti: ?Dediğiniz gibi kadınlar ikinci planda gibi ama bu konuda uğraşırken gördüğüm bir osmanlı minyatürü beni son derece heyecanlandırdı ve kadınların bu konuda erkeklerden çok daha fazla dirayetli olduğu, sorunlar için doktora başvuracakları izlenimini uyandırdı bende. O minyatürde, bir kadın cinsel fonksiyon bozukluğu olan erkeğini kadıya şikayet ediyor. Ve elinde suni penis var. Yani, kadınlar aslında cinsellik konusunda Osmanlı imparatorluğundan beri geride değiller. Cinselliği bir hak olarak görüyorlar. Ve yaşamak istiyorlar. Yalnız bunun belki tabu olarak kabul edilmesi sonucunda bir baskı var. Ama dediğim o minyatür kadınlar aslında cinsel hayata son derece önem verdiklerini, erkeğin cinsel hayatı sağlayamazsa, bir takım suni araçlarla kendilerini tatmin ettiklerini, bunun için hukuki yollara bile başvuracaklarının göstergesi. Dediğim gibi kadınlar konusunda beni son derece heyecanlandırdı.? CİNSEL UYUŞMAZLIK Eşi ile cinsel olarak uyuşmadığını belirten çiftlerle ilgili olarak ise Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şu açıklamayı yaptı: ?Cinsellik bir kişi tarafından yaşanan bir hadise değil. Yani iki kişi tarafından yaşandığı için cinsel ilişkinin sonucunda her iki taraf ta bir şekilde doyuma ulaşmalı. Tabi ki tüm cinsel ilişkilerde bu geçerli değil. Tüm cinsel ilişkilerin hepsinde doyuma ulaşmak söz konusu olamaz. Ama sonuçta genel olarak cinsel ilişkiden her iki taraf da aylar içinde yıllar içinde tatmin olmalı. Eğer bir sorun varsa eşinde, o zaman bu sorunun üstesinden gelinebileceğinin bilinmesi ve bir üroloğa başvurmasında yarar olduğu düşünüyorum.? ORGAZM SORUNU OLAN KADINLAR Orgazm problemi olan kadınlarla ilgili olarak Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şu açıklamaları yaptı: ?Kadında orgazm sorunu için bir kere o cinsel fazların tam olarak gerçekleşmesi lazım. Yani, istek olmalı, uyarılma olmalı ve orgazm olmalı. Orgazm bozukluğu olan kadınlarda şunlar değerlendirilebilir. Bir kere uyarılma fazı normaldir. Yani, sertleşme, vajina kayganlığı, meme uçlarının sertleşmesi normaldir. Eğer normal değilse bu faza müdahale edilebilir. Genellikle bu hastalarda uyarılma fazında bir takım sorunlar çıkıyor. Orgazm için ise şunlar yapılabilir. İlişkiden önce bir takım ilaçlar alınabilir. Yani, erkekler için kullanılan ilaçlar var. İlişkiden bir buçuk saat önce alınan ilaç, erkeklerde sertleşmeyi sağladığını biliyoruz. Kadında genital sistem, erkekler gibi çalıştığına göre kadında da 1.5 saat önce alınan ilaç, kadın orgazmını kolaylaştırabilir. Ayrıca başka bir cihazımız daha var. Vakum cihazı diyoruz. El kadar küçük bir negatif basınç yaratan cihaz. Kitorise belirli süre uygulanıyor. Belli protokollerle... Erkeklere de vakum cinsi var. Tabi ki kadında kullandığımız vakum cihazı, basınç yaratan cihaz biraz daha narin ve hassas. Belli protokollerle bu sorun çözülebilir. Cinsel fonksiyon bozukluğuyla uğraşan bir merkeze başvurmasında yarar var. Ama bu merkezin bu hastamıza çağdaş, yeni yöntemleri de sunması önemli. KADINLAR İÇİN TEDAVİ Cinsel sorunlar nedeniyle kliniğe ulaşan kadınlar için uygulanan yöntemi Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şöyle açıkladı: ?Türkiye?de, aslında dünya da aynı şekilde düşünüyor. Kadınlar, kadınlara karşı sorunlarını daha rahat aktarıyorlar. Ürologlar, kadın cinsel fonksiyon bozukluğuyla uğraşmaya başladılar. Ürologların çoğu da erkek. Hatta Türkiye?de hiç kadın ürolog yok. O yüzden bir sürü model geliştirdik. Kadınların bulunduğu ortamda, kadınlardan cinsel öyküyü almak. Bu konuda bir uzman hemşire yetiştirdik. Uzman hemşire bizim bulunduğumuz ortamda kadınla konuşup, ondan ilk öyküyü alıyor. Daha sonra biz müdahale ediyoruz cinsel öyküye. Ve kadınlar bu modelde son derece rahatlar. Yani dediğim gibi osmanlıdan beri aslında cinsel hakkını arayan kadın, bu modelde son derece rahat ve Türkiye?de bu modelin öncü olacağını düşünüyoru. Yurt dışında ürologların çalışması şöyle: Onlar da kadının kadına sorunlarını daha rahat aktardığının bilincindeler. O nedenle kadın ürologlar istihdam ediyorlar. Ama ülkemizde kadın ürolog olmadığı için biz uzman bir hemşire tanımıyla cinsel öyküyü alıyoruz.? Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, konuyla ilgili olarak şöyle devam etti: ?Bir takım testler var. Cinsel öyküden sonra fizik muayene gerekiyor. Örneğin kadında yeni hastalık tipi tarif edildi. Klitorisin aynı peniste olduğu gibi klitorisi saran kılıfın, derinin yeteri kadar genişleyememesi ve cinsel uyarılma fazında klitorisin bu deriden yeteri kadar dolmaması söz konusu. O fizik muayeneyi yapıyoruz. Ondan sonra kadının duyusal sistemini kontrol ediyoruz. Sonra, kadının genital yollarının, damarlarının haritasını çıkarıyoruz. Ondan sonra vajinanın basınç ve hacmini ölçmek mümkün. Bütün bunların hepsinde tabi ki uzman hemşire yeralıyor. En azından test sırasında orada mutlaka bulunuyor.? ERKEKLERDE GÖRÜLEN CİNSEL SORUNLAR Erkeklerde en sık görülen cinsel sorunlar hakkında ise Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şunları söyledi: ?Erkekte cinsel fonksiyon bozukluğunda en fazla karşılaşılan sorun sertleşme sorunu. Erkeklerin enteresan bir şekildeyüzde 95?i orgazm oluyor. Yani, onlarda orgazm sorunu yok. Hatta bu yüzde 95?in üstünde de olabilir. O yüzden daha sık gözüken sorun sertleşme sorunu ve erken boşalma... Erken boşalmaya yüzde 40-50 oranında rastlıyoruz. Sertleşme sorununda 40 yaş üzerinde yüzde 70?e kadar çıkıyor. Erkeklerde yaklaşımımız ilk önce bir değerlendirmek. Değerlendirmede iki şeye dikkat ediyoruz. Sorun psikolojik mi organik mi? Psikolojik ise tedavi edilebilir mi? Organ ise mutlak olarak tedavi edilebilir. Bu sorunun cevabını aramak için bir takım testler yapıyoruz. Sonra tedaviye geçiyoruz.? DİABET Diabetin kontrol, süresinin çok önemli ve diabetin bir çok organı etkilediğini belirten Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, ?penisi de etkiliyor? diyerek devam etti: ?Penisin damarını etkiliyor, sinirini etkiliyor, düz kasını etkiliyor. Bizim 1994 yılında yaptığımız bir çalışma var. Cinsel fonksiyon bozukluğu olmayan diabetik erkeklerde cinsel fonksiyonlara baktık. Yani, bu erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu yok. Herhangi bir şekilde doktora başvurmamışlar. Diabetiklerde cinsel fonksiyona baktık. Ve klinik öncesi dediğimiz bir takım bulgular elde ettik. Klinik öncesi patolojik bulgular. Yani, bu diabetik grup çok önemli...Diabetik grupta biliyoruz ki, sertleşme sorunu yüzde 75?e kadar çıkıyor. İşte bu diabetik grup aynen diğer organlarını kontrol ettirir gibi, gözlerini, böbreklerini, mutlaka üroloğa başvurup, bu kontrol üzerinde kalmalılar. Yani, penisin diabetikten etkileneceği bilinmesi. Penisin bir takım testleri yapılması ve gerekirse klinik öncesi yani cinsel fonksiyon bozukluğu ortaya çıkmadan bu tedavi edilebilmeli. Bu konuda İtalyan bir arkadaşımızın bir protokolü var. Biz de bu protokolü uyguluyoruz. Penisi mümkün olduğu kadar çalıştırmak. Yani, işleyen demir ışıldar meselesiyle antrenman yaptırıyoruz penise. Ve gece antrenmaları ve cinsel ilişki sırasında cinsel tekniği de geliştirerek penisin sürekli olarak çalışması söz konusu. Ve bu hastalar daha sonra cinsel fonksiyon bozukluğuyla karşılaşmıyorlar.? ERKEN BOŞALMA Erken boşalma sorunu ile ilgili olarak Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şu açıklamaları yaptı: ?Türkiye?deki erken boşalma oranını bilmiyoruz ama Güney Amerika?da yapılan bir çalışmada yüzde 40-50 arasında erken boşalma oranı. Erken boşalmaya gelişimsel biyoloji içinde bakarsak, aslında erken boşalma bir avantaj. Mesela bir kurt sürüsü düşünün. Bu kurt sürüsünde dişi kurtlar var, erkek kurtlar var. Erkek kurt, kısa sürede menisini dişi kurta aktarıp, bu cinsel ilişkiyi çok kısa tutmak zorunda. Erken boşalma doğada bir avantaj. İnsanda ise cinsel hayatın başlamasıyla erken boşalma bir dezavantaj haline geçiyor. Belki 50 bin yıl sonra erkeklerde erken boşalma sorunu olmayacak. Biz bu aşamada nasıl yardımcı olabiliriz, erken boşalma sorunu olan hastalara. İkiye ayırıyoruz boşalmaya. Bir penisi hassas olan erkekler, penisi heyecanlı olan erkekler. Penisi hassas olan erkeklerde penis hassasiyetini giderici, peniste heyecanlı olan erkeklerde de heyecanını giderici ilaçlar vermek mümkün. Ayrıca seks teknikleri yine cinsel terapilerle erken boşalmayı önlemek mümkün.? ANATOMİK BOZUKLUKLAR Anatomik bozukluklar, şekil bozuklukları konusunun aslında son derece fazla merak edilen bir konu olduğuna değinen Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, şöyle devam etti: ?Birincisi, penis boyutu tam olarak ne olmalı? Penisteki bir takım şekil bozukluklarının cinsel fonksiyon etkisi ne? 9 cm.lik bir penis cinsel fonksiyon için yeterli. 9 cm hatta 7 cm altındaki penislere küçük penis diyoruz. Bu yüzden erken genç erkeklerin penis boyutuyla fazla ilgilenmemelerinde yarar var. Şöyle bir yanlış mit var. Penis boyutuyla yaşanılan hazzın arasında doğru bir orantı var. Bu doğru değil. Penisin boyutu genişliğiyle, yaşanan hazzın arasında hem erkekte hem kadında doğru bir orantı yok. O yüzden penisin boyutlarından ziyade penisin fonksiyonu önemli. İyi fonksiyon eden yeterli boydaki bir penis cinsel ilişkide her iki tarafı da tatmin edebilir. İkincisi penisteki bozuklukları ikiye ayırıyoruz. Birincisi doğuştan karşılaşılan bozukluklar. İkincisi 50-55 yaşlarında ortaya çıkan peröni hastalığı. Peröni hastalığı konusunda Amerika?da yapılan bir çalışmada yüzde 1 oranında bulunmuş. Bu peröni hastalığı, peniste şekilde bozukluğu, elektron sırasında ağrı, peniste ele gelen bir kitle ve cinsel fonksiyon bozukluğuyla karşımıza çıkıyor. Dediğim gibi Amerika?da oranı yüzde 1-2 arasında. Fakat İtalyanlar bir çalışma yaptılar. Peröni hastalığı oranını yüzde 7 buldular. Yani, Amerika?dan İtalya?ya gelinceye kadar oran 7 kat arttı. Peröni hastalığının sebebinde biraz vahşi seks dediğimiz sorun yatıyor. Yani, cinsel ilişkiyi biraz sert yaşayan erkeklerde, peniste küçük küçük travmalar oluşuyor. Ve ona bağlı olarak penisin içinde kanamalar oluşuyor ve penis bir şekilde o bölge taşlaşıyor, taşlaşma olduğu tarafa doğru dönüyor. Türkiye?deki oranını bilmiyoruz ama İtalya?da yüzde 7 olduğuna göre bu oran, genelde Türkler Akdeniz ülkesi ve İtalyanla da biraz olsa da benzerler. O yüzden bu civarda olduğunu düşünüyorum. Bu grupta eğilim derecesi önemli. 40 derecenin üzerindeki eğrilikleri cerrahi olarak tedavi ediyoruz. Ve tedavi protokolümüz, bacaktan aldığımız bir damarı eğrilik bölgesine yamayarak, eğriliği ortadan kaldırmak.? HEKİME BAŞVURMA SÜRESİ Kadın ve erkekler için bir değerlendirme yapan Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, hekime başvurma zamanı ile ilgili bilgiler verdi: ?Aslında Dünya Sağlık Örgütü?nün ve cinsel fonksiyon bozukluğuyla uğraşan derneklerin şeyi son derece açık. Altı aylık bir süreyle cinsel fonksiyon bozukluğu yaşayanlar, doktora başvurmalılar. Hatta bu süreyi iki aya kadar düşürme eğilimi var. Yani, iki aylık sürekli sebat eden bir cinsel fonksiyon bozukluğu yaşanıyorsa, mutlaka hekime başvurulmalı ve tedavi seçeneklerinin geniş bir yelpazede olduğu bilinmeli. Ve tıbbın hastanın emrine sunduğu bu tedavi seçeneklerinden mutlaka yararlanılmalı.? |
|
|||
|
Kadın Cinsel Fonksiyon Bozuklukları
Seksüel disfonksiyon veya cinsel işlev bozukluğu hem kadın hem erkekleri yoğun olarak etkileyen bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımına göre cinsel sağlık; kişilik, iletişim ve aşkı artıran yollarla cinsel varoluşun bedensel, duygusal, entellektüel ve sosyal yönlerinin bir bütünleşmesidir. Cinsellikle ilgili sorunlar bu bütünlüğün bozulmasına yol açarak, bireylerin ruhsal ve sosyal sorunlar yaşamasına sebep olur. KADIN CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUĞU Seksüel disfonksiyon veya cinsel işlev bozukluğu hem kadın hem erkekleri yoğun olarak etkileyen bir problemdir. Dünya Sağlık Örgütü'nün tanımına göre cinsel sağlık; kişilik, iletişim ve aşkı artıran yollarla cinsel varoluşun bedensel, duygusal, entellektüel ve sosyal yönlerinin bir bütünleşmesidir. Cinsellikle ilgili sorunlar bu bütünlüğün bozulmasına yol açarak, bireylerin ruhsal ve sosyal sorunlar yaşamasına sebep olur. Cinsel ilişki; iki insanın biyolojik, ruhsal ve sosyal yönleriyle yaşadıkları birleşmedir. Bu birleşmenin belirli bir tek şekli veya kuralı olmadığı gibi taraflar birbirine ve çevreye zarar vermedikleri ve doyuma ulaştıkları sürece nasıl ve ne kadar cinsel aktivitede bulunacaklarına kendileri karar verirler. Bu yazıda kadınlarda görülen cinsel işlev bozukluklarının nedenleri, belirtileri, tanı ve tedavisiyle ilgili merak edilen sorulara cevap bulacaksınız. Kadınlarda Cinsel Aktivite Nasıl Gerçekleşir? Kadında fiziksel ve psikolojik uyarılma sonucu beyindeki bazı merkezler harekete geçer. Beyinden klitoris (bızır) ve diğer cinsel organlara gelen emir sonucu alman uyarı cinsel tepkiye dönüşür. Yani kadın cinsel ilişkiye beyniyle katılır ve bunun için psikolojik hazırlığı da büyük önem taşır. Cinsel aktivite 4 aşamada gerçekleşir: 1- Eksitasyon (Heyecanlanma) Fazı 2- Plato (Düzlük) Fazı 3- Orgazm Fazı 4- Rezolüsyon (Çözülme/Gevşeme) Fazı Her bir fazda çeşitli değişiklikler olur ve cinsel aktivite tamamlanır. Heyecanlanma fazı Fiziksel ve psikolojik uyarılma söz konusudur. Kadın bir yandan geçmiş cinsel deneyimleri ve fantezilerle psikolojik uyarı sağlarken diğer yandan devamlı ve tempolu bir ön sevişmeyle fiziksel uyarı oluşur. Bu faz birkaç dakikadan, birkaç saate dek sürebilir. Kadın uyarıldığında vajina (hazne) ve diğer cinsel organlarda kan dolaşımı artar ve vajina ıslanır. Vajinanın 1/3 alt kısmı daralırken 2/3'lük üst kısmı uzar ve genişler. Uterus (rahim) yukarı yükselir. Vajina ve uterustaki bu değişikliğin spermin geçişini ve döllenmeyi kolaylaştırdığı düşünülmektedir. Klitoris erkekteki penis gibi sertleşir. Göğüsler genişler ve meme ucu sertleşir. Kalp hızı ve kan basıncı artar, kaslar daha duyarlı hale gelir. Sinir sisteminin etkisiyle damarların genişlemesine bağlı olarak yanak, boyun, göğüs ve karın üst bölgesinde kızarıklıklar oluşur. Plato (düzlük) fazı Yüksek cinsel uyarı devam eder ve bir çok kadın ön sevişmeyle bu fazı uzatmaktan zevk alır. Cinsel organlara ait kaslar kasılır, vajina ağzı genişler. Cinsel salgılar artar. Cinsel kızarıklıkta, nabız ve tansiyonda artış olur. Solunum hızlanır, kaslar gerilir. Orgazm fazı Orgazm cinsel heyecanın en üst düzeyidir. Fiziksel uyarının yanı sıra erotik düşünceler de orgazma ulaşmayı kolaylaştırır Kas ve sinirlerde oluşan ani gerilim boşalır ve ardından tüm vücudu saran bir dizi kasılma nöbeti oluşur. Klitoris, vajina, uterus, anüs ve alt karın kaslarında kuvvetli kasılmalar olur. Cinsel bölgedeki kasların yanı sıra sırt, yüz, boyun ve bacak kaslarını da içine alan bu ritmik kasılmaların sayısı 5-12 arasında değişir. Ortalama orgazm süresi 19 saniyedir. Cinsel aktivite boyunca giderek artan solunum, kalp hızı ve kan basıncının en yüksek olduğu aşama, orgazm fazıdır. Çözülme (gevşeme) fazı Yoğun bir terlemenin ardından vücut cinsel aktiviteden önceki haline döner. Cinsel organlara dolan kan hızla boşalır, salgılar azalır, klitoris normal şekline ve uterus normal pozisyonuna geri döner. Meme başlarındaki sertleşme kaybolur ve göğüsler küçülür. Cinsel kızarıklar geçer; kalp, solunum ve kan basıncı normallesin Gevşeme ve rahatlama nedeniyle mutluluk hissi oluşur. Yeterli ve sürekli cinsel uyarının sağlanması halinde kadınlar üst üste defalarca orgazm olabilirler. Her cinsel ilişki orgazmla sonuçlanmayabilir. Cinsel aktivitede başarının göstergesi, orgazma ulaşmadan öte cinsel doyumun sağlanmasıdır. Ortam koşullarının uygunluğu, iyi bir partner, yeterli fiziksel ve psikolojik uyarılma ve kendine güven cinsel aktivitede başarının vazgeçilmez koşullarıdır. Kadın cinsel işlev bozukluğu nedir? Kadında cinsel işlev bozukluğu erkektekine benzer olarak; 1-Cinsel istek bozuklukları 2-Cinsel uyarılma bozuklukları 3-Cinsel ağrı bozuklukları 4-Orgazm bozukluğu,şeklinde ortaya çıkar. Cinsel istek bozuklukları Cinsel isteğin azlığı/yokluğu hatta cinsellikten tiksinme şeklinde görülebilir. Organik ve psikolojik nedenlerle oluşabilir. Cinsel aktiviteye veya fantezilere karşı isteksizlik/ilgisizlik vardır.Cinsel isteksizlik kadınlarda daha sık görülmektedir. Yapılan çalışmalar erkeklerdeki cinsel isteksizliğin %15, kadınlardaki oranın ise %35'e vardığını göstermiştir. Kadın, hayatı boyunca hiç tatmin olmamıştır ya da cinselliğe olan ilgisi sonradan azalmıştır. Bu problemi yaşayan kadınlar çok zor ve nadiren orgazm olurlar. Cinsel isteksizliğin nedenleri arasında; cinsel organlara veya hormonal dengeye ait bozukluklar, bazı ilaçlar, olumsuz cinsel deneyimler, kendine güvensizlik, partnerle cinsellik dışında olumlu paylaşım yaşayamama, yoğun stres ve depresyon sayılabilir. Cinsel tiksintiler ise cinsel aktiviteye, cinsel organlara ya da sıvılara karşı olabilir. Sebepleri arasında çocukluktaki gelişme dönemlerine ait takıntılar, yanlı ş/yetersiz cinsel bilgiler, tecavüze veya travmaya maruz kalma, partnerin uygunsuz ve taciz edici yaklaşımları, cinselliğe karşı korku ve endişe sayılabilir. Çiftler birbirlerine cinsel istek ve tercihlerini iletebilmeli, sabırlı ve anlayışlı olmalı, cinsellik dışında da uyumlu bir birliktelik sağlamalı yani aynı zamanda iki iyi arkadaş olmalıdırlar. İstek bozukluğunun devam etmesi halinde sağlık ekibine baş vurulmalı ve tıbbi yardım alınmalıdır. Cinsel uyarı bozuklukları Uyarılma bozukluğu yasayan kadınlarda ön sevişme ve cinsel ilişki boyunca zevk almaya yetecek kadar uyarı oluşmaz. Uyarı lamama nedeniyle gerekli biyolojik dengeler sağlanamaz ve klitoris sertleşmesi, vajina ıslaklığı, cinsel haz ve orgazm zorlaşır. Kadınlar bu şekilde de ilişkiye girebiTir, fakat vajinal ıslaklık yeterli olmadığı için tanris sonucu ağrı ve yanma meydana gelir. Sebepler arasında sistemik hastalıklar (diyabet gibi), hormonal problemler, menopoz, ilaç kullanımı, cerrahi girişimler sonucu ortaya çıkabilen sinir zedelenmeleri ve partnere ya da sekse karşı isteksizlik sayılabilir. Cinsel ağrı bozuklukları Tıp dilinde "disparoni" denir ve cinsel ilişki sırasında ağrı duyulması anlamına gelir. Kadınlarda cinsel organlara yönelik cerrahi girişimlerden sonra %30 oranında ağrı bozukluğu gelişmekte ve bu şikayetle kliniğe başvuran kadınların %40'mda üreme organlarına ait tıbbi problem saptanmaktadır. Partnerle ilişkide uyumsuzluk da, psikolojik kökenli ağrı bozukluğuna neden olabilmektedir. Ağrı bozukluğu ile kliniğe başvuran kadınların yarısında, vajinismusa da rastlanmaktadır. Vajinismus; vajinanın 1/3 dış kısmının cinsel ilişki aşamasında istemsiz olarak kasılması ve penisin girişine engel olmasıdır. Travma, tecavüz ve geçirilen cerrahi girişimler sonucu gelişebilir. Bunun dışında kızlık zarı kalıntıları, doğum sırasında açılan ve dikiş atılan bölgede oluşan dokular, cinsel organlara ve cinsel salgı bezlerine ait iltihaplı hastalıklar ve menopozdaki vajinal değişiklikler nedeniyle de oluşabilir. Vajinismus sıklıkla psikolojik nedenlerle veya yetiştirilme koşullarına bağlı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Anne - baba ilişkilerinin bozuk oluşu, annenin fazla pasif, babanın tehditkar veya saldırgan oluşu, ilk ilişkide çok ağrı çekileceğinin anlatılması, cinselliğin kadın açısından kötü bir şey veya sırf katlanılması gereken bir görev olarak gösterilmesi, vajinaya zarar geleceği endişesi, kendine güvensizlik ve suçluluk duygusu vajinismusa yol açan etkenlerdendir. Tıbbi tedavi, psikoterapi ve cinsel terapi görülmesini gerektirir. Orgazm bozukluğu Hiç orgazm olamama veya orgazma zor/nadiren ulaşma şeklinde görülen bir problemdir. Başta vajinismus olmak üzere çeşitli tıbbi ve psikolojik nedenleri vardır. Kimi kadınlar vajinal yolla orgazm olamasa da klitorisin uyarılması sonucu orgazma ulaşabilirler. Bu durum bir orgazm bozukluğu değildir. Kadının orgazma ulaşabilmesinde yeterli uyarılma ve ön sevişme ile cinsel aktivitenin süresi önem taşır. Kimi zaman kadında organik veya psikolojik bir sorun olmadığı halde, partnerin erken boşalma gibi cinsel sorunları nedeniyle de ilişki orgazmla sonuçlanmayabilir. Kadınlarda cinsel işlev bozukluğu görülme sıklığı Cinsel işlevler ve işlev bozuklukları konusundaki çalışmalar, geçmişte ağırlıklı olarak erkekler hakkında yapılmıştır. Fakat son yıllarda kadının cinsel aktivitedeki rolü, cinsel aktivite sırasında kadınlarda meydana gelen fizyolojik değişiklikler ve işlev bozuklukları konusunda yoğun olarak araştırmalar başlamıştır. Geniş gruplarla yapılan çalışmalarda, kadınların yoğun bir şekilde cinsel işlev bozukluğu yaşadıkları saptanmıştır. Örneğin; Amerika'da cinsel işlev bozukluğu erkeklerde %31 iken kadınlarda %43 oranında bulunmuştur. Bu %43'lük oranın yaklaşık 40 milyon kadını kapsadığı ve bu grubun %10'dan az bir kısmının tedavi için başvurduğu belirlenmiştir. Türkiye'de henüz bu boyutta bir çalışma yapılmamış olmakla birlikte, çeşitli araştırmaların sonuçları ve klinik başvurularına bakıldığında, ülkemizde de kadın cinsel işlev bozukluğunun azımsanamayacak boyutta olduğu ortaya çıkmaktadır. Kadınlarda cinsel işlev bozukluğu sebepleri Cinsel işlev bozukluğu çeşitli organik ve psikolojik nedenlerle oluşabilir. Kadının cinsel aktivitedeki rolü ve kadındaki cinsel işlev bozukluğu, yıllarca erkekteki kadar yoğun biçimde araştırılmamış ve sorunun sadece psikolojik kaynaklı olduğuna inanılmıştır. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar, problemin organik boyutunun da büyüklüğünü gözler önüne sermiştir. Organik nedenler ? Sistemik hastalıklar ve vasküler (damarsal) nedenler Diabet (şeker hastalığı), kalp hastalığı, hipertansiyon, yüksek kolesterol düzeyleri gibi çeşitli sistemik problemler, ateroskleroz (damar sertliği) gibi damar yapısına ait sorunlar ve sigara alışkanlığı gibi nedenlerle cinsel organlara kan akımı bozulabilir. Normal cinsel uyarının olabilmesi için, cinsel organların damar bütünlüğü tam olmalıdır. Damar sertliği olan kadınlar üzerinde yapılan çalımsalar ile klitoris ve vajinadaki azalmış kan dolaşımının cinsel uyarılmada bozulmaya yol açtığı ve bu hastalarda gecikmiş vajinal genişleme, azalmış vajinal kayganlık, ağrılı veya rahatsız edici cinsel ilişki azalmış vajinal duyarlılık ve azalmış klitoral orgazm tespit edilmiştir. Damar sertliği dışında pelvik damar yatağının (leğen kemiği içindeki damar yapısı) kunt perineal travma (cinsel organların olduğu bölgeye kesici olmayan darbe) veya pelvis (leğen kemiği) kırıkları ile yaralanması klitoral ye yajinal kan akjmmın azalmasına neden olabilmektedir. Üremi, böbrek yetmezliği ve diyalizin cinsel işlev bozukluğuna neden olabildiği görülmüştür. Diabet gerek cinsel organlardaki damar yapısı ve kan dolaşımı gerek sinirlerde meydana getirdiği sorunlar nedeniyle cinsel işlev bozukluğuna yol açmaktadır. İstanbul Tıp Fakültesi Urolo|i Anabilim Dalı tarafından şeker hastalığı bulunan 75 kadına cinsel işlev sorgulaması yapılmış ve elde edilen veriler herhangi bir hastalığı olmayan normal cinsel aktiviteye sahip 30 kadınla karşılaştırılmıştır. Spnuçlarda diabetik kadınlarda cinsel işlevin normal kadınlara göre belirli derecede bozulduğu,başta cinsel arzuda azalma olmak üzere kjitoral duyarlılıkta azalma, orgazm güçlüğü, vajinal rahatsızlık hissi ye vajinal kuruluk gibi sorunları yüksek oranlarda yaşadıkları belirlenmiştir. Bireyin enerjisini ve özbakım gücünü azaltan kronik hastalıklar ve yaşamında değişikliğe yol açan ağır sağlık sorunları da, cinsel işlev bozukluğuna neden olabilmektedir. ? Nörolojik nedenler Nörolojik hastalıklar veya çeşitli nedenlerle ( diabet, travma, cerrahi girişim gibi) sinir zedelenmeleri sonucunda beyinden cinsel organlara giden mesaj engellenir. Omurilik yaralanmaları, epilepsi (sara), multipl skleroz, serebrovasküler (beyin damarlarına ait) hastalıklar, Alzheimer ve Parkinson hastalım, sinir sistemine ait enfeksiyonlar nedeniyle cinsel işlev bozukluğu oluşabilir. Histerektomi (rahmin alınması) gibi üreme organlarına ait cerrahi girişimler ile mesane ve bağırsağa yönelik operasyonlar sırasında oluşabilen sinir zedelenmeleri de, cinsel işlev bozukluğuna yol açabilmektedir. ? Hormona/ nedenler Üreme organlarının gelişmesini ve cinsel aktivitenin çeşitli aşamalarının gerçekleşmesini sağlayan hormonların, kandaki düzeyleri azaldığında cinsel işlev bozukluğuna rastlanabilir. Özellikle ooferektomi (yumurtalıkların alınması) sonrasında kadınlar bu problemi yoğun olarak yaşamaktadırlar. ? Cerrahi girişimler Üreme organlarına ait çeşitli cerrahi girişimler sinir zedelenmesine yol açabilmenin yanı sıra, hormonal dengeyi bozabilmekte ve vücutta meydana getirdiği değişiklikler nedeniyle de cinsel işlev bozukluğuna sebep olabilmektedir. Özellikle mastektomi (memenin alınması) veya mesane ve bağırsağa yönelik operasyonlarda açılan ostomiler (mesane veya bağırsağın karın bölgesinde oluşturulan bir açıklıktan boşalması) nedeniyle, kadının bedenini algılayışı bozulabilmekte ve cinsel yaşamı da bundan etkilenmektedir. ? Tedavi ve ilaçlar Çeşitli tedavi yöntemleri, bazı ilaçlar ve madde kullanım alışkanlıkları cinsel yaşamı çeşitli yönlerden etkiler. Kalp hastalıkları, hipertansiyon, depresyon, hormonal problemler, kanser ve mide şikayetlerinin tedavisinde kullanılan kimi ilaçlarla bazı idrar söktürücüler ve kemoterapi, radyoterapi adet düzeninin, cinsel organların yapısının ve sonuçta cinsel işlevlerin bozulmasına yol açabilmektedir. ilacın dozu, tedaviyi aksatmayacak biçimde azaltılabilir, daha az yan etkisi olan bir ilaçla değiştirilebilir veya bunların mümkün olmadığı hallerde cinsel işlevleri düzenleyici yöntemler tedaviye ekfenebilir. Sigara, alkol, madde kullanım alışkanlıkları da, bir süre sonra cinsel işlev bozukluğuna yol açmaktadır. ? İleri yaş Yaş arttıkça klitoris ve vaiinadaki düz kas/ bağ doku oranı, bağ doku lehine artar. Bunun sonucunda klitoristeki sertleşme ve vajinadaki genişleme yeteneği bozulur. ? Menopoz Menopozla birlikte azalan östrojen hormonuna bağlı olarak, vajinanın boyutlarında küçülme ve ıslaklığında azalma sonucu cinsel ilişki sırasında ağrı oluşumu nedeniyle sekse olan ilgi azalır. Psikolojik nedenler Çocukluk çağı, yetiştirilme tarzı ve bu dönemde kazanılan çeşitli yaşam deneyimleri, alışkanlık ve takıntılar bireyin hayatının sonraki aşamalarını da etkiler. Bozuk aile ilişkileri içinde, yanlış/yetersiz cinsel bilgilerle büyüyen ya da çocuklukta cinsel travma yaşayan bireylerde, cinsel işlev bozukluğuna yatkınlık oluşur. Hayatın ileri evrelerinde yaşanan cinsel başarısızlıklar, depresyon, aldatılma, hamilelik ve doğum sonrası ruhsal problemler, organik hastalıklara tepki, yaşlanma, partnerdeki cinsel problemler ve cinsel şiddete maruz kalma gibi nedenlerle cinsel işlev bozukluğu başlar. Çiftler arasındaki çekiciliğin kaybolması, ilişkinin bozulması, kendine güvensizlik, cinsellikten ve başarısızlıktan korkma, cinsellik hakkında kalıplaşmış yanlış düşünceler, yetersiz önsevişme ve psikiyatrik rahatsızlıklar sorunun çözülmesini zorlaştırır. Özellikle sonradan edinilmiş orgazm bozukluklarında, organik nedenlere psikolojik kökenli sorunlar da eşlik edebilir. Çeşitli psikolojik faktörler arasında partnere karşı ilgi kaybı veya partner tarafından reddedilme korkusu, vajinaya zarar gelebileceği endişesi ve suçluluk duygusu ön plana çıkmaktadır. Kadınlarda cinsel işlev bozukluğunun belirtileri Cinsel işlev bozukluğu yaşayan kadınlarda en sık görülen şikayetler şunlardır: 1- Cinsel isteğin ve sekse duyulan ilginin çok az ya da hiç olmaması 2- Cinsel aktivite sırasında uyarılmanın gerçekleşmemesi 3- Cinsel aktivite sırasında vajina içerisindeki kayganlığın çok az ya da hiç olmaması 4- Cinsel organlarda hissizlik 5- Zor veya hiç orgazm olamama 6- Cinsel aktivite sırasında ağrı ve rahatsızlık olması 7- Cinsel aktivite sonrasında ağrı ve rahatsızlık olması Kadınlarda cinsel işlev bozukluğu olup olmadığı nasıl anlaşılır? Cinsel işlev bozukluğu, ancak yapılan muayene ve testlerle teşhis edilebilir. Bu yüzden, bu alanda uzmanlaşmış sağlık ekibine başvurarak problemi anlatmak ve tedavi arayışına girmek en doğrusudur. Teşhis ve tedaviyi etkilememek için sorun açıkça anlatılmalı ve niçbir bilgi saklanmamalıdır. Hastadan edinilen bilgiler ve fizik muayene ne teşhis konabilse de, bazı testler yapılması gerekebilir. İlk aşamada yapılan tetkikler Cinsel işlev bozukluğu şikayeti ile başvuran hastaya tam fizik muayene ve psikososyal değerlendirme yapıldıktan sonra, uluslararası ortak kullanılan şikayetlere yönelik cinsel işlev sorgulaması ve daha sonraki aşamada tanı am.açlı çalışmalar yapılır. idrar ve tam kan tahlili (kan şekeri, kreatinin, kolesterol, trigliserid, karaciğer enzimleri gibi), hormon düzeyleri (FSH, LH; Ostradiol, Testosteron gibi) başvurulan ilk tetkiklerdir. Sonraki incelemeler 1- Dupleks Ultrasonografi: Ses dalgalarını içeren bu yöntem yardımıyla cinsel organlardaki kan damarlarının haritası çıkarılır ve bu bölgedeki belli noktalardan kan akım hızı ölçülür. Özellikle damarsal nedenlere bağlı cinsel işlev bozukluğunun tanısında kullanılır. 2- Bioteziometre: Klitoris gibi cinsel noktalara ve cinsel bölge dışındaki bazı noktalara uyarı verilerek duysal tepkiler incelenir. Cinsel organlardaki sinirsel uyarı düzeyini değerlendirmede kullanılır. 3- Vajinal pH ölçümü: pHmetre denilen özel göstergeler yardımıyla vajina sıvısı içindeki asitlik düzeyi saptanır. 4- Vajinal kompliyans ölçümü: Vajina volümü (hacmi) ile duvar direnci arasındaki ilişki değerlendirilir. Kadınlarda cinsel işlev bozukluğu tedavisi Sebebe ve hastanın genel durumuna göre belirlenen ilaç veya vakum gibi cihazlı terapilerden, psikoterapiye kadar uzanan bir tedavi yelpazesi vardır. Yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmalar sürmektedir. Hormon ve ilaç tedavisi ? Östrojen Replasman Tedavisi Eksilen östrojeni (dişilik hormonu) dışarıdan tamamlama tedavisidir. Özellikle menopoza girmiş kadınlarda bu tedavi ile vajinal kan dolaşımı ve buna bağlı olarak vajinal ıslaklık artar. Böylece ilişki esnasında oluşan ağrı ve yanma hissi azalır. Ayrıca bu tedavinin klitoral duyarlılığı sağlayıp, cinsel arzuyu artırdığı düşünülmektedir. Vajina içine direkt uygulanan Östrojen içerikli krem ve jeller de vardır. ? Testosteron Menopozda östrojen replasman tedavisiyle birlikte ve özellikle testosteron seviyesi düşük kadınlarda kullanılabilir. Kliforal duyarlılığı, vajinal ıslaklığı, sekse olan ilgiyi ve uyarılmayı artırır. Karın bölgesine yapıştırılan bant formları da vardır. ? Prostoglandin El Damar genişletici etkisi ile klitoris ve vajinada kan dolaşımını artıracağı düşünülmekte ve krem formuna yönelik klinik çalışmalar sürmektedir. ? Alprostadil Prostoglandin E l'in bir başka biçimidir. Klitoral kan dolaşımını, vajinal ıslaklığı ve uyarılmayı artırmakta; krem formları üzerinde klinik çalışmalar sürmektedir. ? Fentolamin Direkt ya da alfa adrenerjik blokaj yoluyla düz kas gevşemesini sağladığı ve buna pağlı olarak klitoral sertleşme, vajinal genişleme ve ıslaklığı artırdığı düşünülmektedir. ? Apomorfin Erkekte merkezi sinir sisteminde (hipotalamusun supraoptik bölgesindeki çekirdekte) etki göstererek ereksiyonu sağladığı bilinmektedir. Kadında cinsel organların seksüel cevabını düzenleyici olarak etki gösterdiği düşünülmektedir. Ancak henüz klinik kullanımı başlamamıştır. ? Sildenafil Erkek cinsel işlevleri üzerindeki etkisi fark edildikten sonra, bu alanda oldukça popüler olan Sildenafil halen yoğun olarak kullanılmaktadır. Sildenafil etkisini Tip 5 Fosfodiesteraz denen bir enzimin etkisini engelleyerek gösterir. Bunun sonucunda tıpkı peniste yaptığı gibi, nitrik oksidin vajina düz kası üzerindeki gevşeticı etkisini uzatır ve damarlarda genişlemeye yol açarak cinsel organlardaki kan dolaşımını artırır. Böylece cinsel yanıt ve orgazma ulaşmayı kolaylaştırır. Yakın zamana dek, sadece erkeklerdeki cinsel aktiviteye etkisiyle gündemde olan Sildenafil'in kadınlarda da benzer mekanizmalarla etkili olduğu saptanmıştır. Eldeki araştırma sonuçlarına bakıldığında hastaların cinsel organlarındaki his kaybı, orgazma ulaşmada zorluk, vajinal ıslaklıkta azalma veya hiç ıslanmama, seksüel isteğin azlığı/yokluğu, cinsel aktivite sırasında ağrı ve rahatsızlık gibi sorunlarında düzelme sağlandığı görülmektedir. ilaç alımını takip eden 24 saat içinde tansiyonda düşme, baş ağrısı, ateş basması, mide-bağırsak problemleri ve görme bozuklukları gibi geçici yan etkiler görülebilir. Nitrat içeren ilaçları kullanan hastalar Sildenafil almamalı ve tedaviye başlamadan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmelidir. Klitoral vakum cihazı Cinsel organlardaki kan dolaşımının yetersizliğine bağlı cinsel işlev bozukluğunu tedavi etmek amacıyla tasarlanan klitoral vakum cihazı klitoristeki kan dolaşımını ve düz kas oranını artırmada yarar sağlar. Vücuda girmeden klitoriste yumuşak bir vakum etkisi oluşturur ve duyarlılığı, vajinal ıslaklığı, orgazmı yani genel anlamda doyumu artırır. Cihaz kullanım sırasında klitorisin üzerine yerleştirilen huni şeklinde tek kullanımlık küçük yumuşak bir plastik vakum başlığı ile avuç büyüklüğünde ve pille çalışan bir vakumdan oluşur. Cdl'Ştırıldığında vakum pompası kanı klitoris içine çeker ve burada kan dolaşımını arfırarak cinsel uyarılmaya yardımcı olur. Cinsel işlev bozukluğu olan kadınlarda cihazın kullanımı sonrasında seksüel duyarlılıkta %100'e, doyumda %80'e ve vajinal ıslaklıkta %73'e varan artış bildirilmiştir. Psikolojik danışma Cinsel işlev bozukluğu yasayan hastalarda ve yanı sıra partnerlerinde çeşitli psiko-sosyal sorunlar da görülebilir. Bu psiko-sosyal sorunlar cinsel işlev bozukluğunda kimi zaman sebep, kimi zaman da sonuç olarak karşımıza çıkar. Cinsel yaşamdaki aksaklıklar çiftler arasında sürtüşmelere ve ilişkilerin bozulmasına yol açabilir. Cinsel işlev bozukluğuyla başvuran çiftlerde psikolojik ve sosyal sorgulama sonucunda psikoterapi ve cinsel terapi uygulanması gerekebilir. Psikolojik danışma ve terapi desteği, problemin tanımlanması ve çözümünde yardımcı olmasının yanı sıra, hastaya ve partnere sorunla baş edebilmede katkı sağlaması açısından çok önemlidir. |
|
|||
|
Erkek Cinsel Fonksiyon Bozuklukları
Erektil disfonksiyon, cinsel ilişki için yeterli ereksiyonu başlatamama, sağlayamama ve devam ettirememe durumudur. Son yıllarda, yeni ve daha az invazif tedavi yöntemleri uygulanmaya başlanmış ve hastalar bu sorun hakkında daha çok bilinçlenmişlerdir.ERKEK CİNSEL FONKSİYON BOZUKLUKLARI Erektil disfonksiyon, cinsel ilişki için yeterli ereksiyonu başlatamama, sağlayamama ve devam ettirememe durumudur. Son yıllarda, yeni ve daha az invazif tedavi yöntemleri uygulanmaya başlanmış ve hastalar bu sorun hakkında daha çok bilinçlenmişlerdir. Penil ereksiyon (sertleşme) Fizyolojisi: Fask evre, sempatik innervasyon sonucu kavernöz düz kas ve arterlerin kontraksiyonu sonucu oluşur. Santral duysal psikojenik uyarı ve/veya penil uyarı, parasempatik aktivite artışı ile penil düz kaslarda relaksasyona yol açar. Bu olay, NO/cGMP yolunun aktivasyonu ve muhtemelen cAMP yolunun da eklenmesi sonucu oluşur ve penil arterlerde kan akımının artışına neden olur. Penil kan akımındaki artış tumesansa yol açar ve intrakavernöz basınçta artış ile venöz akımı engeller ve sonuçta peniste rijidite oluşur. Bu durum, venooklüsif mekanizma olarak da bilinir. Seksüel fonksiyon prevelansı Seksüel disfonksiyonun birçok tipi vardır ve burada libido sorunları, erken boşalma gibi ejakülatör sorunlar dışında yalnızca erektil problemler tartışılacaktır. Erkeklerin hayatları boyunca ereksiyon ile ilgili sorunlu dönemleri olur, ama 40 yaşın altında persistan erektil disfonksiyon nadirdir. Bu oran yaşla giderek artar ve 70 yaşındaki erkeklerde %65 oranında potens problemleri vardır. Bu artış özellikle damarsal bozukluklara bağlıdır ve diabetik erkeklerde erektil disfonksiyon yaklaşık 10 yıl daha erken ortaya çıkar. Yaşlılıkta fizyolojik birtakım değişiklikler meydana gelse de, bu değişiklikler her zaman erektil dısfonksiyona neden olmaz. Çoğu erkek yaşlılıkta ereksiyon için daha çok penil stimülasyona ihtiyaç duyar, penis rijiditesi azalır ve cinsel ilişki sırasında herhangi bir aikkat dağılması, ereksiyonun kaybına neden olur. Cinsel ilişki sıklığı azalmıştır, ama ilişki aynı oranda tatminkardır. Bu da erkeğin kendini iyi hissetmesi için çok önemlidir. Erektil disfonksiyonun nedenleri ve bunlara bağlı örnekler Tablo l'de gösterilmiştir. Tabloda görüldüğü gibi sigara içmenin, hipertansiyonun ve diğıer kardiyovasküler problemlerin, diabet ve alkol kullanımının önemine de mutlaka değinilmelidir. İlk Değerlendirme Erektil disfonksiyonun değerlendirilmesinde genel bir algoritmin olması önerilir ve hastaların çoğunda sofistike bir inceleme gereksizdir, iyi bir anamnez, değerlendirmenin temelini oluşturur, ancak hastaların çoğu cinsel sorunlarını tartışmaktan çekindiği için anamnez alırken hastaya ılımlı bir yaklaşım gereklidir. Hastanın rahatlamasının sağlanması ve doktorla güven verici bir ilişki kurulmasına çalışıldığı için ilk konsültasyon zaman alıcıdır. Erektil problemin nedenini bulmak ve bu nedenleri penil kurvatür ve erken boşalma gibi diğer seksüel problemlerden ayırt etmek önemlidir. Hastaya eşiyle veya partneriyle görüşmek de önerilebilir. Bu erkeğe bağlı problemi doğ rulayabilir veya vajinal kuruluk gibi partnere bağlı farklı nedenleri ortaya çıkarabilir. Diyabetikler, hipertansifler veya multipl skleroz hastaları gibi erektil disfonksiyonun yüksek oranda görüldüğü hastalarda cinsel fonksiyon özellikle sorgulanmalıdır. Homoseksüel erkeklerde de yüksek oranda erektil disfonksiyon görülmektedir ve bunun da incelenip tedavi edilmesi gerekmektedir. Psikolojik ve organik faktörlerin erektil disfonksiyona etkisi anamnezden çı kartılabilir. Organik erektil disfonksiyonda genellikle ereksiyonun yavaş ve progresif kaybı yanında libido ve ejakülatuar fonksiyonun korunduğu görülür. Bazı hekimler cinsel fonksiyonun değerlendirilmesinde bir soru formu uygulamasını da faydalı görmektedirler. Ayrıca hastanın genel fiziksel ve psikolojik sağlığını ve partnerinin de cinsel açıdan aktif olmak isteyip istememesi konusunu da dikkate almak önemlidir. Genital bölgede ve prostatta herhangi bir problem olup olmadığını görmek ve organik faktörlere de dikkat edildiğini göstermek için hastanın fizik muayenesinin yapılması önemlidir. Hipertansiyon gibi damarsal veya endokrin sorunların bulguları tespit edilebilir ve erkeğin görünüşü, depresif durumu hakkında bilgi verebilir. Erektil disfonksiyonda diabeti ekarte etmek önemlidir ve androjen eksikliğini veya hipofiz adenomu nedeniyle oluşan bir hiperprolaktinemi vakasını yakalamak için sabah testosteron değerine de bakılmalıdır. Hastanın lipid ve kolesterol düzeyi tayin edilmelidir. Hastanın ilk karşılaşma sonucunda problemin olası nedenleri, istenilecek bazı özel tetkikler ve hastanın fayda göreceği tedavi seçenekleri belirlenmelidir. Bu aşamada bazı hastalar tedavi istemediklerini ve nonpenetratif bir cinsel yasamı kabullenebilecekleri^ söyleyebilirler. Genelde hastaların bir kısmı, erektil disfonksiyçn hakkında temel bir bilgisi olan bir pratisyen hekim tarafından tedavi edilebilecek durumdadır. Hastanın ikinci kez görülmesi Bu aşamada hastaya o anki erektil durumu hakkında sorular sorulur ve istenen tetkiklerin sonuçları değerlendirilir. Cinsel performansı konusunda hafif sıkıntıları olan bazı hastalar ilk ziyaretleri sonucunda iyilesebilmektedirler. Diğerlerinde ise tedaviye başlanabilir veya daha ileri tetkik ve tedavi için refere edilebilirler. TEDAVİ: İlk adım hastaya sigara ve alkol tüketimini azaltmayı tavsiye etmek olmalıdır. Diabetiklerde kan şekeri kontrolü sık aralıklarla yapılmalıdır. Halen kullandığı ilaç rejiminde değişiklik yapılabilir ancak bir antihipertansif ilaçtan diğerine geçmek erektil fonksiyon üzerinde nadiren olumlu etki yapar. Sebep her ne kadar organik de olsa, genelde erektil disfonksiyonu olan bütün hastalar psikolojik olarak da etkilenmektedir. Bu nedenle cinsel danışmanlık da tedavinin önemli bir parçasıdır ve buna partnerin de dahil edilmesi önerilir. Bu danışmanlık, çiftin güvenini kazanmaya ve ilişkideki gerilimi azaltmaya yardımcı olur. Geçici erektil disfonksiyon da nadir bir durum değildir ve genellikle ilaçla tedaviye gerek duyulmaz. Problemin temelde psikolojik olduğu çiftlerin, erken evrede bir psikoseksüel danışmana refere edilmesi tavsiye edilir. Depresyon gibi psikiyatrik sorunları olan hastalar için de, psikiyatrik tavsiyeler ve tedavi gereklidir. Özellikle libidosu yok olmuş izole androjen yetersizliği olan yaşlı hastalara, önce prostat tümörünü ekarte ederek ( parmakla rektal muayene ve PSA ölçümü ile) testosteron tedavisi verilebilir. Oral terapi Birçok erkek bu tedaviyi tercih etmektedir. Yohimbine, zayıf bir alfa reseptör bloker aktiviteye sahiptir; ancak çok etkili değildir. Oral fentolamin ( alfa l ve alfa2 adrenoreseptör blokeri) ve apomorfin (dopamin reseptör agonisti) klinik geliştirme safhasındadırlar; ancak ülkemizde henüz ruhsatlı değildirler. Sildenafil, erektil disfonksiyon tedavisinde etkinliği kanıtlanmış ilk oral ilaçtır. Ereksiyonun biyokimyasal mekanizması daha iyi anlaşıldıkça, daha duyarlı preparatlar da yakında kullanıma sunulacaktır. Sildenafil, cGMP'nin intrakorporal yıkımı önleyen bir tip-5 fosfodiesteraz inhibitörüdür. Angina pektoris tedavisi için geliştirilen bu ilacın, kardiak hastalarda kullanımı sırasında ereksiyon sayısını artırdığı tespit edilmiştir. Psikolojik ve organik erektil disfonksiyon tedavisi için kullanılır. Oral alımdan sonra hızla absorbe edilir. Seksüel aktiviteden 60 dakika önce alınır ve etkisi yaklaşık 4 saat sürer. İlaç, 25, 50 ve 100 mg'lık dozlarda bulunmaktadır. Endojen NO salını mı ile başlayan kavernöz düz kas relaksasyonunu artırarak ereksiyon başlamasından çok ereksiyon kalitesinde artmaya neden olmaktadır. Sildenafil, hipotansiyon tehlikesi nedeniyle nitrat kullanan hastalarda kontrendikedir. Klinik çalışmalar, erektil disfonksiyonun etiyolojisine bağlı olarak, %40-80 hastada etkili olduğunu göstermiştir. Yan etkiler çoğunlukla baş ağrısı (%lö), yüzde kızarma (%10) ve dispepsidir (%7). Renkli görmede hafif ve geçici bozukluk, ışığa karşı hassasiyet veya bulanık görme yaklaşık %3 hastada görülen yan etkilerdir. Sildenafil kullanımı sonrası bazı ölüm vakaları bildirilse de, ilaç ile ilişkisi tam olarak ortaya konamamıştır. Genel olarak kalp hastalarında dikkatli kullanılmalıdır. Vakum cihazları Noninvazif bir yöntemdir ve bütün erkeklerde etkili olabilir. Dezavantajı, uygulama sırasında zaman harcanması ve kullanımda el becerisi gerektirmesidir. Bir defada en fazla 30 dakika kullanılmalıdır ve partnerin de onayı gerekmektedir. Bu cihazlar penis etrafında vakum yaratır ve kan korporal boşluklara toplanır. Kruslarda rijıdite olmadan penil tümesansı sağlamak için penis köküne bir band yerleştirilir. Belli oranda rahatsızlık ve peniste soğukluk hissi olsa da yan etkileri azdır. Genellikle ejakülasyon engellenmektedir ve bazı erkekler bu durumun orgazmı etkilediğini düşünmektedirler. %10-15 erkekte peniste morluk olabilmektedir. VaKum cihazları özellikle daha stabil ilişki içinde olan yaş1 erkeklerde ve diğer tedavi yöntemlerinin etkili olmadığı durumlarda yararlıdır. Transuretral alprostadil uygulaması Alprostadil. ülkemiz dışında ilk olarak erektil disfonksiyonda intrakavernosal tedavi için ruhsat almıştır. İlaç, intrauretral olarak uygulanabilen bir pellet içinde bulunur. Alprostadil, PGE1'in sentetik formudur ve ereksiyonu başlatarak etki eder. Sildenarilin aksine, ereksiyon oluşturmak için kavernöz düz kaslarda gevşemeyi başlatır. Âlprostadili transuretral uygulamak için MUSE geliştirilmiştir. Hastalara, disposabl bir uygulayıcının uretral olarak kullanıldığı MUSE yöntemi öğretilmektedir. Uygulayıcının geçişini ve ilacın emiliminı kolaylaştırmak için hasta ilk olarak idrarını yapar, ilaç emilimi, hastanın penisini avuç içi ile ovması ile de kolaylaştı rıh r. Bazı hastalar, penis köküne konstriktif bir halkanın konmasının etkinliğıi artırdığını belirtmişlerdir. Ereksiyon 10 dakika içinde gelişir ve doz 125-1000 mg arası değişir. Nörolojik sorunları olan hastalar daha düşük dozlarda fayda görmektedir. En sık yan etki penil ağrı (%30), uretral yanma (%1 2) veya minör uretral kanamadır (%5). Sistemik yan etkilere (hipotansiyon ve hatta senkop gibi) sık rastlanmamaktadır. Partner hamile ise veya hamilelik şüphesi varsa, prezervatifsiz kullanım kontraendikedir. İntrakavernozal Enjeksiyon Tedavi İntrakavernosal enjeksiyonla tedaviye ilk kez 1982 yılında papaverinle başlanmıştır. Birçok hekim tarafından nem teşhis, hem de tedavide yaygın şekilde kullanılsa da daha az invazif tedavi modalitelerinin çıkmasıyla ilk etap tedavi olarak kullanımı azalmıştır. Hastalara nasıl kendi kendine enjeksiyon yapılacağı öğretilmelidir ve uzamış ereksiyon veya priapizmi önlemek için doz dikkatli ayarlanmalıdır. Ereksiyon, 10 dakika sonra meydana gelir ve seksüel uyarı ile artırılabilir. Değişik farmakolojik ajanlara bağlı olarak komplikasyon insidansı değişir. Minimal ağrıya sık rastlanır, fakat uzun dönem sorunlar priapizm veya penil fibroz ile sınırlıdır. Alprostadil Ülkemiz dışında intrakavernosal enjeksiyon tedavisinde en yaygın kullanılan ajandır. %70-80 hastada etkilidir ve yan etkileri azdır. Penil ağrıya %15-50 hastada rastlanır fakat sıklıkla sorun yaratmaz. Doz aralığı 5^20 mg'dır. Ancak bazı hekimler daha yüksek dozlarda veya papaverm ve fentolamin ile kombine kullanmaktadır. Priapism yaklaşık %1 hastada görülür ve 3 yıllık sürede penil fibrosiz insidansı yaklaşık %10'dur. Fibrosiz vakalarının yaklaşık yarısı spontan olarak düzelir. Timoksamin Ülkemizde bulunmayan bu selektif alfa l adrenerjik reseptör antagonisti erektil disfonksiyon tedavisi için ruhsat almıştır ve 10-20 mg'lık dozlarda kullanılır. Ereksıyonu başlatmada daha az etkilidir ancak seksüel uyarı ile bazı hastalarda yeterli rijidite sağlar. Penil ağrı ve uzamış ereksiyon gibi yan etkiler daha az oranda görülür. Papaverin Genel olarak kullanılan ilk ajandır ve ucuz olma gibi bir avantaja sahiptir. Erektil disfonksiyon tedavisi için ruhsat almamıştır ve penil fibroz ve priapism açısından relatif yüksek riske sahiptir. Ülkemizde en yaygın kullanılan ilaçtır. Trimix (Papaverin, Fentolamin, Alprostadil) Bu kombinasyon, papaverin/fentolamin karışımına ve alprostadile zayıf cevap yeren vakalar için geliştirilmiştir. Özel olarak hazırlanmaktadır, lisanslı değildir. Vazointestinal Polipeptid (VIP) ve Fentolamin Alprostadile kıyasla etkinliği henüz kanıtlanmamıştır. En önemli yan etkisi yüzde kızarıklık ve taşikardıdir. Ancak alprostadile oranla daha az ağrı görülür. Cerrahi tedavi Arterial Rekonstrüksiyon Bu tedavi yalnızca, 40 yaş altı, posttravmatik arterial lezyonları selektif anjiyogramla görüntülenmiş ve sigara, hipertansiyon veya diabet gibi risk faktörleri bulunmayan genç hastalarda endikedir. İnferiyor epigastrik arter kullanılmaktadır ve dorsal penil arter/ven ile anastomoze edilir. Dikkatli hasta seçimi sonrası l yıllık başarı oranı %65'dir. izole büyük damar hastalıkları (aorta, internal iliak, iliak kommunus) erektil disfonksiyonlu hastalarda nadirdir fakat tedavi için uygun olabilir (balon anjiyoplasti). Venooklüsif Disfonksiyon için Cerrahi Konjenital fokal anomaliler gibi bazı vakalarda başarılı olsa da vasküler risk faktörleri varlığında düşük başarı sağlamaktadır. Penil Protezler Bu tip tedavi, yalnızca dikkatli hasta seçimi ve daha az invazif seçenekler sonrasında uygulanır. Basit malleable (bükülebilir) (Figür 6) protezlerden daha kompleks hidrolik protezlere kadar değişen farklı cihazlar bulunmaktadır. Protez seçimi daha çok hasta isteklerine ve maliyete bağlıdır. Bir protez normal ereksiyon sağlayamaz, fakat seksüel birleşme için yeterli penil rijidite meydana getirir. Hidrolik protezler flasid olma avantajına sahiptir ve mekanik daha güvenilirdir. Enfeksiyon majör bir komplikasyondur, yaklaşık %3-5 vakada görülür ve genellikle cihazın çıkarılmasına neden olur. Uzun dönem hasta memnuniyeti yaklaşık %80-90'dır. SONUÇ Erektil disfonksiyonlu erkekler, sorunlarına çözüm aramaları konusunda cesaretlendirmelidirler. Erektil disfonksiyona, 40 yaş üstü, kronik hastalık, pelvik travma ve cerrahi, alkol, sigara kullanımı, sistemik ateroskleroz ve diyabet gibi risk faktörü sahibi hastalarda daha sık rastlanır. Standart tanısal değerlendirme, detaylı tıbbi ve seksüel hikaye ve hastanın klinik incelemesini içermektedir. Diyabet ve hipogonadizm ekarte edilmelidir, fakat ek testler sınırlı sayıda hastada gereklidir. Erektil disfonksiyon tedavisi için değişik tedavi seçenekleri vardır ve her biri farklı etki, güvenilirlik ve hasta memnuniyeti profiline sahiptir. Hastaların çoğu eski normal ereksiyon durumlarını tekrar kazanmak isterler. Bu ancak sorunun psikolojik, hormonal ve ilaca bağlı olduğu veya nadiren arterial rekonstrüksiyon yapılabildiği durumlarda mümkündür. Bütün hastalar, psikoseksüel danışmadan bir miktar yarar görürler ve unutulmamalıdır ki bazı hastalar tatmin edici, nonpenetran seksüel ilişki seçeneğini tercih ederler. Tedaviye geleneksel olarak non-invazif yöntemlerle başlanır ve daha invazif tedavi seçenekleri, arterial rekonstrüksiyon veya non-invazif tedaviye yanıtsız hastalara penil protez implantasyonu gibi özel endikasyonlarla sınırlıdır. Etkisi ortaya konmuş ilaçların elde edilebilir olması, yeni farmasötikal tedavi seçeneklerinin geliştirilmesini cesaretlendirmektedir ve bu durum hastaların daha çok medikal tedaviye yönelmesine neden olacaktır. |
|
|||
|
Cinsel isteksizlik önemsenmiyor
Cinsel Eğitim ve Tedavi Derneği Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Cem İncesu, Türk toplumunda kadınların en yaygın cinsel sorununun ?cinsel isteksizlik? olduğunu, buna karşın kadınların tedavi için en çok vajinismus sorunu için hekime başvurduğunu vurguladı. İSTANBUL - Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği (ESAM) ile Cinsel Eğitim ve Tedavi Derneğinin (CETAD) birlikte Swissotel?de düzenlediği ?Sağlık Bilinci ve Medya? konulu toplantıda ?Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Bilinci? ele alındı. Toplantıda konuşan Doç. Dr. İncesu, kadın cinselliğindeki sorunları ele alarak, kadınların cinsel yaşamlarında gelenekler, bekaret ve namus kavramı, şiddet, cinsiyet rolleri, dini ve ahlaki tutumlardan kaynaklanan sosyo-kültürel, eğitimsizlik ve toplumsal yaşama ilişkin sorunlarının var olduğuna dikkati çekti. Doç. Dr. İncesu, bu sorunların yanı sıra ergenlik, adet dönemi, gebelik, emzirme dönemi ve menopozdan kaynaklanan dönemsel isteksizlik, uyarılma ve orgazm bozuklukları, vajinismus ve ağrılı cinsel birleşmenin neden olduğu cinsel işlev bozuklukları ve psikolojik sorunların da kadınların cinsel yaşamlarını etkilediğini anlattı. Doç. Dr. İncesu, kadınlarda yüzde 27-33 oranında istek azlığı, yüzde 10-18 oranında uyarılma bozukluğu, yüzde 5-25 oranında orgazm bozukluğu ve yüzde 3-11 oranında da vajinismusun da aralarında bulunduğu cinsel ağrı şeklinde görülen işlev bozuklukları olduğunu söyledi. ?Cinsel isteksizlik, Türk toplumunda kadınların en yaygın cinsel sorunudur? diyen Doç. Dr. İncesu, ancak bu konuda hekime başvuru oranının ise çok düşük olduğunu kaydetti. Doç. Dr. İncesu, yapılan tüm çalışmaların, herhangi bir cinsel sorun yaşayan kadınların yaklaşık olarak yarısında, ek olarak depresyon ya da psikolojik sorun bulunduğunu da gösterdiğini dile getirdi. Türkiye?de her 3 kadından 1?nin, en az 1 cinsel işlev bozukluğu yaşadığının da düşünüldüğünü anlatan Doç. Dr. İncesu, bir çok kadının birden fazla cinsel sorun yaşayabildiğini söyledi. VAJİNİSMUS Doç. Dr. İncesu, yalnızca cinsel birleşme kurulamamasından çok öte bir kavram olan vajinismusun ise birleşmeye engel olan ya da olmayan kas kasılmaları olduğunu, bazı vakalarda tüm vücudun kilitlendiğinin görüldüğünü anlattı. Vajinismusun; eğitim, aile, meslek, entelektüel düzey ve bölgeden bağımsız bir durum olduğunu ifade eden Doç. Dr. İncesu, bu hastalığın mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini, kendisinin tedavi ettiği kadın doğum uzmanı ya da psikolog olan vajinismus hastalarının bile bulunduğunu söyledi. Doç. Dr. İncesu, ?Vajinismus, en sık rastlanan cinsel sorun olmamasına rağmen, Türkiye?deki kadınların en sık cinsel tedaviye başvurma nedenidir? dedi. Türkiye?de yüzbinlerce çiftin bu sorunu yaşamalarına rağmen evliliklerini yıllarca sürdürdüklerini dile getiren Doç. Dr. İncesu, vajinismusun 1-4 ay içinde tedavi edilebildiğini kaydetti. Doç. Dr. İncesu, bu alanda kızlık zarının alınması, ameliyat ortamında ya da doktor veya hemşire önünde cinsel birleşme sağlanması gibi yanlış tedavilerin uygulanabildiğini ifade ederek, son dönemde bu konuda gündemde olan botoks uygulamasının da doğru bir tedavi olmadığını söyledi. CİNSEL ŞİDDET Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Şahika Yüksel de cinsel şiddetin çeşitleri arasında çocukluk çağı cinsel istismarları, tecavüz, evlilikte tecavüz, iş yerinde cinsel istismar, doktor cinsel istismarının da bulunduğuna işaret ederek, bunlara maruz kalan kişilerin bir ruhsal hastalığının olabileceğini, özellikle partner ilişkilerinde sorunlar yaşayabileceğini ya da intihar edebileceğini anlattı. Cinsel istismara uğrayan kişilerin bir cinsel travma yaşadığına dikkati çeken Prof. Dr. Yüksel, ?Tecavüz, bir insanın yaşam hakkının elinden alınmasından sonra en ağır suçtur. En düşük oranda bildirilen suç da tecavüzdür? dedi. Evlilikte ya da sevgilinin tecavüzünün de söz konusu olabildiğini dile getiren Prof. Dr. Yüksel, yakın ve eş tecavüzünün klasik tecavüzlerdeki gibi tekil olaylar olmadığını, çoğul ve çok yönlü olduğunu söyledi. ERKEK CİNSELLİĞİNDEKİ SORUNLAR Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferruh Şimşek de erkeklerde sertleşme kaybının tüm erkek toplumunun yüzde 10?unda bulunduğunu, 45 yaşını geçen erkeklerin ise çoğunda bu sorunun görülebileceğini ifade ederek, 60 yaş üzeri erkeklerde yüzde 50 oranında sertleşme kaybı bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Şimşek, sertleşme kaybının önemli bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayarak, ?Sertleşme kaybının Türkiye?de dünya geneline göre daha fazla görülmesinin nedeni, ağır sigara içicisi bir toplum olmamızdır? dedi. Sertleşme kaybının damar problemleri, otonom sinir sistemi hasarı ve hormonal anormallikler gibi hastalıkların habercisi olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Şimşek, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, prostat büyümesi, depresyon, obezite, sigara ve tütün içiciliğinin de sertleşme kaybında önemli bir etken olduğunu dile getirdi. |